Rusya ile Ukrayna arasında 2022 yılından bu yana devam eden yıpratma savaşı, başkent Moskova'nın kalbine düzenlenen son dönemin en cüretkâr İHA saldırısıyla yepyeni ve tehlikeli bir faza evrildi.
Ukrayna'nın, Moskova ve çevresine gerçekleştirdiği bu devasa hava operasyonu, Rusya Savunma Bakanlığı kaynaklarına göre 500'den fazla İHA'nın etkisiz hale getirilmesiyle sonuçlansa da sızmayı başaran unsurlar başkentte ciddi bir panik dalgası yarattı.
Kremlin'e yakın mesafede bulunan stratejik öneme sahip Moskova Petrol Rafinerisi'nin vurulması, Sheremetyevo Havalimanı'nda uçuşların durdurularak yolcuların tahliye edilmesi ve banliyölerdeki yerleşim yerleri ile bir alışveriş merkezine İHA parçalarının isabet etmesi, savaşın cephe hattından binlerce kilometre uzaktaki sivillerin ve Rus elitlerinin günlük yaşamına doğrudan sirayet ettiğini gösteriyor.
Rus devlet haber ajansı TASS'ın "son iki yılın en büyük saldırısı" olarak nitelendirdiği bu şok baskın, sadece askeri bir taktik değil, arkasında derin jeopolitik şifreler barındıran zamanlaması manidar bir hamledir.
G7 Zirvesi ve 'Zelenski-Trump' görüşmesinin perde arkası
Bu büyük çaplı ve koordineli saldırının, Fransa'da düzenlenen G7 Zirvesi ile eş zamanlı olarak gerçekleşmesi tesadüf olarak nitelendirilemez.
Küresel siyaset ve dış politika analistlerinin odaklandığı en sıcak iddia, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ile ABD Başkanı Donald Trump ve ekibinin G7 marjında gerçekleştirdiği kapalı kapılar ardındaki görüşmedir.
Normal şartlarda G7 yapısıyla doğrudan organik bir bağı bulunmayan Ukrayna'nın bu zirveye dahil edilmesi ve hemen ardından Moskova'nın vurulması, kapalı kapılar ardında Ukrayna'ya "Rusya'ya karşı şiddetli ve doğrudan bir saldırı düzenleme talimatı" verildiği iddialarını güçlendiriyor.
Söz konusu askeri operasyonların ABD ve NATO'nun lojistik, istihbari ve teknolojik desteği olmadan gerçekleştirilmesi askeri açıdan mümkün değildir.
Dolayısıyla, bu cüretkâr hamlenin kodları G7 Zirvesi'nde gizlidir.
Batı bloku, Ukrayna üzerinden Rusya'ya net bir mesaj verirken, bu operasyonun zamanlaması küresel sistemdeki diğer büyük kırılmalarla da doğrudan ilişkilidir.
Özellikle ABD'nin Orta Doğu'da, Hürmüz Boğazı ve Yemen cephelerinde İran karşısında yaşadığı diplomatik ve askeri tıkanıklık, Versay Sarayı'nda imzalanan ve İran'ın lehine sonuçlanan "İslamabad Mutabakatı" ile tescillenmiş durumdadır.
ABD'nin milyarlarca dolarlık dondurulmuş varlığı serbest bırakmak ve tazminat ödemek zorunda kaldığı bu süreç, Washington destekli küresel düzen için büyük bir prestij kaybı anlamına gelmektedir.
İşte tam bu noktada, dikkatleri İran'daki stratejik geri çekilmeden uzaklaştırmak ve dünya kamuoyunun odağını yeniden Rusya-Ukrayna krizine çekmek adına Moskova saldırısının bir "kaldıraç" olarak kullanıldığı görülmektedir.
NATO'yu diriltmek ve Avrupa'yı bağımlı kılmak
Moskova'ya yapılan saldırının arka planındaki temel motivasyonlardan bir diğeri, küresel güç dengelerinde yaşanan hegemonya savaşıdır.
ABD merkezli küresel sistem, uzun süredir doların rezerv para statüsünü kaybetmesi ve Çin-Rusya (BRICS) ittifakının yükselişi nedeniyle ciddi bir varoluşsal kriz yaşamaktadır.
Tarihsel olarak her ekonomik ve siyasi sıkışmışlığı bir kaos ve savaş dalgasıyla aşmaya çalışan Amerikan hegemonyası, Ukrayna krizini derinleştirerek Avrupa üzerindeki kontrolünü pekiştirmeyi hedeflemektedir.
Pentagon'un "Avrupa ülkelerinin kendi kıtalarını savunmada birinci derece sorumluluk alması gerektiği" yönündeki açıklamaları ve müttefiklerine yönelik "İran krizinde bizi yalnız bıraktınız, hava sahalarınızı açmadınız" şeklindeki sitem dolu yaklaşımı, yeni stratejinin ipuçlarını vermektedir.
