Filistin'de İsrail'in yaptığı katliam haberlerini, Irak'ta ABD öncülüğündeki işgal güçlerinin işlemeye devam ettikleri vahşi cinayet haberlerini medyaya yansıdığı kadarıyla takip ediyoruz ve çaresizlik içinde kahroluyoruz.Piknik alanında, parkta, pazar yerinde bombalanan Flistinli zeytin gözlü çocukları, Kerküklü, Telaferli, Felluceli masum çocukları seyrederken ve eğer sağ kalmışsa onların başında feryad eden anaların-babaların çaresizlikleri ile kıvranırken düşünüyorum:Eğer tıbben mümkün olsa da, Filistin'deki ve Irak'taki Müslümanlar vatanları için, bağımsızlıkları için hiç aralıksız 24 saat çalışsalar, bütün güçlerini seferber etseler acaba ne yapabilirler? İşgalin, istilanın, katliamın ne kadarını bertaraf edebilirler? Bugün 24 saat çalışsalar başaramayacakları çok şeyi belki işgalden, istiladan önce sadece dört saat çalışarak başarabileceklerdi. Düşman kapıya dayanmadan, gelip tepelerine binmeden bir şeyler yapsalardı, birbirlerini uyarmak için feryad-u figan koparsalardı belki bu zilleti önleyeceklerdi.Bugün bizim içimizdeki çok sayıda beyinsizin söylediği gibi; o gün Filistinli Araplara da "vatan doğduğunuz yer değil doyduğunuz yerdir, Yahudiler tarlaları, bahçeleri satın alıp da memleketlerine mi götürecekler? Karnını doyurmayan tarlayı sat gitsin" diyenler mutlaka vardı, arzileri sattırdılar ve nice facialara zemin hazırladılar. Evet, aldıkları arsaları tırlara doldurup memleketlerine götürmediler ama dünyanın dört bir yanındaki Yahudileri otobüslere, uçaklara doldurup getirdiler ve aldıkları topraklara yerleştirdiler. Irak'ın işgal gerekçeleri ise malum hikayeler.Bütün bunlar, bütün bu ateş çemberinin orta yerinde yaşayan bizler için bir şeyler anlatmıyor mu? Çok şeyler anlatması gerekmez mi? Bu gaflet gerçekten ürkütüyor. Etrafınızda hala; "yabancılar arazi alıp memleketlerine mi götürecekler" diyenlere rastlamıyor musunuz?Tehlikenin boyutları gelmiş var olma-yok olma sınırına dayanmışken, koca Türk Devleti'nin tasfiye planları yüksek sesle her tarafta dillendirilirken, hala sizin parti bizim parti edebiyatı yapanlar, falanca söyledi ise doğrudur, filanca söyledi ise boş ver aymazlığını sergileyenler; ya derin bir gafletin içindeler ya da korkunç bir ihanetin parçasıdırlar.Rahşan Ecevit'in söyledikleri, sizin partiden değil diye uykunuzu kaçırmıyorsa siz horlamaya devam edin:"Yabancı ülke şirketlerinin ve vatandaşlarının Türkiye'de toprak satın almalarının ardında çok ciddi Yunanistan ve Ermenistan lobileri bulunuyor. Her şey inceden inceye hesaplanmış. Önce devlet köylüden desteğini çekecek, sonra Yabancıya Toprak Satışı Yasası yeniden düzenlenip ortaya sürülecek. Böylece yabancılar en verimli topraklarımızı, çaresiz bırakılmış köylümüzden, çiftçimizden satın alacak ve Türk köylüsü kendi toprağında yabancıya ırgat olacak. GAP'ta ikinci bir Filistin olayı yaşanabilir. İsrail'in, GAP bölgesinde hiç toprak satın almadığı söylenir ama biraz kurcalanınca Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü web sitesi karartılmıştır. İsrailliler bu toprakların çoğunu Yahudi kökenli Türkler yoluyla ele geçirmişlerdir. İsrail, GAP bölgesinde 450 bin dönüm arazi almıştır. Arazi satışları stratejik bölgelere sıçramıştır. İsrailliler Konya Askeri Hava Üssü yakınında 40 bin dekar arazi satın aldılar."Avrupa Birliği ile olan maceramızla ilgili olarak Yeni Çağ'dan Sadi Somuncuoğlu'nun yazdıkları ise her vatan evladını yemeden-içmeden kesecek kadar vahim gerçekler:"Evet görünürde Pozisyon Belgesi'nde ufak tefek kelime oyunları yapıldı. Ama bizim için asıl önemli olan Ortak Tutum Belgesi'nde tek harf değiştirilmedi. Rumların tüm istekleri