logo
02 MAYIS 2026

Türk heyeti Şam'da Şara ile ne konuştu

Fidan, 13 Mart'ta Suriye'nin başkenti Şam'a yaptığı ziyaretteki görüşmelere ilişkin de açıklamalarda bulunarak, "Türkiye olarak bizim yaşamsal çıkarlarımız var özellikle başta güvenlik olmak üzere. Suriye'nin içinde bulunduğu belli şartları suiistimal eden terör örgütleri var. O konuları görüşmek, mevcut gelişmeleri bir gözden geçirmek ve iki ülke arasındaki diğer gündeme gelmesi gereken bazı konular var. Yani enerji ve diğer yardım konuları bunların hepsini ele aldık." şeklinde konuştu.

15.03.2025 05:48:00
Anadolu Ajansı
Türk heyeti Şam'da Şara ile ne konuştu
Türk heyeti Şam'da Şara ile ne konuştu

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Avrupa, Amerika'nın olmadığını varsaydığı yeni bir güvenlik mimarisi geliştirirken, Avrupa'daki birtakım güçlerin, Türkiye de dahil, rollerinin parametreleri, çarpan katsayıları da değişiyor." dedi.

Bakan Fidan, TV100 canlı yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Fidan, 8 Aralık 2024'te Suriye'de "yeni bir dönemin" başladığını kaydederek, "Bu dönem tabii çok büyük bir tarihi fırsatı getirirken Suriye halkı için ve bölge için aynı zamanda birçok problemin de aslında başlangıç noktası oldu. Gerçekten yeni yönetim ve Suriye halkı arkasında ülkeyi yokluğa, imkansızlığa, açlığa bırakmış bir liderin kalıntısıyla baş başa kaldılar. Ve şu anda sistem kendini yeniden ayağa kaldırmaya çalışıyor devletiyle, milletiyle." ifadelerini kullandı.

Suriye'nin hem uluslararası toplumun hem Türkiye'nin her türlü desteğine ihtiyacı olduğunu belirten Fidan, "Bizim tabii ki bu bir tarihi mesuliyetimiz yanı başımızda bulunan kardeşlerimize yardım etmek, modern bir devlet imkanını kullanarak profesyonel bir şekilde onlara her türlü desteği götürmek önemli." diye konuştu.

Fidan, 13 Mart'ta Suriye'nin başkenti Şam'a yaptığı ziyaretteki görüşmelere ilişkin de açıklamalarda bulunarak, "Türkiye olarak bizim yaşamsal çıkarlarımız var özellikle başta güvenlik olmak üzere. Suriye'nin içinde bulunduğu belli şartları suiistimal eden terör örgütleri var. O konuları görüşmek, mevcut gelişmeleri bir gözden geçirmek ve iki ülke arasındaki diğer gündeme gelmesi gereken bazı konular var. Yani enerji ve diğer yardım konuları bunların hepsini ele aldık." şeklinde konuştu.

"Suriye'de normal hayata dönüş önemli"

Suriye'de normal hayata dönüşün fevkalade önemli olduğunu vurgulayan Fidan, "Normal hayata dönülmeden, gerek Türkiye'de gerek civar ülkelerde bulunan mültecilerin dönmesi de mümkün değil. Şu anda belirli gelişmeleri az da olsa görüyoruz. Önemli olan güvenliğin, istikrarın sağlanması, tesis edilmesi." değerlendirmesinde bulundu.

Fidan Ürdün'e ziyaretini hatırlatarak, "Ürdün'de Türkiye'nin aslında çerçevesini önceden oluşturduğu, teklif ettiği bu DEAŞ'a karşı mücadele platformunun temelleri atıldı. Suriye aslında bunun önemli bir ayağı çünkü Suriye'de ve Irak'ta DEAŞ'in tekrar neşvünema bulmaması son derece önemli. Yeni mekanizmanın teknik özellikleri, birtakım parametreleri nasıl olabilir, ne yapılır, ona biraz baktık." dedi.

Suriye'nin belli bölgelerindeki gerilimlere ilişkin Fidan, "Biz daha önce provokasyon uyarısında bulunmuştuk. Maalesef bu ne ilk provokasyon olacak ne son provokasyon olacak. Önemli olan bu türden provokasyonlara karşı alacağınız idari ve siyasi önemler." ifadelerini kullandı.

Fidan, provokasyonların bölgedeki Nusayri kesimine yönelik bir proje olduğunu belirtti.

Devrik rejim unsurlarının hükümet birliklerine tuzak kurarak saldırması ve askerleri öldürmeleri sonucu ortaya çıkan, her iki taraftan sivil unsurların da karıştığı bir konu olduğunu söyleyen Fidan, "Özellikle Nusayri ve Sünni hassasiyetinin bulunduğu bir yerde, yakın tarihinde bazı acıları yaşamış bir toplumun yaraları bu kadar taze iken, aslında provokasyona açık bir yaranın olduğu ortada." diye konuştu.

8 Aralık'tan itibaren birçok çevrenin yeni yönetimin ve bağlılarının Nusayri sivil kesime yönelik bir rövanşist yaklaşıma gideceğini düşündüğünü ancak bunun olmadığını belirten Fidan, şunları söyledi:

"Yeni yönetim ne dediyse gerçekten arkasında durdu. Yeni yönetim bu türden bir rövanşist tavra girmeyince gerçekten aklı selim, makul, herkesi kucaklayan, yaraları bir an önce sarmaya odaklı bir yaklaşım sergileyince bu sefer umduğunu bulamayan belli çevreler provokasyonu kendileri örgütlediler. Yani bu provokasyonun hemen arkasında özellikle Suriye'deki Ahmed Şara yönetiminin çıkıp 'bunların sorumlularını bulacağız' diyerek bir mekanizma oluşturması önemliydi."

Fidan, bölgede farklı mezheplerin varlığından söz ederek, "Üzücü olan şu, Türkiye'de bazı çevrelerin ucuz bir siyaset dili kullanarak, yakın çevremizde olan birtakım gelişmelerin Türkiye'ye aynasını tutması, buradan özdeşleştirmeye gidebilmesi ve bunun başka bir geriliminin Türkiye'de taban bulmaya yönelik siyasi operasyona dönüştürmesi talihsiz bir yaklaşım." şeklinde konuştu.

"Biz burada milletimizin güvenliğini, çıkarlarını gözetmek için varız"

Suriye'deki gelişmelerin profesyonel bir şekilde takip edildiğini söyleyen ve yeni yönetimle SDG arasında imzalanan anlaşmanın etkileri üzerine konuşan Fidan, "Özellikle YPG ile ilgili konularda, başta provokasyon olmak üzere, ileriye yönelik birtakım tezgahlar olmak üzere her şey gündemde olabilir. Yani iyi niyetle imzalanmış bir anlaşma varsa, gereği yapılsın. Ama birtakım orada sorunlar, ileriye döşenmiş mayınlar olabilir. Biz Türkiye olarak bunu kendi açımızdan çok yakından gözetliyoruz, bakıyoruz. İnşallah çok fazla kan dökülmeden, sulh içinde bir normal hayata geçiş olur, terör biter." değerlendirmesinde bulundu.

Fidan, Suriye'deki yeni yönetim ile SDG arasında yapılan anlaşmanın son Şam ziyaretinde ele alındığını ve Türkiye'nin endişelerinin dile getirildiğini belirterek, şöyle devam etti:

"Biz Suriye devletinden ne bekliyoruz' Kürtlere bütün haklarının verilmesi gerekiyor. Ama buna mukabil oradaki terör yapısının ortadan kalkması, silah unsuru bütün imkan ve kabiliyetlerini devlete teslim etmesi gerekli. Bunu nasıl hayata geçirmeyi düşünüyorsunuz' Bunları bilmek profesyonel açıdan bizim için önemli. Bunun olabilirliğine ilişkin kanaatimi pekiştirmek zorundayım ki ona göre ben ne kadar alarmda olacağım, ne kadar müdahale edeceğiz, ne kadar etmeyeceğiz."

"Biz burada milletimizin güvenliğini, çıkarlarını gözetmek için varız." diyen Fidan, anlaşmanın olumlu bir adım olduğunu ancak etkilerine ilişkin bir şey söylemek için "bundan sonra atılacak adımların" görülmesi gerektiğini belirtti.

