logo
07 TEMMUZ 2026

'Sıfırcı'lar katlandı

21.07.2005 00:00:00
 


Türk eğitim sistemi gittikçe artan oranda 'sıfırcı' yetiştiriyor. ÖSS 2004 ile karşılaştırıldığında ÖSS 2005'te yöneltilen sorular daha kolay olmasına rağmen 'sıfır' çekenlerin sayısı ikiye katlandı. OKS'de de 65 bin aday 'sıfır' çekmişti.

*Sıfırcıların sayısı arttı2005 ÖSS'ye başvuran 1 milyon 730 bin 876 adaydan 1 milyon 671 bin 726'sı sınava girdi. Bunların 57 bin 163'ü 'sıfır' çekti. Böylece adayların yüzde 3.4'ünün sınavdaki 4 testten en az 3'ünde ham puanları 0.5'in altında kalması nedeniyle ÖSS puanları hesaplanamadı! ÖSS 2004'e giren 1 milyon 728 bin 76 adaydan 32 bin 177'si 'sıfır' çekmişti. Dolayısıyla öss 2004'te sıfırcıların oranı yüzde 1.86 olarak gerçekleşmişti.

 

*Barajı geçenler...Sınavda, 4 puan türünün en az birinden 185 ve üzerinde puan alan 987 bin 963 aday (yüzde 59.1) 4 ve daha fazla yıllık lisans programlarını tercih etmeye hak kazandı. ÖSS 2004'te bu rakam 977 bin 382 idi. Bu yıl sorulan soruların kolay olmasının genel başarının artmasında etkili olduğu belirtiliyor.

*Başörtüsü mağdurlarıÖSS 2005'te 43 adayın sınavı kılık kıyafet kurallarına uymadığı gerekçesiyle iptal edildi. Sınavda, sayısal puan ortalamalarına göre yapılan başarı sıralamasında Ankara birinci, Konya ikinci ve Yalova üçüncü oldu. Sözel puan ortalamalarına göre ilk üç sırayı Kırşehir, Aksaray ve Osmaniye aldı.

2005 ÖSS'ye başvuran 1 milyon 730 bin 876 adaydan 1 milyon 671 bin 726'sı sınava girdi. Bunların 57 bin 163'ü 'sıfır' çekti. Böylece adayların yüzde 3.4'ünün sınavdaki 4 testten en az 3'ünde ham puanları 0.5'in altında kalması nedeniyle ÖSS puanları hesaplanamadı! ÖSS 2004'e giren 1 milyon 728 bin 76 adaydan 32 bin 177'si 'sıfır' çekmişti. Dolayısıyla öss 2004'te sıfırcıların oranı yüzde 1.86 olarak gerçekleşmişti. Başkan açıkladıÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, 2005 Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) ve Yabancı Dil Sınavı (YDS) sonuçlarına ilişkin bilgi vermek üzere ÖSYM Altan Günalp Salonu'nda basın toplantısı düzenledi. Prof. Dr. Yarımağan'ın verdiği bilgiye göre, 2005 ÖSS'ye başvuran 1 milyon 730 bin 876 adaydan 1 milyon 671 bin 726'sı sınava girdi, 59 bin 150 aday sınava katılmadı. Sınava giren adaylardan 1 milyon 671 bin 603'ünün sınavı geçerli, 123 adayın sınavı da geçersiz sayıldı. Uygunsuz davrananlar...Sınavı geçersiz sayılan adaylardan 21'inin sınava giriş ve kimlik belgesi olmadan sınava katıldığı, 5'inin sınavda yerine başkasını soktuğu, 20'sinin salonda kopya çektiği, 43'ünün kılık kıyafet kurallarına uymadığı, 34'ünün de sınav kurallarına uymadığı tespit edildi. Barajı geçenlerSınavı geçerli sayılan adaylardan 1 milyon 298 bin 666'sı 4 puan türünün en az birinden 160 ve daha fazla puan alarak 2005 ÖSS'yi kazandı. Böylece ÖSS'de sınavı geçerli sayılan adayların yüzde 77.6'sıbaşarılı oldu. ÖSS'yi 372 bin 937 aday (yüzde 22.3) kazanamadı. Sınavda, 4 puan türünün en az birinden 185 ve üzerinde puan alan 987 bin 963 aday (yüzde 59.1) 4 ve daha fazla yıllık lisans programlarını tercih etmeye hak kazandı. Sıralamaya giren iller...Sınavda, sayısal puan ortalamalarına göre yapılan başarı sıralamasında Ankara birinci, Konya ikinci ve Yalova üçüncü oldu.  Sözel puan ortalamalarına göre ilk üç sırayı Kırşehir, Aksaray ve Osmaniye aldı. Eşit ağırlıklı puan sıralamasına göre de Kırşehir, Ankara ve Konyailk üç sırayı paylaştı.

Turhan Çömez: 'Türkiye’ye yakışmadı'

İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, 4 Temmuz 2026’da ABD’nin 250. kuruluş yıl dönümü nedeniyle kırmızı, beyaz ve mavi renklerle ışıklandırıldı. Aynı tarih, 2003 yılında Irak’ın Süleymaniye kentinde yaşanan “Çuval Olayı”nın 23. yıldönümüne denk gelmesi nedeniyle büyük tepki çekti. İYİ Parti Grup Başkanvekili Op. Dr. Turhan Çömez, Meltem TV’de yayınlanan “Parantez” programında olayı sert bir dille değerlendirdi

07.07.2026 15:30:00
Haber Merkezi
 
Turhan Çömez: 'Türkiye’ye yakışmadı'
Turhan Çömez: 'Türkiye’ye yakışmadı'
4 Temmuz 2003 tarihinde Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de ABD askerleri, Türk Özel Kuvvetleri'ne ait bir karargâha baskın düzenlemiş, 11 Türk askerinin başına çuval geçirerek gözaltına almıştı. Olay, Türkiye'de büyük infial yaratmış ve Türk-Amerikan ilişkilerinde ciddi bir krize yol açmıştı.

