Bir ülkede vergi sistemi, yalnızca bütçe kalemlerinden ibaret değil. Vergi sistemi, devletin kime yaslandığını, kimi kolladığını, kimin sırtına bastığını gösteren en çıplak ayna.
Türkiye'de bugün o aynaya bakan herkes aynı gerçeği görmekte.
Vergi, küçük işletme için bir zorunluluk, güçlüler için bir pazarlık aracı.
Adı "uzlaşma" olan ama gerçekte sürekli hale gelmiş bir vergi affına dönüşen uygulama, bu düzenin omurgasını oluşturuyor. 2013–2024 yılları arasında Vergi Uzlaşma Komisyonları aracılığıyla 8 milyar 909 milyon TL'lik kamu alacağı silinmiş.
Bunun 2.8 milyar lirası vergi aslı, 6 milyar lirası ise cezadır.
Devlet bu parayı kaybetmemiş, bilerek ve isteyerek tahsil etmemiş.
Bu tercih tesadüf değil.
Bu tercih, siyasal ve sınıfsal.
İktidar yıllardır aynı cümleleri tekrar ediyor:
"Vergide adalet."
"Çok kazanandan çok, az kazanandan az."
Ancak gerçek hayatta işletilen sistem bunun tam tersi durumunda.
Ücretlinin vergisi daha maaşı eline geçmeden kesilir.
Emeklinin borcu bir gün gecikti mi faiz işler, haciz kapıya dayanır.
Küçük esnafın defteri anında kapatılır.
Ama konu büyük rakamlar, büyük şirketler ve büyük dosyalar olduğunda devlet bir anda yumuşar.
Uzlaşma masaları kurulur, cezalar silinir, vergiler törpülenir.
Vergi, vatandaş için ahlaki bir yükümlülük, ayrıcalıklı kesimler için müzakere edilebilir bir detay haline gelir.
Bu, adalet değil.
Bu, fakirden alıp zengine kolaylık sağlayan bir düzen.
Ve bu düzen yalnızca bugünü değil, geleceği de kemirmekte.
Çünkü silinen her vergi, bir yerden mutlaka telafi edilir.
Bugün uzlaşma komisyonlarında silinen milyarlar, yarın "bütçe açığı", "kemer sıkma", "tasarruf tedbiri" denilerek emeklinin maaşından, işçinin sofrasından, öğrencinin yurdundan kesilmesi demek.
Üstelik bu 8.9 milyar TL, yalnızca vitrin.
Asıl büyük olay, "vergi harcaması" adı altında gizlenmekte.
İstisnalar, muafiyetler, indirimler.
2026 yılı için bu yolla 3 trilyon 597 milyar TL'lik vergiden vazgeçilmesi planlanmakta.
Bu rakam, bir maliye tercihi değil, ekonomik bir rejim beyanı niteliğinde. Kamu-özel işbirliği ve yap-işlet-devret projeleriyle koruma altına alınan şirketler bu rejimin merkezinde. 2002'den bu yana çıkarılan 13 ayrı vergi affı ise bunun geçici değil, kalıcı ve sistematik olduğunu kanıtlamakta.
Ama en ağır mesele rakamlar değil, şeffaflığın yok edilmesi.
Silinen milyarlarca liralık vergi ve cezanın kimlere ait olduğu açıklanmamakta. Meclis'te defalarca sorulan bu sorular yanıtsız bırakılmakta.
Çünkü cevap verilirse, bu düzenin kimler için çalıştığı ortaya çıkacak.
Bu, maliye politikası değil, siyasal bir kolaylık.
Vergi, devletle vatandaş arasındaki en temel sözleşmedir.
O sözleşme bozulduğunda, güven de biter.
Güven bittiğinde ne ekonomi düzelir, ne de toplumsal huzur kalır.
Bugün Türkiye'de yaşanan tam olarak bu.
Vatandaş vergisini öderken kendini kandırılmış hissetmekte.
Çünkü adalet yok ediliyor, eşitlik ve açıklık bulunamıyor.
Adına ne denirse densin, bu düzen uzlaşma değil, vergi affı.
Bu af, halka değil, ayrıcalıklı çevrelere çıkarılmakta.
Ve bu artık bir maliye tartışması değil, bir memleket meselesidir.
- Türkiye'de üniversite diploması ve işsizlik / 22.01.2026
- Yurt dışına giden konut yatırımı 100 milyar Türk Lirası / 21.01.2026
- Susuzluk kader mi, yoksa tercih mi? / 20.01.2026
- Eshab-ı Kehf / 19.01.2026
- Miraç Kandili ve Miraçlama / 18.01.2026
- Metrobüsten tramvaya dönüş / 17.01.2026
- Yüzde 10 / 16.01.2026
- Gebze’de Geleceği Savunmak / 15.01.2026
- Yenilenebilir enerji / 13.01.2026


























































