logo
01 EYLÜL 2026

Parayı üretime çivilemek: Devlet aklının sınavı

01.09.2026 00:00:00
 

İlk yazıda "parayı kim yaratıyor?" diye sormuştuk; ikincisinde "para ekonomiyle birlikte büyümek zorundadır" dedik ve şimdi baş başa kaldığımız sorumuz: Devlet, yarattığı parayı üretime nasıl bağlar? Çünkü mesele parayı basmak değil, onu üretime mahkûm edebilmektir — ve bu, göründüğünden çok daha zordur.

Önümüzde iki tehlike var. Birincisi: para akışkandır. "Üretim için" diye verdiğin para, su gibi en kolay akacağı yeri bulur — dövize, gayrimenkule, ithal tüketime, faize. İkincisi ve daha az konuşulanı: diyelim parayı üreticiye verdin ve kapasitesini büyüttü; peki ürettiğini kim alacak? Klasik iktisat "sen üret, alıcısı çıkar" derdi — buna Say Yasası denir. Oysa bu her zaman doğru değildir; talebi olmayan üretici stokta boğulur. Demek ki tek başına üreticiye kredi vermek de, tek başına halka para dağıtmak da eksik kalır; biri arzı, öbürü talebi tek ayak üstünde bırakır.

Çözüm, iki bıçağı birlikte kullanmaktır. Birinci bıçak arz tarafıdır: Devlet, üreticiye kapasitesini hızla büyütsün diye üretime çivilenmiş, faizsiz ya da çok düşük maliyetli sermaye açar — tohuma, makineye, enerjiye, ara malı fabrikasına. Faiz, üretime binen gizli bir vergidir; kaldırıldığında ürün ucuzlar. İkinci bıçak talep tarafıdır: Tüketme gücünü yitirmiş, fakirleşmiş halkın eline, yalnızca yerli üretime harcanabilecek bir satın alma gücü verilir. Bu yeri gelir vatandaşlık maaşı olur, yeri gelir türlü kapsamda sosyal destek ödemeleri şeklinde olur.

Böylece bir eliyle fabrikayı finanse eden devlet, öbür eliyle o fabrikanın malını alacak müşteriyi de yaratır.

Kapalı çevrim

İki bıçak birleşince kendi kendini besleyen bir çevrim doğar: Devlet parayı yaratır → üreticinin kapasitesini finanse eder → fakirin eline kilitli alım gücü verir → fakir onu yerli mala harcar → üretici kazanır, daha çok üretir, fakiri işe alır → çevrim döner.

Bu çevrim, tek bir fabrikanın malını satamayıp batması riskini de çözer. Birçok sektör aynı anda büyüyünce her biri ötekinin müşterisi olur: ayakkabıcının işçisi ekmek alır, fırının işçisi ayakkabı. İktisatta buna "büyük itiş" denir — dengeyi tek bir yerde değil, aynı anda birçok yerde kurmak.

Tabii ki bu kağıt üstündeki kadar kolay olmayacak. Çünkü, iki bıçak farklı hızda hareket eder. Talep bir saniyede enjekte edilir; arz yavaştır — fabrika kurmak, makine almak, işçi eğitmek ay, hatta yıl alır. Talebi önce açarsan, kapasite yetişene kadar fiyatlar yükselir — yani enflasyon. Kapasiteyi önce kurarsan, talep gelene kadar üretici stokta boğulur. Üstelik iki tarafın aynı anda değil, aynı malda büyümesi gerekir: ayakkabı fabrikasını finanse edip halka gıdaya kilitli para verirsen, ikisi de tutmaz. Asıl sanat, bu iki farklı hızı ve yönü senkronize etmektir.