Tam 23 yıl sonra, 4 Temmuz 2026'da ise Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, ABD Bağımsızlık Günü kutlamaları kapsamında ABD bayrağının renkleriyle (kırmızı-beyaz-mavi) aydınlatıldı. Köprünün bu şekilde ışıklandırıldığına dair görüntüler kısa sürede sosyal medyada yayıldı ve tartışma başlattı. Eleştirmenler, tarihin hassasiyetine dikkat çekerek bu uygulamanın "sembolik bir jest" olmaktan öteye geçtiğini savundu.

Meltem TV'de '23 yılda ne değişti?' tartışması

Meltem TV'de sunucu Kerim Aktacir'in konuğu olan İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, program boyunca konuyu masaya yatırdı. Ekranda bir tarafta 2003 Çuval Olayı'nın arşiv görüntüleri, diğer tarafta ise 4 Temmuz 2026'da FSM Köprüsü'nün ABD renkleriyle aydınlatılmış hali yan yana gösterildi.

Programda Çömez'in öne çıkan açıklamaları şöyleydi:

"4 Temmuz ABD'nin Bağımsızlık Günü'dür. 4 Temmuz 2003, Irak'ın kuzeyinde Amerikan askerlerinin, orada görev yapan Türk askerlerinin başına çuval geçirdiği gündür! 4 Temmuz'da, Amerika'nın bağımsızlık gününde, ABD askerlerinin, askerimizin başına çuval geçirdiği günde, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü; kırmızı, beyaz ve mavi renklerle, yani ABD bayrağının renkleriyle ışıklandırıldı."

Çömez, devamında şu değerlendirmeyi yaptı: "Size yakışır, Trump'ın da hoşuna gider belki ama Türkiye'ye yakışmaz, Türk Milleti'nin hoşuna gitmez!" Çömez, olayın sembolik anlamını vurgulayarak Türk milletinin hafızasında yer eden hassasiyetlere dikkat çekti.

Tepkiler genişledi

Köprünün aydınlatılması sosyal medyada hızla gündem olurken, muhalefet partileri ve birçok kesimden eleştiriler yükseldi. İYİ Parti'den Turhan Çömez'in çıkışı, olayın siyasi boyutunu daha da öne çıkardı. Bazı yorumcular, bu tür uygulamaların "milli hafıza ve onur" açısından sorunlu olduğunu ifade etti.

Olay, Türkiye-ABD ilişkilerinin sembolik boyutunu bir kez daha gündeme taşıdı. 23 yıl önce yaşanan ve hala hafızalarda canlı olan Çuval Olayı ile aynı tarihte gerçekleştirilen ışıklandırma, kamuoyunda "tesadüf mü, yoksa mesaj mı?" tartışmalarına yol açtı.

Antalya Büyükşehir davasında ara karar

Antalya Büyükşehir Belediyesine yönelik soruşturma kapsamında, aralarında görevinden uzaklaştırılan Muhittin Böcek'in de bulunduğu 2'si tutuklu 41 sanığın yargılandığı davanın 3'üncü duruşmasında ara karar açıklandı

07.07.2026 15:10:00
İhlas Haber Ajansı
 
Antalya Büyükşehir davasında ara karar
Antalya Büyükşehir davasında ara karar
Antalya Büyükşehir Belediyesine yönelik "rüşvet" ve "yolsuzluk" soruşturması kapsamında, aralarında görevinden uzaklaştırılan Muhittin Böcek'in de bulunduğu 2'si tutuklu 41 sanığın yargılandığı davanın 3'üncü duruşmasında ara karar açıklandı. Mahkeme heyeti, Muhittin Böcek ile oğlu Mustafa Gökhan Böcek'in tutukluluk hallerinin devamına karar vererek duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

Antalya Büyükşehir Belediyesine yönelik "rüşvet" ve "yolsuzluk" soruşturması kapsamında açılan davanın görülmesine Antalya 6'ncı Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Toplantı Salonu'nda görülen duruşmada, tutuklu sanıklar Muhittin Böcek, Mustafa Gökhan Böcek ve tutuksuz yargılanan bazı sanıklar salonda hazır bulundu.

Duruşmada tanık beyanlarının alınmasının ardından tutuklu sanıklar Mustafa Gökhan Böcek ve Muhittin Böcek savunma yaptı. Mustafa Gökhan Böcek, hakkındaki iddiaların suç niteliği taşımadığını belirterek tahliyesini talep etti. Muhittin Böcek ise sağlık sorunlarına dikkat çekerek, cezaevinde kalma sürecinde sağlık durumunun kötüleştiğini ifade etti ve tahliye talebinde bulundu.

Ara karar açıklandı

Sanık savunmaları ve taraf beyanlarının ardından ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, tutuklu sanıklar Muhittin Böcek ile Mustafa Gökhan Böcek'in tutukluluk hallerinin devamına hükmedip, duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

BTP liderinden Bakan Tekin’e tarih dersi

"Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş, müfredattan "Kurtuluş Savaşı" ifadesinin çıkarılacağını açıklayan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'e sert tepki gösterdi. Baş, işgalden ve Sevr'den Atatürk önderliğinde kurtulduğumuzu vurgulayarak tarihin siyasi hesaplara alet edilmemesini istedi

07.07.2026 12:10:00 / Güncelleme: 07.07.2026 12:18:10
Haber Merkezi
 
BTP liderinden Bakan Tekin’e tarih dersi
BTP liderinden Bakan Tekin’e tarih dersi
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in, 'Kurtuluş Savaşı'nı ders müfredatlarından çıkaracağız yerine Milli Mücadele diyeceğiz' şeklindeki açıklamasına tepki gösterdi.

