logo
08 AĞUSTOS 2026

TÜSİAD'dan ekonomiye yumuşak dille yaylım ateş

 
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan, Ankara'da düzenlenen TÜSİAD 2022 yılının ikinci Yüksek İstişare Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin bu yılın ilk yarısında göstermiş olduğu yüzde 7.5'lik büyüme performansının kendilerini rahatlatmadığına işaret ederek, "Çünkü ekonomimiz hızla yavaşlıyor. Oysa önemli olan yüksek büyümeyi sürdürebilmek. Ekonomi politikasının da esas hedefi yüksek büyümeyi sürekli kılmak üzere bünyeyi güçlendirmek olmalı" dedi.

14.12.2022 14:00:00
 
TÜSİAD'dan ekonomiye yumuşak dille yaylım ateş
TÜSİAD'dan ekonomiye yumuşak dille yaylım ateş

RECEP BAHAR / DETAY HABER

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan, Ankara'da düzenlenen TÜSİAD 2022 yılının ikinci Yüksek İstişare Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin bu yılın ilk yarısında göstermiş olduğu yüzde 7.5'lik büyüme performansının kendilerini rahatlatmadığına işaret ederek, "Çünkü ekonomimiz hızla yavaşlıyor. Oysa önemli olan yüksek büyümeyi sürdürebilmek. Ekonomi politikasının da esas hedefi yüksek büyümeyi sürekli kılmak üzere bünyeyi güçlendirmek olmalı" dedi. Özilhan, şunları söyledi:

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına hazırlanırken başkentimizde yaptığımız bu toplantıda TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanlık Divanı adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bundan 100 yıl önce cumhuriyetimiz kurulurken dünyada yaşanmakta olan sarsıntılara benzeyen bir dönemden geçiyoruz.  Çeşitli önde gelen düşünürler ve siyasetçilerden kendi yaşamları boyunca bu kadar fazla, karmaşık ve iç içe geçen krizlerle dolu bir dönemi hatırlamadıklarını sık sık duyuyoruz. 
Kuraklıklar, orman yangınları, seller ve yükselen ortalama sıcaklıklarla iyice yakından hissettiğimiz iklim değişimi, pandemi, göç ve mülteci meseleleri, dijital teknolojilerin toplumsal yaşamın tüm alanlarında yol açtığı değişimler ve şimdi de Rusya'nın Ukrayna'yı işgali ile gündemi belirleyen jeopolitik riskler… Bir de bunların üzerine küresel ekonomide giderek belirginleşen bozulmayı eklemek gerekiyor.


Tam pandeminin etkilerini üzerimizden atıyoruz derken başlayan Ukrayna savaşı dünya ekonomisini derinden etkiliyor. Savaş sadece enerji fiyatlarında değil başta gıda maddeleri olmak üzere genelde hammadde fiyatlarında artışa ve bunun sonucu olarak da enflasyonda yükselişe yol açtı. Başlıca gelişmiş ülkelerde enflasyonun bu sene sonunda ortalama yüzde 6,8'e ulaşacağı tahmin ediliyor. Enflasyondaki artış karşısında merkez bankaları para politikasını sıkılaştırmaya gitti. Bu durum tüm dünyada ekonomik aktiviteyi yavaşlatıyor. Ekonomik daralmanın en belirgin olduğu yerlerden birisi de bizim en büyük ekonomik ve ticari partnerimiz olan Avrupa.

Bu tablo içinde bu yılın ilk yarısında göstermiş olduğumuz yüzde 7.5 büyüme performansı bizi rahatlatmıyor. Çünkü ekonomimiz hızla yavaşlıyor. Oysa önemli olan yüksek büyümeyi sürdürebilmek. Ekonomi politikasının da esas hedefi yüksek büyümeyi sürekli kılmak üzere bünyeyi güçlendirmek olmalı. Ekonominin temelleri dışarıdan gelecek şoklara karşı yeterli ölçüde dayanıklı olmayınca, olumsuz etkiler kaçınılmaz oluyor. Nitekim, yüksek büyüme hızı gerileyerek üçüncü çeyrekte%4'ün altına indi. 2023 tahminlerini açıklayan birçok kuruluşa göre gelecek sene en fazla yüzde 3 büyüyebileceğiz. Son ihracat rakamları dünya ekonomisindeki özellikle de Avrupa'daki yavaşlamanın, bizi de olumsuz etkilemekte olduğunu gösteriyor. İhracat yavaşlarken, başta enerji olmak üzere yükselen hammadde fiyatları nedeniyleithalat hızla artmaya devam ediyor.

Yenilenebilir enerjideki yüksek potansiyelimize rağmen ekonomimizde fosil yakıtların ağırlığı yüksek. Bu da ithalat faturasının düşürülmesindeki en büyük handikap. Doğru fiyatlama ve yatırım finansmanı sağlandığı takdirde, sanayi sektörü, rüzgar ve güneş enerjilerine daha fazla yatırım yapmaya hazır. Böylece hem ithalat faturası azalacak hem de net sıfır emisyon hedefine daha hızla yaklaşacağız.

Cari açık ve açığın finansmanı dün olduğu gibi bugün de ekonomimizin yumuşak karnı olmayı sürdürüyor. Cari açık ise üretim yapısından kaynaklanıyor. Bu yapıyı dönüştürmeden, yüksek teknolojiye dayalı, yüksek katma değerli bir ürün desenine geçmeden, sadece kurun yarattığı ucuzlatma etkisiyle cari açık sorunu çözülmüyor. TL'nin yüksek değer kaybına rağmen dış açık vermeye devam ediyoruz. Küresel likiditenin daraldığı ve pahalandığı bir ortamda cari açığın finansman yolları da sınırlı. Ekonomideki belirsizliklerin, sene başından bu yana sayısı iki yüzü aşan mevzuat değişikliklerinin doğurduğu tedirginliklerin yanında hukuk ve adalet sistemine ilişkin sıkıntıların da etkisiyle yabancı sermaye yatırımları gelmiyor. Gelen de yeni üretim yatırımlarına değil gayrimenkule geliyor. Enflasyon-faiz makasının hiç olmadığı kadar açılmış olduğu bir ortamda, üstelik birçok merkez bankası faiz oranlarını artırıyorken, yurtdışından sermaye girişinin de zemini olmuyor. Bu koşullar altında cari açığın finansmanı için elde merkez bankası rezervleri, bazı ülkelerin sağladığı imkanlar ve kaynağı belirsiz net hata ve noksan kalemi kalıyor. Bu tür finansmanın devam edip etmeyeceği ekonomi ile ilgili değil. Bu nedenle önümüzdeki aylarda cari açığın finansman koşullarının ne olacağını bilemiyoruz.  Ama, hammadde fiyatları yüksek seyrederken yavaşlayan ihracatın cari açığa yol açacağını ve eğer cari açığın finansmanında sorun yaşanırsa ithalat yapmakta zorlanacağımızı biliyoruz.

