Dünkü yazıda üç büyük gücün doktrinini konuştuk. Ama dünya üç ülkeden ibaret değil. Geriye kalan yaklaşık iki yüz devlet ne yapıyor? Cevap, uzayın sessizce iki bloğa bölünmesi. Ve bu bölünme, çoğu insanın haberi olmadan büyük ölçüde tamamlandı bile.
Batı bloğu: Dört ayrı çatı. Amerika'nın etrafındaki yapı tek bir ittifak değil, iç içe geçmiş dört halka.
En dışta Artemis Anlaşmaları var. 2020'de sekiz ülkeyle başlayan, uzayda davranış kurallarını belirleyen bu metin, Temmuz 2026 itibarıyla 70 imzacıya ulaştı. Hukuken bağlayıcı değil, ama pratikte Amerikan tanımlarını dünya standardı haline getiriyor.
İçeride NATO var. İttifak 2021'de tarihî bir karar aldı: uzaya, uzaydan veya uzayda gerçekleştirilen saldırılar 5. maddenin işletilmesine yol açabilir. Yani bir müttefikin uydusuna yapılan saldırı, hepsine yapılmış sayılabilir. Ama burada büyük bir boşluk var: bu ilan bugüne kadar ne tanımlandı ne test edildi. Hangi saldırının 5. maddeyi tetikleyeceğine, olay olduğunda vaka bazında karar verilecek. Yani kırmızı çizgi ilan edildi, ama nerede olduğunu kimse bilmiyor.
Daha dar bir halka olarak Birleşik Uzay Operasyonları Girişimi var: Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya ve Norveç. Bu on ülke Nisan 2026'da Colorado'da toplandı ve uzayın daha karmaşık, daha güvensiz hale geldiğini kayda geçirdi. Ortak harekâtlarının adı Olympic Defender. Aralık 2025'te Fransa ile Amerika, iki askerî uydularıyla yörüngede ortak manevra yaptı.
Ve en somut halka: Avrupa'nın kendi silahlanması. Fransa Cumhurbaşkanı Macron Kasım 2025'te uzayın artık bir sığınak değil savaş alanı olduğunu söyledi ve 2026-2030 için 4,2 milyar euro ek bütçe açıkladı; toplam askerî uzay bütçesi 10,2 milyar euroya çıktı. Fransa 2027'den itibaren Toutatis ve Orbit Guard adlı devriye-denetçi uydularını yörüngeye çıkaracak. Ama nasıl karşılık verecekleri önemli: askerî programlama yasasında yerden ateşlenip gözlem uydularını körleştirecek BLOOMLASE lazeri ve yörüngeye lazer yerleştirecek FLAMHE projesi var. Yani Avrupa da imhayı değil körleştirmeyi seçiyor. Sebep aynı: parçalanan uydunun enkazı, kimin uydusu olduğunu sormaz.
Almanya ise Kasım 2025'teki ilk uzay güvenliği stratejisinde, rakip uzay araçlarını denetleyecek ve gerekirse saldıracak "koruma uyduları" filosu istedi.
Japonya'nın verisi ise tek grafikle anlatılır: savunma uzay bütçesi 2022'de 79 milyar yendi, 2025'te 540 milyar yene çıktı. Üç yılda yedi kat. Hava Öz Savunma Kuvvetleri de adını Havacılık ve Uzay Öz Savunma Kuvvetleri olarak değiştiriyor.
Diğer blok: Küçük ama seçici
Çin ve Rusya'nın çatısı Ay'da kuruluyor: Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu. 2021'de ilan edilen bu proje Artemis'in rakibi ve şu ana kadar 13 ülke katıldı. Yani sayısal olarak taraflar arasında beşe bir fark var.
Ama Pekin'in stratejisi sayı değil. Bu blok kendini, Amerikan ticari hegemonyasından bağımsız egemen bir alternatif olarak sunuyor ve özellikle gelişmekte olan ülkelere hitap ediyor. İlginç olan şu: Senegal, Sırbistan ve Tayland her iki tarafa da imza attı. Yani bazı ülkeler tarafsız kalmayı deniyor.
Ve hiçbir tarafta olmayanlar
Şimdi asıl mesele. Yörüngede uydusu olmayan bir ülke bu yarışın neresinde? İki farklı cevap var.
Birincisi İran örneği. Amerikan Uzay Kuvvetleri'nden Tümgeneral Jason Galbreath, 2026'da İran'ın karşı-uzay kabiliyetlerini "emekleme aşamasında" diye niteledi; uzman değerlendirmelerine göre İran'ın füzeyle uydu vurma kapasitesi düşük. Ama İran, Starlink terminallerine karşı karıştırma ve sahte sinyal sistemlerini başarıyla sahaya sürdü. Haziran 2025'teki 12 Gün Savaşı'nda İsrail insansız hava araçlarına karşı GPS karıştırma kullandı ve sivil uçaklarda navigasyon arızalarına yol açtı.
Buradan çıkan sonuç bu dizinin en önemli cümlelerinden biri: uzay silahlanmasının giriş bileti, uzaya çıkmayı gerektirmiyor. Bir jeneratör, bir anten ve yeterli güçte bir verici, milyarlarca dolarlık uydu ağını belirli bir coğrafyada işlevsiz kılmaya yetiyor.