Suriye'de hiç kimsenin kendisini azınlık hissetmeden, eşit imkanlardan istifade ederek daha büyük bir refahın özel bir parçası olduğunu hissetmesi gerektiğini söyleyen Fidan, "Bizim yaşadığımız coğrafyada bir yeri otonom ve ayrı yaptığınız zaman ona aynı muamele edersiniz. Geri kalan refahtan istifade etmez. Buna hiç gerek yok." dedi.

Fidan, Türkiye'nin Suriye konusundaki rolüne ilişkin, önemli olanın ülkenin ortaya koyduğu hedeflerin hayata geçirilmesi olduğuna dikkati çekerek, Türkiye'nin bölgede çatışmaların bittiği, kardeşlik ve dayanışma duygusunun arttığı ve çağdaş profesyonel dayanışma metotlarının kullanıldığı bir politika vizyonu bulunduğunu anlattı.

Türkiye'nin Suriye, Ukrayna, Kafkasya ve Balkanlar gibi bölgelerde görmek istediği neticeler doğrultusunda değişen ölçülerde rol aldığını aktaran Fidan, Türkiye için önemli olanın ortaya konulan perspektifin ve vizyonun yürümesi olduğunu dile getirdi.

Terör örgütü "vekil unsur" görevi görüyor

Fidan, Türkiye'de siyaset yapma imkanı varken silahlı terör yolunun seçilmesinin "ülkeye ve millete düşmanlık" ve "başkalarının taşeronluğunu yapmak" olduğunu vurguladı.

Terör örgütü PKK'nın kendisini çoktan feshetmiş olması gerektiğini belirten Fidan, "Aslında 2013'te bu sürece girilmişti, oluyordu ama Suriye'deki birtakım fırsatları varmış gibi göstererek örgütü kandırdılar. Bunca yıl kaybedildi. O zaman örgütün aklını çelen bölgesel aktörlerin kimler olduğunu örgüt kendisi biliyor." ifadelerini kullandı. Fidan, 2013'ten örgütün aklını çelenlerin tekrar devreye girebileceğine karşı uyardı.

Fidan, geçmişle kıyaslandığında Türkiye'nin, örgütü alanda tamamıyla yenilgiye uğratmasını, Irak'ta ve Suriye'de baskılamasını bir konjonktür değişikliği olarak nitelendirerek, Türkiye'nin 10 sene öncesine nazaran mücadele konusunda çok yol kat ettiğini dile getirdi.

Örgütün ilişkide olduğu başka unsurların menfaatini temsil etmeye başlayarak "vekil unsur" haline dönüştüğünü aktaran Fidan, örgütün silah bırakma çağrısını uyup vesayetten kurtulması çağrısında bulundu.

Değişen ABD-Avrupa ilişkileri ve yeni oluşumlar

Fidan, İkinci Dünya Savaşı'ndan beri ABD'nin Avrupa'da oluşturduğu güvenlik şemsiyesi altında oluşan demokrasi ve refah alanının, ABD'nin koruyuculuğu olmadan ayakta duramayacağı değerlendirmesini yaparak, Avrupalıların uzun yıllar boyunca bunu kendilerini yaptığı yanılgısına düştüğünü kaydetti.

ABD'nin güvenlik şemsiyesini çekmesi ihtimalinin ortaya çıkışının Avrupalıları kendi adımlarını atmaya ittiğini anlatan Fidan, Avrupalıların orta ve uzun vadede ABD'nin kendilerine sağladığı kabiliyetleri geliştirdiğini vurguladı.

Fidan, "Avrupa, Amerika'nın olmadığını varsaydığı yeni bir güvenlik mimarisi geliştirirken, Avrupa'daki birtakım güçlerin, Türkiye de dahil, rollerinin parametreleri, çarpan katsayıları da değişiyor." diye konuştu.

Bakan Fidan, Avrupa'da Türk ordusu kadar güçlü, araçları muharebe alanlarında test edilmiş çok sayıda ordunun bulunmadığına dikkati çekti.

Tehditlerin tanımlanması, imkanların ve tarafların birbirine ne kadar sahip çıkacağının görülmesi gerektiğine işaret eden Fidan, Ukrayna meselesinin Türkiye'nin de içinde bulunduğu Avrupa ülkeleri için test görevi göreceğini kaydetti.

"Bir şey yapıyorsak, muhakkak bir şey isteyeceğiz"

Fidan, Türkiye'nin Avrupa ülkeleriyle birebir ilişkilerinin iyi durumda olduğunu belirterek, "Avrupa'nın tamamıyla toplamda 200 milyar dolardan fazla ticaret hacmimiz var. Dünyanın olabilecek en dengeli ticaret hacmi, her iki taraf için de." şeklinde konuştu.

AB kurumlarıyla 2019'da belli ölçüde kesilen ilişkilerin tamirinin meşakkatli olduğuna dikkati çeken Fidan, AB üyeliğinin hala stratejik öncelik olduğunu fakat AB'nin konuyu aynı şekilde ele almadığını anlattı.

Fidan, gelecek dönemde Türkiye-AB ilişkilerinde iyi niyetli açılımların beklenebileceğini söyleyerek, "Şu anda her şey birtakım muhtemel senaryolar ve varsayımlar üzerinden götürülüyor. Bunu daha gerçekçi olaylar önümüze çıktıkça bir müzakere sürecine evireceğiz. Biz bir şey yapıyorsak, muhakkak bir şey de isteyeceğiz. Olmadan olmaz." dedi.

Müzakere sürecinde iki tarafın menfaatini gözeten, yapıcı bir yaklaşım benimseyeceklerini kaydeden Fidan, AB içerisinde 2019'dan itibaren oluşan olumsuz havanın dağıldığını vurguladı.

Rusya-Ukrayna Savaşı

Fidan, "Türkiye bu konuda şu ana kadar oynadığı rolü (Rusya-Ukrayna arasında arabuluculuk) artırarak oynamaya hazır. Yeter ki barış olsun, istikrar olsun, insanlar ölmesin, yıkım devam etmesin. Bu konuda elimizden ne geliyorsa siyasi, teknik, askeri bunları yapmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.

Ateşkesin veya barışın olması için tarafların birçok konuda mutabık kalması gerektiğinin altını çizen Fidan, Türkiye'nin uzunca bir süre NATO içerisinde Ukrayna'da ateşkesi savunan tek ülke konumunda olduğunu belirtti.

Fidan, Rusya'nın ve Ukrayna'nın ayrı zamanlarda davet edilmediği barış görüşmelerine işaret ederek, tüm tarafların masada olmasıyla "sahici" barış görüşmesi yapılabileceğini söylediklerini kaydetti.

Taraflar arasında ilan edilmesi beklenen ateşkesin getirdiği sükunetin, tarafları daha kalıcı ve uzun süreli barışa teşvik edeceği yönünde bir hava oluşması temennisinde bulunan Fidan, müzakere temellerinin sağlam olması gerektiğini vurguladı.

Fidan, Türkiye'nin, Rusya ile Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine ev sahipliği yapma konusunda açık daveti bulunduğunu hatırlatarak, "Ev sahipliği yapmaktan tutun da diğer yapıcı katkılara kadar her bir faaliyetin içerisinde olacağız." diye konuştu.

"ABD'nin PKK/YPG ile ilişkisi kesildiğinde bir numaralı sorun ortadan kalkar"

Fidan, ABD ile sorunların başında Washington'ın PKK/YPG ile ilişkisinin ve terör örgütünün bundan aldığı gücün geldiğine işaret ederek, ABD'deki yeni yönetimin de etkisiyle İmralı'dan yapılan çağrının örgüt nezdinde yankı bulmasını diledi.

Suriye'de de işleyen bir süreç olduğuna değinen Fidan, "PKK tehdidinin ortadan kalktığı, Amerika'nın bunlarla ilişkisini kestiği bir noktada, Türkiye'nin aslında bir numaralı sorun parametresiyle alakalı çok fazla bir derdi kalmıyor." şeklinde konuştu.

Fidan, ABD'nin PKK/YPG ile ilişkileri ve FETÖ'nün karargahına ev sahipliği yapmasının ikili ilişkilerde yok sayılmasının mümkün olmadığını vurgulayarak, belli sorunların kenarda tutularak diğer fayda alanlarında ilişkilerin ilerletilmesinin önemine işaret etti.