Sosyal medya hesabından paylaşım yapan BTP lideri, "Ortada bal gibi bir Kurtuluş Savaşı vardır, ortada destansı bir Millî Mücadele vardır. Bu destansı Millî Mücadele'nin adı Kurtuluş Savaşı'dır" dedi.

BTP liderinin açıklaması şöyle:

"Kurtuluş Savaşı" demeyecekmişiz! Neyden kurtuluyormuşuz? Önce Osmanlı varmış! Millî Eğitim Bakanımız böyle diyor! Evet... Sayın Bakan, Mustafa Kemal Atatürk Samsun'dan Kurtuluş Savaşı'nı başlatmadan önce bir Osmanlı vardı. Ama hangi Osmanlı? Viyana kapılarına dayanan Osmanlı mı, Sevr'e imza atan Osmanlı mı?

Cevap çok açık: Sevr'e imza atan Osmanlı! Payitahtı işgal altında olan bir Osmanlı! Kurucusu Osman Gazi'nin sandukası Yunan askeri tarafından tekmelenen Osmanlı!

"Neyden kurtulduğumuzu size söyleyeyim..."

Ortada bal gibi bir Kurtuluş Savaşı vardır, ortada destansı bir Millî Mücadele vardır. Bu destansı Millî Mücadele'nin adı Kurtuluş Savaşı'dır. Neyden kurtulduğumuzu size söyleyeyim: Sevr'den kurtulduk!

İstanbul'daki İngiliz işgalinden kurtulduk. Gaziantep'teki Fransız zulmünden, Ege'deki Yunan zulmünden, Doğu'daki Ermeni zulmünden kurtulduk. Asırlık Türk yurdunun Haçlı çizmeleriyle çiğnenmesinden kurtulduk.

"Altında Atatürk'ün imzası olan son zafer olmasaydı, önceki hiçbir zaferimizi kutlayamayacaktık"

Tekrarlayalım: Atatürk, yüce Türk milletiyle bir Millî Mücadele vermiştir ve bu mücadelenin adı Kurtuluş Savaşı'dır. Unutmayın; altında Atatürk'ün imzası olan son zafer olmasaydı, önceki hiçbir zaferimizi kutlayamayacaktık! Örneğin, bugün İstanbul'un fethini kutlayabiliyorsak bunu Atatürk'ün İstanbul'u İngiliz işgalinden kurtarmasına borçluyuz. O yüzden tarihi tarihçilere bırakıp temelinde farklı hesaplar olan ucuz işlerle uğraşmamalıyız. Hele de bu konulara eğitimi asla karıştırmamalıyız! Unutmayalım: Osmanlı da bizim, Türkiye de bizim, hatta daha önceki Selçuklu da bizim! Bir takım siyasi hesaplar uğruna tarihimizi birbiriyle çarpıştırmaya kalkmak akıl kârı değildir.


Tanju Özcan'ın yargılandığı davada ikinci gün

Bolu Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Tanju Özcan'ın da aralarında bulunduğu 19 sanığın yargılandığı "rüşvet ve irtikap" davasında ikinci gün oturumu başladı

07.07.2026 10:26:00
İhlas Haber Ajansı
 
Tanju Özcan'ın yargılandığı davada ikinci gün
Tanju Özcan'ın yargılandığı davada ikinci gün
İçişleri Bakanlığı Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığının ihbarı üzerine başlatılan soruşturma kapsamında hazırlanan 178 sayfalık iddianamenin kabulüyle açılan davanın ilk duruşmasının ikinci gününde sanıklar, "icbar suretiyle irtikap", "irtikaba teşebbüs", "rüşvet", "nitelikli dolandırıcılık" ve "Vakıf ve Dernekler Kanunu'na muhalefet" suçlamalarıyla tekrardan hakim karşısına çıktı.

Davada ikinci duruşma başladı

Davanın ikinci günü öncesinde sabahın erken saatlerinden itibaren duruşmanın görüldüğü Bolu Sosyal Bilimler Lisesi çevresinde polis ekipleri tarafından güvenlik önlemleri alındı. Spor salonunun giriş noktalarında ve çevresinde geniş güvenlik tedbirleri uygulanırken, salona giriş yapan kişiler detaylı aramalardan geçirildi. Sanıkların salona alınmasının ardından duruşmanın ikinci günü başladı.

İlk gün olay bazlı savunmalar dinlenmişti

Davanın ilk gününde, tutuklu sanıklar arasında yer alan ve Bolu Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Tanju Özcan, BOLSEV Yönetim Kurulu Üyesi Ali Sarıyıldız, Bolu Belediye Başkan Yardımcısı Süleyman Can, Belediye Meclis Üyesi Cihan Tutal ile tutuksuz sanık Zabıta Müdürü Hakan Yılmaz'ın olay bazlı savunmaları dinlendi.

Tanju Özcan için 263 yıla kadar hapis istemi

Bolu 3'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunulan iddianamede, Tanju Özcan hakkında her bir mağdura yönelik eylemleri ayrı ayrı değerlendirildi. İddianamede; Özcan'ın 6 kez "icbar suretiyle irtikap", 3 kez "irtikaba teşebbüs", 34 kez "nitelikli dolandırıcılık" ve 1 kez "rüşvet" suçundan toplam 90 yıl 3 aydan 263 yıl 6 aya kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi.

