Bir takım TV ve gazeteler, iftira ve yalanla beslenmeyi huy edindiler. Bunların başını hiç şüphesiz Doğan grubu çekmektedir. Çeşitli vesilelerle saygın kişilere ve kurumlara iftira etmekle gündeme gelmek isterler.
Alınan duyumlara göre, mali yönden ciddi sıkıntıları var. Uzan ailesi ile olan amansız çekişmesi de bunun bir devamı niteliğinde.
Bundan tam bir yıl önce, Kasım 2000'de değerli iş ve ilim adamımız Prof. Dr. Haydar Baş Bey'e saldırmaya kalktılar. Elde ettikleri bir kiralık kalem aracılığı ile iftira attılar, rahatsızlık verdiler. Ancak kendilerine verilen doyurucu ve tutarlı cevaplar, alınan tekzip kararları ve haklarındaki mahkumiyet onları yerle bir etti.
Kanaatimizce bu mağlubiyetin acısı ile olacak ki, İGDAŞ soruşturması nedeni ile yeniden iftiraya başladılar. Bir yıl önceki mağlubiyetin rövanşını almaya kalkıştılar.
İşin gerçeği ne?
İGDAŞ, pekçok medyaya verdiği gibi, Meltem radyo ve televizyona bir miktar reklam vermiştir. Yegane konu bu.
Reklam her kurumda olduğu gibi, İGDAŞ'ta da normal bir uygulamadır. Zira bu kurum, İstanbul'da yeni yeni yapılanmaktadır. Reklamın verileceği yer de Radyo-TV ve gazetelerdir. İşin tabiatı normal ve sakıncasızdır. Verilen reklam bedeli, medya dünyasında dönen reklam rakamlarına göre çok küçüktür. Bu cephesi ile İGDAŞ'a isnatta bulunmanın mantığı yoktur. Zaten soruşturma sürdüğüne göre, yakın bir zamanda karar ve sonuçlar Kamuoyu'na ulaşacaktır.
Prof. Dr. Haydar Baş Bey'le, bu reklamı ilişkilendirmek ne hukuk açısından, ne ahlak açısından ve ne de başka bir açıdan mümkün değildir. Reklam alan kurumların hiçbirinin sahibi olmadığı gibi, ortağı bile değildir.
Kaldı ki, kendilerine ait olan bir medya kuruluşu olsaydı, acaba reklam almadan mı yaşayacaktı?
Sn. Doğan, Kanal D isimli televizyonuna acaba reklam almıyor mu? Gazeteler reklam almadan mı yaşıyor? Elbette hayır. Zira medya kuruluşlarının beslendiği yegane kaynak reklamdır.
Öyleyse, Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in de bir medya kuruluşu olsaydı, o kuruluş hiç şüphesiz reklam alırdı. Ancak ilkeli bir uygulama ile bu işi yapardı.
Kendilerini çok yakından tanırız, kadın sömürüsüne, içki tanıtımına, faydasız gündemlerle halkın meşgul edilmesine son derece karşı olan, örnek bir insandır.
Kendileri, pekçok alanda tez sahibidirler. Özellikle ekonomik tezlerinden ve görüşlerinden dolayı, ABD, İngiltere, Malezya başta olmak üzere birçok üniversite tarafından onlarca ödül almışlardır.
Ne hazin bir hal ki, bu örnek insanı takdir etmek, tebrik etmek gerekirken, kin ve hasetle yıpratmaya, karalamaya kalkıyorlar.
Sn. Prof. Dr. Haydar Baş Bey'i, bir tarikatla da ilişkilendirmek son derece asılsız bir medya düzmecesidir. Zira, Cumhuriyet kanunları ile tekke ve zaviyeler kaldırılmış, tarikatların hayatına son verilmiştir.
Ancak ibadetler sürmektedir. Siz dini bütün, ahlakı bütün bir insanı, tarikatçı, dinci gibi sıfatlarla niteleyemezsiniz. Doğan grubunun bu iddiası hem gerçeklerden uzak ve hem de ucuz kahramanlık malzemesinden başka bir şey değildir.
Son birkaç yıldır Ramazan yaklaştığında din ve dindarlar, suni bir gündemle ele alınıp yıpratılıyorlar. Birkaç gün önce, bir şahısla karşılaştık. Adamın iddiaları ve İslam'ı sorgulaması, bazı ilahiyatçı profesörlerle tıpa tıp uyuyordu. Nerede ise adam bu profesörlerin sadık bir öğrencisi gibi konuşuyordu.
Sohbetin bir yerine gelince adam ağzındaki baklayı çıkardı. İslam'dan döndüğünü ve artık Hıristiyan olduğunu itiraf etti.
Demek ki bu profesörler, bedava avukat değilmiş. Bu zatlar Hıristiyanlığa taşıyan kuryelermiş.
Bunlarla aynı paralelde olan medyaya da dikkat etmek lazım. Onlar önce Baş'ları yıkmak, sonra vücuda sahip olmak istiyorlar.
Alınan duyumlara göre, mali yönden ciddi sıkıntıları var. Uzan ailesi ile olan amansız çekişmesi de bunun bir devamı niteliğinde.
Bundan tam bir yıl önce, Kasım 2000'de değerli iş ve ilim adamımız Prof. Dr. Haydar Baş Bey'e saldırmaya kalktılar. Elde ettikleri bir kiralık kalem aracılığı ile iftira attılar, rahatsızlık verdiler. Ancak kendilerine verilen doyurucu ve tutarlı cevaplar, alınan tekzip kararları ve haklarındaki mahkumiyet onları yerle bir etti.