Yeni dönemde Türkiye-ABD ilişkilerinin daha yapısal ve sistematik ilerletilmesinin önemli olduğunun altını çizen Fidan, Avrupa Birliği (AB) ve NATO gibi ittifaklar zemini üzerinden ilişki yürütmenin önemini kaybettiği bir yerde birebir ilişki mekaniğinin giderek daha önem kazandığını dile getirdi.

Fidan, Türkiye'nin büyük ve etkisi yüksek bir ülke olduğuna ve güçlü bir siyasi liderlik bulunduğuna dikkati çekerek, ABD'nin Türkiye'nin kabiliyetleri üzerinden rasyonel bir yaklaşımla ilişki kurması gerektiğini söyledi.

Fidan, AB'nin rasyonel yaklaşım yerine yıllarca "kimlik politikası" üzerinden ilerlediğini hatırlatarak, şimdi AB ülkelerinin Türkiye'yle "beraber olsaydık tehdide maruz kalmazdık" diye düşündüğünü aktardı.

ABD'de yeni yönetimin bölgesel ve küresel olarak çok fazla sayıda dış politika ve güvenlik dosyasını aynı anda yürüttüğüne işaret eden Fidan, dikkatli bir diplomasi, iyi niyet ve profesyonel bir yaklaşımla Türkiye ve ABD'nin menfaatlerinin daha iyi gözetileceği yapısal bir zemin oluşturulabileceğini dile getirdi.

"ABD'nin Suriye'deki varlığındaki problem PKK/YPG ile işbirlikleri"

ABD ordusunun Suriye'den çekilip çekilmeyeceğine ilişkin Fidan, şunları kaydetti:

"Amerikan askeri varlığının bizim için en büyük problemi PKK ve YPG ile yaptığı işbirliği ve verdikleri destek. Bu sorun alanı ortadan kalktığı zaman gözden geçirilmesi gereken diğer konu, oradaki ülkeleri, daha geniş çerçeveyi ilgilendiren bir konu. Şimdi bu destek devam edecek mi etmeyecek mi' Bizim meselemiz bu, biz konuya bu açıdan bakıyoruz çünkü bu destek türü maalesef PKK/YPG'ye de sahte umutlar veriyor, sahte gelecek hayalleri kurdurtuyor. Halbuki daha rasyonel, daha sahici, daha pozitif hayatlar mümkün. Umarım bu konuda Amerika da doğru olanı yapacaktır."

Fidan, ABD'nin dış politikasını rasyonel zeminde yürütmesi halinde Türkiye ile dost olması gerektiğini vurgulayarak, "Başka birkaç ülkenin aklına ve daha kimliksel yaklaşıma, ideolojik yaklaşıma giderse bambaşka bir sorun çıkabiliyor." dedi.

AB'nin "ReArm Europe" programıyla 800 milyar avroluk bir meblağ ortaya koyduğunu hatırlatan Fidan, bazı Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını artırmaya çalıştıklarına değindi.

Fidan, savunma sanayinin güçlü olması ve savunma yeterliliklerinin karşılanması projesi açısından Türkiye'yle işbirliğinin fevkalade önemli olduğunu vurgulayarak, ABD'nin "güvenlik şemsiyesini çekmesi" halinde ne olacağına dair tartışmaların hem Avrupa'da hem de Asya-Pasifik bölgesinde devam ettiğini söyledi.

Fidan, ABD, Rusya ve Çin gibi büyük güçlerin çatışmayıp "menfaatleri tanımlama" anlaşmasına gitmesi halinde Avrupa güvenlik mimarisi açısından ülkelerin bir araya gelmesinin daha önemli hale geldiğini belirtti.

"Netanyahu'nun zihninde kalıcı bir barışa dönmek yok"

İsrail ile Hamas arasındaki ateşkese ilişkin Fidan, mutabakatın sağlanarak ateşkesin ikinci aşamasına geçilmesini ve kalıcı bir ateşkes olmasını umduğunu belirterek, "Aksi takdirde maalesef (Binyamin) Netanyahu'nun zihninde kalıcı bir barışa dönmemenin olduğunu biz biliyoruz. Sadece biz değil, bunu bütün dünya görüyor. Kendisi de bunu söylemekten, ima etmekten, açıkça yapmaktan hiç çekinmiyor çünkü Netanyahu ve İsrail'in bir güç zehirlenmesiyle karşı karşıya kaldığını görüyoruz." diye konuştu.

Fidan, Gazze'deki halkın dramının sona ermesini umduğunu dile getirerek, Arap ülkeleriyle, İslam İşbirliği Teşkilatı'yla ve Avrupa ülkeleriyle yoğun şekilde bu konuyu görüştüklerini aktardı.

Gazze'de yeniden imarı içeren bir planı Cidde'de kabul ettiklerini hatırlatan Fidan, İsrail'in Filistinlilerin bölgede kalmasını sağlayacak yeniden imar ve yardım dahil hiçbir girişimi istemediğini ifade etti.

Fidan, İsrail'in "insansızlaştırma" politikası yürüttüğünü ancak bu politikayı geri püskürtecek bir uluslararası irade olmadığından bu alanı suistimal etmeye devam ettiğini vurguladı.

 

Türkiye'de ilk kez yaşandı


 
Türkiye'de ilk kez dünyaya gelen zürafa yavrusunun ismi "Çınar" oldu. Gaziantep Doğal Yaşam Parkı'nda doğan zürafanın ismi, anket sonucunda "Çınar" olarak kararlaştırıldı.

02.05.2026 12:17:00
AA
Türkiye'de ilk kez yaşandı
Türkiye'de ilk kez yaşandı

Gaziantep Doğal Yaşam Parkı'nda dünyaya gelen zürafa yavrusuna, yapılan anket sonucunda "Çınar" ismi verildi.
Türkiye'nin en büyük, Avrupa'nın ikinci, dünyanın ise dördüncü büyük doğal yaşam alanlarından biri olan Gaziantep Doğal Yaşam Parkı'nda dünyaya gelen erkek zürafa yavrusunun isminin belirlenmesi için Büyükşehir Belediyesinin sosyal medya hesaplarından anket yapıldı. Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, katıldığı bir televizyon programında, zürafa yavrusunun isminin anket sonucunda "Çınar" olarak belirlendiğini kaydetti.

Ziyaretçilerin ilgisini çekiyor

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Doğal Hayatı Koruma Dairesi Başkanı Celal Özsöyler, Kasım 2024'te dişi zürafa Selvi'nin hamile kaldığını belirterek "Hamileliği 15 ay kadar sürüyor. Bu sürede erkek zürafamız Şakir, fizyolojik ömrü dolduğu için vefat etti. Geçtiğimiz 14 Şubat Sevgililer Günü'nde Selvi'nin yavrusu oldu. Gece doğum başladı ve 1,5 saat sonra Selvi yavrusunu doğurdu. Sağlıklı bir erkek yavrumuz oldu" diye konuştu.

Türkiye'de doğan ilk zürafa olan "Çınar", Gaziantep Doğal Yaşam Parkı'nı ziyaret edenlerin ilgisini çekiyor.
Okan Araman, Antakya'dan Doğal Yaşam Parkı'nı gezmek için geldiklerini belirterek "Türkiye'de ilk defa zürafanın doğduğunu duyduk. Onu görmeye geldik, ben oğlum kadar küçükken buraya gelmiştim. Şakir'in babasını görmüştüm. Şimdi de yavrusunu gördüğümüz için heyecan duyduk" dedi.

Bacaklarda geçmeyen şişliğe ve ağrıya dikkat!


 
Günümüzde özellikle kadınlarda sık görülen varis ve lipödem, dolaşım sistemiyle ilişkili, son derece önemli iki hastalık olmasına rağmen toplumsal farkındalığın az olması nedeniyle sadece estetik bir problem gibi algılanarak göz ardı edilebiliyor.

02.05.2026 10:09:00
MURAT ÇORBACI
Bacaklarda geçmeyen şişliğe ve ağrıya dikkat!
Bacaklarda geçmeyen şişliğe ve ağrıya dikkat!

