Bugünlerde Türk’ün adına, kimliğine, varlığına Amerika, Avrupa Birliği ve İsrail kaynaklı ve destekli olmak üzere iç hainler tarafından büyük bir saldırı kampanyası var. İslamcı görünümlü ama hiçbir zaman İslamcı olmamış, tamamen Amerika’nın, PKK’nın, onun bunun tetikçiliğine soyunmuş çevrelerin, liberallerin, şunların bunların Türklük değerlerine ve Türk millet varlığına olan kini, salt iç kaynaklı değildir. Ayrıca bu iş şimdinin meselesi de değildir. Önce bunu vurgulayalım.
Tarih boyunca bütün zalim, talancı, yağmacı, emperyalist, sömürgeci devletler, Türklerden rahatsız olmuşlardır. Çünkü Türkler, haksızlığa karşı hakkı, zulme karşı adaleti, sömürüye karşı paylaşımı, kötülüğe karşı iyiliği, batıla karşı Hakk’ı temsil etmiş ve savunmuşlardır. En eski zamanlarda Haçlı Batılılar; bugünlerde de yine bu odakların torunları ve devamları aynı rahatsızlıklarını ve kinlerini sürdürüyorlar. Yani tarih tekerrür ediyor. Güncel anlamda Türk varlığına olan kin, asıl olarak Haçlı–Siyon cephe diye adlandırdığımız emperyalist Batı kaynaklıdır. İçerdekiler de onların temsilcileri, sözcüleri, işbirlikçileri, taşeron acentalarıdır.
Haçlı–Siyon çevrelerin tarih boyunca dünyaya bâtılı hâkim kılma davalarını akamete uğratan en büyük engel, Türk olmuştur. 1071’de büyük Türk Alparslan’ın Malazgirt zaferi, dünya tarihini değiştirdi. Haçlıların dünyaya hâkimiyet emeline en büyük takozu Türkler koydu. Malazgirt, Haçlının gerilemesi, Müslümanlığın ilerlemesi için bir milattır. Bu zaferle birlikte Anadolu’nun Türkleşmesi ve Müslümanlaşması süreci hızlanmıştır. Bu da, Haçlıların Doğuya akışını durdurmuş; hatta geri çekilmesine sebep olmuştur. Bunu bir türlü hazmedemeyen Haçlılar, daha aradan 25 yıl bile geçmeden 1095’ten itibaren onlarca kez tekrarlanan doğrudan talancı saldırılar düzenlediler. Ama bu saldırıların hepsi de onlar açısından hüsranla sonuçlandı. Son Haçlı saldırısı Millî Mücadele sürecidir.
Büyük Türk Atatürk’ün destansı Kuva–yı Milliye cihadı, o saldırıyı da geri püskürttü. Böyle birleşik ordular halinde gelip doğrudan askerî saldırılarla sonuç alamayacağını anlayan emperyalist Haçlı, Atatürk’ün kurduğu bağımsız millî Türk Devletinin hemen ertesinde taktik değiştirdi. Buna göre bağımsız millî Türk Devletini içerden çökertmek ve yıkmak için kendi emperyalist emellerine hizmet edecek hain kadrolar yetiştirdi. Bol para ve imkân sağlayarak amacına hizmet edecek sağcı, solcu, İslamcı, liberal, şucu bucu ve tabii en çok da Türk düşmanı etnik ırkçı çevrelerle işbirliğine girdi.
Bu bağlamda emperyalist Batı, birbirine muhalif iki çevreyi çok iyi kullandı. Bunlar laikçi din düşmanı kadrolarla İslamcı çevreler. Bu iki kesimi Atatürk’ten sonra sırayla bir dönem birine, bir dönem diğerine fırsat ve imkân tanıyarak kullandı, kullanmaya devam ediyor. Laikçi din düşmanı çevreleri İslam düşmanlığı konusunda, İslamcı çevreleri de Türk milliyetine düşmanlık konusunda destekledi. Böylelikle Türk’ün Müslümanlık ve Türklük gibi kimliğini ören iki temel değeri zayıflatılarak; hatta yok edilerek bu coğrafyaya kolayca hâkim olma planlarını devreye soktular. Bugünlerde süren Türk düşmanlığının arkasında Avrupa, Amerika ve İsrail troykasının içinde bulunduğumuz coğrafyaya, Orta Doğu’ya tam hâkimiyet planları vardır. Bu coğrafyada Türk milliyet ruh ve şuuru temelli güçlü ve bağımsız bir millî Türk devleti, onların emellerinin önündeki en büyük engeldir. Bu coğrafyayı etnik gruplara, mezheplere, hayat tarzı farklılığına ve coğrafî farklılıklara göre paramparça etmek demek olan Büyük Orta Doğu Projesinin kolaylıkla uygulama alanına konulabilmesi, Türk milletinin milliyetinin tamamen iğdiş edilmesine, yok edilmesine ve Türk milletinin mankurtlaştırılmasına bağlıdır. Bugün Türkülük değerlerine ve Türk milletine olan doğrudan saldırının ardında bu proje yatıyor.
Tarih boyunca bütün zalim, talancı, yağmacı, emperyalist, sömürgeci devletler, Türklerden rahatsız olmuşlardır. Çünkü Türkler, haksızlığa karşı hakkı, zulme karşı adaleti, sömürüye karşı paylaşımı, kötülüğe karşı iyiliği, batıla karşı Hakk’ı temsil etmiş ve savunmuşlardır. En eski zamanlarda Haçlı Batılılar; bugünlerde de yine bu odakların torunları ve devamları aynı rahatsızlıklarını ve kinlerini sürdürüyorlar. Yani tarih tekerrür ediyor. Güncel anlamda Türk varlığına olan kin, asıl olarak Haçlı–Siyon cephe diye adlandırdığımız emperyalist Batı kaynaklıdır. İçerdekiler de onların temsilcileri, sözcüleri, işbirlikçileri, taşeron acentalarıdır.