Belediye Başkan Yardımcısı Süleyman Can hakkında ise 5 kez "icbar suretiyle irtikap" ve 2 kez "irtikaba teşebbüs" suçlarından toplam 27 yıl 6 aydan 64 yıla kadar hapis cezası istendi.

BOLSEV Yönetim Kurulu Üyesi Ali Sarıyıldız için ise 6 kez "irtikap suçuna yardım", 3 kez "irtikap suçuna yardıma teşebbüs" ve 34 kez "nitelikli dolandırıcılık" suçlarından toplam 72 yıl 7 ay 15 günden 218 yıl 9 aya kadar hapis cezası talep edildi.

6 sanık tutuklu yargılanıyor

Dosya kapsamında Tanju Özcan, Süleyman Can ve Ali Sarıyıldız'ın yanı sıra Bolu Manavlar ve Pazarcılar Esnaf Odası Başkanı Mustafa Altındal, Bolu Belediyesi Mali Hizmetler Müdürü Naim Ayhan ve CHP'li Belediye Meclis Üyesi Cihan Tutal tutuklu bulunuyor.

Soruşturma kapsamında 10 Nisan'da tutuklanan Bolu Belediye Başkan Yardımcısı Leyla Beykoz ile CHP'li Belediye Meclis Üyesi Aydan Özdemir'in ise 11 Mayıs'ta mahkeme kararıyla tahliye edilmişti.

Kırıkkale'de otobüste can pazarı


 
Kırıkkale'de yolcu otobüsünün devrilmesi sonucu 1 kişi öldü, 40 kişi yaralandı.

07.07.2026 08:53:00 / Güncelleme: 07.07.2026 09:58:39
AA
 
Kırıkkale'de otobüste can pazarı
Kırıkkale'de otobüste can pazarı

 
Kırıkkale'de yolcu otobüsünün devrilmesi sonucu 1 kişi öldü, 40 kişi yaralandı.
Tekirdağ'dan Kayseri'ye seyreden D.A.G'nin kullandığı Süha Turizm firmasına ait 38 ADF 410 plakalı yolcu otobüsü, Kaman-Ankara kara yolu Karakeçili Devlet Hastanesi yakınında kontrolden çıkarak devrildi.
Kazada 3'ü ağır 41 kişi yaralandı. Ağır yaralı bir yolcu kaldırıldığı hastanede vefat etti. 


Zemin kırağı nedeniyle kayganlaşmış

Kırıkkale Valisi Hüseyin Engin Sarıibrahim, "38 yolcu, 2 şoför, 1 muavin toplam 41 kişi yaralandı. Yaralılar olay yerinden hastanelere sevk edildi. 3 ağır yaralımızın olduğunu değerlendiriyoruz. Sabahın ilk kırağısıyla zemin kayganlaşmış. Yolun kaygan olması nedeniyle yaşanan bir kaza. Tekrar görüyoruz ki yolcu otobüslerimizde bütün yolcularımızın kemerlerini bağlaması gerekiyor" dedi. Yolculara geçmiş olsun dileklerini ileten Sarıibrahim, otobüs şoförünün gözaltına alındığını, kazayla ilgili soruşturmanın sürdüğünü bildirdi. Vali Sarıibrahim, kaza yerinde incelemede bulunarak bilgi aldı.

Yaz aylarında cildi yıpratan 7 tehlike


 
 
“Yaz aylarında cilt sağlığımızı bozan etkenler” denildiğinde aklımıza çoğu zaman sadece güneşin zararlı ışınları geliyor. Ancak cildimizi tehdit eden riskler bununla sınırlı değil.

07.07.2026 02:43:00
MURAT ÇORBACI
 
 Yaz aylarında cildi yıpratan 7 tehlike
 Yaz aylarında cildi yıpratan 7 tehlike

Sıcak havalar, klimalar, havuzlar, cep telefonları, parfümler ve yoğun terleme gibi etkenler de önemli risk faktörlerini oluşturuyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. İlayda Uysal, bu nedenle yaz aylarında cilt sağlığımız için sadece güneşten korunmanın yeterli olmadığına dikkat çekerek, "Genellikle gözden kaçan bu riskler cilt bariyerini zayıflatarak kuruluk, akne ve leke oluşumuna, hatta çeşitli enfeksiyonlara neden olabilir. Dolayısıyla yaz aylarında güneşten korunmanın yanı sıra bu faktörlere karşı da önlem almak son derece önemlidir." Dermatoloji Uzmanı Dr. İlayda Uysal, yaz aylarında cildimizi yıpratan etkenleri anlattı.

1. Havuzlar

Yaz aylarında sıkça tercih edilen havuzlar,  hijyen koşullarının yetersiz olması durumunda  impetigo gibi bakteriyel enfeksiyonlar ve cilt ile gözleri etkileyebilen adenovirüs kaynaklı viral enfeksiyonların da bulaşmasına neden olabiliyor. Diğer yandan klorlu suda uzun süre kalmak ciltte su kaybına bağlı olarak kuruluk, gerginlik ve tahrişe de yol açabiliyor.

Nasıl önlem almalı?

• Çok kalabalık ve hijyen koşullarının düşük olduğu havuzlarda yüzmeyin.
• Havuzda uzun süre kalmamaya özen gösterin.
• Havuzdan çıktıktan sonra zaman kaybetmeden duş almaya dikkat edin.

