logo
05 EYLÜL 2026

"Ol" dediği an ve süren altı gün

05.09.2026 00:00:00
 

Rabbimiz Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyuruyor:

"O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Bir işe hükmettiğinde, ona yalnızca 'Ol!' der; o da hemen oluverir." (Bakara, 117)

"Bir şeyi dilediğinde, O'nun buyruğu, o şeye sadece 'Ol!' demekten ibarettir; o da hemen oluverir." (Yâsîn, 82)

"Bizim buyruğumuz, göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşen tek bir emirden başka bir şey değildir." (Kamer, 50)

Ve yine buyuruyor:

"Şüphesiz Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'a istivâ eden Allah'tır. O, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örter......." (A'râf, 54)

 "Gökleri, yeri ve bu ikisi arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra arşa istivâ eden (hükümran olan) O'dur. O Rahmân'dır. O'nu hakkıyla bilen birine sor." (Furkan,59)

Bir yanda tek bir "Ol!" emri, göz açıp kapayıncaya kadar; öte yanda altı gün sayılan safhalar. Müfessirler bu iki manzarayı yüzyıllarca birlikte düşündüler ve şu temel ayrımda buluştular: "Ol!" emri Allah'ın kudretini anlatır, altı gün ise hikmetini. Biri gücünün sınırsızlığını, diğeri fiilindeki maksadı ve tedbiri gösterir.

İbnü'l-Cevzî ve Kurtubî gibi âlimler, altı günlük sürecin bir acizlik değil, tam tersine bir hikmet olduğunu vurgular. Allah dileseydi her şeyi bir anda var ederdi; fakat teenniyle yaratmayı seçti — kullarına işlerinde acele etmemeyi öğretmek, kudretini adım adım göstermek ve her şeyin O'nun katında belirlenmiş bir vakti olduğunu bildirmek için.

Elmalılı Hamdi Yazır bu ayrımı daha da inceltir. Ona göre Rablıkta iki tecelli mertebesi vardır: Bir yaratma tecellisi, bir de nizam tecellisi. Varlıklar önce misalsiz, âni bir yaratma anıyla var olur; sonra bir düzen ve işleyiş seviyesine girer.

Tabi şu ortak görüştü: O "günler" bizim günlerimiz miydi? "Gün" dediğimiz şey güneşin doğuşundan batışına kadar geçen süredir. Oysa yaratılışın o safhasında henüz ne güneş vardı, ne de bu düzen. O hâlde birçok âlimin dediği gibi, altı gün bizim takvimimize sığmayan altı devre, altı safha demektir.

Şimdi bu ayetleri, çağımızın evren tasavvuruyla birlikte okumaya çalışacağım. Bugün fizik, evrenin bir başlangıcı olduğunu söylüyor. "Big Bang" denen model, kâinatın son derece sıcak ve yoğun bir hâlden doğduğunu ve o günden bu yana genişlediğini anlatır. Yani evren ezelî ve sonsuzdan beri var değildir; bir başlangıcı vardır. Bu, başlı başına dikkat çekici bir noktadır, çünkü yüzyıllarca birçok filozof evrenin öncesiz olduğunu savunmuştu.

Ama asıl ilginç olan, o başlangıcın en başında olup bitendir. Fizik, evrenin ilk anını "Planck zamanı" denen bir eşiğe kadar geriye götürebiliyor — saniyenin katrilyonda katrilyonda birinden bile kısa, tarif edilemeyecek bir an. Bu eşikten öncesine geçtiğimizde ise fiziğin bildiğimiz yasaları çöküyor. Orada genel görelilik — yani kütle çekiminin, uzayın ve zamanın birlikte işlediği o büyük teori — geçerli değil. Evren o rejimde bir kuantum durumundadır ve bu durumu tarif edecek tamamlanmış bir teoriye insanlık henüz sahip değil.

Bunun bir sonucu var ki üzerinde durmaya değer: O eşikte, bizim bugün anladığımız manada bir uzay-zaman, bir "önce" ve "sonra" da yoktur. En güçlü kozmoloji modelleri bunu öneriyor. Yani zamanın kendisi, evrenle birlikte başlamış görünüyor; ondan önce sayabileceğimiz bir an, geçireceğimiz bir süre yok.

İşte "Ol!" emrini ben tam bu ânın emri olarak okuyorum. Yani saniyenin katrilyonda katrilyonda birinden daha küçük bir zamanda şu an evrende var olan her şeyin  enerjisi yaratıldı. Ve işte yorumumun fizikî dayanağı burada başlıyor. Fiziğin en sarsılmaz yasalarından biri, enerjinin korunumudur: Enerji yoktan var edilemez, vardan yok edilemez; sadece biçim değiştirir. Bunu evrenin tamamına uyguladığımızda ortaya şu çıkar: Bugün bütün kâinatta var olan toplam enerji, sonradan eklenmiş değildir. Hiçbir yıldız, hiçbir gezegen, hiçbir atom dışarıdan katılmadı. "Ol dedi ve oldu" cümlesi bence tam burada, en derin manasıyla tamamlanıyor. O tek anda, sonradan olacak her şeyin özü, varlığın bütün sermayesi bir defada yaratıldı. Sonrasında kâinata hiçbir şey "eklenmedi." Olan şey, o ilk verilişin açılması, soğuması, biçimlenmesi ve dönüşmesinden ibarettir.