Üretim yapısını değiştirmeden, ithalata bağımlılığı azaltmadan, ihracatın katma değer içeriğini yükseltmeden, yüksek teknolojili ürünlerin payını artırmadan döviz sorununu çözemeyiz. Döviz sorununu çözemezsek enflasyonu düşüremeyiz. Enflasyon bir ekonomideki bütün parametreleri bozan en büyük sorundur. Enflasyonu düşüremezsek, öngörü ufkunu uzatamaz, yatırım ortamınıiyileştiremeyiz. Enflasyonu tek haneli düzeylere indiremezsek büyümeyi kalıcı olarak hızlandıramayız. Enflasyon sorununu çözemezsek, istihdam yaratamayız; refah artışı sağlayamayız, gelir adaletsizliklerini düzeltemeyiz. Bu nedenle ekonomi politikasının bir numaralı önceliği enflasyonun kalıcı olarak tek hanelere indirilmesi olmalı.

Yüksek enflasyon tüm dengeleri bozuyor. Yüksek enflasyon ortamında tasarrufların hızla eriyecek olması insanları tüketime yönlendiriyor. Tasarruflar ve dolayısıyla yatırımlar azalıyor. Veriler de bu duruma işaret ediyor. GSYH rakamları tüketimin yüzde 19 arttığını ancak yatırımların yüzde 1.3 gerilediğini gösteriyor. Bankacılık sektörüne dönük yoğun regülasyonlar reel sektörün finansmana erişimini güçleştiriyor.  Kredilerin vadesi kısalıyor. En olumsuz etki yatırım kredisinde ortaya çıkıyor. İş dünyası çıkartılan çok sayıda düzenlemeyi takip etmekte, anlamakta ve uyum göstermekte zorlanıyor. Krediye ulaşmaktaki zorluklar, üretimi etkiliyor. Böyle giderse üreticiler ithalat yapamaz, üretemez hale gelecekler.

İzlenmekte olan para politikasının piyasalar üzerindeki etki gücü zayıfken, kullanılabilecek ekonomi politikası araçları da hızla daralıyor. 2001 krizinden sonra makroekonomik istikrarımızın en önemli bileşeninin mali disiplin olduğunu hatırladığımızda, kamu harcamalarındaki artış konusunda ihtiyatlı olmakta çok büyük yarar görüyoruz.

Ekonomi politikasına yönelik dokundurmalar

Bundan yaklaşık 75 yıl önce Winston Churchill "hiç kimse demokrasinin mükemmel olduğunu iddia edemez, yine de diğer tüm yönetim biçimleriyle karşılaştırıldığında en iyisi" demişti. Benzer biçimde, piyasa ekonomisi yaklaşımının da birçok zayıf noktası var. Yine de diğer tüm alternatifler karşısında elimizdeki en iyi yaklaşım bu. Diğerleriyle belki kısa süreler için başarılı sonuçlar alınıyormuş gibi görülebilir ama bozulan dengeler zamanla daha büyük bedellerin ödenmesiyle sonuçlanır. Çünkü ekonomik sistem birbiri ile bağlantılı işleyen alt sistemlerden oluşur. Bir yerdeki sıkıntı ister istemez diğer alanlara taşınır. Piyasanın işleyişine yoğun ve uzun süreli müdahale yapılması, makroekonomi yönetiminin yerini mikro düzeyde yönetimin almasına yol açar. Bu durum bir sonraki aşamada daha büyük krizlerin tohumlarını eker.
Türkiye'de ne zaman serbest piyasa ekonomisinden sapıldıysa her seferinde sonuç sıkıntılı olmuştur. Ekonomiyi canlandırmak için, döviz kurunu tutmak için faiz oranlarını bastırmak için serbest piyasanın dışına çıkarak alınan önlemler iki şeye yol açar:
İlk olarak, güven azalır.  Piyasanın olağan akışının dışına çıkılması, artık bilindik kuralların çalışmadığı bir düzen yaratır. Kuralsızlık, belirsizlik ve güvensizlik, riski büyütür. Artan risk tüm dengeleri daha fazla bozar.
İkinci olarak, serbest piyasanın dışına çıkılması hiçbir zaman bir tek alanla sınırlı kalmaz. Piyasa dengelerinden herhangi birine iradi müdahale yapılması, zincirleme etki yaratır ve başka sorunlara yol açar. Çünkü ekonomik sistem birbiriyle bağlantılıdır. Bir yerden başlayan iradi müdahale ekonomik sistemin geneline yayılır.


Bu nedenle, ekonomide yaşanan sıkıntıları çözmenin en iyi yolu görünürdeki yarayı bandajlamak değildir. Esas çözüm bünyeyi güçlendirmektir; görünür sıkıntıların altında yatan sorunları ortadan kaldırmaktır. Buna da güveni yeniden sağlayarak başlamak gerekir.

Kurumlara, kurallara ve politikalara güveni sağlamakta en önemli unsur kadrolarıdır. Liyakat sahibi kadrolar, şeffaf bir iletişim ve hesapverebilirlik, politikaların da etki gücünü artırır. Bir diğer önemli unsur da ortak akıl ve istişare sürecinin işletilmesidir. Stratejiler, politikalar, kurallar, projeler bir kez ortak akılla, uzlaşıyla, ince eleyip sık dokunarak belirlendikten sonra, uygulamada süreklilik ve istikrar ile iyi bir yatırım ortamının temel gereklilikleri sağlanmış olur.

İstikrar ve güven sağlandıktan sonra ekonomik performansın nasıl yükseltileceğinin yolları, yöntemleri aslında çok da karışık değildir. Türk iş dünyasının kriz yönetimi konusundaki performansının üstünlüğünü tüm dünya bilir. Bu nedenle dünya ekonomisinin içinden geçmekte olduğu sorunlara rağmen, bugünkü sıkıntıları kısa sürede atlatmamız mümkün.
Sadece bugünkü sıkıntıları atlatmak değil, ne zamandır özlediğimiz, beklediğimiz atılımı yapmamız da mümkün. Bulunduğumuz coğrafyada insanıyla, sanayisinin gelişmişliğiyle, genç nüfusuyla, hem doğuyu hem batıyı kucaklayan tarihi ve kültürüyle, ülkemiz çok özel bir yerde duruyor.
Önümüzdeki görev, ülkemizin, yüksek potansiyelinin işaret ettiği yere gelmesi için hep beraber harekete geçmek. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına bu hedef etrafında birleşerek girmek istiyoruz.

Siyasi partilere mesaj

Önümüzdeki seçimlere hazırlanırken iktidar ve muhalefetten de beklentimiz ülkemizin, yüksek potansiyelini nasıl gerçekleştirebileceği konusundaki görüşlerini kamuoyu ile paylaşmaları. Siyasi partilerden duymak istediklerimiz: kişi başı gelir itibariyle zengin ülkeler arasına girmek, dijital devrimi yakalamak, net sıfır emisyona dönüşümü tamamlamak, toplumsal gelir adaletini ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için hangi hedefleri koydukları ve bu hedefleri gerçekleştirmek için hangi politikaları önerdikleri; hamaset, karşılıklı suçlamalar ve altı doldurulamayan iddialar değil.
Bu alanların nasıl düzenlenmesi gerektiğini özenle ele almamız ve tartışmamız gerekiyor.