2. Şezlonglar ve duşakabinler

Havuz kenarları ile duşakabin gibi ortak kullanım alanlarında terlik olmadan çıplak ayakla dolaşılması, şezlongların havlu serilmeden kullanılması cilt sağlığını tehdit edebiliyor. Bu hatalar, Human Papilloma Virüsü'ne (HPV) bağlı siğillerin ve molluskum kontagiozum başta olmak üzere viral enfeksiyonların bulaşmasına yol açabiliyor. Siğiller en sık ayak altı, gövde ve yüz gibi bölgelerde ortası siyah noktasal kanama odakları içeren kabarıklıklar şeklinde görünürken, molluskum ise ortası göbekli ve çukur, çevresi deriden daha kabarık şişlikler şeklinde kendini gösteriyor. Cilt bariyerinin bozulduğu durumlarda basit bir temas bile bu virüslerin bulaşmasını kolaylaştırıyor.

Nasıl önlem almalı?

• Havuz kenarı ve duşakabin gibi ortak alanlarda çıplak ayakla dolaşmayın.
• Terlik ve havlu gibi kişisel eşyaları ortak kullanmamaya dikkat edin.
• Şezlongları havlu sermeden kullanmayın.
• Deride çizik ve sıyrık gibi durumlarda virüsler daha kolay bulaşabileceğinden el ve ayak hijyenine özen gösterin.

3. Klimalar

Yaz aylarında serinlemek için sıkça kullandığımız klimalar ortamın nem oranını düşürerek cildin su kaybetmesine neden olabiliyor.

Nasıl önlem almalı?

• Gün içinde cilt bariyerini destekleyen nemlendirici kullanmayı alışkanlık edinin.
• Her gün 2-2.5 litre su içmeye özen gösterin
• Klimalı ortamlarda doğrudan hava akımına maruz kalmayın.
• Mümkünse ortamın nem dengesini korumak için aralıklı havalandırma sağlayın.

4. Aşırı sıcak hava

Aşırı sıcak hava damarların genişlemesine, kılcal damarların belirginleşmesine ve rozasea hastalığında ataklara yol açabiliyor.

Nasıl önlem almalı?

• Özellikle rozasea (gül hastalığı) sorununuz varsa cildinizi ani hava değişimlerinden koruyun. Aşırı sıcak ve aşırı soğuk ortamlarda bulunmamaya çalışın.
• Melazmaya yatkınsanız güneşten korunmak için şapka, gözlük ve düzenli güneş kremi kullanmayı ihmal etmeyin.

5. Yoğun ter birikimi

Yaz aylarında yoğun terleme malassezia furfur gibi mantar türlerinin çoğalmasına ve bunun sonucunda cilt lekeleri ile gözeneklerin tıkanmasına yol açabiliyor.

Nasıl önlem almalı?

• Cildinizi her akşam terden ve krem artıklarından arındırın.
• Çok yoğun terleme problemi yaşıyorsanız, mantar oluşumunu engellemek için antifungal (mantar önleyici) etki gösteren şampuanları haftada bir veya iki kez vücudunuz için kullanabilirsiniz.

6. Parfümler

Yaz aylarında boyun, dekolte ve el bileklerimize sıktığımız parfümler güneş ışınlarıyla birleşince ciltte leke oluşumunu tetikleyebiliyor.

Nasıl önlem almalı?

• Leke oluşumunu ve alerjik reaksiyonları önlemek için parfümleri cildiniz yerine kıyafetlerinize sıkmayı alışkanlık edinin.

7. Cep telefonları

Günlük hayatın vazgeçilmez parçası haline gelen cep telefonları, yalnızca iletişimi değil cilt sağlığını da etkileyebiliyor. Telefon yüzeyinde biriken bakteri ve kirler, yaz aylarında artan terleme ve sıcaklıkla birleştiğinde ciltte yağ dengesinin bozulmasına neden olabiliyor.

Nasıl önlem almalı?

• Telefon ekranını düzenli olarak temizleyin ve mümkünse dezenfekte edin.
• Uzun görüşmelerde kulaklık veya hoparlör kullanarak telefonun yüzle temasını azaltın.
• Cildinizi temiz tutun, terledikten sonra yüzünüzü yıkayın ve hafif, gözenekleri tıkamayan ürünler kullanmaya özen gösterin.
• Demir oksit filtresi içeren ve mavi ışığa karşı da koruma sağlayan güneş kremlerini tercih etmeniz, cep telefonu ve bilgisayar ekranlarından yansıyan görünür ışığa karşı da koruma sağlayacaktır. 

Aynı günde 3 duruşma için AP 'mümkün değil' dedi

Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor'un, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun üç davasının aynı güne denk gelmesine yönelik eleştirilerine Adalet Bakanı Akın Gürlek sert bir dille karşılık verdi

06.07.2026 21:40:00
Haber Merkezi
 
Aynı günde 3 duruşma için AP 'mümkün değil' dedi
Aynı günde 3 duruşma için AP 'mümkün değil' dedi
Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor'un, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun üç davasının aynı güne denk gelmesine yönelik eleştirilerine Adalet Bakanı Akın Gürlek sert bir dille karşılık verdi.

Bakan Gürlek, "Hiç kimse Türk mahkemelerine parmak sallayamaz" diyerek uluslararası çevrelerin devam eden yargılamalara müdahale etmeye çalıştığını vurguladı. İşte iki isim arasında yaşanan "yargı bağımsızlığı" geriliminin detayları:

Amor: "İstatistiksel olarak mümkün değil"



Ekrem İmamoğlu'nun Silivri'deki duruşmalarını yabancı parlamenterlerle birlikte yerinde takip eden AP Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor, duruşma arasında adliye önünde çarpıcı açıklamalarda bulundu. Amor şu ifadeleri kullandı:

"Aynı kişinin 3 ayrı davada aynı gün savunma yapmak zorunda bırakılması tesadüf değil. İstatistiksel olarak bunun bağımsız bir yargı sisteminde gerçekleşmesi mümkün değildir."

Eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan Adalet Bakanı Akın Gürlek'i de doğrudan hedef alan Amor, "Akın Gürlek hiçbir demokratik reformun parçası olamaz. Çünkü Ekrem İmamoğlu'nun siyasi rekabetten uzaklaştırılması sürecinde siyasi bir araç olarak kullanıldı." iddiasında bulundu.

Bakan Gürlek: "Kimse parmak sallayamaz"



Adalet Bakanı Akın Gürlek, Amor'un hem Türk yargısını hem de şahsını hedef alan sözlerine hem Türkçe hem de İngilizce sosyal medya paylaşımlarıyla çok sert tepki gösterdi. Bakan Gürlek'in yanıt öne çıkan maddeler şunlar oldu:

"Türkiye Cumhuriyeti bağımsız, egemen ve demokratik bir hukuk devletidir. Yargı yetkisi, Türk milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.

Mahkeme kapılarında hüküm verircesine açıklamalar yapılması, Türk yargısını hedef alan ve yargı süreçlerini siyasi baskı altına almaya çalışan kabul edilemez bir tutumdur…

Hiç kimse Türk mahkemelerine parmak sallayamaz; devam eden yargılamaları etkilemeye, Türk yargısını baskı altına almaya ve ülkemizin iç işlerine müdahale etmeye kalkamaz."

Duruşmalarda son durum ne?

İmamoğlu'nun "siyasal casusluk", diploma ve İBB ihalelerine yönelik davalarının görüldüğü Silivri'deki hareketli günde, diploma davasının gelecek yılın ilk günlerine ertelendiği bildirildi. Davaların bir kısmının ise 9 Temmuz'a kadar neticelendirilmesinin hedeflendiği aktarıldı.

AKP’den önce NATO, Türkiye’ye gelmiyordu

Türkiye, 2004 yılındaki İstanbul Zirvesi’nin ardından tam 22 yıl sonra yeniden bir NATO Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yapıyor

06.07.2026 20:10:00
Haber Merkezi
 
AKP’den önce NATO, Türkiye’ye gelmiyordu
AKP’den önce NATO, Türkiye’ye gelmiyordu
Türkiye, 2004 yılındaki İstanbul Zirvesi'nin ardından tam 22 yıl sonra yeniden bir NATO Liderler Zirvesi'ne ev sahipliği yapıyor. İktidar blokunun aylardır "diplomatik zafer" ve "küresel gövde gösterisi" olarak sunduğu 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, başkent Ankara'da devasa bir güvenlik kuşatması altında başladı.

Ancak madalyonun diğer yüzü, bu zirvenin Türkiye'nin çıkarlarından ziyade, Batı ittifakının bölgedeki tıkanıklıklarını aşma çabası olduğunu gösteriyor.

Neden Şimdi?



Zirvenin tam da bugün Ankara'da toplanması tesadüf değil. Rusya-Ukrayna savaşı ve Orta Doğu'da tırmanan bölgesel krizler nedeniyle NATO'nun askeri lojistik ve mühimmat ihtiyacı zirve yapmış durumda. Batı dünyası "NATO 3.0" adını verdiği yeni konseptle askeri ve mali yükü ABD'nin üzerinden alıp müttefiklerin sırtına yüklemeyi amaçlıyor.

Türkiye ise tam bu noktada, hem coğrafi konumu hem de son yıllarda cephede test edilmiş savunma sanayii kapasitesi nedeniyle ittifak için "vazgeçilmez bir tedarikçi ve cephe ülkesi" olarak yeniden masaya çağrılıyor. Esasen bu davet, Türkiye'nin diplomatik gücünden ziyade, müttefiklerin mühimmat ve askeri üretim darboğazını aşma ihtiyacından kaynaklanıyor.

"Milli Beka" Söyleminin Gölgesinde Ağır Eleştiriler



Zirve, muhalefet çevreleri ve bağımsız analistler tarafından "halkın gerçek gündemini örtbas eden bir şov" olarak nitelendiriliyor. İktidarın zirveyi iç siyasette bir propaganda malzemesi olarak kullandığını belirten eleştirmenler, şu can alıcı soruları yöneltiyor:

Ekonomik krizin pençesindeki ülkede, binlerce yabancı delege ve 56 binden fazla güvenlik personeli için harcanan devasa bütçeler halkın sırtına ek yük bindiriyor.

Zirvenin ana gündem maddelerinden biri, üye ülkelerin savunma harcamalarını GSYİH'nın yüzde 5'ine çıkarması. Zaten ağır bir ekonomik konjonktürden geçen Türkiye'nin, bütçesinden silaha ve mühimmata daha fazla pay ayıracak olması sosyal refahın iyice gerilemesi anlamına geliyor.



Yıllardır S-400, F-35 krizleri ve CAATSA yaptırımları nedeniyle Batı tarafından bypass edilmeye çalışılan Türkiye, ABD Başkanı Donald Trump'ın Ankara ziyaretiyle bir gecede yeniden "sadık müttefik" ilan ediliyor. Eleştirmenler, Türkiye'nin çıkarlarının yine batılı emperyalist güçlerin bölgesel operasyonlarına ipotek edilmesinden endişeli.

Zirve gerekçesiyle başkentin ana arterlerinin günlerce trafiğe kapatılması, askeri tedbirler ve sokağa çıkma kısıtlamalarını aratmayan barikatlar Ankara halkının günlük yaşamını adeta felç etmiş durumda.

