HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 17 EYLÜL 2021, CUMA

Ulusal güvenlik-3 Genelkurmay ne dedi?

15.08.2001 00:00:00
Genelkurmay'ın açıklama metnini önümüze koyduğumuzda şunları görüyoruz;

1. UG kavramı tehdit/risk algılaması ve değerlendirmesi ile başlayan a) sosyal, b) ekonomik ve c) askeri parametreler ile d) milli güç unsurlarının tümünü içeren bir yapıdadır.

2. Ulusal güvenlik düzenlemelerinin nihai hedefi, içte demokratik, laik ve üniter cumhuriyetin korunması; dışta, ülkenin yaşamsal çıkarlarının savunulmasını içerir.

3. Türkiye Cumhuriyeti; uzun yıllardır bekasını, üniter ve laik yapısını hedef alan saldırılarla karşı karşıyadır.

a) 15 yılı aşkın bir zamandır, tarihin en kanlı terör örgütü, ülke bütünlüğünü hedef alan acımasız katliamları gerçekleştirmiş ve bu eylemlerine, bazı ülkelerin desteğiyle devam etmiştir. Halen bu çabalarını siyasallaştırmak ve legal zemine oturtmak gayreti içindedir. Binlerce silahlı teröristi, halen dağlarda hazır bekletmektedir.

b) Yıllardır; şeriat özlemcisi siyasi hareketler, demokrasinin sağladığı imkanları istismar ederek laik düzenin değişmesi için çalışmış ve bu yolda önemli mesafe katedilmiş bulunmaktadır.

c) Kıbrıs,

d) Kafkaslar,

e) Ortadoğu,

f) Kuzey Irak gibi dengelerin kurulamadığı coğrafyada Türkiye uzun vadeli güvenlik endişeleri içinde yaşamak zorunda kalmıştır.

Sayılan tüm bu olumsuzluklara rağmen, Türkiye Cumhuriyeti, uzun bir süredir bütün bu tehditlere karşı başarı ile mücadele vermektedir. Bu mücadelenin en fedakar unsuru ise; her zaman olduğu gibi eşsiz sabrı ve direnci ile yüce Türk Ulusu'dur.

4. UG'nin sağlanmasından TBMM'ye karşı Bakanlar Kurulu sorumludur. UG'ye ilişkin temel düzenlemeler, Başbakan imzasıyla yayınlanan 'Milli Siyaset Belgesi'nde yer almakta ve Silahlı Kuvvetler, bu belgeye istinaden 'milli askeri strateji' dokümanını hazırlamaktadır. Yâni sadece askerlerin hazırlayıp, sakladığı ve uyguladığı bir belge, askerî "vehimlere" göre hazırlanmış bir plân değildir.

5. Siyaseten sorumluluğa ortak olan bir kişinin kurumları hedef alan bu tür konuşması, mesnetten yoksun ve düşündürücüdür. Ayrıca konuşmada; 'Her ileri adımın, ulusal güvenlik gerekçesiyle kesildiği' ifade edilmiş, ancak tek bir örnek de verilmemiştir. UG'yi "ayak bağı" olarak nitelemenin makul görülmesi mümkün değildir.

6. "İleri adımlar";

 a) Şeriatı düşünen sapık düşünce ve eylem sahiplerinin faaliyetlerini kolaylaştıracaksa,

b) Ülkeyi bölmeyi çalışan gruplara yasal dayanak sağlayacaksa,

c) Ülkenin yaşamsal güvenlik mülahazalarından tavizler verecekse, bunlar gerçek anlamda ileri değil, geriye doğru atılmış adımlar olacaktır.

7. Esas problem, kişi ve kurumların sorunlar karşısında, üzerlerine düşen görevleri eksiksiz yapmak yerine, başkalarına saldırarak sorumluluktan ve başarısızlıktan kaçma gayretleridir.

8. Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nde;

a) ekonomi iflas noktasına gelmişse,

b) ekonomiyi bu hale getirenler hakkında en ufak bir işlem yapılmıyorsa, c) milli ve ahlaki değerler aşındırılmışsa,

d) soygun düzeni adeta normal bir davranış haline gelmişse

e) AB'ye girmeyi hedefleyen bir ülkede ortaçağı hedefleyen zihniyetler devlet kadrolarında bile yer alabiliyor ve buralara özenle yerleştiriliyorsa, f) ülke içinde siyasi istikrar, kişisel ihtiraslar nedeniyle bir türlü sağlanamıyorsa, g)ülkenin bir parçasında ekonomik ve sosyal tedbirlerin alınamaması neticesi ayrılıkçı terörün, etnik/milliyetçi ve ayrılıkçı harekete dönüşmesi önlenemiyorsa,

h) küreselleşme anlayışı ekonomik teslimiyetçilik olarak benimseniyorsa,

Tüm bu olumsuzlukların nedenini 'ulusal güvenlik kavramı" ile örtmek ve bu kavramın sonucu olarak görmek hem makul hem de insaflı değildir, aynı zamanda tehlikelidir.