İklim değişikliğinin etkileri giderek daha belirgin oluyor. Olağandışı hava olaylarının şiddeti ve sıklığı artıyor.  Ülkemiz de iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgeler arasında yer alıyor. Net-sıfır emisyon hedefi ve sürdürülebilirlik ilkesini hayata geçirmek yaşadığımız çevre açısından değil ekonomimizin küresel rekabet gücü açısından da önemli. AB'nin uygulamaya koyduğu Avrupa Yeşil Mutabakatı bunun en bariz örneği.
Ekonomi politikasında yoksulluğu azaltmaya ve gelir dağılımını iyileştirmeye özel bir önem verilmemesinin sonuçlarını da çok yakından gözlemleyebiliyoruz. Makroekonomik istikrarın bozulması ve enflasyonun hızlanması, yoksulluk ve gelir dağılımı üzerinde tahribat yaratıyor. 2017'den bu yana ortaya çıkan bozulma, enflasyondaki yükselmenin etkisiyle önümüzdeki yıllarda derlenecek verilerde daha net olarak görülebilecek.

Dijitalleşme konusunda da, teknolojideki muazzam değişimlerin hayatın tüm alanlarına uzanacak etkilerine karşı hazırlıklı olmalıyız. Dijital altyapı yatırımlarını tamamlamalı, iş dünyamızı, özellikle de KOBİ'lerimizi, işgücümüzü, gençlerimizi ve yaşlılarımızı, kısaca tüm toplumumuzu dijital çağın yetkinlikleri ile donatmalıyız. Aksi halde, daha önceki teknolojik devrimlerde olduğu gibi bu kez de, teknoloji ithalatçısı olmanın ötesine geçemeyiz. Oysa teknoloji ithalatçısı değil, üreticisi olmak istiyoruz.
Toplumsal cinsiyet eşitliği de kendiliğinden sağlanamıyor. Çünkü, toplumsal, ekonomik ve siyasi hayata kadınların eşit katılımının önündeki engeller kendi kendini yeniden üretiyor. Sadece kadınların değil, dezavantajlı tüm grupların toplumsal hayata eşit katılımını önceleyen politikalara ihtiyacımız var.
Bütün bu alanlardaki politikaların birbiriyle etkileşimi ve uyumunu da göz etmek gerekiyor. Aslında bu iş, iyi organize edilmiş bir planlama kurumunun görevi.  İyi bir planlama, siyasi karar alma mekanizmasını güçlendirir, kamu politikalarının etkinliğini artırır, özel sektörde kaynak verimliliğini yükseltir, kaynakların üretime kanalize olmasını destekler. Üretmeyen ülke refah yaratamaz. Kaynaklar, yatırıma, Ar-Ge'ye, teknolojiye, bilime, inovasyona, eğitime, değil de hızlı getiri sunan rant alanlarına kayarsa, bu şekilde sağlanan büyüme kalıcı olmaz. Ülkenin geleceği ipotek altına alınmış olur. Bizim kısa vadede enflasyonu tek haneli düzeylere indirmemiz, orta vadede yapısal reformları yapmamız, bütün bunları yaparken bir yandan da eğitime, bilime, teknolojiye, yatırım yapıp uzun vadede üretim yapısını değiştirmemiz lazım. Bunu da, iyi bir planlama ve güçlü, tecrübeli, birikimli bir bürokrasi ile sektörlerdeki bilgi birikimini harekete geçirerek, uzmanların ve akademisyenlerin görüşlerini alarak, ortak aklı devreye sokarak yapabiliriz.


Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girerken yukarıda bahsettiğim ekonomik ve toplumsal hedeflerimizin yanında birlikte yaşama düzeni ve ülkemizin küresel sistemdeki yerine ilişkin de hedeflerimiz var.
Ekonomik ve toplumsal hedeflerimize birlik beraberlik içinde, farklılıklarımızla bir arada yaşama irademizden aldığımız güçle ulaşabiliriz. Bu maksatla hukuk devletini mutlaka güçlendirmek, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını en güçlü biçimde tesis etmek, kuvvetler ayrılığını yerleştirmek, denetleyici ve düzenleyici kurumların özerkliğini sağlamak, yürütmenin hukuka bağlılığını ve hesap verebilirliğini iyileştirmek zorundayız.
Nasıl ki ülke içinde daha adil bir bölüşüm olmasından ve demokratik yönetimin güçlendirilmesinden yanayız, küresel düzlemde de daha adil, daha dengeli bir dünya idealimiz var. Birleşmiş Milletlerin görevini daha iyi yaptığı, yoksul ülkelerin dünya sahnesinde kendilerine sadece zengin doğal kaynaklarıyla değil, insani, doğal, kültürel, tarihi zenginlikleriyle de yer bulduğu bir küresel düzen görmek istiyoruz.  Küresel ısınma, terör, suç ekonomisinin finansmanı, göç, güvenlik, salgın hastalıklar, açlık, kuraklık gibi küresel sorunlarla mücadelede zengin ülkelerin yoksul ve gelişmekte olan ülkelerin çabalarına destek olması gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye, böylesi bir küresel düzenin kurulmasında önemli misyonlar üstlenmesi gereken bir ülke.

20. yüzyıl başlarında bilim, teknoloji, sanayi, yatırımlar, üretim ve ticaret gibi alanlarda Batı açık ara lider konumundaydı. Cumhuriyetin kuruluşunda hedef muasır medeniyet seviyesini, yani Batıyı yakalamak idi. Hızla gelişmek ve kalkınmak sadece Türkiye'nin değil başka gelişmekte olan ülkelerin de vizyonuydu. 20. yüzyıl böyle şekillendi. İçinden geçmekte olduğumuz çoklu kriz ortamı, yirminci yüzyılın ekonomik modelinde bir takım iyileştirmeler yapılması gerektiğini gösteriyor. Dünya sorunları karşısında ülkeler arasında daha fazla uzlaşıya, işbirliğine ve dayanışmaya ihtiyaç büyüyor. Türkiye, batıyla doğu arasında yüzyıllardan beri oynadığı köprü rolüyle ikinci yüzyılında dünya için rol model olma potansiyeline sahip bir ülke. Nitekim Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden sonra başlayan süreç, bu rolün bir anlamda kanıtı oldu.
Ancak Türkiye diğer gelişmekte olan ülkelere rol model olmak içinönce kendi sorunlarını çözmeli. Yeni bir zihniyetle, yeni bir toplumsal seferberlik ruhuyla, uzlaşıyla ve ortak geleceği sahiplenmeyle çözemeyeceğimiz hiçbir sorunumuzun olmadığı inancıyla konuşmama son verirken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yazın bacaklarda pıhtı tehlikesi artıyor


 
 
Bacakta ani gelişen şişlik, ağrı, kızarıklık ve sıcaklık artışı çoğu zaman önemsenmiyor. Oysa bu belirtiler, yaşamsal risk taşıyan ve halk arasında 'pıhtı oluşması' olarak bilinen derin ven trombozunun ilk sinyalleri olabiliyor.