Son yıllarda hareketsiz (sedanter) yaşam, bilgisayar başında uzun süre kesintisiz oturma, sağlıksız beslenme, fazla kilo, aşırı tuz tüketimi, yetersiz su içme, düzenli egzersiz yapılmaması ve yanlış kıyafet seçimi gibi etkenler, dolaşım sistemini ciddi şekilde bozabiliyor. Günlük yaşamda çoğu zaman fark edilmeyen bu hatalar zamanla bacaklarda şişlik, ağrı ve dolaşım bozukluklarına zemin hazırlayabiliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi (KVC) Uzmanı Dr. Arzu Ercan, genetik etkenlerin yanı sıra yanlış yaşam alışkanlıklarının da varis ve lipödemin günümüzde hızla yaygınlaşmasına yol açtığını belirterek, erken dönemde müdahale edilmezse tablonun daha da ağırlaşabileceğini söylüyor. Bacaklarda ağrı, şişlik, morarma ve şekil bozukluğu gibi belirtilerin mutlaka ciddiye alınması ve zaman kaybetmeden doktora başurulması gerektiğini belirten Dr. Ercan, "Nasıl olsa geçer, diyerek belirtileri görmezden gelmek ya da doktora gitmeyi ertelemek hastalığın ilerlemesine yol açar. Erken dönemde doktora başvurmak en kritik adımdır" dedi.

'Kilo aldım' sanılıyor, lakin!..

Lipödemin çoğu zaman kilo artışıyla karıştırıldığını vurgulayan Dr. Ercan "Lipödem, vücudun özellikle alt bölgelerinde anormal yağ birikimi ile karakterize kronik bir yağ dokusu hastalığıdır. Hastalar genellikle bunu kilo artışı zanneder ve diyet-egzersize rağmen sonuç alamadıklarında hayal kırıklığı yaşarlar" şeklinde konuştu.
Varisin ise; toplardamarların genişlemesi ve işlevini yitirmesi sonucu ortaya çıktığını belirten Dr. Ercan, kanın geriye kaçmasıyla damarların belirginleştiğini ifade etti. Hastalığın zamanla ağrı, yanma ve şişlik gibi şikayetlerle ilerleyebileceğini ve özellikle uzun süre ayakta kalan kişilerde riskin arttığını vurguladı.

Modern tedaviler yüz güldürüyor

Günümüzde gelişen tıbbi yöntemlerle hem varis hem de lipödem tedavisinde başarılı sonuçlar alındığını belirten KVC Uzmanı Dr. Arzu Ercan şöyle konuştu: "Lazer ve radyofrekans gibi minimal invaziv yöntemlerle varis tedavi edilebilmektedir. Lipödemde ise manul lenf drenajı, kompresyon tedavisi ve egzersiz temelli multidisipliner yaklaşımlar ön plana çıkmaktadır. Artık ameliyatsız ya da minimal girişimlerle hastalar kısa sürede günlük hayatlarına dönebiliyor. Ancak tedavi sürecinde kişiye özel planlama büyük önem taşıyor." RECEP BAHAR

Varis ve lipödeme zemin hazırlayan 8 etken!

KVC Uzmanı Dr. Arzu Ercan, varis ve lipödeme yol açabilen 8 etkeni şöyle açıkladı:
• Uzun süre hareketsiz kalmak
• Dar kıyafetler ve yanlış ayakkabı seçimi
• Düzenli egzersiz yapmamak
• Fazla kilo
• Dengesiz beslenme
• Aşırı tuz tüketimi
• Bilgisayar başında uzun süre kesintisiz oturmak
• Yetersiz su tüketimi

Alerji konusunda DOĞRU bilinen YANLIŞlar!


 
Baharın gelişiyle doğa canlanırken, ağaç, çimen ve yabani ot polenlerinin havadaki yoğunluğu zirveye ulaşıyor, milyonlarca kişi için alerji şikayetleri artıyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Baykal Tülek, burun akıntısı, uzayan öksürük, hapşırma, gözlerde sulanma, kaşıntı hatta nefes almada zorluk gibi şikayetlerin bahar mevsiminde yaygınlaştığını, bazı kişilerde astım ataklarını da tetikleyebildiğini söyledi.
 

02.05.2026 10:06:00
MURAT ÇORBACI
Alerji konusunda DOĞRU bilinen YANLIŞlar!
Alerji konusunda DOĞRU bilinen YANLIŞlar!

Özellikle ilkbaharda artan polenler yalnızca dışarıyla sınırlı kalmıyor. Evin içinde de gizli ve önemli bir tehdit oluşturuyor.  Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tülek, "Bahar alerjisinde en büyük sorun; yanlış bilgilerle hareket edilerek alerjenlere maruz kalmaktır. Oysa doğru bilgilenme ve basit önlemlerle alerji yönetimi kolay ve etkili hale gelir" dedi. Prof. Dr. Baykal Tülek, bahar alerjisinde doğru sanılan 8 yanlışı anlattı.

Alerji sadece baharda olur: YANLIŞ!
DOĞRUSU: Bu en yaygın yanılgılardan biridir. Bahar aylarında polenler arttığı için şikayetler belirginleşse de alerji yılın sadece bu dönemine özgü değildir. Ev tozu akarları, küf, evcil hayvan tüyleri ve hava kirliliği gibi faktörler dört mevsim etkisini sürdürebilir. Bu nedenle yalnızca bahara odaklanmak, alerjinin gerçek kaynağını gözden kaçırmaya neden olabilir.

Polene karşı ev içinde güvendeyiz: YANLIŞ!
DOĞRUSU: Sanılanın aksine polenler sadece dış ortamda kalmaz. Saç, cilt ve kıyafetler aracılığıyla evin içine taşınır ve özellikle yatak, koltuk ve perdelerde tutunarak etkisini sürdürür. Kişinin dışarı çıkmadığı günlerde bile şikayetlerinin devam etmesine neden olabilir. Bu nedenle eve dönüşte duş almak, kıyafet değiştirmek ve ortam hijyenini sağlamak en az dışarıdaki korunma kadar önemlidir.

Alerji sadece burun akıntısı ve hapşırmadan ibarettir: YANLIŞ!
DOĞRUSU: Alerji, yalnızca basit bir nezle gibi düşünülmemelidir. Gözlerde kaşıntı ve sulanma, uzayan öksürük, göğüste sıkışma, nefes darlığı, uyku bozukluğu ve günlük performansta düşüş gibi çok daha geniş bir etki alanına sahiptir. Özellikle astım ile ilişkili durumlarda, alerji ciddi solunum problemlerine zemin hazırlayabilir.

İlaçlar tek başına yeterlidir: YANLIŞ!
DOĞRUSU: Alerji tedavisinde ilaçlar önemli olsa da tek başına yeterli değildir. Ne bir hava filtresi ne de tek bir ilaç tüm sorunu ortadan kaldırır. Çevresel önlemlerle desteklenmeden, sadece geçici rahatlama sağlar. Kalıcı iyilik hali için; alerjenle temasın azaltılması, yaşam alanının düzenlenmesi ve günlük alışkanlıkların gözden geçirilmesi gerekir. En etkili yaklaşım, doğru tedavi ile doğru yaşam düzeninin birlikte uygulanmasıdır.

Pencereyi açıp evi havalandırmak her zaman iyidir: YANLIŞ!
DOĞRUSU: Temiz hava almak sağlıklı olsa da polen yoğunluğunun yüksek olduğu bahar aylarında açık pencereler tam tersine alerjenleri içeri taşır. Özellikle sabah saatlerinde havalandırma yapmak, evin içindeki polen yükünü artırabilir. Bu nedenle havalandırma saatleri ve yöntemi mevsime göre planlanmalıdır.

Maske sadece viral enfeksiyonlu hastalar için gereklidir: YANLIŞ!
DOĞRUSU: Pandemiyle birlikte hayatımıza giren maskeler, aslında alerji hastaları için de önemli bir koruyucudur. Çoğu kişinin tercih etmediği maske kullanımı, basit ama etkili bir korunma yöntemidir. Özellikle yoğun polen dönemlerinde dışarıda maske kullanmak ya da süpürge filtresi temizliği gibi yoğun alerjene maruz kalma anlarında maskeler solunan alerjen miktarını azaltabilir.

Alerji zamanla kendiliğinden geçer: YANLIŞ!
DOĞRUSU: Bazı kişiler belirtilerin zamanla azalacağını düşünerek doktora başvurmaz, önlem almayı erteler. Oysa kontrol altına alınmayan alerji, zamanla daha şiddetli hale gelebilir ve alt solunum yollarını etkileyerek astım gibi daha ciddi hastalıklara zemin hazırlayabilir. Alerjiye karşı erken önlem almak ve süreci doğru yönetmek bu nedenle büyük önem taşır.