9. Bu konuların, sorumlu bir makamda olunmasına rağmen, meşru zeminlerde değil de, dünyaya şikayet etme şeklinde gündeme getirilmesi onurlu bir yaklaşım değildir.

10.Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye'nin bekası, refahı ve mutluluğunu hedef alan konuların daha ciddi, günlük siyasi çıkarlarından arındırılmış platformlarda tartışılmasının uygun olacağı inancı içindedir. Her fırsatta, doğrudan veya dolaylı olarak silahlı kuvvetleri yıpratmaya yönelik girişimler bu girişimlerde bulunan kişi veya grupları yıprattığı gibi ülkeye de zarar vermektedir.

11. Çağdaşlık, evrensellik ve ilericilik anlayışları kendi yarattıkları paradigmalar ile sınırlı kişiler ulusu aydınlık yarınlar yerine belirsiz karanlıklara götürür.

Bu açıklama Cumhuriyet tarihinde ülkenin gündemine düşen en ağır açıklamadır. 9'uncu maddede yer alan cümleyi bir an için nasıl "olumlu" kipte kurabileceğinizi düşünür ve bir de öyle okumayı deneyebilir misiniz lütfen?

Bu açıklama askerin bulunduğu noktanın, en son gerilediği, asla terk edemeyeceği son mevzinin de koordinatını vermektedir.

Bu açıklama "asker niye susuyor?" diye endişe eden vatanseverlerin yüreğine su serpmiştir.

Ve bu açıklama mevcut siyasilerin çaresiz beceriksizliğini gözler önüne sermiştir.

Siyasi kadrolar görevlerini oy kaygısı taşımadan başarı ile yapıp, Yılmaz'ın açıklamasından hemen sonra onun batıya peşkeş çektiği kutsal değerlerin savunuculuğunu yeteri kadar sert, zamanında ve yüksek sesle yapmış olsalardı askerin gene de konuşacağını tahmin ediyor musunuz?

Asker, Bahçeli ve Ecevit'in tepkileri cılız kalıp tatmin etmediği için konuşmuştur.

Sadece onlar değil, konuşması gereken Cumhurbaşkanı da konuşmamıştır. Askerin yanında olması gereken STÖ'lerin hiç sesi çıkmamıştır.

Cumhurbaşkanı'nın suskunluğu, 12 Şubat krizi sonrası hükümetin sıkıştırıp-kışkırtmasıyla belki krizin sorumlusu imiş gibi gösterilmesi olabilir ama Şehit Aileleri'nin sessizliği acaba bir tür tepki midir?

Yılmaz'ın ilk hamlede siyasilere karşı taktik üstünlük sağladığını kabul etmeliyiz.

Çünkü önce Özal'ın başarılı bir varisi olarak gündemi değiştirmiş ve Ecevit'in önüne geçmiştir. Oyu % 6-7'lere düşen bir parti lideri olarak % 74 ile en güvenilir kurum olan askerin paçasından çekiştirip durmakla, reklâmın kötüsünün de tercih edildiğini göstermiştir.

Siyasi geleceğini ve sırtını dışarıda "AB"ye ve AB yolunu Diyarbakır'dan geçirerek içeride de HADEP'e dayayan Yılmaz bu manevra ile hükümet ortaklarına bir anda rahat nefes aldırmış gibi görünmektedir.

Çünkü hükümette de AB'nin bâzı isteklerine taban baskısıyla zoraki hayır diyen fakat görünürde "uyum ve istikrar", ama aslında iktidar nimetlerinden mahrum kalmamak için çıt çıkarmayan muhalifler mevcuttur.

Yılmaz'ın bu çıkışıyla siyasi kanattaki hesaplaşma asker ile AB muhipleri (ANAP) arasında olacak; hükümetteki zoraki muhalifler de kavgayı dışarıdan seyredecekler, "hükümet" bir süre daha devam edecektir.

Asker konuşmasaydı taban ihanetleri yüzlere vurmaya başlayacaktı.

Kavga; Türk askerinin "gaflet, delâlet ve hâttâ ihanete" varan komplolara dur demesini vesayet olarak niteleyenlerle AB'nin, sınırlarını kendi çizdiği kum havuzunda onun icazetiyle kumdan şatolar kurarak oyalanmamıza ses

çıkarmayanlar arasındadır.
 
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları

Yeni Mesaj arşivinde 'tarihte bugün'

Yeni Mesaj Gazetesi arşivi 2001 yılına kadar eksiksiz içerikle erişime açık olup ayrıca tüm arşivde anahtar kelimelerle arama yapmak da mümkündür.

15.08.2000, 15.08.1999, 15.08.1998, 15.08.1997, 15.08.1996, 15.08.1995, 15.08.1994, 15.08.1993, 15.08.1992, 15.08.1991, 15.08.1990, 15.08.1989, 15.08.1988, 15.08.1987, 15.08.1986, 15.08.1985, 15.08.1984, 15.08.1983, 15.08.1982


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.