Tasavvufta ‘Fakir’ kelimesi anlamı
Fakir isminin manasından sordular da şöyle cevap verdi, Hz. Pir Abdülkadir Geylani
11.05.2026 00:07:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Fakir isminin manasından sordular da şöyle cevap verdi, Hz. Pir Abdülkadir Geylani:
"Fakir" kelimesinin (F)'si; zatında yok oluşuna kendi sıfatlarından fariğ oluşuna delâlet eder.
Fakirin (K)'si; kalbinin sevgiliye karşı kavî olup, Allah'ın rızasını tahsil babında çalışmasına delalet eder.
Fakirin (Y)'si; Rabb'ini ummak ve O'ndan korkmak, hakkıyla takva yolundan gitmek demektir.
Fakirin (R)'si; kalbin rikkati, safası (temizliği) ve bütün şehvetleri bırakıp Allah'a dönüşünü ifade eder.
Fakirin; fikren cevval; zikren bir cevher, münazaa bakımından gayet iyi, müracaat bakımından yakin olması gerekir.
Hak'tan ancak hakkı istemesi icap eder. Doğruluk yolundan başka hiçbir yolu seçmez. Herkesten daha geniş yürekli, nefsini daha alçaltan biri, daima güler özlü, tebessümü elden bırakmayan bir zat olmalıdır.

Gafile karşı hatırlatıcı, cahile karşı öğretici; kendine ezâ edene ezâ etmeyen, kendisini ilgilendirmeyen şeylerin ardından gitmeyen; çok veren, hiç kimseyi kırmayan; haramlardan kaçınan, şüpheli gördüğü evlerde tevakkuf eden; garibi seven, yetimi koruyan, yüzü sevinçli, kalbi hüzünlü, fikri meşgul, fakriyle mesrar, kimsenin ayıp ve sırrını ifşa etmeyen kişi olmalıdır.
O, kimsenin ırzında-namusunda gözü olmayan, hareketi latif, bereketi çok, müşahedesi tatlı, cömert, ahlâkı güzel, yumuşak ruhlu, güzel tabiatlı, kendisine kötülük yapıldığında gayet sabırlı bir kimsedir...
Donuk kafalı değildir; onda Hak ışığı asla sönmez. Dedikoducu ve koğucu değildir; kıskanç ve fesatçı da olamaz. Aceleci ve kinci hiç değildir. Büyüğe saygılı, küçüğe karşı merhametlidir.
Emanete son derece riayet eder.

Takvası bol ve ahlâkı hayâsı olan kişidir. Tahammülü çok; nefsine yüz vermeyen, gayriye cömert davranan bir kişidir o…
Davranışlarında terbiye, sözünde fevkaladelik görülür. Kimsenin felaketine çalışmaz. Kimsenin ardından çekiştirmez. Gayet vakur, sabırlı, az konuşan, çok namaz kılan, çok oruç tutan, doğru sözlü, sağlam seciyeli bir kişidir o... O, misafirlerine çok ikram eder.