Sonuç olarak; 22 yıl sonra Ankara'da kurulan bu lüks masa, Türkiye'ye eşit bir ortak gibi değil, küresel çatışma haritalarında riskli görevleri üstlenecek bir "cephe ülkesi" rolünü yeniden dayatıyor. Ankara'daki diplomasi trafiği parıldarken, sokaktaki vatandaş faturanın yine kendisine kesileceğinin farkında

NATO Genel Sekreteri Zirve öncesi konuştu

36. NATO Liderler Zirvesi öncesinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde basın toplantısı düzenleyen Genel Sekreter Mark Rutte, savunma harcamalarının artırılacağını belirterek, "Türkiye ittifak için vazgeçilmez bir güç, savunma malzemelerimizi Türk savunma sanayisi sağlıyor" dedi

06.07.2026 19:20:00
Haber Merkezi
 
NATO Genel Sekreteri Zirve öncesi konuştu
NATO Genel Sekreteri Zirve öncesi konuştu
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleşecek tarihi 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi öncesinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde kapsamlı bir basın toplantısı düzenledi. Göreve geldikten sonraki en kritik zirvelerden birine Türkiye'nin ev sahipliğinde çıktıklarını belirten Rutte, küresel savunma harcamalarından Ukrayna savaşına, Türk savunma sanayisinin rolünden "NATO 3.0" vizyonuna kadar pek çok önemli başlıkta kritik mesajlar verdi.

Zirvenin "alınan kararların uygulamaya geçirilmesi" aşaması olduğunu vurgulayan Rutte, müttefiklerin savunma bütçelerini gayrisafi yurt içi hasılalarının (GSYİH) yüzde 5'i seviyesine çıkarma hedefine odaklanacaklarını duyurdu.

"Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ve Türkiye'ye teşekkür ediyorum"

Konuşmasına ev sahipliğinden dolayı Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekibine teşekkür ederek başlayan Rutte, "Bu muhteşem salonda bizi ağırladıkları için minnettarım. Şimdiye kadar her şey mükemmel. Türk halkının misafirperverliğinden çok etkilendim" ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin askeri gücünün altını çizen Genel Sekreter, şu açıklamalarda bulundu:

"Türkiye, NATO içindeki en iyi silahlı kuvvetlerden birine sahip ve ittifak noktasında çok önemli bir rol oynuyor. Geçtiğimiz 10 yılda savunma sanayisini çok net bir şekilde yukarı taşıdı. Savunma için ihtiyaç duyduğumuz kritik malzemeleri Türk Savunma Sanayii karşılıyor. İstanbul ve Ankara bizim için, tüm ittifak için hayati öneme sahip."

"Savunma harcamalarında yeni hedef: Yüzde 5"

NATO Ankara Zirvesi'nin en temel finansal gündem maddelerinden birinin bütçe planlamaları olduğunu kaydeden Rutte, müttefiklerin inandırıcı planlar sunması gerektiğini söyledi. Geçen yıl Lahey'de önemli kararlar aldıklarını belirten Genel Sekreter, "Herkes yüzde 5 bütçe hedefi konusunda anlaştı. Şimdi Ankara'da bu sözlerin somut sonuçlarını izliyoruz. Paramızı işe, füzelere ve savunma kapasitesine dönüştürüyoruz. Avrupalı müttefiklerimiz ve Kanada, harcamalarını ABD seviyesine eşitleme aşamasında. Güçlü bir Avrupa, güçlü bir NATO demektir" dedi.

"Putin'in saldırıları çaresizliğini gösteriyor"

Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırılarına sert tepki gösteren Rutte, Ukrayna'ya desteğin kesintisiz devam edeceğini yineledi. Dün akşam saatlerinde Ukrayna kentlerine düzenlenen hava saldırılarına değinen Genel Sekreter, şu cümleleri kaydetti:

"Rusya masum Ukrayna halkını vurmaya devam ediyor ancak bu saldırılar Putin'in ne kadar çaresiz olduğunu gösteriyor. Ukrayna ordusu, Rusya ekonomisini mahvediyor. Geçtiğimiz aylarda cephede ilerleyen bir Rusya vardı, şimdi ise durum başabaş gidiyor. Verdiğimiz hava savunma destekleriyle Ukrayna tarih yazıyor ve ihtiyaçları olan her şeyi onlara sağlamaya kararlıyız. Ukrayna'nın güvenliği bizim doğrudan kendi güvenliğimizdir."

"Trump ile Hürmüz Boğazı konusunda anlaştık"

Geçtiğimiz hafta ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye de değinen Mark Rutte, transatlantik ilişkilerdeki bütçe uyumuna dikkat çekti. Trump'ın müttefiklerin savunma harcamalarını artırması yönündeki kararlılığını öven Rutte, "Geçtiğimiz hafta Umman'da da bir araya geldik. Ticaret yollarının güvenliği açısından kritik olan Hürmüz Boğazı'nda özgür dolaşımın sürdürülmesi konusunda kendisiyle tam bir mutabakata vardık" dedi.

Hollandalı gazetecinin "demokrasi" sorusuna yanıt

Basın toplantısının soru-cevap bölümünde Hollandalı bir gazetecinin, Ankara'daki güvenlik önlemleri ve muhalif figürlere yönelik hukuki süreçleri hatırlatarak sorduğu "Ankara liberal demokrasilerin toplanması için doğru yer mi?" sorusu üzerine Rutte, evrensel demokrasi ilkelerine vurgu yaptı.

