Şükür ve sabır kardeştir
Allah, biz kullarını devamlı deniyor. Aldığımız nefesten verdiğimiz nefese kadar, son nefese kadar deneniyoruz, deneneceğiz
25.05.2026 00:21:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





"Allah, biz kullarını devamlı deniyor. Aldığımız nefesten verdiğimiz nefese kadar, son nefese kadar deneniyoruz, deneneceğiz.
Verdiği nimetlere, sağlığa, eşe, çocuklara, mala, mülke dalıp Allah'ı unutmayacağız. Tam tersine 'Bunları veren Allah'tır' diyerek şükredeceğiz ve "Onlara verdiğimiz rızıktan infak ederler" ayetinde övüldüğü gibi paylaşacağız.
Cenab-ı Hak bir kudsi hadiste şöyle buyurur: "Ey Âdemoğlu! Hiç durmamacasına Benim rahmetim sana akmaktadır. Buna karşılık, Bana senin hep şerrin yükselmektedir."
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Nimet ehil değildir. Onu şükürle bağlayınız" buyurdu.

Nimetin şükrü, vereni itiraf etmektir. Nimetin sahibi Allah'tır. Bu durumu her halde göstermek gerekir.
Her nimetin kendine göre şükrü vardır. Mesela vücut sağlığının şükrü, zayıflara yardım ve ayrıca bol ibadet yapmak olmalıdır. Sonra kötü şeylere bakmamak, kötü yerlere gitmemek, günahtan sakınmaktır.
Sıhhatin, ayrıca mal ve mülkün elden gitmemesine de bir çaredir. Hakkını gözeterek çaresizlere eldekinden vermelidir. Aksi halde ağaç sulu meyvesinden vermezse; yaprakları düşer, tadı kaybolur, sanki yokmuş gibi olur. İlahi emirlere uyulduğu takdirde daima iyilik zuhur eder.
Her şeyde bolluk olur, dünya işleri yoluna girer. Ahirete gelince; peygamberler, şehitler, sıddıklar ve salihlerle beraber olunur…

Şükür kaç türlüdür bilir misiniz?
Sana gelen nimet olduğu takdirde şükür yolunu tutman gerekir. Bu şükür ise üç şekilde olur: Dille, kalple ve bütün duygularla…
DİL İLE ŞÜKÜR
Bütün nimetlerle, Allah'ın olduğunu itiraf etmek. Nefse, kuvvete, halka, güç ve kuvvetine bir pay çıkarman, şükrü bozar.
Birçok vasıta ile sana iyilik yapılabilir. Bunları da Allah tarafından yaratılmış birer sebep bilmen gerek. Çünkü dış görünüşte her ne kadar bazı sebepler ve deliller varsa da bunların ötesinde ilâhi kudreti sezmen gerek.

Her şeyi yapan Allah'tır; yaratan, veren, getiren O'dur. O, şükredilmeye herkesten daha lâyıktır. Neden sebeplere bağlanmak doğru görülsün?
Asıl sebebi de yaratan Allah olduğuna göre, şükre hak kazanacak olan da Allah olmalı, değil mi? Sana bir hediye gelse, o hediyeyi getiren güzele mi bakman lazım? Ona mı nimet sahibi diye itibar göstermen gerek?
Hayır, asıl o hediyeyi sana gönderene şükür ve saygılarını takdim etmen gerekir. Nimeti getireni görüp, onun esas sahibini unutuyorsan, şu ayetin bildirdiği zümreye dahil olursun: "Onlar, dünya hayatının dışını bilirler, bunun ötesinden gafildirler."
Akıllı kimse işin sonunu bilendir. Sebeplere bağlanan kısa akıllıdır. Dışa bağlanıp, işin iç âlemini unutmak bir cahillik sayılır.

KALB İLE OLAN ŞÜKÜR:
Bu bir itikat işidir. Buna inanmak lazımdır. Kopmaz bir manevi bağa sarılmak gerektir. O bağ şöyle gelişmelidir; bilmelisin: İçinde ve dışında, durmanda veya yürümende, ne gibi tat ve iyilik varsa hepsi Allah'ındır. Hatta yaptığın şükür bile… Kalben bunları bildikten sonra dilin ona bir tercüman olmalıdır.
Allah-u Teâlâ Hazretlerinin şu ayetlerine iyice inanmalısın; çünkü kalpten bunlara inanmış olman bir şükürdür: "Sizde olan bütün nimetler Allah'tandır." "Allah, dışınıza ve içinize nimetlerini bol bol sermiştir." "Allah'ın nimetlerini saymakla tüketemez."
Bunlara inanmış olan bir iman sahibi için, Allah'tan başka yardımcı ve şükre layık kimse düşünülebilir mi?

DUYGULARLA OLAN ŞÜKÜR:
Bu da bütün duyguları ibadette kullanmakla olur. Şunu da ilave edelim ki, Allah'ın emirleri dışında hiçbir sese kulak vermemek lazımdır. Bu durumda nefis, şeytan ve şahsi arzu, uyulmaması gereken şeylerdir.
O ki, güneşi gündüzünüz için, ayı da geceniz için kandil kılmış, geceye de istirahat edebilesiniz diye bir dinginlik ve huzur vermiştir.
Şükredesiniz diye nimetlerini size birer birer sayıp dökmüş, sonra da "Allah'ın nimetlerini sayıp tüketmeye kalkışsanız, başaramazsınız" buyurmuştur.

