Uyanmayı ölüm sonrasına bırakmayın
‘Ölmeden önce ölünüz’ hadis-i şerifine işaretle- İnsana dış varlığı ne önem verir? Bir insan ki hayatını boş şeylere, maddi lezzet, şehvet uğruna harcar, onun hayat tadı nasıl olur? Asıl diri olması gereken iç âlemi ölüdür
06.05.2026 00:10:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





'Ölmeden önce ölünüz' hadis-i şerifine işaretle- İnsana dış varlığı ne önem verir? Bir insan ki hayatını boş şeylere, maddi lezzet, şehvet uğruna harcar, onun hayat tadı nasıl olur? Asıl diri olması gereken iç âlemi ölüdür.
Allah'ım! Bizi, Seninle diri kıl; Zatından gayri şeylere karşı öldür.
Ölümü durmadan hatırlayarak nefsine öğüt ver. Bütün ilgilerden, sebeplerden kesil; halini düzelt. Kendisini yaratıcı tanıtanların Yaratan'ı ile ol.
Yararına ve zararına olanı bilmeyen! Aklını kullanmıyorsan hiç olmazsa ölümü hatırla. Çünkü ölümü hatırlamak bütün iyiliklerin ve kurtuluşların anahtarıdır.
Ölümü yâd ettiğin zaman boş işler yapmayı bırakırsın. 'Biz Allah'a aidiz ve yine O'na döndürüleceğiz' der ve bütün işlerini Allah'a havale edersin…

Uyanmayı ölüm sonrasına bırakmayın
Zira öldükten sonraki uyanışın size faydası olmaz. Allah'a kavuşmadan önce Allah için uyanınız. Kendi iradeniz olmadan yakalanıp azaba çarptırılacağınız an gelmeden önce uyanınız. O vakit geldiğiniz zaman, pişman olursunuz. Ancak bu pişmanlık size fayda vermez.
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur: "Mü'min ölüp kabrine girince ve münker-nekir melekleri tarafından sorguya çekilip cevap verince, ruhunun bir grup melekle birlikte Hakk'ın huzuruna çıkıp O'nun önünde secdeye kapanmasına izin verilir.
Ruh, Rabb'inin huzuruna varınca daha önce kendisine perdelenen hakikatler aşikâr olur. Daha sonra cennette salihlerin ruhlarından bir cemaatin huzuruna götürülür.
Ruhlar onu karşılayıp, halini hatırını ve dünyada neler olup bittiğini sorarlar. O da bildiği kadarıyla haber verir. Sonra ona, "Falanca ne yaptı?" diye sorarlar.

"Benden önce ölmüştü" diye cevap verir. Ruhlar "la havle" çekerek "O bizim yanımıza gelmedi. Cehenneme götürülmüş olmalı" derler.
Sonra ölenin ruhu, Arş'ın altında asılı bir kandilde yaşayan ve cennette otlayan yeşil bir kuşun kursağına konarak yolcu edilir."
Mü'minlerin çoğunun öldükten sonra karşılaşacağı hal budur. Allah'ın selamı ve bereketi onların üzerine olsun! Allah bizi de onların zümresine dâhil eyleyip, bize de onlar gibi bir hayat sürmeyi ve onlar gibi güzel ölmeyi nasip eylesin!" Âmin.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: "Hastaları ziyaret ediniz. Cenaze törenlerinde hazır bulunmaya gayret ediniz. Çünkü bunlar bu âlemin ötesinde bir başka âlemin varlığını hatırlatırlar."
Yakında her şeyle aranız açılacak, ayrılacaksınız. Bu ayrılık size danışılmadan yapılacak. Sizi ferahlandıran cümle eşya yürüyüp gidecek; giderken sizden izin de almayacak…
Ey gafil! Sana öbür âlem lazımdır. Halbuki bütün gayretini bu âleme harcettin. Şehvet ve lezzet seni yıktı. Paranı gizli tuttun. Ölüm meleği, yardımcıları ile başına çöktüğü zaman hangi gücünle onları atman kabil olur?