08.08.2026 15:04:00
Murat Çorbacı
 
Yazın bacaklarda pıhtı tehlikesi artıyor
Yazın bacaklarda pıhtı tehlikesi artıyor

En sık bacaklarda, özellikle de baldır ve uyluk bölgesindeki toplardamarlarda pıhtı oluşumuyla seyreden derin ven trombozu, dünya genelinde her yıl yaklaşık 10 milyon kişide teşhis edilen ciddi bir hastalık. Derin ven trombozunun en büyük tehlikesi ise pıhtının koparak akciğer damarlarına ulaşması ve yaşam kaybıyla sonuçlanabilecek akciğer embolisine (pulmoner emboli) neden olabilmesi. Ayrıca bacakta kalıcı şişlik, ağrı, ağırlık hissi, ciltte renk değişikliği, sertleşme ve iyileşmesi güç olan yaralarla seyreden kalıcı damar hasarına da yol açabiliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Arif Ağlar, erken dönemde başlanan tedavi sayesinde pulmoner embolinin ve kalıcı damar hasarının önüne geçilebildiğini belirterek, "Özellikle tek bacakta gelişen şişlik ve ağrı gibi belirtiler asla ihmal edilmemelidir. Bu şikayetler derin ven trombozunun en önemli uyarı işaretleri arasında yer alır ve zaman kaybetmeden hekim değerlendirmesi gerektirir" dedi.

Yaz aylarında sıvı kaybı pıhtılaşma riskini artırıyor

Derin ven trombozu (DVT) genellikle bacakların derin toplardamarlarında kan pıhtısı oluşması sonucu gelişen ciddi bir damar hastalığı olarak tanımlanıyor. Güncel sağlık kılavuzlarına göre; hareketsizlikten obeziteye, geçirilmiş ameliyatlardan kansere, ileri yaştan hamileliğe kadar pek çok faktör pıhtı oluşumuna zemin hazırlıyor. Genetik yatkınlığın da tetikleyici olabildiği bu tabloda derin ven trombozu riskinin yaz aylarında artış gösterdiğini anlatan Dr. Ahmet Arif Ağlar, şu bilgileri verdi: "Bunun nedeni ise artan sıcaklık ve terlemeye bağlı gelişen sıvı kaybının, yeterli sıvı tüketilmediğinde kanın koyulaşmasına ve pıhtılaşma eğiliminin artmasına sebep olabilmesidir. Özellikle ileri yaşta olan, kronik hastalığı bulunan, diüretik kullanan ve uzun süre güneş altında çalışan kişilerde bu risk daha belirgin hale gelmektedir. Ayrıca yaz tatillerinde uzun süre hareketsiz kalınan uçak, otobüs veya otomobil yolculukları da bacak toplardamarlarında kan akımını yavaşlatarak derin ven trombozu gelişme riskini artırabilmektedir."

Yeterli su tüketmek, bol hareket etmek şart!

Dr. Ahmet Arif Ağlar, derin ven trombozuna karşı yaz aylarında bazı önlemlerin mutlaka alınması gerektiğini vurgularken, "Yeterli sıvı tüketmek, uzun yolculuklarda düzenli aralıklarla hareket etmek, özellikle 4-6 saatten uzun yolculuklarda belirli aralıklarla ayağa kalkıp birkaç dakika yürümek ve  yüksek risk grubundaki kişilerin hekimin önerdiği koruyucu önlemleri  uygulaması büyük önem taşımaktadır" diye konuştu. 

Kardeniz'in en güzel kalesi


 
 
Rize'nin Çamlıhemşin ilçesindeki Çat Vadisi'nde sarp kaya üzerine kurulu Zil Kale, her mevsim doğa ve tarih tutkunlarının ilgisini çekiyor.

08.08.2026 14:32:00
Haber Merkezi
 
Kardeniz'in en güzel kalesi
Kardeniz'in en güzel kalesi

Rize'nin Çamlıhemşin ilçesindeki Çat Vadisi'nde 1. derece arkeolojik sit alanında sarp bir kaya üzerine kurulu Zil Kale, her mevsim ziyaretçilerin uğrak noktaları arasında yer alıyor.


Otobüs, kamyonete bindirdi, bir kişi öldü


 
 
Afyonkarahisar'da Kütahyalılar firmasına ait yolcu otobüsü kamyonete çarptı, 1 kişi öldü, 15 kişi yaralandı.

08.08.2026 13:09:00 / Güncelleme: 08.08.2026 13:21:20
AA
 
Otobüs, kamyonete bindirdi, bir kişi öldü
Otobüs, kamyonete bindirdi, bir kişi öldü

Afyonkarahisar'da yolcu otobüsünün kamyonete çarpması sonucu 1 kişi hayatını kaybetti, 15 kişi yaralandı. Kütahyalılar firmasına ait, Z.Y. yönetimindeki 43 KP 338 plakalı yolcu otobüsü, Afyonkarahisar-Antalya kara yolu Sinanpaşa ilçesine bağlı Akören beldesi yakınlarında, H.S. idaresindeki 06 BFV 460 plakalı kamyonete arkadan çarptı. İhbar üzerine kaza yerine sağlık, jandarma ve polis ekipleri sevk edildi.



Kamyoneti bariyerlerin ötesine fırlattı

Bariyerlere çarpan kamyonetin sürücüsü H.S'nin olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi. Kamyonette bulunan 1 kişi ile otobüsteki 14 kişi yaralandı. Yaralılar, ambulanslarla çevre hastanelere kaldırıldı.

Şiddetli karın ağrısına dikkat!


 
 
Karnın sağ üst bölümünde başlayan, sırta veya sağ omuza yayılan ve saatlerce sürebilen şiddetli ağrı çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak değerlendirilse de altta yatan neden safra kesesi iltihabı olabiliyor.

08.08.2026 06:49:00
Murat Çorbacı
 
Şiddetli karın ağrısına dikkat!
Şiddetli karın ağrısına dikkat!

Karnın sağ üst bölümünde başlayan, sırta veya sağ omuza yayılan ve saatlerce sürebilen şiddetli ağrı çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak değerlendirilse de altta yatan neden safra kesesi iltihabı olabiliyor. Tıp dilinde 'akut kolesistit' olarak adlandırılan bu tabloda erken tanı ve zamanında uygulanan cerrahi tedavi sayesinde hastalar genellikle kısa sürede sağlıklarına kavuşuyor. Ancak gecikmiş başvurular safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi yaşamı tehdit eden ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.

