Şeytan ile yoldaş olmayın
Oğul! Ben senin şeytana yoldaş ve yardımcı olduğunu görüyorum. Kendini ona emanet etmişsin. Şeytan din ve takvanın etini yiyor, sermayeni tüketiyor da senin haberin bile yok
16.05.2026 00:55:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Oğul! Ben senin şeytana yoldaş ve yardımcı olduğunu görüyorum. Kendini ona emanet etmişsin. Şeytan din ve takvanın etini yiyor, sermayeni tüketiyor da senin haberin bile yok.
Yazık sana! Daimi zikirle onu kendinden uzaklaştır. Daima zikirle meşgul olmalısın. Çünkü daimi zikir, şeytanı helak edip hezimete uğratır ve dirliğini bozar.
Bazen dilinle ve bazen kalbinle Hakkı an! İzzet ve celal sahibi Allah'a teslim olan, sebeplere dayanmaktan kendini kurtaran ve Allah'tan başka bütün fanileri kalbinden atan kişi, devaların tamamına nail olmuş demektir. Deva sadece dil ile değil; aynı zamanda kalp ile de Allah'ı tevhid-birlemektir…

Bir kulun kalbinde Hak sevgisi yerleşirse, başka sevgiler kendiliğinden çıkar, gider. Hak Teâlâ, sevgisini kulun bütün duygularına içirir. Artık içi ve dışı O' nunla meşgul olur. Hem sureti, hem manası O'nunla olur. O kulunu kendi Zatı için hazırlar…
İzzet ve Celal sahibi Allah'ın zikri, ariflerin kalbinde yer tutar. Bu zikir onların kalbini tamamen ihata eder ve zikrullahın dışında her şeyi unutturur. Onun içindir ki, ariflerin kalbinde zikrullahdan başka hiçbir şeye yer yoktur. İşte bu hal tamamlanınca içine girilmiş olan halet, cennetin ta kendisidir.
Bu hale eren arifler, artık cenneti bulmuşlar ve oraya dâhil olmuşlar demektir. Yalnız bu cennet iki çeşittir. Bunlardan birisi hemen bu dünyada kavuşulan cennettir; diğeri de daha ileride vaad olunan cennettir.

Hemen bu dünyada kavuşulan cennet şunlardan ibarettir:
Allah'ın hükmüne razı olmak;
Kalbin İzzet ve Celal sahibi Allah'a yakın olması ve O'na münacatta bulunması;
Allah ile arasındaki perdenin kaldırılmış olması…
İşte bu vasıflardaki bir kalbin sahibi, bütün hallerinde daima Allah ile beraberdir.
Daha ileride vaad olunan cennet ise, İzzet ve Celal sahibi Allah'ın mü'minlere vaad ettikleri ile, yine mü'minlerin perdesiz olarak Allah'ın cemalini görmeleridir.
Kalbin karışmadığı dil zikri, fayda getirmez. O zikirde fayda yoktur. Asıl zikir, kalbin zikri, sırrın zikridir; dilin zikri ondan sonra başlar.

Hakk'ı anmanın hakiki zevkini bulduğun zaman; "Beni zikrediniz, sizi zikredeyim; Bana şükrediniz, küfre düşmeyiniz" mealine gelen ayet-i kerimenin sırrı zuhur eder.
O'nu an ki, seni ansın. O'nu an ki, hataların günahın kalmasın. Taat sahibi olasın, isyanın olmasın. İşte o zaman seni anar. Sen de halkı bırakır, O'nunla olursun. Ve O'nu anmak seni bir şey istemekten alıkoyar. Bütün maksudun O olur. O zaman cümle arzularını bırakırsın.
O, senin bütün arzu merkezini teşkil ederse, O'nun ilim hazinelerinin anahtarı eline teslim edilir…"
Ölü kalpliler! Rabb'inizi zikretmeye, Kitabını ve Peygamber'inin (s.a.a.v.) sünnetini okumaya ve zikir meclislerinde bulunmaya devam edin ki, kalbiniz yağmurun yağmasıyla hayat bulan ölü toprak misali dirilsin…