Kanaatimizce bu mağlubiyetin acısı ile olacak ki, İGDAŞ soruşturması nedeni ile yeniden iftiraya başladılar. Bir yıl önceki mağlubiyetin rövanşını almaya kalkıştılar.
İşin gerçeği ne?
İGDAŞ, pekçok medyaya verdiği gibi, Meltem radyo ve televizyona bir miktar reklam vermiştir. Yegane konu bu.
Reklam her kurumda olduğu gibi, İGDAŞ'ta da normal bir uygulamadır. Zira bu kurum, İstanbul'da yeni yeni yapılanmaktadır. Reklamın verileceği yer de Radyo-TV ve gazetelerdir. İşin tabiatı normal ve sakıncasızdır. Verilen reklam bedeli, medya dünyasında dönen reklam rakamlarına göre çok küçüktür. Bu cephesi ile İGDAŞ'a isnatta bulunmanın mantığı yoktur. Zaten soruşturma sürdüğüne göre, yakın bir zamanda karar ve sonuçlar Kamuoyu'na ulaşacaktır.
Prof. Dr. Haydar Baş Bey'le, bu reklamı ilişkilendirmek ne hukuk açısından, ne ahlak açısından ve ne de başka bir açıdan mümkün değildir. Reklam alan kurumların hiçbirinin sahibi olmadığı gibi, ortağı bile değildir.
Kaldı ki, kendilerine ait olan bir medya kuruluşu olsaydı, acaba reklam almadan mı yaşayacaktı?
Sn. Doğan, Kanal D isimli televizyonuna acaba reklam almıyor mu? Gazeteler reklam almadan mı yaşıyor? Elbette hayır. Zira medya kuruluşlarının beslendiği yegane kaynak reklamdır.
Öyleyse, Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in de bir medya kuruluşu olsaydı, o kuruluş hiç şüphesiz reklam alırdı. Ancak ilkeli bir uygulama ile bu işi yapardı.
Kendilerini çok yakından tanırız, kadın sömürüsüne, içki tanıtımına, faydasız gündemlerle halkın meşgul edilmesine son derece karşı olan, örnek bir insandır.
Kendileri, pekçok alanda tez sahibidirler. Özellikle ekonomik tezlerinden ve görüşlerinden dolayı, ABD, İngiltere, Malezya başta olmak üzere birçok üniversite tarafından onlarca ödül almışlardır.
Ne hazin bir hal ki, bu örnek insanı takdir etmek, tebrik etmek gerekirken, kin ve hasetle yıpratmaya, karalamaya kalkıyorlar.
Sn. Prof. Dr. Haydar Baş Bey'i, bir tarikatla da ilişkilendirmek son derece asılsız bir medya düzmecesidir. Zira, Cumhuriyet kanunları ile tekke ve zaviyeler kaldırılmış, tarikatların hayatına son verilmiştir.
Ancak ibadetler sürmektedir. Siz dini bütün, ahlakı bütün bir insanı, tarikatçı, dinci gibi sıfatlarla niteleyemezsiniz. Doğan grubunun bu iddiası hem gerçeklerden uzak ve hem de ucuz kahramanlık malzemesinden başka bir şey değildir.
Son birkaç yıldır Ramazan yaklaştığında din ve dindarlar, suni bir gündemle ele alınıp yıpratılıyorlar. Birkaç gün önce, bir şahısla karşılaştık. Adamın iddiaları ve İslam'ı sorgulaması, bazı ilahiyatçı profesörlerle tıpa tıp uyuyordu. Nerede ise adam bu profesörlerin sadık bir öğrencisi gibi konuşuyordu.
Sohbetin bir yerine gelince adam ağzındaki baklayı çıkardı. İslam'dan döndüğünü ve artık Hıristiyan olduğunu itiraf etti.
Demek ki bu profesörler, bedava avukat değilmiş. Bu zatlar Hıristiyanlığa taşıyan kuryelermiş.
Bunlarla aynı paralelde olan medyaya da dikkat etmek lazım. Onlar önce Baş'ları yıkmak, sonra vücuda sahip olmak istiyorlar.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Baki Bektaş / diğer yazıları
- Gerçek hayat ahiret hayatıdır / 09.09.2003
- Tek çare birlik / 11.09.2002
- Misyonerlik faaliyetlerinin boyutları / 30.05.2002
- Halkımız çok iyi bir gözlemci / 25.05.2002
- Derviş'e göre deniz bitti / 24.05.2002
- Aziz ol, Elazığ / 17.05.2002
- Kayseri, sen ne imişsin! / 15.05.2002
- Tek çare birlik / 15.04.2002
- Görebilmek / 08.04.2002
- En büyük terör işgaldir / 06.04.2002
- Tek çare birlik / 11.09.2002
- Misyonerlik faaliyetlerinin boyutları / 30.05.2002
- Halkımız çok iyi bir gözlemci / 25.05.2002
- Derviş'e göre deniz bitti / 24.05.2002
- Aziz ol, Elazığ / 17.05.2002
- Kayseri, sen ne imişsin! / 15.05.2002
- Tek çare birlik / 15.04.2002
- Görebilmek / 08.04.2002
- En büyük terör işgaldir / 06.04.2002































































