Ne zaman harekete geçmeli

Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, "Bu nedenle saatlerce süren ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın eşlik ettiği şiddetli karın ağrısı hiçbir zaman ihmal edilmemeli ve en kısa sürede genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır" dedi. Safra kesesi, karaciğer tarafından üretilen safrayı depolayan ve özellikle yağlı yemeklerden sonra bağırsağa boşaltarak yağların sindirimine yardımcı olan küçük ancak önemli bir organ.


Kadınlarda daha sık görülüyor

Safra kesesi iltihabı kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 2-3 kat daha sık görülüyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol miktarını artırması ve hamilelik döneminde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda daha sık rastlanmasının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. İleri yaş, aile öyküsü, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlık, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da hastalık riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor.

Yağlı yemekler azdırıyor

Safra kesesi iltihabının en önemli belirtisi, özellikle yağlı yemeklerden sonra başlayan, karnın sağ üst bölgesinde hissedilen ve giderek şiddetlenen ağrı oluyor. Bu ağrı çoğu zaman sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta yayılabiliyor ve birkaç saatten uzun sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştahsızlık ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu gelişebiliyor.

Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif

Şanlıurfa'nın doğusundaki dağlık bölgede yürütülen yüzey araştırmalarında, Neolitik Çağ'a ait ve içerisinde anıtsal dikili taşların bulunduğu devasa bir yaşam alanı gün yüzüne çıkarıldı

07.08.2026 22:30:00
Eyüp Kabil
 
Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif
Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile uluslararası arkeoloji heyetlerinin ortaklaşa yürüttüğü Taş Tepeler projesi kapsamında, insanlık tarihini yeniden yazacak nitelikte bir keşfe imza atıldı. Şanlıurfa kent merkezinin 45 kilometre doğusunda yer alan "Karahan Tepe" yakınlarındaki bakir bir vadide, jeoradar taramaları sonucunda yer altında gömülü devasa bir yerleşim tespit edildi. İlk karbon testleri, bu alanın günümüzden tam 12 bin yıl öncesine, yani avcı-toplayıcı toplulukların yerleşik hayata geçiş evresine tarihlendiğini gösteriyor.

Göbeklitepe'nin ikizinden daha büyük

Kazı başkanlığından yapılan ilk açıklamaya göre, yeni keşfedilen yerleşim alanı coğrafi yayılım olarak Göbeklitepe'den yaklaşık 3 kat daha büyük bir alana yayılıyor.

Bölgede yapılan ilk sondaj çalışmalarında, üzerilerinde insan, akbaba, tilki ve leopar kabartmaları bulunan, boyları 6 metreye ulaşan "T" biçimli 40'tan fazla dikili taş belirlendi. Arkeologlar, bu alanın sadece bir tapınak değil, aynı zamanda binlerce insanın aynı anda toplandığı devasa bir ritüel ve sosyal yaşam merkezi olduğunu tahmin ediyor.



Yerleşik hayatın ezberleri bozuluyor

Keşif, insanlığın tarım devriminden önce de büyük topluluklar halinde bir arada yaşadığını ve organize olduğunu kanıtlayan yeni veriler sunuyor.

Henüz tarımın ve evcilleştirilmiş hayvanların olmadığı bir dönemde, bu kadar büyük anıtsal yapıların hangi mühendislik bilgisiyle ve nasıl bir iş gücü organizasyonuyla yapıldığı sorusu, bilim dünyasında yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Yabancı uzmanlar, bu sit alanının büyüklüğü karşısında insanlık tarihinin kronolojisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini savunuyor.



Güvenlik çemberine alındı, kazılar genişletiliyor

Eşsiz buluntuların zarar görmemesi ve kaçak kazıların önlenmesi amacıyla bölge tamamen sit alanı ilan edilerek jandarma koruması altına alındı. Önümüzdeki aylarda dünyanın dört bir yanından yüzlerce arkeolog, antropolog ve jeologun katılımıyla uluslararası düzeyde büyük bir kazı seferberliği başlatılması planlanıyor. Yetkililer, alanın turizme kazandırılması için şimdiden lojistik ve çevre düzenleme çalışmalarına başlandığını bildirdi.

232 belediye başkanı CHP’den istifa etti

YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Tüzün, ana muhalefet partisinde büyük bir kırılma yaşandığını belirterek, 232 belediye başkanının CHP'den istifa ettiğini ve büyük bölümünün yeni partiye katıldığını açıkladı. Tüzün, ağustos ayı sonuna kadar bu sayının 300'ü aşacağını öngördüklerini ifade etti

07.08.2026 19:00:00
Haber Merkezi
 
232 belediye başkanı CHP’den istifa etti
232 belediye başkanı CHP’den istifa etti
TBMM'de basın toplantısı düzenleyen Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün, yerel yönetimler bazında Türk siyasi tarihinin en büyük kitlesel geçiş dalgalarından birinin yaşandığını iddia etti. Özgür Özel liderliğinde CHP'den ayrılan 91 milletvekilinin kurduğu YENİ Parti saflarına, belediye başkanlarının da hızla eklenmeye başladığı belirtildi.

İstifaların kurumsal dağılımı ve 28 il detayı

Toplantıda istifa eden belediye başkanlarının kırılımını net rakamlarla paylaşan Tüzün, yerel yönetim temsilcilerinin resmi kayıt işlemlerine başladığını dile getirdi. Paylaşılan verilere göre istifa eden 232 belediye başkanının kurumsal dağılımı şu şekilde:

• Büyükşehir ilçelerine bağlı 109 ilçe belediye başkanı

• İllere bağlı 54 ilçe belediye başkanı

• Beldelere bağlı 50 belde belediye başkanı

• İl belediye başkanlığı düzeyinde başvuran 17 isim

Tüzün, yaşanan bu istifa dalgasının ardından Türkiye genelindeki 28 ilde hiç CHP'li belediye başkanı kalmadığını ileri sürdü. Bu iller arasında Aydın, Bursa, Balıkesir, Hatay, Bolu, Bilecik, Çanakkale, Kocaeli, Manisa, Samsun ve Trabzon gibi kritik büyükşehir ve merkez iller yer alıyor.

"Ay sonunda sayı 300'ü geçecek"

Büyükşehir belediye başkanlarının geçiş takvimine de değinen Tüzün, ağustos ve eylül aylarında yapılacak belediye meclis toplantılarındaki aritmetik dengelerin korunmasının önemine dikkat çekti. Meclis dengeleri gözetildiği için birçok başkanın istifasını beklettiğini söyleyen Tüzün, "Belediye başkanlarımızın bizzat tarafımı arayarak ilettikleri beyanlar doğrultusunda, ağustos ayı sonu itibarıyla istifa edenlerin sayısının 300'ü geçeceğini tahmin ediyoruz" dedi.

Büyükşehirlerde son durum ne?