Haçlı–Siyon çevrelerin tarih boyunca dünyaya bâtılı hâkim kılma davalarını akamete uğratan en büyük engel, Türk olmuştur. 1071’de büyük Türk Alparslan’ın Malazgirt zaferi, dünya tarihini değiştirdi. Haçlıların dünyaya hâkimiyet emeline en büyük takozu Türkler koydu. Malazgirt, Haçlının gerilemesi, Müslümanlığın ilerlemesi için bir milattır. Bu zaferle birlikte Anadolu’nun Türkleşmesi ve Müslümanlaşması süreci hızlanmıştır. Bu da, Haçlıların Doğuya akışını durdurmuş; hatta geri çekilmesine sebep olmuştur. Bunu bir türlü hazmedemeyen Haçlılar, daha aradan 25 yıl bile geçmeden 1095’ten itibaren onlarca kez tekrarlanan doğrudan talancı saldırılar düzenlediler. Ama bu saldırıların hepsi de onlar açısından hüsranla sonuçlandı. Son Haçlı saldırısı Millî Mücadele sürecidir.
Büyük Türk Atatürk’ün destansı Kuva–yı Milliye cihadı, o saldırıyı da geri püskürttü. Böyle birleşik ordular halinde gelip doğrudan askerî saldırılarla sonuç alamayacağını anlayan emperyalist Haçlı, Atatürk’ün kurduğu bağımsız millî Türk Devletinin hemen ertesinde taktik değiştirdi. Buna göre bağımsız millî Türk Devletini içerden çökertmek ve yıkmak için kendi emperyalist emellerine hizmet edecek hain kadrolar yetiştirdi. Bol para ve imkân sağlayarak amacına hizmet edecek sağcı, solcu, İslamcı, liberal, şucu bucu ve tabii en çok da Türk düşmanı etnik ırkçı çevrelerle işbirliğine girdi.
Bu bağlamda emperyalist Batı, birbirine muhalif iki çevreyi çok iyi kullandı. Bunlar laikçi din düşmanı kadrolarla İslamcı çevreler. Bu iki kesimi Atatürk’ten sonra sırayla bir dönem birine, bir dönem diğerine fırsat ve imkân tanıyarak kullandı, kullanmaya devam ediyor. Laikçi din düşmanı çevreleri İslam düşmanlığı konusunda, İslamcı çevreleri de Türk milliyetine düşmanlık konusunda destekledi. Böylelikle Türk’ün Müslümanlık ve Türklük gibi kimliğini ören iki temel değeri zayıflatılarak; hatta yok edilerek bu coğrafyaya kolayca hâkim olma planlarını devreye soktular. Bugünlerde süren Türk düşmanlığının arkasında Avrupa, Amerika ve İsrail troykasının içinde bulunduğumuz coğrafyaya, Orta Doğu’ya tam hâkimiyet planları vardır. Bu coğrafyada Türk milliyet ruh ve şuuru temelli güçlü ve bağımsız bir millî Türk devleti, onların emellerinin önündeki en büyük engeldir. Bu coğrafyayı etnik gruplara, mezheplere, hayat tarzı farklılığına ve coğrafî farklılıklara göre paramparça etmek demek olan Büyük Orta Doğu Projesinin kolaylıkla uygulama alanına konulabilmesi, Türk milletinin milliyetinin tamamen iğdiş edilmesine, yok edilmesine ve Türk milletinin mankurtlaştırılmasına bağlıdır. Bugün Türkülük değerlerine ve Türk milletine olan doğrudan saldırının ardında bu proje yatıyor.
Prof. Dr. Nurullah Çetin / diğer yazıları
- Dayatılan kapitalist stil / 26.12.2015
- "Karıştır barıştır"a karşı "birleştir savuştur" / 30.11.2015
- Öğretmenler Günü'nü kutlamak / 26.11.2015
- İşin sırrı dengede / 20.11.2015
- IŞİD terörist peki Fransa nedir? / 18.11.2015
- Anaları ağlamasın diye Fransa'ya çözüm süreci desteği / 17.11.2015
- Bir 10 Kasım yazısı / 12.11.2015
- Ölmek ve köle olmak dışında üçüncü bir seçenek / 11.11.2015
- Türk sosyalistlerini marabalıktan kurtulmaya davet / 09.11.2015
- Yandakların istilası / 05.11.2015
- "Karıştır barıştır"a karşı "birleştir savuştur" / 30.11.2015
- Öğretmenler Günü'nü kutlamak / 26.11.2015
- İşin sırrı dengede / 20.11.2015
- IŞİD terörist peki Fransa nedir? / 18.11.2015
- Anaları ağlamasın diye Fransa'ya çözüm süreci desteği / 17.11.2015
- Bir 10 Kasım yazısı / 12.11.2015
- Ölmek ve köle olmak dışında üçüncü bir seçenek / 11.11.2015
- Türk sosyalistlerini marabalıktan kurtulmaya davet / 09.11.2015
- Yandakların istilası / 05.11.2015

























