Burun açıcı spreyler ne kadar çok kullanılırsa o kadar iyi gelir: YANLIŞ!
DOĞRUSU: Hızlı rahatlama sağladığı için sık tercih edilen burun açıcı spreyler, bilinçsiz kullanıldığında tam tersi etki yaratabilir. Uzun süreli kullanım burunda "geri tepme" etkisine yol açarak tıkanıklığı artırabilir ve bağımlılık benzeri bir tablo oluşturabilir. Bu nedenle bu tür ürünler kısa süreli ve kontrollü kullanılmalıdır.

Bahar alerjisine karşı 10 etkili önlem!

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Baykal Tülek, bahar alerjisine karşı 10 etkili önlemi şöyle sıraladı:
• Polenlerin yoğun olduğu dönemlerde dışarı çıkarken maske ve güneş gözlüğü takmak
• Dışarıdan geldikten sonra duş almak ve kıyafet değiştirmek
• Burun içini salin solüsyonu (serum fizyolojik) ile temizlemek
• Ev ve araçta camları kapalı tutmak
• Polen filtreli hava temizleyicileri kullanmak
• Çamaşırları dışarıda kurutmamak
• Evde nem oranını kontrol altında tutmak
• Nevresimleri en az 60 derecede yıkamak,
• Toz tuttuğu için evde halı ve peluş oyuncak bulundurmamak
• Doktorun önerdiği tedavi yöntemini uygulamak

Sumud Filosu aktivistlerinden Davidson'dan şok açıklama

 
Gazze'ye insani yardım ulaştırmak ve İsrail'in ablukasını kırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu'nun aktivistlerinden Katy Davidson, İsrail tarafından alıkonuldukları anlara ilişkin, "Her yer dikenli tellerle çevriliydi, etrafımızda silahlı kişiler vardı ve bize hayvanmışız gibi davrandılar" dedi.

02.05.2026 09:42:00
HABER MERKEZİ/AA
 Sumud Filosu aktivistlerinden Davidson'dan şok açıklama
 Sumud Filosu aktivistlerinden Davidson'dan şok açıklama

Gazze'ye insani yardım ulaştırmak ve İsrail'in ablukasını kırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu'nun aktivistlerinden Katy Davidson, İsrail tarafından alıkonuldukları anlara ilişkin, "Her yer dikenli tellerle çevriliydi, etrafımızda silahlı kişiler vardı ve bize hayvanmışız gibi davrandılar." dedi.
İngiliz Davidson, İsrail'in uluslararası sularda filoya yönelik saldırısı sonrası yaşadıklarını anlattı.
Küçük bir tekneyle ilerledikleri sırada insansız hava araçları ve yoğun ışıklarla takip edildiklerini belirten Davidson, İsrail ordusuna ait büyük bir savaş gemisinin tekneye yaklaştığını söyledi.

Ateş etmekle tehdit ettiler

Davidson, "Bize teknenin ön kısmına geçmemizi söylediler. Biz barışçıl şekilde oturduk ancak ısrar ettiler. Sonunda, 'Öne geçmezseniz ateş ederiz' diye tehdit ettiler. Halbuki uluslararası sulardaydık ve yasa dışı hiçbir şey yapmıyorduk" dedi.
İsrail askerleince alıkonulduktan sonra "yüzen hapishane" olarak nitelendirdiği bir ortama götürüldüklerini anlatan Davidson, buradan da botlarla alınarak konteynerlerden oluşturulan geçici bir alanda tutulduklarını dile getirdi. Davidson, "Her yer dikenli tellerle çevriliydi, etrafımızda silahlı kişiler (Yunan askerler) vardı ve bize hayvanmışız gibi davrandılar" ifadesini kullandı.

Yatakları da ıslattılar

Gece boyunca ıslak yataklarda uyumaya zorlandıklarını, bazı durumlarda yatakların özellikle ıslatıldığını belirten Davidson, kendilerine sınırlı miktarda yiyecek ve su verildiğini, görevlilerin sert ve tehditkar bir tutum sergilediğini söyledi.
Davidson, kendilerine "Yunanistan'ı terk etmeleri ya da İsrail'de hapse gönderilmeleri" yönünde seçenek sunulduğunu ifade etti.
Uluslararası topluma çağrıda bulunan Davidson, "Herkesin olanlara tepki vermesi gerekiyor, çünkü bu durum Filistin ile sınırlı kalmayacak, dünya geneline yayılacak. Çünkü onlar (İsrail) siyonist ve kendileri dışında kimseyi umursamıyorlar" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kritik nüfus genelgesi


 
Aile ve Nüfus On Yılı konulu genelge Resmi Gazete'de yayımlandı. Genelgede "Evlilik müessesesinin toplumsal itibarı korunacak, evliliklerin sağlam temeller üzerine inşa edilmesi ve nitelikli bir biçimde sürdürülmesi, genç yetişkinlerin evliliğe teşvik edilmesi ve evliliğin kolaylaştırılmasına yönelik mekanizmalar güçlendirilecektir" denildi.

02.05.2026 06:37:00
HABER MERKEZİ/AA
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kritik nüfus genelgesi
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kritik nüfus genelgesi

Aile ve Nüfus On Yılı (2026-2035) konulu Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, Resmi Gazete'de yayımlandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzalı genelgede, toplumların istikrarlı şekilde varlıklarını sürdürebilmesinde güçlü aile ve nüfus yapısının hayati rol oynadığı belirtildi.

Türkiye'de ailenin, toplumun temeli olarak kabul edildiği ve bu hususun Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 41'inci maddesiyle teminat altına alındığına işaret edilen genelgede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde aileyi "toplumun doğal ve temel birimi" olarak tanımladığı ve devlete ailenin korunmasına ilişkin görev yüklediği vurgulandı.

Genelgede, küresel ölçekte uzun yıllar nüfus artışının kalkınmanın önünde engel görülerek doğurganlığı azaltıcı politikalar uygulandığı anımsatılarak şunlar ifade edildi:
"Öte yandan, cinsiyetsizleştirme başta olmak üzere zararlı akımlar insan hakları ve bireysel özgürlükler söylemini araçsallaştırarak aile kurumunu, nesilleri, milli ve manevi değerleri tehdit etmeye başlamıştır. Günümüzde demografik yapımızda medeni durum, hane büyüklüğü, yaş profili ve mekansal dağılım boyutlarıyla belirgin bir dönüşüm yaşanmaktadır. Doğurganlık hızımız Cumhuriyet tarihimizin ölçülen en düşük seviyesine gerilemiş, aile ve nüfus yapısındaki menfi değişimler varoluşsal bir boyuta ulaşmıştır."

Aile ve nüfus politikalarının eş güdüm içinde etkin uygulanmasının büyük önem arz ettiği belirtilen genelgede, bu minvalde 15 Mayıs 2024 tarihli ve 32547 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi" konulu 2024/6 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Koordinasyon Kurulu ve 172 sayılı Nüfus Politikaları Kurulu Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Nüfus Politikaları Kurulunun kurulduğu hatırlatıldı.

Devlet, aileyi koruyucu ve nüfusu artırıcı yaklaşımla hareket edecek

2025 yılının "Aile Yılı" ilan edilmesiyle ivme kazanan çalışmaların uzun vadeli ve bütüncül bir politika çerçevesinde yürütülmesi amacıyla 2026-2035 döneminin "Aile ve Nüfus On Yılı" olarak ilan edildiği belirtilen genelgede, mezkur dönemde hayata geçirilmesi hedeflenen stratejik öncelikler ile uygulama modeli ve araçlarını ortaya koyan "Aile ve Nüfus On Yılı Vizyon Belgesi"nin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı koordinasyonunda hazırlandığı ve Bakanlığın resmi internet adresinde "www.aile.gov.tr" yayımlandığı ifade edildi.