Gazetecilerin İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropollere yönelik sorularını yanıtlayan Yaşar Tüzün, güncel durumu şu sözlerle özetledi: "İstanbul ve Ankara ile ilgili şu an için herhangi bir resmi görüşme ya da geçiş açıklaması söz konusu değil. Eskişehir, Muğla ve Tekirdağ gibi iller süreci kendi içlerinde değerlendirecek."

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçeceği iddialarını yalanlayan Tüzün, kendisinin geçmişteki başarılı çalışmalarını hatırlatarak "Biz kendisiyle YENİ Partimizde buluşmayı umut ediyoruz" açıklamasında bulundu.

CHP'li 19 il belediye başkanından 17'sinin partiye başvurduğunu belirten Tüzün, Bartın Belediye Başkanı'nın kararını haftaya açıklayacağını, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere'nin ise CHP'de kalmayı tercih ettiğini ve bu karara saygı duyduklarını vurguladı.

YENİ Parti'nin yerel yönetimlere dair temel ilkelerini ve vizyon belgesini ise önümüzdeki günlerde kapsamlı bir lansmanla kamuoyuna duyuracağı bildirildi.

Adalet Komisyonu önünde gerginlik

Kamuoyunda "Terörsüz Türkiye" düzenlemesi olarak bilinen 12 maddelik kanun teklifinin görüşmeleri olaylı başladı. Toplantı salonunun kapısında İYİ Partili vekiller ile AK Partili üyeler arasında salonun küçüklüğü ve kapıların açılmaması nedeniyle sert tartışmalar yaşandı

07.08.2026 17:20:00
Haber Merkezi
 
Adalet Komisyonu önünde gerginlik
Adalet Komisyonu önünde gerginlik
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), tarihi adımlardan biri olarak nitelendirilen "Terörsüz Türkiye" sürecinin hukuki çerçevesini belirleyecek yasa teklifi için kritik bir viraja girdi.

Resmi adı "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" olan 12 maddelik düzenleme, bugün saat 15.30 itibarıyla TBMM Adalet Komisyonu'nda masaya yatırıldı. Ancak görüşmeler öncesinde komisyon salonunun girişinde tansiyon yükseldi.

Kapıda "salon" kavgası: İYİ Partili vekiller tepki gösterdi

Komisyon Başkanı Cüneyt Yüksel başkanlığında toplanacak kurul öncesinde, salon kapısının geç açılması ve toplantının fiziki olarak yetersiz, küçük bir salonda yapılması muhalefetin tepkisini çekti.

TBMM Adalet Komisyonu salonu önünde bekleyen İYİ Parti milletvekilleri ile AK Parti milletvekilleri arasında sert sözlü tartışmalar yaşandı. İYİ Partili vekiller, böylesine kritik bir kanun teklifinin kamuoyundan ve milletvekillerinden kaçırılarak dar alanlarda müzakere edilmek istendiğini öne sürdü. Gerginliğin ardından komisyon, tartışmaların gölgesinde ilk oturumuna başladı.

Komisyon başkanı yüksel: "Bir af düzenlemesi değil"

Gergin başlayan toplantının açılış konuşmasını yapan Komisyon Başkanı Cüneyt Yüksel, düzenlemenin içeriğine dair net mesajlar verdi. Söz konusu teklifin kesinlikle bir genel af niteliği taşımadığını vurgulayan Yüksel, "Bu teklif, milletimizin 40 yılı aşkın sürelik kanayan yarasını sarma iradesinin somut bir tezahürüdür. Tarihi bir sorumluluğu yerine getiriyoruz" ifadelerini kullandı.

12 maddelik teklif neleri içeriyor?

Meclis Başkanlığına sunulan ve önümüzdeki hafta Genel Kurul'dan geçmesi planlanan teklifin öne çıkan hukuki detayları şunlar:

MGK Şartı ve 6 Aylık Süre: Düzenlemenin hayata geçmesi için Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) terör örgütünün fiilen lağvedildiğini ve silah bıraktığını Resmi Gazete'de ilan etmesi gerekiyor. Bu ilanın ardından örgüt mensuplarına adli makamlara başvurmaları için 6 aylık süre tanınacak.

Ceza Ertelemeleri: Silah bırakma şartına uyanların; örgüt üyeliği, yardım ve propaganda gibi suçlardan aldıkları cezalar belirli sürelerle ertelenecek. 15 yıl altı hapis cezaları için 5 yıl, 15 yıl üzeri cezalar için 10 yıl infaz erteleme uygulanacak.

Hak Yoksunluğu Kontrolü: Cezası ertelenen kişilere erteleme süresine göre 2 ya da 3 yıl boyunca seçme ve seçilme gibi hak yoksunlukları uygulanacak. Süreç içinde yeni bir terör suçu işlenirse erteleme kararı düşecek ve infaz kaldığı yerden devam edecek.

Öcalan ve Yönetim Kadrosu Kapsam Dışı: Düzenlemede 1 Haziran 2005 öncesindeki ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezaları ile kasten adam öldürme gibi ağır suçlar tamamen kapsam dışı bırakıldı. Böylece teröristbaşı Abdullah Öcalan ve Kandil'deki tepe yöneticilerin yasadan yararlanmasının hukuken önüne geçildi.

Komisyondaki görüşmelerin hızla tamamlanarak kanun teklifinin önümüzdeki hafta Genel Kurul'a indirilmesi ve yasalaşması bekleniyor.

"Terörsüz Türkiye" sürecinde bugüne nasıl gelindi?

1 Ekim 2025 – İlk Sinyal: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM yeni yasama yılı açılış resepsiyonunda DEM Partili milletvekilleriyle tokalaşarak yeni bir sürecin kapısını araladı.

22 Ekim 2025 – Tarihi Çağrı: Devlet Bahçeli, parti grup toplantısında teröristbaşı Abdullah Öcalan'a hitaben, örgütü tasfiye ettiğini ve silah bıraktığını haykırması şartıyla "Umut Hakkı" kullanımı dahil yasal düzenlemelerin yapılabileceği tarihi çağrısını gerçekleştirdi.

Ekim - Aralık 2025 – Siyasi Trafik: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bahçeli'nin çağrısına tam destek verdiğini açıkladı. AK Parti, MHP ve DEM Parti hukukçuları arkada yasal zemin oluşturmak için teknik çalışmalara başladı.

Bahar 2026 – Bölgesel Görüşmeler: Sınır ötesindeki gelişmeler ve Türkiye'nin diplomatik adımları doğrultusunda terör örgütünün tasfiye sürecine yönelik uluslararası ve bölgesel istişareler yürütüldü.

5 Ağustos 2026 – Teklif Meclis'te: AK Parti, MHP ve DEM Parti gruplarından 360 milletvekilinin ortak imzasıyla hazırlanan 12 maddelik yasa teklifi resmi olarak TBMM Başkanlığına sunuldu.