Nefsinin gözünü aç ve ona şöyle de:
Rabbine O'nun sana baktığı gibi bak! Senden önceki zenginleri ve kralları nasıl helak ettiğine bak! Öncekilerin ölüp, yere yıkıldıkları yerlere bak! Onlar ki, dünyaya sahip olmuşlar ve O'nun nimetlerinden istifade etmişlerdi. Sonra dünya onların elinden çekilip alındı, onlar da dünyadan alındı.
Onlar şimdi azap zindanında tutsaktır. Köşkleri bomboştur, evleri ise harap haldedir. Malları yok olup gitmiştir. Amelleri ise bakidir. Şehvetler gitmiş, geriye sadece günah kalmıştır.
Hz. Peygamber buyurur: "Dünya ahiretin ekin tarlasıdır. Kim orada hayır ekerse, ahirette sevinç biçer. Kim de orada şer ekerse ahirette pişmanlık biçer."

İnsanoğlu, hayır ve şer dünyada ne işlediyse kıyamet günü hepsini hatırlayacaktır. Ne var ki, orada pişmanlık fayda vermez. Esas olan günün ölümden önce hatırlanmasıdır. Ölüm geldiği an uyanırsın. Fakat bu an, artık uyanmanın fayda vermeyeceği bir andır.
Allah dünyayı ahiretin tarlası yapmayı bizlere nasip eylesin.

Sizi, kırmızı gül kadar renkli ve tatlı bir ölüme davet etmekteyim. Bu ölüm; nefis, renk, tabiat, şeytan ve dünya ile savaş, Hakk'ın zatından gayri şeyleri terk ve halkın arasından manen sıyrılmaktadır. Bu hallerde savaşa devam ediniz. Mağlup olma durumu sizi sarmasın.
Aziz ve Celil olan Hak, her an yeni bir tecelli ile kâinata nazar eder. O'nun kudreti sonsuzdur. O sonsuz kudretten yardım dileyiniz…
Devamlı ölümü düşünsen, baktığın her şeyde onu görürsün, işittiğin her şeyde onu duyarsın. Asıl ölümü düşünmek ayıklığın ta kendisidir; bunu da unutma. Ölümü düşününce şehvet arzuların azalır. Herhangi bir aşırı ferah anında duygularına sahip olabilirsin. Size düşen daima ölümü düşünmektir, çünkü ondan kurtuluş yoktur." (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)
Allah'ım! Bizi, Seninle diri kıl; Zatından gayri şeylere karşı öldür.
Ölümü durmadan hatırlayarak nefsine öğüt ver. Bütün ilgilerden, sebeplerden kesil; halini düzelt. Kendisini yaratıcı tanıtanların Yaratan'ı ile ol.
Yararına ve zararına olanı bilmeyen! Aklını kullanmıyorsan hiç olmazsa ölümü hatırla. Çünkü ölümü hatırlamak bütün iyiliklerin ve kurtuluşların anahtarıdır.
Ölümü yâd ettiğin zaman boş işler yapmayı bırakırsın. 'Biz Allah'a aidiz ve yine O'na döndürüleceğiz' der ve bütün işlerini Allah'a havale edersin…

Uyanmayı ölüm sonrasına bırakmayın
Zira öldükten sonraki uyanışın size faydası olmaz. Allah'a kavuşmadan önce Allah için uyanınız. Kendi iradeniz olmadan yakalanıp azaba çarptırılacağınız an gelmeden önce uyanınız. O vakit geldiğiniz zaman, pişman olursunuz. Ancak bu pişmanlık size fayda vermez.
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur: "Mü'min ölüp kabrine girince ve münker-nekir melekleri tarafından sorguya çekilip cevap verince, ruhunun bir grup melekle birlikte Hakk'ın huzuruna çıkıp O'nun önünde secdeye kapanmasına izin verilir.
Ruh, Rabb'inin huzuruna varınca daha önce kendisine perdelenen hakikatler aşikâr olur. Daha sonra cennette salihlerin ruhlarından bir cemaatin huzuruna götürülür.
Ruhlar onu karşılayıp, halini hatırını ve dünyada neler olup bittiğini sorarlar. O da bildiği kadarıyla haber verir. Sonra ona, "Falanca ne yaptı?" diye sorarlar.