Genelgede, "Aile ve Nüfus On Yılı'nda, aile ve nüfusun güçlendirilmesine yönelik politikaların geliştirilmesi ve uygulamaya geçirilmesi başta kamu kurum ve kuruluşları olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin ortak ve kararlı biçimde hareket etmesini gerekli kılmaktadır." ifadesine yer verilerek, bu çerçevede yapılacaklar şöyle sıralandı:

"1- Aile ve nüfus yapısının korunması ve güçlendirilmesi hususundaki ülke önceliklerimiz ulusal politika belgeleri ile kurumların stratejik plan ve programlarına dahil edilecek, bu öncelikler uluslararası belgelerin müzakere süreçlerinde ve uluslararası kuruluşların Türkiye ülke programlarının hazırlanması, kabulü ve uygulanmasında kamu kurum ve kuruluşlarınca esas alınacaktır.

2- Tüm kamusal politika, düzenleme, uygulama ile kamu kurumları tarafından yürütülen veya desteklenen araştırmalar aile kurumuna ve nüfus değişimine etkileri yönünden değerlendirmeye tabi tutulacak ve sonuçlar uygulama süreçlerine yansıtılacaktır.

3- Kamu kurum ve kuruluşları somut görev alanlarıyla ilgili faaliyetlerinde aileyi koruyucu ve nüfusu artırıcı yaklaşımla hareket edecek, uygulamalarını buna göre yürütecek, resmi belgelerinde, plan ve programlarında, hizmet içi eğitimlerinde aile ve nüfus politikasıyla uyumlu kavramsal çerçeve esas alınacak, bu çerçeveye ilişkin rehberlik Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından sağlanacaktır.

4- Aileyi ve nüfusu olumsuz etkileyen cinsiyetsizleştirme akımı, zararlı alışkanlık ve bağımlılıklar, nesilleri her türlü menfi etki ve müdahaleye karşı koruyacak bütüncül bir politika çerçevesinde ele alınacaktır.

5- Evlilik müessesesinin toplumsal itibarı korunacak, evliliklerin sağlam temeller üzerine inşa edilmesi ve nitelikli bir biçimde sürdürülmesi, genç yetişkinlerin evliliğe teşvik edilmesi ve evliliğin kolaylaştırılmasına yönelik mekanizmalar güçlendirilecektir.

6- 'Annelik ve babalık' çocuğun sağlıklı gelişimindeki belirleyici rolüyle toplumsal bir değer olarak tahkim edilecek, çok çocuklu aile yapısı desteklenecek, çocuk sahibi olmayı özendiren ve kolaylaştıran uygulamalar hayata geçirilecektir.

7- Gençlerin donanımlı bireyler olarak yetiştirilmesine yönelik politikalar güçlendirilecek, yaşlı refahına yönelik sürdürülebilir sosyal güvenlik ve sağlık sistemleri ile başta aile merkezli olmak üzere çeşitlendirilmiş bakım ve destek modelleri geliştirilecek, kuşaklar arası dayanışma pekiştirilecektir.

8- Nüfusun dengeli dağılımını gözeten bütünleşik bir çerçevede kırsal alandaki nüfus kaybının önlenmesi, kentlerde yoğunlaşan nüfusun kırsal alanlara geri dönüşünün özendirilmesi ve kentsel mekanların aile ve çocuk odaklı bir perspektifle dönüştürülmesi için bütüncül tedbirler hayata geçirilecektir.

9- Mevcut hukuki düzenlemeler aile ve nüfus yapısını koruma ve güçlendirme yaklaşımıyla gözden geçirilecek, belirlenen ihtiyaçlar doğrultusunda yeni hukuki düzenlemelere ilişkin çalışmalar yürütülecektir.

10- Aile ve nüfus yapısında meydana gelen değişimlerin düzenli olarak takip edilmesi ve incelenmesine yönelik ulusal, stratejik ve resmi istatistik üretilen araştırmalar Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı sorumluluğunda yürütülecek, güçlü aile ve nüfus hedefleri doğrultusunda lisansüstü programlar ve araştırma teşvikleri başta olmak üzere akademik altyapı geliştirilecektir.

11- Aile ve Nüfus On Yılı Vizyon Belgesi'nin etkin icrası için kurumsal yapılanma, yerel uygulama kapasitesi, işbirliği, teknik ve dijital altyapı güçlendirilecek, personelin mesleki yetkinliği geliştirilecektir.

12- Türkiye'nin konuya ilişkin olarak uluslararası mecralarda üstlendiği öncü rolü tahkim eden diplomasi faaliyetleri yürütülecek, ülkemiz ile benzer tutum sergileyen ülkelerle işbirlikleri geliştirilecektir.

13- Tüm kitle iletişim araçlarındaki zararlı unsurların tespiti, değerlendirilmesi ve önlenmesine yönelik dijital aile kalkanı oluşturulması başta olmak üzere ilgili mevzuat kapsamında gerekli tedbirler alınacak, aile dostu yayıncılık teşvik edilecek ve sorumlu medya kullanımı bilinci yaygınlaştırılacaktır.

14- Güçlü aile ve nüfus hedeflerine dair iletişim kampanyaları yürütülecek, bu konular örgün ve yaygın eğitim programlarında temel bir bileşen olarak ele alınacaktır.

15- Her yıl mayıs ayının son haftası 'Milli Aile Haftası' olarak kutlanacak, kamu kurum ve kuruluşlarınca bu haftanın anlam ve önemine uygun etkinlikler düzenlenecektir."

Genelgede, "Aile ve Nüfus On Yılı kapsamında yürütülecek tüm çalışmalarda Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı koordinasyonunda hareket edilmesi, bu Genelge ile Aile ve Nüfus On Yılı Vizyon Belgesi doğrultusunda tüm kamu kurum ve kuruluşlarının yıllık faaliyetleri belirlenerek mezkur Bakanlığa raporlanması ve izlenmesi ile ihtiyaç duyulacak her türlü desteğin anılan Bakanlığa sağlanması hususlarında bilgilerini ve gereğini rica ederim." ifadesi yer aldı.

Sumud aktivistleri yaşadıklarını anlattı


 
İsrail tarafından uluslararası sularda saldırıya uğrayıp alıkonulan Küresel Sumud Filosu aktivistleri için İstanbul Havalimanı'nda karşılama töreni yapıldı. Aktivistlerden Hüseyin Şuayb Ordu, "Hayvanlara bile yapılmayacak muameleyi yaptılar. 200 insanı konteynerlere tıkış tıkış koydular ve işkence ettiler. Birçok arkadaşımız halen yaralı. İki tane arkadaşımızı aldılar, kaçırdılar kafalarına göre" dedi.

02.05.2026 05:50:00
HABER MERKEZİ/AA
Sumud aktivistleri yaşadıklarını anlattı
Sumud aktivistleri yaşadıklarını anlattı

Haydut topluluk (topluluk izra devlet böyle bir şeyi yapmaz) İsrail tarafından uluslararası sularda saldırıya uğrayıp alıkonulan Küresel Sumud Filosu aktivistleri için İstanbul Havalimanı'nda karşılama töreni yapıldı.
Uçakta yer alan 18'i Türk vatandaşı olmak üzere toplam 59 kişiyi, Dışişleri Bakan Yardımcısı Hacı Ali Özel, TBMM Türkiye-Filistin Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Hasan Turan, İstanbul Havalimanı Mülki İdare Amiri Doç. Dr. İlker Haktankaçmaz ve Filistin'e Destek Platformu Başkanı Osman Nuri Kabaktepe apronda güller ve Filistin kefiyeleriyle karşıladı.
Havalimanı çıkışında aktivistler ve onları karşılayanlar, İsrail aleyhinde sloganlar attı.



İsrail terörü Avrupa'nın sınırlarına kadar dayandı

Mavi Marmara Derneği Başkanı ve Özgürlük ve Sumud Filosu Yönetim Kurulu Üyesi Beheşti İsmail Songür ise İsrail'in Filistin'in ve Orta Doğu'nun bir meselesi olmaktan çıktığını belirterek, "Şu an İsrail terörü Avrupa'nın sınırlarına kadar dayanmıştır" dedi.
Songür, İsrail'in geçen yıl da uluslararası sularda aynı saldırıyı yaptığını hatırlatarak, "Şimdi yine Akdeniz'in ortasında Sumud Filosu'na yaptığı bu saldırının arkasındaki isim aynı terörist İsrail'dir." ifadelerini kullandı.
59 aktivistin geldiğini anımsatan Songür, şunları kaydetti:
"Bunlar iki gün önce terör güçlerinin saldırısıyla Girit Adası'nın açıklarında gemileri alıkonuldu. Amerika, İsrail ve Yunanistan işbirliğiyle tüm bu isimler hukuksuz bir şekilde Yunanistan'a bırakıldı. Aynı zamanda Sumud Filosu'na ait bir gemi batırıldı. Şu an açık denizlerde seyrüseferine devam eden 31 tane daha gemimiz bulunuyor. Halihazırda 11 Türk vatandaşımız ve 200'den fazla katılımcıyla Sumud Filosu'na ait diğer gemiler, Girit açıklarında bekliyor. Önümüzdeki günlerde, diğer ülkelerin limanlarından katılımlarla bu filo daha da büyüyerek devam edecektir. Şu an hem karadan hem de denizden İsrail'in bu hukuksuz ablukasına karşı, işlemiş olduğu insanlık suçlarına, soykırıma karşı dünya vicdanı Gazze'ye doğru hareketine devam ediyor."