7 Ağustos 2026 (Bugün) – Komisyonda İlk Oturum: Teklif, TBMM Adalet Komisyonu'nda muhalefet partilerinin fiziki alan yetersizliği protestoları ve sert tartışmalar eşliğinde ilk kez görüşülmeye başlandı.

Anlaşmanın detayları belli oldu

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın detayları belli oldu

07.08.2026 16:20:00
AA
 
Anlaşmanın detayları belli oldu
Anlaşmanın detayları belli oldu
Konuyla ilgili yetkililerden alınan bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalanan Mekke Anlaşması, herhangi bir ülkeyi hedef almayan, külfet paylaşımı ve ortak güvenlik anlayışı temelinde bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refahın korunmasına yönelik taahhütleri güçlendirmeyi amaçlayan savunma odaklı işbirliği niteliği taşıyor.

Herhangi bir saldırganlık eylemine karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan anlaşma, üç devletten herhangi birine yönelik herhangi bir silahlı saldırının, hepsine yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.

Mekke Anlaşması, artan bölgesel ve uluslararası güvenlik tehditlerine karşı ortak mücadele zemini oluşturmak amacıyla bölgesel sahiplenme ilkesi doğrultusunda yürütülen uzun soluklu diplomatik çalışmaların somut sonucu olarak görülüyor.

Anlaşmanın, üç ülkenin birbirlerinin güvenliğini destekleme taahhüdünün yanı sıra savunma sanayisi işbirliğini ve askeri birlikte çalışabilirliği geliştirmeyi amaçlayan savunma odaklı bir düzenleme niteliği bulunuyor.

Herhangi bir ittifak veya anlaşmadan kopuş anlamına gelmeyen Mekke Anlaşması, mevcut müttefiklik ilişkilerini tamamlayarak bölgesel güvenliği güçlendiriyor ve diğer bölge ülkelerinin katılımına açık bir işbirliği zemini oluşturuyor.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülke arasındaki köklü kardeşlik bağlarını pekiştiren, kendi savunmalarının yanı sıra bölgesel ve küresel güvenliğe katkı sağlayacak bir anlaşma niteliği taşıyor.

Anlaşma, "bölgede barışın, huzurun ve güvenliğin destekleyici unsuru" olarak değerlendiriliyor.

"Türkiye'nin NATO üyeliği ile bölgesel ortaklıklarının birbirinin alternatifi olmadığını, güvenlik yükünün paylaşılmasını sağlayan tamamlayıcı yapılar" olduğunu belirten yetkililer, "Bu anlaşma saldırgan bir askeri cephe, çevreleme girişimi veya saldırı planlaması değil, bölgesel istikrarı sağlamaya yönelik Terörsüz Bölge hedefine de katkı sağlayacak bir adım" değerlendirmesinde bulundu.

"Mekke Anlaşması'nın, hiçbir ülkeyi hedeflemediğini, mevcut diyalog kanallarını kapatmadığını" vurgulayan yetkililer, anlaşmanın, taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı tümüne yapılmış sayarak Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca ortak savunma, meşru müdafaa ve karşılıklı güvenlik taahhüdünü teyit ettiğini bildirdi.

Yetkililer, bu anlaşmanın, yalnızca üç imzacı devletin birbirlerinin savunmasını destekleme taahhüdüyle değil, aynı zamanda savunma sanayi işbirliğini ve birlikte çalışabilirliği artırma taahhütleriyle de tamamen savunma niteliğinde olduğunu dile getirdi.

Türkiye açısından bakıldığında, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın, bölge ve İslam dünyası için her anlamda tarihi nitelikte olduğu yorumunu yapan yetkililer, "bölgedeki güvenlik mimarisinin Mekke Anlaşması ile yeniden dizayn edildiği" değerlendirmesini yaptı.

Anlaşmayla Türkiye'nin başka çatışmalara sürüklenmediğini, bölgesel etkisini ve tecrübesini bölgenin güçlü aktörleriyle birleştirdiğini belirten yetkililer, "Türkiye değişen ve karmaşıklaşan uluslararası güvenlik ortamında işbirliği seçeneklerini çeşitlendiren bir düzenlemeye imza atmıştır. Türkiye'nin Mekke Anlaşması'na imza atması, küresel deniz ticaret yollarının güvenliğini güçlendirerek ihracata, enerji tedarikine ve ekonomik istikrara katkı sağlayacaktır. Anlaşmaya katılım, Türk askerinin her bölgesel krize gönderileceği anlamına gelmemektedir. Kuvvet kullanımı ve askeri harekat kararları anayasal düzen ile ulusal karar mekanizmaları çerçevesinde alınacaktır." ifadelerini kullandı.

Anlaşmanın, Türkiye'nin uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülüklerine zarar vermediğini vurgulayan yetkililer, şunları kaydetti:

"Anadolu'dan Hicaz'a, İslamabad'dan Riyad'a uzanan kardeşlik hattı, ortak değerlerin ve zor zamanlarda birbirinin yanında duran milletlerin iradesini temsil etmektedir. Mekke Anlaşması Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki işbirliği, tarihi bir sorumluluğun günümüzdeki stratejik karşılığıdır. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler yalnızca devletler arası çıkarlara değil, ortak tarih, inanç, kardeşlik ve dayanışma bağlarına dayanmaktadır."

KKKA'da önemli gelişme; aşının ilk fazı tamamlanmak üzere

Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı aşısının çalışmalarında ilk fazın tamamlanmak üzere olduğunu söyleyerek, "Birinci fazla birlikte ikinci ve üçüncü faz sürecini de tamamlayıp aşının hazır olması süreçlerine doğru düzenli istikrarlı bir ilerleme içerisindeyiz" dedi

07.08.2026 14:20:00
İhlas Haber Ajansı
 
KKKA'da önemli gelişme; aşının ilk fazı tamamlanmak üzere
KKKA'da önemli gelişme; aşının ilk fazı tamamlanmak üzere
ERÜ bünyesinde çalışmalarına devam eden ve Turkovac'ı geliştiren Prof. Dr. Aykut Özdarendeli başkanlığındaki Aşı Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü'nde çalışmalar aralıksız devam ediyor. KKKA aşısı için çalışmalarını sürdüren ekip, aşıda ilk faz çalışmalarını tamamlamak üzere. Çalışmalar hakkında bilgiler veren ERÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, çalışmaların sürdüğü laboratuvarın daha kapsamlı bir hale geleceğini söyleyerek, "Çok büyük bir laboratuvara kavuşuyoruz.

Bu alanda stratejik araştırmalar yapabileceğimiz kapsamlı bir laboratuvar imkanının olması bizim için önemli. Cumhurbaşkanımızın destekleriyle bu laboratuvar imkanına sahip olabilmemiz sadece Kayseri için değil, ülkemiz ve tüm insanlık için de stratejik bir öneme sahip. Laboratuvarımızın da yıl sonu itibarıyla hazırlıklarımız bitmek üzere. İnşaatımız tamamlandı. Laboratuvarın teknik cihazlar anlamında son bağlantıları devam etmekte" dedi.