Kulların yaptığı iş bizzat ilahi kudretin eseridir. Yapılan işin ne olacağını Allah haber veriyor. İşte bu durum Halık ile mahlûkun arasındaki farkı gösteriyor. Allah yaratır, kul iradesini göstererek kesbeder."
Yunus suresinin 107. ayetini şöyle tefsir ediyor, Gavsu'l Azam: "Allah sana bir zarar dokunduracaksa; bunu Kendisinden başka açan olmaz. Şayet sana bir hayır murat etmiş ise, O'nun fazlını kimse geri çeviremez. Bu fazlını kullarından dilediğine ulaştırır."
Geçen asırlarda ve zamanlarda olmuş işler, dirilip toplanma gününe kadar olacak işler, tümden Allah'ın takdir ettiği hükmü ve kaderi ile olacaktır.
Levh-u Mahfuz'da yazılan, mahlûk için mukadder bir şeyden kaçmak yolu yoktur.
Bir kimseye, Allah'ın takdir etmediği yoldan bir iyilikte bulunmak için yaratılmışların tümü bir araya gelip çalışsalar, buna güçleri yetmez.
Yine, tüm yaratılmışlar, Allah'ın takdir etmediği bir şeyde, bir kimseye zarar vermeye çalışsalar; bunu da yapamazlar". (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)
"Fakir" kelimesinin (F)'si; zatında yok oluşuna kendi sıfatlarından fariğ oluşuna delâlet eder.
Fakirin (K)'si; kalbinin sevgiliye karşı kavî olup, Allah'ın rızasını tahsil babında çalışmasına delalet eder.
Fakirin (Y)'si; Rabb'ini ummak ve O'ndan korkmak, hakkıyla takva yolundan gitmek demektir.
Fakirin (R)'si; kalbin rikkati, safası (temizliği) ve bütün şehvetleri bırakıp Allah'a dönüşünü ifade eder.
Fakirin; fikren cevval; zikren bir cevher, münazaa bakımından gayet iyi, müracaat bakımından yakin olması gerekir.
Hak'tan ancak hakkı istemesi icap eder. Doğruluk yolundan başka hiçbir yolu seçmez. Herkesten daha geniş yürekli, nefsini daha alçaltan biri, daima güler özlü, tebessümü elden bırakmayan bir zat olmalıdır.

Gafile karşı hatırlatıcı, cahile karşı öğretici; kendine ezâ edene ezâ etmeyen, kendisini ilgilendirmeyen şeylerin ardından gitmeyen; çok veren, hiç kimseyi kırmayan; haramlardan kaçınan, şüpheli gördüğü evlerde tevakkuf eden; garibi seven, yetimi koruyan, yüzü sevinçli, kalbi hüzünlü, fikri meşgul, fakriyle mesrar, kimsenin ayıp ve sırrını ifşa etmeyen kişi olmalıdır.
O, kimsenin ırzında-namusunda gözü olmayan, hareketi latif, bereketi çok, müşahedesi tatlı, cömert, ahlâkı güzel, yumuşak ruhlu, güzel tabiatlı, kendisine kötülük yapıldığında gayet sabırlı bir kimsedir...
Donuk kafalı değildir; onda Hak ışığı asla sönmez. Dedikoducu ve koğucu değildir; kıskanç ve fesatçı da olamaz. Aceleci ve kinci hiç değildir. Büyüğe saygılı, küçüğe karşı merhametlidir.
Emanete son derece riayet eder.

Takvası bol ve ahlâkı hayâsı olan kişidir. Tahammülü çok; nefsine yüz vermeyen, gayriye cömert davranan bir kişidir o…
Davranışlarında terbiye, sözünde fevkaladelik görülür. Kimsenin felaketine çalışmaz. Kimsenin ardından çekiştirmez. Gayet vakur, sabırlı, az konuşan, çok namaz kılan, çok oruç tutan, doğru sözlü, sağlam seciyeli bir kişidir o... O, misafirlerine çok ikram eder.

Kulların yaptığı iş bizzat ilahi kudretin eseridir. Yapılan işin ne olacağını Allah haber veriyor. İşte bu durum Halık ile mahlûkun arasındaki farkı gösteriyor. Allah yaratır, kul iradesini göstererek kesbeder."
Yunus suresinin 107. ayetini şöyle tefsir ediyor, Gavsu'l Azam: "Allah sana bir zarar dokunduracaksa; bunu Kendisinden başka açan olmaz. Şayet sana bir hayır murat etmiş ise, O'nun fazlını kimse geri çeviremez. Bu fazlını kullarından dilediğine ulaştırır."
Geçen asırlarda ve zamanlarda olmuş işler, dirilip toplanma gününe kadar olacak işler, tümden Allah'ın takdir ettiği hükmü ve kaderi ile olacaktır.
Levh-u Mahfuz'da yazılan, mahlûk için mukadder bir şeyden kaçmak yolu yoktur.
Bir kimseye, Allah'ın takdir etmediği yoldan bir iyilikte bulunmak için yaratılmışların tümü bir araya gelip çalışsalar, buna güçleri yetmez.
Yine, tüm yaratılmışlar, Allah'ın takdir etmediği bir şeyde, bir kimseye zarar vermeye çalışsalar; bunu da yapamazlar". (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)











































