Zikre devam etmek, dünya ve ahirette hayrın devam etmesinin sebebidir. Sen insanlarla ve dünya ile içiçe olduğun sürece insanlardan gelecek olan övgü ve yergilerin etkisinde kalırsın.
Çünkü o takdirde nefsinle, heva-hevesinle, tabiatınla berabersin. Kendi gücüne ve kuvvetine güvenerek ahiretle meşgul olursan, paramparça olur, bitap düşersin…" (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)
Yazık sana! Daimi zikirle onu kendinden uzaklaştır. Daima zikirle meşgul olmalısın. Çünkü daimi zikir, şeytanı helak edip hezimete uğratır ve dirliğini bozar.
Bazen dilinle ve bazen kalbinle Hakkı an! İzzet ve celal sahibi Allah'a teslim olan, sebeplere dayanmaktan kendini kurtaran ve Allah'tan başka bütün fanileri kalbinden atan kişi, devaların tamamına nail olmuş demektir. Deva sadece dil ile değil; aynı zamanda kalp ile de Allah'ı tevhid-birlemektir…

Bir kulun kalbinde Hak sevgisi yerleşirse, başka sevgiler kendiliğinden çıkar, gider. Hak Teâlâ, sevgisini kulun bütün duygularına içirir. Artık içi ve dışı O' nunla meşgul olur. Hem sureti, hem manası O'nunla olur. O kulunu kendi Zatı için hazırlar…
İzzet ve Celal sahibi Allah'ın zikri, ariflerin kalbinde yer tutar. Bu zikir onların kalbini tamamen ihata eder ve zikrullahın dışında her şeyi unutturur. Onun içindir ki, ariflerin kalbinde zikrullahdan başka hiçbir şeye yer yoktur. İşte bu hal tamamlanınca içine girilmiş olan halet, cennetin ta kendisidir.
Bu hale eren arifler, artık cenneti bulmuşlar ve oraya dâhil olmuşlar demektir. Yalnız bu cennet iki çeşittir. Bunlardan birisi hemen bu dünyada kavuşulan cennettir; diğeri de daha ileride vaad olunan cennettir.

Hemen bu dünyada kavuşulan cennet şunlardan ibarettir:
Allah'ın hükmüne razı olmak;
Kalbin İzzet ve Celal sahibi Allah'a yakın olması ve O'na münacatta bulunması;
Allah ile arasındaki perdenin kaldırılmış olması…
İşte bu vasıflardaki bir kalbin sahibi, bütün hallerinde daima Allah ile beraberdir.
Daha ileride vaad olunan cennet ise, İzzet ve Celal sahibi Allah'ın mü'minlere vaad ettikleri ile, yine mü'minlerin perdesiz olarak Allah'ın cemalini görmeleridir.
Kalbin karışmadığı dil zikri, fayda getirmez. O zikirde fayda yoktur. Asıl zikir, kalbin zikri, sırrın zikridir; dilin zikri ondan sonra başlar.

Hakk'ı anmanın hakiki zevkini bulduğun zaman; "Beni zikrediniz, sizi zikredeyim; Bana şükrediniz, küfre düşmeyiniz" mealine gelen ayet-i kerimenin sırrı zuhur eder.
O'nu an ki, seni ansın. O'nu an ki, hataların günahın kalmasın. Taat sahibi olasın, isyanın olmasın. İşte o zaman seni anar. Sen de halkı bırakır, O'nunla olursun. Ve O'nu anmak seni bir şey istemekten alıkoyar. Bütün maksudun O olur. O zaman cümle arzularını bırakırsın.
O, senin bütün arzu merkezini teşkil ederse, O'nun ilim hazinelerinin anahtarı eline teslim edilir…"
Ölü kalpliler! Rabb'inizi zikretmeye, Kitabını ve Peygamber'inin (s.a.a.v.) sünnetini okumaya ve zikir meclislerinde bulunmaya devam edin ki, kalbiniz yağmurun yağmasıyla hayat bulan ölü toprak misali dirilsin…

Zikre devam etmek, dünya ve ahirette hayrın devam etmesinin sebebidir. Sen insanlarla ve dünya ile içiçe olduğun sürece insanlardan gelecek olan övgü ve yergilerin etkisinde kalırsın.
Çünkü o takdirde nefsinle, heva-hevesinle, tabiatınla berabersin. Kendi gücüne ve kuvvetine güvenerek ahiretle meşgul olursan, paramparça olur, bitap düşersin…" (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)

















































