"Birinci fazla birlikte ikinci ve üçüncü faz sürecini de tamamlayıp aşının hazır olması süreçlerine doğru düzenli istikrarlı bir ilerleme içerisindeyiz"

Çalışmalarına devam edilen KKKA aşısı hakkında bilgiler veren Altun, "Aykut Özdarendeli hocamız çalışmalarını sürdürüyor. Özellikle çalışmalarına Kırım Kongo Kanamalı Virüslü ateşli hastalığı dediğimiz kene ısırmasının sebep olduğu rahatsızlıkla ilgili aşı çalışmalarına devam ediyor. Birinci fazla ilgili ciddi mesafe almış durumdayız. Burada biz elimizden geldiği kadar bu aşı süreçlerini yönetirken de ulusal ve uluslararası boyutta bunun kabul edilmesi bizim için esastır.

Biz hocamıza o süreçlerini de kolaylaştırmak için destek oluyoruz. Yaz aylarına başladığımızda hep gündemimize gelen bir rahatsızlık süreci olarak durmakta ama biz bu konularda Sağlık Bakanlığımızla ve Sağlık Müdürlüğümüzle koordineli bir şekilde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Benim tahminim birinci fazla birlikte ikinci ve üçüncü faz sürecini de tamamlayıp aşının hazır olması süreçlerine doğru düzenli istikrarlı bir ilerleme içerisinde olduğumuzu söylemek istiyorum" diye konuştu.

AHBAP Derneği'nin feshi için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan davada dernek yönetimine kayyum atanmasına karar verildi. Mahkemenin bu kararı ile derneğin fesih süreci başlamış oldu

AHBAP Derneği'nin feshi için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan davada dernek yönetimine kayyum atanmasına karar verildi. Mahkemenin bu kararı ile derneğin fesih süreci başlamış oldu

07.08.2026 12:40:00
Haber Merkezi
 
 AHBAP Derneği'nin feshi için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan davada dernek yönetimine kayyum atanmasına karar verildi. Mahkemenin bu kararı ile derneğin fesih süreci başlamış oldu
 AHBAP Derneği'nin feshi için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan davada dernek yönetimine kayyum atanmasına karar verildi. Mahkemenin bu kararı ile derneğin fesih süreci başlamış oldu
İstanbul 29. Asliye Hukuk Mahkemesi, AHBAP Derneği'nin yönetimi için kayyum atanmasına karar verdi. Daha önce alınan tedbir kararları kapsamında derneğin mal varlıklarının yönetimi için kayyum heyeti tayin edilmiş, ayrıca iştirak şirketleri olan Ahbap Lojistik ve Ahbap İktisadi İşletmesi'ne Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyum olarak atanmıştı. Mahkemenin son kararıyla birlikte bu kez bizzat derneğin sevk ve idaresi kayyuma devredildi. Böylece ile derneğin hukuki varlığının sona erdirilmesi (fesih) süreci resmen başlatılmış oldu.

Kararda, İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği'nin 27 Temmuz 2026 tarihli kararıyla kayyım olarak belirlenen 3 kişinin AHBAP Derneği'ne yönetim kayyımı olarak atanmasına hükmedildi. Kayyım heyetinin dernek iş ve işlemlerini yürütmesi, mal varlığını koruması ve resmi süreçleri takip etmesi kararlaştırıldı.

Mahkeme, faaliyetlerin durdurulması kararının uygulanması kapsamında dernek binası ve eklentilerinin mühürlenmesine, fiziki faaliyetlerin engellenmesine ve kayyım heyetinin yönetime fiilen teslim edilmesine karar verdi. Bu kapsamda İstanbul İl Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğü, İstanbul Valiliği ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü'ne müzekkere yazılacak.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde yürütülen soruşturmanın odak noktasını; özellikle 6 Şubat 2023 depremleri sonrasında AHBAP Derneği adına toplanan milyarlarca liralık yardım ve bağışların usulsüz kullanımı, haksız kazanç ve kara para aklama şüpheleri oluşturuyor. İlk olarak dernek kurucusu Haluk Levent'in kardeşi Berkant Acil'in mali hareketlerini inceleyen başsavcılık, Şile Belediyesi'nde düzenlenen festival rüşvet soruşturması belgeleriyle çapraz inceleme yaptı. İncelemelerde Haluk Levent, Berkant Acil ve Yeliz Kaya arasında hem mali transferler hem de organik çalışma birlikteliği tespit edildi.

İstanbul Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı, MASAK ve Mülkiye Müfettişliği raporlarının birleştirilmesiyle derinleştirilen soruşturmada mali bulgulara ulaşıldı. Sadece 2023 yılında milyarlarca lira bağış toplayan derneğin banka hesaplarında yapılan incelemelerde, hesap bakiyelerinin neredeyse tamamen boşaltıldığı saptandı. Banka detaylarına göre dernek hesaplarında yalnızca 266 bin TL, 786 bin TL, 8 bin 598 Dolar ve 19 bin Euro civarında bir meblağ kaldığı görüldü. Hatta pazar günleri de dahil olmak üzere dernek hesaplarından yüksek miktarlı finansal işlemler yapıldığı ve bu hesaplarda tek işlem yetkilisinin Haluk Levent olduğu banka kayıtlarıyla doğrulandı.

Davaname metninde yer alan Mali Müfettişlik ve MASAK verilerine göre, dernek bütçesinden Haluk Levent'in asistanı Yeliz Kaya'nın kişisel hesaplarına tespit edilebilen ilk etapta 122 milyon TL doğrudan para çıkışı yapıldı. Ayrıca Dernek Haluk Levent'in derneği usulsüz şekilde borçlandırarak kambiyo senetleri düzenlediği, bu senetler karşılığında alınan yüksek değerli taşınmazların ve dernek iştiraki Ahbap Lojistik'e ait gayrimenkullerin Yeliz Kaya adına tescil ettirildiği belirlendi. Yeliz Kaya'nın sadece 2025 ve 2026 yıllarında dernekle bağlantılı 100 adet taşınmaz işlemi yaptığı, bunların 58 adedini şüpheli Esin Önder Çağlayan'a devrettiği tespit edildi. Soruşturma dosyasında ayrıca Haluk Levent tarafından kullanılan hesaplardan yüksek hacimli yasal bahis oyunlarının oynandığı bilgisi yer aldı.

Teknik ve fiziki takip altında tutulan Haluk Levent'in, 12 Temmuz 2026 günü telefonlarını kapatıp sinyal kesici kullanarak kaçma izlenimi veren eylemlerde bulunduğu ve İzmir yolunda seyir halindeyken güvenlik güçlerince yakalandığı öğrenildi. Soruşturma kapsamında 12, 14, 17 ve 27 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleşen 4 ayrı operasyon sonucunda tutuklamalar ve adli kontroller peş peşe geldi.

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.