Peki o ilk verilişten sonra ne oldu? Enerji bir sürece girdi. İşte "altı gün" bence bu süreçtir. Ve dikkat çekici olan şu: Bugün fizik bile, evrenin oluşumunu tıpkı ayetteki gibi ardışık evreler hâlinde anlatıyor.

Fiziğin çizdiği tabloya bakalım. Başlangıçtan sonraki ilk anlarda evren, o yoğun enerjiden ibaretti. Saniyenin çok küçük bir kısmında bir "şişme" yaşandı ve evren akıl almaz bir hızla genişledi. Ardından temel parçacıkların çorbası soğudukça, ilk protonlar ve nötronlar oluştu. İlk üç dakika içinde bu parçacıklar birleşerek ilk hafif atom çekirdeklerini — hidrojenin ve helyumun çekirdeklerini — meydana getirdi. Fakat burada önemli bir inceliğe dikkat etmek gerek: Bunlar henüz tam birer atom değildi. Ortada yalnızca çıplak, yüklü çekirdekler ve onların arasında serbestçe dolaşan elektronlar vardı. Evren o kadar sıcaktı ki bir elektron bir çekirdeğe yanaşıp yörüngesine yerleşemiyor, hemen kopup savruluyordu. Yani evrenin ilk malzemesi hazırdı, ama parçalar henüz birleşip düzene girmemişti.

Yaklaşık üç yüz seksen bin yıl boyunca evren, işte bu yüzden — çıplak çekirdekler ile serbest elektronların oluşturduğu yüklü bir bulut olduğu için — ışığın içinden geçemediği sıcak bir sisti. Sonra evren yeterince soğudu ve o çekirdekler nihayet elektronlarını yakalayıp yörüngelerinde tutabildi; ilk kez tam, nötr atomlar — eksiksiz hidrojen ve helyum — ortaya çıktı. "Atomların oluşması" dediğimiz an işte budur. Yani çekirdekler ilk üç dakikada, tam atomlar ise ancak yüz binlerce yıl sonra oluştu; ikisi ayrı aşamalardır. Elektronlar çekirdeklere bağlanıp o yüklü sis dağılınca evren birden şeffaflaştı — o an salınan ışık, bugün hâlâ "kozmik arka plan ışıması" olarak evrenin her yanından bize ulaşıyor; başlangıcın küllenmiş bir yankısı gibi. Ardından yüz milyonlarca yıl süren bir karanlık geldi. Bu karanlıkta gaz bulutları kendi çekimleriyle çöktü ve nihayet ilk yıldızlar tutuştu. Yıldızlar bir araya gelip galaksileri kurdu. Ve ölen yıldızların içinde, o ilk hidrojen ve helyumdan çok daha ağır elementler — demir, karbon, altın, yani bugün bizi ve dünyamızı yapan her şey — dövülüp uzaya saçıldı.

Şimdi bu tabloya bir bütün olarak bakın. Her aşamada yeni bir şey "yaratılıp eklenmedi." Baştan beri var olan o enerji, evreden evreye soğudu, yoğuştu, biçimlendi. Bu, tam da Elmalılı'nın "nizam tecellisi" dediği şeydir: Çekirdekte âni bir veriliş, üzerinde uzun bir düzenleniş. "Kün" varlığı verdi; altı gün onu biçimlendirdi. Fiziğin "evreler" diye saydığı şey ile ayetin "günler" diye saydığı şey, bana kalırsa aynı gerçekliğin iki ayrı dille anlatımıdır. Üstelik fiziğin bugün bildiği bu evrelerin yanında, henüz keşfedemediği başka evreler de pekâlâ olabilir.

Ve bence bu altı gün henüz bitmedi. Evren hâlâ evriliyor: Yıldızlar bugün de doğuyor, galaksiler bugün de şekilleniyor, evren bugün de — üstelik hızlanarak — genişliyor. Bu, geçmişte kapanmış bir defter değil, kıyamete kadar sürecek bir değişim ve dönüşüm sürecidir. 

Bu okumayı, Kur'an'ın kendi içinden bir başka âyet-i kerîme mühürlüyor. Rahmân sûresinde Rabbimiz şöyle buyuruyor:

"Göklerde ve yerde kim varsa hepsi O'ndan ister. O, her an yeni bir iştedir." 

Bu ayet, yaratmanın bitmiş bir geçmiş fiil olmadığını, süregiden bir iş olduğunu doğrudan söyler. "Ol" ile "altı gün" ve "her an" böylece bir madalyonun yüzleri hâline gelir: "Kün", başlangıçta varlığın toplamını tek bir anda ortaya çıkardı. "Altı gün" ve "her an bir işte" ise, o verilmiş varlığın kesintisiz biçimlenişini anlatır. Biri kaynağı, diğeri akışı gösterir. Bir anda yaratılan, sürekli açılan bir kâinat.

Bütün bunlar, bu ayetlere baktığımda benim anladıklarımdı. Bir ispat değil, bir işaret ve tutarlılık okumasıdır. Yedinci yüzyılda ne enerjinin korunumu biliniyordu, ne evrenin bir başlangıcı olduğu, ne de zamanın kendisinin yaratıldığı — ama bu ayetler, düşünen bir akla o günden bu güne hâlâ pencereler açıyor. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 
 
İbrahim Yıldız / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.