"Benden önce ölmüştü" diye cevap verir. Ruhlar "la havle" çekerek "O bizim yanımıza gelmedi. Cehenneme götürülmüş olmalı" derler.
Sonra ölenin ruhu, Arş'ın altında asılı bir kandilde yaşayan ve cennette otlayan yeşil bir kuşun kursağına konarak yolcu edilir."
Mü'minlerin çoğunun öldükten sonra karşılaşacağı hal budur. Allah'ın selamı ve bereketi onların üzerine olsun! Allah bizi de onların zümresine dâhil eyleyip, bize de onlar gibi bir hayat sürmeyi ve onlar gibi güzel ölmeyi nasip eylesin!" Âmin.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: "Hastaları ziyaret ediniz. Cenaze törenlerinde hazır bulunmaya gayret ediniz. Çünkü bunlar bu âlemin ötesinde bir başka âlemin varlığını hatırlatırlar."
Yakında her şeyle aranız açılacak, ayrılacaksınız. Bu ayrılık size danışılmadan yapılacak. Sizi ferahlandıran cümle eşya yürüyüp gidecek; giderken sizden izin de almayacak…
Ey gafil! Sana öbür âlem lazımdır. Halbuki bütün gayretini bu âleme harcettin. Şehvet ve lezzet seni yıktı. Paranı gizli tuttun. Ölüm meleği, yardımcıları ile başına çöktüğü zaman hangi gücünle onları atman kabil olur?

Nefsinin gözünü aç ve ona şöyle de:
Rabbine O'nun sana baktığı gibi bak! Senden önceki zenginleri ve kralları nasıl helak ettiğine bak! Öncekilerin ölüp, yere yıkıldıkları yerlere bak! Onlar ki, dünyaya sahip olmuşlar ve O'nun nimetlerinden istifade etmişlerdi. Sonra dünya onların elinden çekilip alındı, onlar da dünyadan alındı.
Onlar şimdi azap zindanında tutsaktır. Köşkleri bomboştur, evleri ise harap haldedir. Malları yok olup gitmiştir. Amelleri ise bakidir. Şehvetler gitmiş, geriye sadece günah kalmıştır.
Hz. Peygamber buyurur: "Dünya ahiretin ekin tarlasıdır. Kim orada hayır ekerse, ahirette sevinç biçer. Kim de orada şer ekerse ahirette pişmanlık biçer."

İnsanoğlu, hayır ve şer dünyada ne işlediyse kıyamet günü hepsini hatırlayacaktır. Ne var ki, orada pişmanlık fayda vermez. Esas olan günün ölümden önce hatırlanmasıdır. Ölüm geldiği an uyanırsın. Fakat bu an, artık uyanmanın fayda vermeyeceği bir andır.
Allah dünyayı ahiretin tarlası yapmayı bizlere nasip eylesin.

Sizi, kırmızı gül kadar renkli ve tatlı bir ölüme davet etmekteyim. Bu ölüm; nefis, renk, tabiat, şeytan ve dünya ile savaş, Hakk'ın zatından gayri şeyleri terk ve halkın arasından manen sıyrılmaktadır. Bu hallerde savaşa devam ediniz. Mağlup olma durumu sizi sarmasın.
Aziz ve Celil olan Hak, her an yeni bir tecelli ile kâinata nazar eder. O'nun kudreti sonsuzdur. O sonsuz kudretten yardım dileyiniz…
Devamlı ölümü düşünsen, baktığın her şeyde onu görürsün, işittiğin her şeyde onu duyarsın. Asıl ölümü düşünmek ayıklığın ta kendisidir; bunu da unutma. Ölümü düşününce şehvet arzuların azalır. Herhangi bir aşırı ferah anında duygularına sahip olabilirsin. Size düşen daima ölümü düşünmektir, çünkü ondan kurtuluş yoktur." (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)











































