İsrail dünyanın teröristidir, dünyanın belasıdır

Filo katılımcılarından gazeteci ve aktivist Muhammed Özdemir, İsrail askerleri tarafından esir alınan ancak başlarını eğmeyen tüm filo katılımcılarına teşekkür etti.
Filodakilerin İsrail'in tehditlerine ve şiddetlerine boyun eğmediklerini belirten Özdemir, "İsrail bize yaptığı müdahaleyle şunu göstermiş oldu. İsrail dünyanın teröristidir, İsrail dünyanın belasıdır. Biz bu belayı inşallah adım adım, hızlı bir şekilde bitirmeye devam edeceğiz. Merak etmeyin" şeklinde konuştu.

Netanyahu'nun ibretlik sonunu göreceğiz

Küresel Sumud Filosu Yönetim Kurulu Üyesi Ayçin Kantoğlu, İsrail'in filo katılımcılarına yaptıklarını kınadı.
İsrail'in Filistinlilere yaklaşık bir asırdır işkence çektirdiğini dile getiren Kantoğlu, şunları ifade etti: "Kendisini dünyanın efendisi zannedenlere söyleyecek bir çift sözümüz var, canları cehenneme. Filistin'i öyle YouTube üzerinden falan görmeyeceğiz, kendi gözlerimizle göreceğiz. Ama gördüğümüz bir şey daha olacak, Netanyahu'nun ibretlik sonunu da göreceğiz ve tüm dünya bunu ilelebet izleyecek inşallah."
Filonun katılımcılarından Hüseyin Şuayb Ordu, İsrail askerlerinin iki gün önce Akdeniz'in ortasında kendilerini kaçırarak işkence ettiğini söyledi. İsrail askerlerinin filo katılımcılarını bir konteynere yerleştirdiğini anlatan Ordu, şöyle devam etti: "Hayvanlara bile yapılmayacak muameleyi yaptılar. 200 insanı konteynerlere tıkış tıkış koydular ve işkence ettiler. Birçok arkadaşımız halen yaralı. İki tane arkadaşımızı aldılar, kaçırdılar kafalarına göre. Bu aslında Avrupa'nın insan hakları, demokrasi dediği, Birleşmiş Milletler'in dediği şeyin göbeğine vurulmuş son baltadır, son darbedir. Daha bunun da üstüne hiçbir şey yapmayacaklarsa bu devletler, kendilerine medeni, insan, çağdaş deme hakkına sahip değildir. İsrail gelmiştir Avrupa'nın göbeğinde 'Buranın lideri benim, buranın kralı benim, canım ne isterse, canımın istediğine istediğimi yaparım, siz de hiçbir şey yapamazsınız' demiştir. Bir, öncelikle Avrupalıların bunu anlaması lazım. İkincisi, bize bunu yapan Filistinlilere neler neler yapıyor bunu defalarca kez gördük."


En nihayetinde İsrail'in bu soykırımcı yüzüyle karşılaştım

Filo katılımcılarından Katy Davidson, İngiltere'de yaşayan bir gıda mühendisi ve sıradan bir insan olduğunu belirterek ekranda izledikleri karşısında dayanamadığı, bir şeyler yapmak gerektiğini hissettiği için yola çıktığını anlattı.
İsrail'i kendilerine yaptıkları için kınayan Davidson, esir alınan 2 aktivistin serbest bırakılmasını isteyerek, şöyle konuştu:
"En nihayetinde İsrail'in bu soykırımcı yüzüyle karşılaştım. Bizi aldattılar, bize' Saif ve Thiago'nun ayrıldığını' söylediler. Biz gerekirse İsrail'e gidelim ama onları arkada bırakmayalım dedik. 'Onların zaten ayrıldığını' söylediler ve bizi aldattılar. Şimdi tıpkı 11 bin Filistinli gibi onlar da esir. Sadece Filistinliler değil, onlara yardım etmek isteyenler de esir. Eğer dünyadaki bütün ülkeler sizlerin ülkesi gibi olsaydı, halkları sizin ülkeleriniz gibi olsaydı bunlar böyle olmazdı. Bizim orada iki gündür karşılaştığımız şeylerden birisi de İsrail'in cezasızlıkla muamele edileceklerini bilerek pervasızca ve cüretkarca davranmasıydı. Eğer beni dinliyorsan İngiltere Başbakanı Keir Starmer, sana mesajım şudur: Türkiye'den öğren, bunu öğren, sana yazıklar olsun."

Filistin var, çünkü direniyor

Arjantinli Milletvekili Monica Schlotthauer ise kendilerini kaçıran İsrail askerlerinin işkencelerine maruz kaldıklarını anlatarak, "Aşağılandık, psikolojik tacize maruz kaldık ama yılmadık, yılmayacağız. Çünkü Filistinli kardeşlerimiz bunu misliyle yaşıyor. Filistin var, çünkü direniyor. Karşısında ise ölüm makinesi bir devletin askerleri var. ABD, Avrupa Birliği ve bütün ülkeler iki yüzlü politikalarıyla siyonist devletin bütün politikalarını meşru kılıyorlar" dedi.
Konuşmaların ardından havalimanından ayrılan aktivistler, İstanbul Adli Tıp Kurumuna götürülerek sağlık kontrolünden geçirildi.



Sumud aktivistleri Adli Tıp'ta

İsrail tarafından uluslararası sularda saldırıya uğrayarak alıkonulan Küresel Sumud Filosu aktivistleri için İstanbul Havalimanı'nda karşılama töreni düzenlendi. Havalimanı VIP Terminali çıkışında basın açıklaması yapan aktivistler, konuşmaların ardından otobüslerle Bahçelievler'deki Adli Tıp Kurumu Başkanlığına götürüldü. Burada sağlık kontrolünden geçirilen aktivistler, işlemlerinin tamamlanmasının ardından Adli Tıp Kurumu Başkanlığından ayrıldı.

İstanbul Valiliği, 1 Mayıs bilançosunu açıkladı

İstanbul Valiliği, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nün Kadıköy Rıhtım Meydanı ve Kartal Meydanı'nda izinli mitinglerle kutlandığını duyurdu

01.05.2026 20:21:00
İhlas Haber Ajansı
İstanbul Valiliği, 1 Mayıs bilançosunu açıkladı
İstanbul Valiliği, 1 Mayıs bilançosunu açıkladı
İstanbul Valiliği, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nün Kadıköy Rıhtım Meydanı ve Kartal Meydanı'nda izinli mitinglerle kutlandığını duyurdu. Valilik, tedbir kararlarına uymayıp izinsiz gösteri yapan 575 kişinin gözaltına alındığını belirtti.

İstanbul Valiliği, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nü kutlanmasına ilişkin açıklama yaptı. İzinli mitinglerin Kadıköy Rıhtım Meydanı ve Kartal Meydanı'nda coşkuyla kutlandığını belirten Valilik, açıklamada şu ifadelere yer verdi:

"1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, Valiliğimizce verilen izinle Kadıköy Rıhtım Meydanı ve Kartal Meydanı'nda düzenlenen mitinglerde coşkuyla kutlandı. Alınan kararlara uyarak bu özel günü hakkıyla - coşkuyla kutlayan tüm sendika, STK ve emekçilere; bununla birlikte, şehrimizin güvenliği, vatandaşlarımızın huzur ve refahı için gece gündüz görev yapan polisimize teşekkür ediyoruz.