Demokrasinin sadece seçim sandığından ibaret olmadığını ifade eden Rutte, "Demokrasi, seçimden çok daha fazlasıdır. Aynı zamanda bağımsız ve özgür medya demektir. Gazetecilerin istediği soruyu sorabilmesi, istediği araştırmayı yapabilmesi ve medyanın bu tür zirvelere serbestçe erişebilmesi demokrasinin temel şartıdır" yanıtını verdi.

Ankara Zirvesi'nde gözler "NATO 3.0" vizyonunda

7-8 Temmuz tarihleri arasında yürütülecek oturumlarda 32 üye ülkenin lideri, ittifakın yeni askeri ve teknolojik dönüşüm evresi olan "NATO 3.0" vizyonunu inşa edecek. Zirvenin ilk gününde müttefikler, tarihin en kapsamlı NATO Savunma Sanayi Forumu kapsamında bir araya gelerek milyarlarca dolarlık yeni ortak projeleri imzalayacak.

Hüseyin Baş’tan Bakan Tekin’e tepki: 'Bal gibi Kurtuluş Savaşı'

BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in müfredat ve tarih anlatısına yönelik "Kurtuluş Savaşı demeyeceğiz" çıkışına sosyal medya hesabından sert yanıt verdi. Atatürk'ün İstanbul'u İngiliz işgalinden kurtarması sayesinde bugün fetihlerin kutlanabildiğini hatırlatan Baş, "Bir takım siyasi hesaplar uğruna tarihimizi birbiriyle çarpıştırmaya kalkmak akıl kârı değildir" dedi

06.07.2026 18:10:00
Haber Merkezi
 
Hüseyin Baş’tan Bakan Tekin’e tepki: 'Bal gibi Kurtuluş Savaşı'
Hüseyin Baş’tan Bakan Tekin’e tepki: 'Bal gibi Kurtuluş Savaşı'
Millî Eğitim Bakanlığı'nın yeni eğitim müfredatı ve tarih dersi içeriklerine yönelik tartışmalar siyasetin gündemindeki yerini koruyor. Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in "Kurtuluş Savaşı" ifadesinin kullanımına yönelik eleştirilerine, sosyal medya X hesabı üzerinden tarihi gerçekleri hatırlatarak sert bir dille tepki gösterdi.

"Hangi Osmanlı? Sevr'e imza atan Osmanlı!"

Bakan Tekin'in "Neyden kurtuluyormuşuz, önce Osmanlı varmış" şeklindeki yaklaşımını eleştiren BTP lideri Hüseyin Baş, Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'a çıkışından önceki dönemin iyi analiz edilmesi gerektiğini vurguladı. "Evet Sayın Bakan, bir Osmanlı vardı ama hangi Osmanlı?" diye soran Baş, şu ifadeleri kullandı:

"Viyana kapılarına dayanan Osmanlı mı, Sevr'e imza atan Osmanlı mı? Cevap çok açık: Sevr'e imza atan Osmanlı! Payitahtı işgal altında olan bir Osmanlı! Kurucusu Osman Gazi'nin sandukası Yunan askeri tarafından tekmelenen Osmanlı! Ortada bal gibi bir Kurtuluş Savaşı vardır, ortada destansı bir Millî Mücadele vardır. Bu destansı Millî Mücadele'nin adı Kurtuluş Savaşı'dır."

"Neyden kurtulduğumuzu söyleyeyim: Haçlı çizmelerinden!"

Tarihin siyasi mülahazalarla değiştirilemeyeceğini ifade eden Baş, Türkiye Cumhuriyeti'nin hangi şartlarda kurulduğunu tek tek sıralayarak, "Neyden kurtulduğumuzu size söyleyeyim" dedi ve ekledi:

"Sevr'den kurtulduk! İstanbul'daki İngiliz işgalinden kurtulduk. Gaziantep'teki Fransız zulmünden, Ege'deki Yunan zulmünden, Doğu'daki Ermeni zulmünden kurtulduk. Asırlık Türk yurdunun Haçlı çizmeleriyle çiğnenmesinden kurtulduk. Tekrarlayalım: Atatürk, yüce Türk milletiyle bir Millî Mücadele vermiştir ve bu mücadelenin adı Kurtuluş Savaşı'dır."

"İstanbul'un fethini kutlayabiliyorsak Atatürk sayesindedir"

Açıklamasında altı çizilmesi gereken bir kronoloji uyarısında bulunan Hüseyin Baş, Atatürk'ün imzasını taşımayan bir son zafer olmasaydı geçmişteki hiçbir zaferin yâd edilemeyeceğini belirtti. Baş, "Bugün İstanbul'un fethini kutlayabiliyorsak bunu Atatürk'ün İstanbul'u İngiliz işgalinden kurtarmasına borçluyuz. O yüzden tarihi tarihçilere bırakıp temelinde farklı hesaplar olan ucuz işlerle uğraşmamalıyız. Hele de bu konulara eğitimi asla karıştırmamalıyız!" diyerek Millî Eğitim Bakanlığı'nın ajandasını eleştirdi.

"Tarihimizi birbiriyle çarpıştırmayın"

Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti'nin birbirinin zıttı değil, aynı zincirin halkaları olduğunu ifade eden BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, açıklamasını şu sağduyu çağrısıyla tamamladı:

"Unutmayalım: Osmanlı da bizim, Türkiye de bizim, hatta daha önceki Selçuklu da bizim! Bir takım siyasi hesaplar uğruna tarihimizi birbiriyle çarpıştırmaya kalkmak akıl kârı değildir."

Bakanlığın tarih terminolojisine getirmek istediği değişikliklere karşı muhalefet kanadından tepkiler yükselmeye devam ederken, Hüseyin Baş'ın bu kapsamlı tarihi çıkışı sosyal medyada kısa sürede büyük etkileşim aldı.


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.