Allah'ın nimetlerini hakiki bir şekilde görebilen kişi, şükrünü eda etmekten aciz kalıp lal olur.
Bundan dolayı Hz. Musa, "Allah'ım! Ben Sana şükründen aciz kalarak şükrediyorum" demiştir.
Ne kadar az şükrediyor ve ne çok itiraz ediyorsunuz. Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) "Allah'ı tanıyanın dili tutulur" buyurmuştur."
Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Nimet ehil değildir. Onu şükürle bağlayınız" buyurdu." (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)
Verdiği nimetlere, sağlığa, eşe, çocuklara, mala, mülke dalıp Allah'ı unutmayacağız. Tam tersine 'Bunları veren Allah'tır' diyerek şükredeceğiz ve "Onlara verdiğimiz rızıktan infak ederler" ayetinde övüldüğü gibi paylaşacağız.
Cenab-ı Hak bir kudsi hadiste şöyle buyurur: "Ey Âdemoğlu! Hiç durmamacasına Benim rahmetim sana akmaktadır. Buna karşılık, Bana senin hep şerrin yükselmektedir."
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Nimet ehil değildir. Onu şükürle bağlayınız" buyurdu.

Nimetin şükrü, vereni itiraf etmektir. Nimetin sahibi Allah'tır. Bu durumu her halde göstermek gerekir.
Her nimetin kendine göre şükrü vardır. Mesela vücut sağlığının şükrü, zayıflara yardım ve ayrıca bol ibadet yapmak olmalıdır. Sonra kötü şeylere bakmamak, kötü yerlere gitmemek, günahtan sakınmaktır.
Sıhhatin, ayrıca mal ve mülkün elden gitmemesine de bir çaredir. Hakkını gözeterek çaresizlere eldekinden vermelidir. Aksi halde ağaç sulu meyvesinden vermezse; yaprakları düşer, tadı kaybolur, sanki yokmuş gibi olur. İlahi emirlere uyulduğu takdirde daima iyilik zuhur eder.
Her şeyde bolluk olur, dünya işleri yoluna girer. Ahirete gelince; peygamberler, şehitler, sıddıklar ve salihlerle beraber olunur…

Şükür kaç türlüdür bilir misiniz?
Sana gelen nimet olduğu takdirde şükür yolunu tutman gerekir. Bu şükür ise üç şekilde olur: Dille, kalple ve bütün duygularla…
DİL İLE ŞÜKÜR
Bütün nimetlerle, Allah'ın olduğunu itiraf etmek. Nefse, kuvvete, halka, güç ve kuvvetine bir pay çıkarman, şükrü bozar.
Birçok vasıta ile sana iyilik yapılabilir. Bunları da Allah tarafından yaratılmış birer sebep bilmen gerek. Çünkü dış görünüşte her ne kadar bazı sebepler ve deliller varsa da bunların ötesinde ilâhi kudreti sezmen gerek.

Her şeyi yapan Allah'tır; yaratan, veren, getiren O'dur. O, şükredilmeye herkesten daha lâyıktır. Neden sebeplere bağlanmak doğru görülsün?
Asıl sebebi de yaratan Allah olduğuna göre, şükre hak kazanacak olan da Allah olmalı, değil mi? Sana bir hediye gelse, o hediyeyi getiren güzele mi bakman lazım? Ona mı nimet sahibi diye itibar göstermen gerek?
Hayır, asıl o hediyeyi sana gönderene şükür ve saygılarını takdim etmen gerekir. Nimeti getireni görüp, onun esas sahibini unutuyorsan, şu ayetin bildirdiği zümreye dahil olursun: "Onlar, dünya hayatının dışını bilirler, bunun ötesinden gafildirler."
Akıllı kimse işin sonunu bilendir. Sebeplere bağlanan kısa akıllıdır. Dışa bağlanıp, işin iç âlemini unutmak bir cahillik sayılır.

KALB İLE OLAN ŞÜKÜR:
Bu bir itikat işidir. Buna inanmak lazımdır. Kopmaz bir manevi bağa sarılmak gerektir. O bağ şöyle gelişmelidir; bilmelisin: İçinde ve dışında, durmanda veya yürümende, ne gibi tat ve iyilik varsa hepsi Allah'ındır. Hatta yaptığın şükür bile… Kalben bunları bildikten sonra dilin ona bir tercüman olmalıdır.
Allah-u Teâlâ Hazretlerinin şu ayetlerine iyice inanmalısın; çünkü kalpten bunlara inanmış olman bir şükürdür: "Sizde olan bütün nimetler Allah'tandır." "Allah, dışınıza ve içinize nimetlerini bol bol sermiştir." "Allah'ın nimetlerini saymakla tüketemez."
Bunlara inanmış olan bir iman sahibi için, Allah'tan başka yardımcı ve şükre layık kimse düşünülebilir mi?

DUYGULARLA OLAN ŞÜKÜR:
Bu da bütün duyguları ibadette kullanmakla olur. Şunu da ilave edelim ki, Allah'ın emirleri dışında hiçbir sese kulak vermemek lazımdır. Bu durumda nefis, şeytan ve şahsi arzu, uyulmaması gereken şeylerdir.
O ki, güneşi gündüzünüz için, ayı da geceniz için kandil kılmış, geceye de istirahat edebilesiniz diye bir dinginlik ve huzur vermiştir.
Şükredesiniz diye nimetlerini size birer birer sayıp dökmüş, sonra da "Allah'ın nimetlerini sayıp tüketmeye kalkışsanız, başaramazsınız" buyurmuştur.

Allah'ın nimetlerini hakiki bir şekilde görebilen kişi, şükrünü eda etmekten aciz kalıp lal olur.
Bundan dolayı Hz. Musa, "Allah'ım! Ben Sana şükründen aciz kalarak şükrediyorum" demiştir.
Ne kadar az şükrediyor ve ne çok itiraz ediyorsunuz. Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) "Allah'ı tanıyanın dili tutulur" buyurmuştur."
Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Nimet ehil değildir. Onu şükürle bağlayınız" buyurdu." (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)























































