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nün şehrimizde huzur içinde geçirilebilmesi için alınması gereken tedbirler de daha önce kamuoyuyla paylaşılmıştı. Bazı marjinal gruplar alınan tedbir kararlarını hiçe sayarak, her yıl olduğu gibi bu yılki 1 Mayıs'ta da, Emniyet birimlerimizle karşı karşıya gelmiştir. Bu gruplara İstanbul Emniyetimizin ilgili birimlerince gerekli müdahaleler yapılmıştır.

Alınan tedbir kararlarına uymayan bu marjinal gruplara yapılan müdahalelerde saat 18.00 itibariyle 575 kişi gözaltına alınmıştır. Gözaltına alınan şahısların işlemleri, emniyet birimlerinde devam etmektedir."

Sokakta uyuyan yaşlıya tekme atan gençlere tepki yağdı

İzmir Buca’da sokakta uyuyan yaşlı bir adama tekme atan iki genç, görüntüleri sosyal medyada paylaşınca infiale yol açtı. Olay, yaşlılara yönelik şiddeti ve gençlerdeki empati kaybını yeniden gündeme taşırken, soruşturma başlatıldı

01.05.2026 17:36:00
Eyüp Kabil
Sokakta uyuyan yaşlıya tekme atan gençlere tepki yağdı
Sokakta uyuyan yaşlıya tekme atan gençlere tepki yağdı
İzmir'in Buca ilçesinde yaşanan dehşet verici bir olay, Türkiye'nin dört bir yanında büyük tepki çekti. Sokakta uyuyan yaşlı bir adama tekme atan ve bunu sosyal medyada "eğlence" amacıyla paylaşan iki genç, görüntülerin hızla yayılmasıyla birlikte infiale yol açtı.

Olay, Buca'da bir sokakta gece saatlerinde meydana geldi. Görüntülerde, yerde yatan ve muhtemelen evsiz olan yaşlı bir vatandaşın yüzüne tekme atan gençlerin kahkahaları duyuluyor. Saldırganlar, videoyu "komik" bir içerik olarak paylaştı. Ancak paylaşım kısa sürede binlerce kişiye ulaştı ve öfke dalgası yarattı. Sosyal medya kullanıcıları, "Bu ne vicdansızlık?", "Yaşlıya saygı kalmadı" ve "Adalet istiyoruz" gibi yorumlarla tepki gösterdi. Birçok kişi, görüntüleri savcılığa ve polise iletti.

İzmir Emniyet Müdürlüğü, olayla ilgili soruşturma başlattı. Şüphelilerin kimlik tespitinin yapıldığı ve gözaltı işlemleri için çalışma yürütüldüğü öğrenildi. Olayın ardından yaşlı vatandaşın sağlık durumunun iyi olduğu, ancak psikolojik olarak büyük travma yaşadığı belirtildi. Yerel yetkililer, evsiz vatandaşlara yönelik destek çalışmalarını artıracaklarını açıkladı.

Toplumda yükselen endişe

Bu olay, Türkiye'de gençlerde şiddet eğilimi, empati kaybı ve sosyal medya üzerinden "şöhret" arayışının yarattığı tehlikeleri bir kez daha gündeme taşıdı. Uzmanlar, özellikle pandemi sonrası dönemde artan yalnızlık, aile içi iletişim eksikliği ve dijital bağımlılığın gençleri böyle davranışlara itebileceğini vurguluyor. Benzer vakalar son yıllarda sıklaşırken, "yaşlılara şiddet" tartışmaları yeniden alevlendi.

Sosyal medyada #İzmirBuca ve #YaşlıyaŞiddet etiketleri trend olurken, birçok influencer ve sivil toplum örgütü konuya dikkat çekti. Bazı kullanıcılar, "Bu sadece iki genç değil, toplumun aynası" yorumu yaparak köklü çözüm çağrısında bulundu.

Polis, olayla ilgili gelişmeleri yakından takip ediyor. Savcılık soruşturması sürerken, şüphelilerin "kasten yaralama" ve "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" suçlamalarıyla yargılanması bekleniyor.

Bu tür olaylar, toplumda dayanışma ve empati ihtiyacını bir kez daha hatırlatıyor. Yetkililerden, özellikle risk altındaki gençlere yönelik eğitim ve farkındalık programlarının artırılması yönünde çağrılar geliyor.

1 Nisan itibarıyla 24 haftayı tamamlamamış anneler ek ilave izin hakkından yararlanabilecek

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, 1 Nisan itibarıyla 24 haftayı tamamlamamış annelerin 10 gün içinde başvuru yapmaları halinde 8 haftalık ek ilave izin hakkından yararlanabileceğini belirtti.
 

01.05.2026 10:30:00
AA
1 Nisan itibarıyla 24 haftayı tamamlamamış anneler ek ilave izin hakkından yararlanabilecek
1 Nisan itibarıyla 24 haftayı tamamlamamış anneler ek ilave izin hakkından yararlanabilecek
Bakan Göktaş, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, doğum izni sürelerini artıran yeni düzenlemeyle annelerin ve ailelerin yanında olduklarını ifade etti.

Göktaş, paylaşımında şunları kaydetti:

"1 Nisan 2026 itibarıyla doğum yaptığı tarihin üzerinden 24 hafta geçmemiş anneler, çalıştıkları kuruma 10 iş günü içinde başvurmaları halinde 8 haftalık ilave doğum izni hakkından yararlanabiliyor. Aile ve Nüfus On Yılı'nda, iş-aile yaşamını dengesini sağlamaya yönelik uygulamalarla aile kurumumuzu güçlendirmeye ve her koşulda annelerimizi desteklemeye devam edeceğiz."

3 soruda 8 haftalık ek ilave doğum izni
Bakan Göktaş, ayrıca paylaşımında, "3 soruda" başlığıyla 8 haftalık ilave doğum iznine ilişkin merak edilenlere de yer verdi. Buna göre 3 soru ve cevapları şöyle:

Kimler yararlanabilir?

1 Nisan 2026 itibarıyla, doğum iznini tamamlamış, ancak doğumunun üzerinden 24 hafta geçmemiş olan tüm anneler bu haktan yararlanabilir.

8 haftalık ilave doğum izni nasıl hesaplanır?

Hedef tarih, 1 Nisan 2026 (Kanun'da esas alınan tarih). Hedef süre, 24 hafta eşittir 168 gün. 1 Nisan 2026'dan geriye doğru 168 gün sayılır. 16 Ekim 2025 ve sonrasında doğum yapan anneler izinden yararlanabilir. Yasal şart, 1 Nisan 2026 itibarıyla 24 haftalık süreyi henüz tamamlamamış olan anneyi kapsar.

Başvuru süreci nasıl işler?

1 Nisan 2026 itibarıyla doğum iznini tamamlamış ancak doğumunun üzerinden 24 hafta geçmemiş olan tüm anneler yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren 10 iş günü içinde çalıştıkları kuruma başvuruda bulunabilirler."

Balıkesir'de yolcu otobüsü devrildi: Ölü ve yaralılar var

Balıkesir'in Bandırma ilçesinde devrilen yolcu otobüsündeki 3 kişi öldü, 30 kişi yaralandı

01.05.2026 09:52:00 / Güncelleme: 01.05.2026 09:57:00
AA
Balıkesir'de yolcu otobüsü devrildi: Ölü ve yaralılar var
Balıkesir'de yolcu otobüsü devrildi: Ölü ve yaralılar var

Muğla'ya gitmek için Tekirdağ'dan yola çıkan Pamukkale firmasına ait K.U. idaresindeki 35 PK 328 plakalı yolcu otobüsü, Bandırma-Çanakkale kara yolunun Külefli Mahallesi mevkisinde, kontrolden çıkarak refüje çarptıktan sonra devrildi.

Kazada, otobüsteki yolcular Nazire Akova, Elif Kel ve Kemal Can Sert olay yerinde yaşamını yitirdi, 30 kişi de yaralandı.



İhbar üzerine olay yerine gelen polis, itfaiye ve sağlık ekiplerince araçtan çıkarılan yaralılar, çevredeki hastanelere kaldırıldı. Yaralıların hayati tehlikesinin bulunmadığı öğrenildi.

Cenazeler, Bandırma Eğitim ve Araştırma Hastanesi morguna götürüldü.



Ulaşıma kapanan yol, otobüsün kaldırılmasının ardından açıldı.

Otobüs sürücüsü K.U. gözaltına alındı. 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.