de bir değil, birkaç kez bu belgede aynen yer aldı. Limanların açılması, "Kıbrıs Cumhuriyeti" ile ilişkilerin normalleştirilmesi, yani tanınması, NATO başta tüm uluslararası kuruluşlardaki vetomuzun kaldırılması vb.Peki bu pis oyun niye sahnelendi? Tüm dikkatler "Rum itirazına" çevrilirken, yine başta Kıbrıs, Türkiye'yi "manda"laştıracak ne kadar ağır ve haksız şart varsa, Ortak Tutum Belgesi'nde toplanıp, kabul ettirildi. Ve bu gerçekler, fiili müzakereler başlıyor aldatmacasıyla Türk Milleti'nden kaçırıldı. İşte gizlenen ağır şartlar:-TSK, sadece askeri konularda, o da hükümetin izniyle konuşabilecek. -Milli güvenlik stratejisinde, özellikle komşu ülkelerle ilişkilerde, TSK söz sahibi olmayacak. -Hakim ve savcılar Türk değil, Avrupa hukukuna göre karar verecek. -AİHM'in tüm kararları zamanında ve tam uygulanacak. -Güneydoğu'daki askeri operasyonlar sınırlandırılacak. -"Kürt sorunu" "diyalog" dahil kapsamlı gelişmelerle çözülecek. -Koruculuk kaldırılacak.-Mayınlı bölgeler temizlenecek. -TCK 301 başta, ifade özgürlüğü ile ilgili maddeler AB standartlarında olacak. Mesela, "Ermeni soykırımı olmadı" demek suç sayılacak. -Terörle Mücadele Yasası'yla özgürlükler kısıtlanmayacak. Yani bölücülük, örgüt propagandası serbest olmaya devam edecek. -Gayrı Müslim azınlıkların kilise, mülkiyet, eğitim sorunları giderilecek. Türk vatandaşı veya değil, tüm papazlara oturma ve çalışma izni verilecek. Kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri tüm mülkler azınlık vakıflarına devredilecek. -Papaz Okulu, bizim yasalarımıza göre değil, imtiyazlı ve uluslararası keşiş okulu olarak açılacak. - Gökçeada ve Bozcaada'daki Rum azınlığın tüm istekleri karşılanacak. -Alevi vatandaşlarımıza statü ve temsil hakkı verilecek. -Kürtçe radyo-tv yayınlarında hiçbir sınırlama olmayacak. -Türkçe dışındaki dillerin öğrenilmesi teşvik edilecek. -Azınlıkların (Kürt kökenli vatandaşlarımız) korunmasında, sadece bizim değil, bazı AB üyesi ülkelerin bile imzalamadığı, imzalayanların ise uygulamadığı Azınlıkların Korunması Sözleşmesi, en iyi şekilde uygulanacak. -İyi komşuluğu etkileyecek hareket ve tehditlerden kaçınılacak. Yani Ege'de Yunan isteklerine evet denilecek. -Ermenistan sınırı açılıp, diyalog kurulacak. -Uluslararası Ceza Mahkemesi kabul edilecek. -Ve Türkiye'nin güvenlik ile dış politikası tamamen AB'ye endekslenecek. Bunlar yıllardır yazılıp çizilen şartlar denebilir. Doğru da, çok önemli bir ayrıntı var. Diğer belgeleri AB tek taraflı hazırlıyordu. Bu Ortak Tutum Belgesi ise, Türkiye'nin de taraf olduğu tek organ Türkiye-AB Ortaklık Konseyi'nden çıktı. Özetle, Gül Lüksemburg'a giderek, bu şartların altına imza attı."
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Sen yorulma diye… / 21.05.2026
- “Dur bakalım ne olacak” devri bitti / 20.05.2026
- Sen göremedin / 19.05.2026
- Ekmek kalmadı dedikodu verelim! / 18.05.2026
- Unutturamadıklarımızdan mısınız? / 15.05.2026
- Masmavi Marmara mürekkep olsa / 14.05.2026
- Duyan olmadı / 13.05.2026
- İnsafı tüketen toplumlar / 04.05.2026
- Hakkımıza sahip çıkmayanlar hayatımızdan çıksınlar / 29.04.2026
- Her kesimden yükselen çığlıklar / 26.04.2026
- “Dur bakalım ne olacak” devri bitti / 20.05.2026
- Sen göremedin / 19.05.2026
- Ekmek kalmadı dedikodu verelim! / 18.05.2026
- Unutturamadıklarımızdan mısınız? / 15.05.2026
- Masmavi Marmara mürekkep olsa / 14.05.2026
- Duyan olmadı / 13.05.2026
- İnsafı tüketen toplumlar / 04.05.2026
- Hakkımıza sahip çıkmayanlar hayatımızdan çıksınlar / 29.04.2026
- Her kesimden yükselen çığlıklar / 26.04.2026


























