İkincisi ise çok daha kalabalık grup: hiçbir şey yapamayanlar. Birleşmiş Milletler Silahsızlanma Araştırmaları Enstitüsü'nün tespiti net. Gelişmekte olan ülkelerin çoğu haberleşme, iklim izleme ve afet yönetimi için yabancı kontrolündeki uydu hizmetlerine bağımlı. Sertleştirilmiş uydu mimarileri, gelişmiş şifreleme, kapsamlı siber savunma gibi koruyucu tedbirleri yok. Yani bu ülkeler hem tamamen bağımlı hem tamamen korumasız. Sayılar da bunu doğruluyor. 1998-2023 arası uydu fırlatmalarını inceleyen bir çalışma, Çin hariç Küresel Güney'in uydu üretiminden fiilen dışlandığını ve işletme kontrolünün çok küçük bir kısmına sahip olduğunu buluyor.
Bu ülkeler sesini Cenevre'de çıkarıyor. Temmuz 2026'daki Birleşmiş Milletler oturumlarında Endonezya, Malezya, Güney Afrika, Bangladeş ve Filipinler temsilcileri aynı şeyi söyledi: uydu hizmetlerine bağımlılıkları artıyor, uzayda düşmanca eylemlerin ve enkazın önlenmesi gerekiyor. Yani bir savaş çıkarsa bedelini ödeyecekler, ama savaşın kurallarını yazan masada yerleri yok.
Peki Birleşmiş Milletler ne yapıyor? Kâğıt üzerinde çok şey. Pratikte neredeyse hiçbir şey.
Silahsızlanma Konferansı'nda uzay silahlanmasının önlenmesi kırk yılı aşkın süredir gündemde, ama çalışma programında uzlaşı sağlanamadığı için müzakereler hiç başlamadı. Genel Kurul her yıl bir karar alıyor; 2026 verilerine göre bu karara karşı oy veren yalnızca iki ülke var: Amerika ve İsrail.
Somut adım denemeleri de var ve sonuçları öğretici. Kasım 2022'de Genel Kurul, uydu imha eden füze testlerine moratoryum çağrısı yapan kararı 155 oyla kabul etti. Ama moratoryuma fiilen taahhüt veren ülke sayısı 37'de kaldı ve karara karşı çıkanlar arasında Çin, Rusya ve Hindistan vardı. Yani uydu vurabilen ülkelerin çoğu, uydu vurmama sözü vermeyi reddetti.
Güvenlik Konseyi'nde 2024'te iki ayrı karar tasarısı gündeme geldi. Biri Rus vetosuyla, diğeri Amerika, Fransa ve İngiltere vetosuyla düştü. Şu an tek canlı hat, 2025'te kurulan ve 2028'de rapor vermesi beklenen açık uçlu çalışma grubu.
Ama Amerika'nın bu masadaki tutumu peşinen sınırı çiziyor: Washington mevcut dört uzay antlaşmasının yeniden açılmasını uygun bulmuyor ve yalnızca gönüllü, hukuken bağlayıcı olmayan davranış ilkeleri öneriyor.
Kısacası dünyanın elinde 1967'den kalma bir antlaşma, kırk yıldır kilitli bir müzakere masası ve birbirini veto eden beş daimî üye var.
Ve Türkiye?
Bu bölünmede Türkiye de bir tercih yaptı. 31 Ağustos 2026'da, yaklaşık 10 gün önce, Artemis Anlaşmaları'nın 71. imzacısı oldu. Oysa Türkiye 2024'te rakip Ay – Çin, Rusya - projesine de başvurmuştu; o başvuru imzaya dönüşmedi.
Yani Ankara, uzun süre iki taraf arasında denge kurma stratejisini uzayda da sürdürmeyi denedi ve ama sonunda bir tarafa kaymaya başladı. Bunun ne anlama geldiğini dizinin son yazısında ayrıntısıyla konuşacağız.
Yarınki yazıda ise çerçeveyi genişleteceğiz ve bu işin artık devletlerin tekelinde olmadığına, hukukun neden çöktüğüne ve böyle bir savaş gerçekten çıkarsa dünyayı neyin beklediğine bakacağız.
- Kabiliyet mi, koloni mi? Türkiye'nin nadir toprak sınavı / 10.09.2026
- Kobaltın izini sürmek: Cevheri kim çıkarıyor, serveti kim topluyor? / 09.09.2026
- Kur'an'daki Hızır-Musa kıssası üzerine kendimce bir yorum / 07.09.2026
- Kamusal ve özel alan ikilemi üzerinden devlet-birey ilişkisine Kur'an ışığında bazı yorumlar / 06.09.2026
- "Ol" dediği an ve süren altı gün / 05.09.2026
- Elli bin yıllık bir gün: Meleklerin zamanı, ışık hızı ve bir ayete yeniden bakmak / 04.09.2026
- Melekler geleceği nasıl bildi? Modern zaman anlayışının ışığında bir ayeti yeniden okumak / 03.09.2026
- Emmârenin çağı - Nefsin sanayisi: Biz mi böyleyiz, yoksa yönlendiriliyor muyuz? / 02.09.2026
- Parayı üretime çivilemek: Devlet aklının sınavı / 01.09.2026






















