İşte tam burada, günümüzde var olan blockchain teknolojisin de yardımıyla tarihte ilk kez elimizde olan bir aracı devreye alabiliriz: amaca kilitli, programlanabilir para. Singapur Merkez Bankası'nın Project Orchid'i bunu "amaca bağlı para" diye tanımlıyor; para yalnızca belirli bir amaca harcanabilir, hatta kullanılmazsa süresi dolar. Çin'in e-CNY'si ise dünyanın en büyük dijital para pilotu — izlenebilir ve programlanabilir. Bu paranın iki işlevi var. Birincisi boru işlevi: para, protokol düzeyinde dövize, ranta, ithalata kaçamaz. Ama asıl güçlü olan ikincisidir: gerçek zamanlı göz. Kilitli talebin hangi sektöre ne hızla aktığını devlet anlık görür. O zaman devlet, üreticiye krediyi körlemesine tahminle değil, gözlenen talebe karşılık açma imkanı bulur. Bir sektörde talep kıpırdadıysa, o sektörün kapasite kredisini tetiklersin. Yani teknoloji yalnızca kaçağı önleyen bir kilit değil, orkestra şefinin kulağıdır: arzı bir bahse göre değil, görünen talebe göre büyütür. Nitekim Tayvan ve Çin'in kupon deneyimleri de bunu doğruluyor: serbest, her şeye harcanabilen kupon zayıf sonuç verirken, sektöre kilitli, kısa süreli ve hedefli kupon üretimi gerçekten hareketlendiriyor.

Ama teknoloji kolay olan kısımdır. Burada düşündüğümüz bu sistemin var olabilecek açıklarından da bahsetmem lazım. Parayı üretime kilitleyen aygıt, aynı zamanda bir kayırma ve gözetim aygıtıdır. Kabaca üç tehlikeyi de ortaya koyalım.

Birincisi, bilgi sorunu: Devlet hangi üretimin desteklenmeye değer olduğunu her zaman bilemeyebilir. Yanlış sektöre akan yönlendirilmiş kredi, yanlış sektörleri ve zombi şirketleri finanse eder. Bunun için bağımsız bir takip ve planlama teşkilatı kurmak gereklidir.

İkincisi, yozlaşma: Musluğu tutan, suyu kendi yakınına akıtabilir. Üretime-çivileme mekanizmasının, kötü ellerde bir kayırma makinesine dönüşmesi elbette mümkündür.

Üçüncüsü ve en ürkütücüsü: Vatandaşın neyi alabileceğini belirleyen para, onun neyi alamayacağını da belirler; muhalifin hesabını dondurabilir, tasarrufunun süresini doldurabilir. Üretimi kurtaran alet, yanlış elde vatandaşı köleleştirir.

Öyleyse bu güç, ancak bağımsız bir iç denetleme mekanizmasının da kontrolü altında çalıştırılmalıdır. Karşılıklı ve çift taraflı çalışan bir onay mekanizması kurulmalıdır. Yani devlet bir taraftan da denetçi mekanizma ve kurumları da geliştirmelidir. Miktarı ekonominin atıl kapasitesine göre ölçülmeli; talep, arzın kaldıracağından fazla şişirilmemeli. Kilit "yurt içinde montaj"a değil, gerçek yerli katma değere konmalı. Kredi keyfî değil, kurala bağlı ve şeffaf dağıtılmalı. Ve programlanabilir paranın sınırları güvenceye alınmalı: üretimi yönlendiren devlet, vatandaşın cüzdanının efendisi hâline gelmemeli. Para yaratmayı herkes öğrenir; onu hem üretime mahkûm edip hem de bu gücü frenleyebilen kurumu kurmak, devlet aklının sınavıdır.

Bu üç yazı boyunca anlattığım şey aslında kendi icadım değildi. Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modelinde, yıllar önce fikri ortaya koymuştu: para üretimin karşılığıdır ve büyüyen ekonomide emisyon üretime bağlı olarak genişlemelidir; üreticiye proje karşılığı faizsiz sermaye verilmeli; ve sosyal devlet projeleriyle — vatandaşlık maaşı, ev hanımı maaşı gibi — halkın tüketim gücü artırılıp üretim-tüketim açığı kapatılmalıdır. Bu yazılarda yapmaya çalıştığım, ilk yazının sonunda söylediğim gibi kendimce modelden anladıklarımı aktarmaktı. Belki bazı şeyleri tam ve doğru  anlamış olmayabilirim, bu konuda okuyuculardan yorumlarını bekliyorum.

 
İbrahim Yıldız / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.