Moskova'yı kışkırtarak savaşı büyütmek, Avrupa ülkelerini Rusya ve Çin blokundan tamamen koparmaya, onları güvenlik açısından yeniden NATO'ya ve dolayısıyla ABD'ye mahkum etmeye yönelik planlı bir adımdır.
Bu saldırının perde arkasında bir diğer ihtimal de şu olabilir: Trump'ın hem İran hem de Ukrayna krizini "çözen lider" imajıyla sahneye çıkma arzusu, aslında Rusya'yı masaya oturmaya zorlarken Batı blokunun elini güçlendirme ve taviz koparma stratejisinin bir parçasıdır.
Rusya'yı doğrudan kalbinden vurarak "Anlaşmaya yanaşmazsan Moskova'ya bombalar düşmeye devam edecek" mesajı verilmekte, NATO'nun kurumsal yapısı bu kriz üzerinden yeniden tahkim edilmektedir.
Ankara zirvesi öncesi Türkiye'yi bekleyen riskler
Bu uluslararası satranç tahtasında yaşanan gelişmelerin tam merkezinde ise Türkiye yer almaktadır.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın da kamuoyuyla paylaştığı üzere, temmuz ayı başında Ankara'da kritik bir NATO Zirvesi gerçekleştirilecektir.
BTP lideri bu noktada şu uyarıları yapmaktadır: "Bu zirve öncesi Rusya'nın tahrik edilmesi dikkat çekici. Rusya karşıtı bir oluşum olan NATO'nun liderleri Ankara'da bir araya gelecek. Bu zirvede yeni bir küresel sistemin inşası yönünde adımlar atılacağı iddia ediliyor. Bölgemizde yine kritik bir mesele ve yine bizi doğrudan ilgilendiren bir durum! Bizim tavrımız net; bizim için mühim olan Türkiyemizin ulusal çıkarlarıdır. Türkiye'nin çıkarı da barıştan geçmektedir."
Rusya karşıtı bir askeri pakt olan NATO'nun liderlerinin, Moskova'nın böylesine büyük bir saldırıyla sarsıldığı ve Putin'in nasıl bir misilleme yapacağının tartışıldığı barut fıçısı bir atmosferde Ankara'da toplanacak olması, Türkiye için çok ciddi stratejik riskleri beraberinde getirmektedir.
İddia edilen yeni küresel sistemin inşası adımlarının Türkiye toprağında atılması, Ankara'yı hedef tahtasına koyma potansiyeli taşımaktadır.
Unutulmamalıdır ki Türkiye bir NATO üyesidir ve ittifakın doğrudan ya da dolaylı olarak dahil olacağı büyük bir küresel çatışmada Ankara'nın tarafsız kalması oldukça güçleşecektir.
Savaşın bu denli kışkırtıldığı ve cephelerin genişletilmeye çalışıldığı bir dönemde, bölgesel bir kaos girdabına kapılmamak hayati önem arz etmektedir.
Küresel güçlerin kendi çıkarları ve iç kamuoyu algılarını yönetmek adına kurguladığı bu tehlikeli oyun karşısında, Türkiye'nin atacağı adımlarda tek bir pusulası olmalıdır: Ulusal çıkarlar ve bölge barışı.
Türkiye, ne Batı bloku adına Rusya'yı çevreleme stratejisinin lojistik bir üssü haline gelmeli ne de küresel güçlerin kaos planlarına zemin sunmalıdır.
Ankara, krizlerin körüklendiği bu dönemde barış duruşunu koruyarak kendi milli güvenliğini tahkim etmek zorundadır.
- Cenevre’de tehditlerin gölgesinde 60 günlük yol haritası / 23.06.2026
- Dijital mutabakatın gölgesinde yeni hamle hazırlıkları / 22.06.2026
- Kaostan beslenen düzen ve Moskova’da patlayan İHA’lar / 21.06.2026
- İslamabad Anlaşması ve İran'ın büyük zaferi / 20.06.2026
- Raflara ceza, üreticiye baskı / 19.06.2026
- İsrail’in bitmeyen yayılmacılık stratejisi / 18.06.2026
- Bütçe açıkları, faiz sarmalı ve kanıksanan yoksulluk / 17.06.2026
- Ortadoğu’da savaşa ‘reklam arası’ mı, yeni bir dönem mi? / 16.06.2026
- Gerçek enflasyonun altında ezilen emekli ve işçi / 15.06.2026

























































