Bu ülkede bazı rakamlar vardır, hesap makinesiyle değil, vicdanla okunur.
"Yüzde 10" onlardan biridir. Bir oran gibi durur ama aslında hayattan kesilen bir paydır.
1 Ocak 2026'ya girdik. Takvim yenilendi, etiketler yenilendi, ama emeklinin ve asgari ücretlinin hikayesi yenilenmedi.
Daha 15 gün geçmeden paranın yüzde 10'u eridi. Maaş cebe girmeden yenildi. Oyun başlamadan skor yazıldı.
Bu yüzden kimse şaşırmıyor artık.
Şaşırmak umut ister.
Bu ülkede yoksulun elinde umut kalmadı, sadece dayanma refleksi var.
Maç başladığında adalet sahaya çıkmamıştı.
İlk beş dakikada bir gol yedik.
Ardından takım on kişi kaldı. Bu eksilme yalnızca sahada olmadı, mutfakta, pazarda, eczanede eksildik.
Teknik direktör itiraz etti.
Sarı kart gördü.
Hakem netti, "Yerine otur."
Bu düzende itiraz, oyunun bir parçası değil, disiplinsizliktir.
Rakip takım kusursuz organizeydi.
Altın, dolar, gümüş.
Hepsi aynı taktiği oynuyordu. Sağdan soldan bindirdiler. Rakip kuş misali uçarak ceza sahamıza aktı.
Şutlar yağmur gibi yağdı.
Her şut bir haneye isabet etti.
Bir faturaya, bir kiraya, bir çocuğun okul masrafına.
Kalede kim vardı?
Emekli.
Asgari ücretli.
Yedek yok.
Değişiklik hakkı yok.
"Dayan" deniyor sadece.
Hakem oyunu izledi ama oyuna girmedi.
Faul yoktu.
Serbest vuruş yoktu.
Takdir hakları ev sahibinden yanaydı.
Çünkü bu maçta adalet, kural değil, yorumdu.
Tribün doluydu.
Televizyon başında milyonlar izliyordu.
Herkes görüyordu.
Ama kimse "Bu oyun bozuk" demiyordu.
Çünkü bu ülkede sessizlik artık korkudan değil, öğretilmiş kabullenişten.
İkinci gol geldiğinde skor değil, umut çöktü.
Yedek kulübesi sustu.
Teknik ekip çöktü.
Sahada bir tiyatro oynanıyordu ve herkes rolünü biliyordu.
Misafir tribünü en uzak köşedeydi. Adı misafir.
Tel örgüler arasında, polis gölgesinde.
Sesi istenmeyen ama varlığı gerekli bir kalabalık.
"Bizim takım çok yaşa" diyen o cılız ses, bir inancın değil, yıllardır ertelenen bir umudun yankısıydı.
Kenarda duran teknik ekip, oyunu bir türlü kuramamaktadır.
Birlik yok.
Netlik yok.
Cesaret yok.
Sürekli değişen dizilişler, maç içinde forma değiştiren oyuncular, birbirine pas atmayanlar.
Halk bunu görüyor.
O yüzden tribün temkinli.
O yüzden insanlar çekimser. Bu çekingenlik ilgisizlik değildir, güven kaybıdır.
Yıllardır aynı cümle duyuluyor.
"Bu sefer tamam."
Ama sahaya çıkan oyun hep eksik.
Halk artık slogan istemiyor.
Halk artık hamaset istemiyor.
Halk, somut ve gerçekçi bir oyun planı görmek istiyor.
90'lı yıllardan kalma bir söz vardı.
Şerefli ikincilik.
Bugün bu söz, siyasette bir konfor alanına dönüşmüş durumda.
Kaybetmeyi normalize eden, sorumluluğu erteleyen bir alışkanlık.
Oysa bu maçın seyircisi yok.
Bu ülkede herkes oyuncu.
Kaybedilen her dakika, bir hayatı daha eksiltiyor.
Bütünleşmeden bu maç kazanılmaz.
Aynı formayı giymeden, aynı hedefe koşmadan, aynı dili konuşmadan olmaz.
Sahaya sürdüğün oyunculara dikkat et, çünkü maç içinde forma değiştirip sana gol atanlar var.
Halk bunu görüyor.
Artık bağırmıyor.
Susuyor. Ve bu suskunluk, en tehlikeli tezahürattır.
Dilerim takım yedi kişi de kalsa maçı tamamlar.
Ama asıl dileğim şudur.
Kenardakiler nihayet oyunun ciddiyetini anlasın.
Halkın acısını gerçekten duysun.
Bu maçı sadece kazanmak için değil, bir daha kaybetmemek için oynasın.
Çünkü bu maç doksan dakikalık değildir.
Bu, uzatmalara kalmış bir hayat mücadelesidir.
Ve tabelada yazan yüzde 10, bir oran değil artık.
Bu ülkenin yoksuluna her gün yazılan, soğuk ve acımasız bir skordur.
- Türkiye'de üniversite diploması ve işsizlik / 22.01.2026
- Yurt dışına giden konut yatırımı 100 milyar Türk Lirası / 21.01.2026
- Susuzluk kader mi, yoksa tercih mi? / 20.01.2026
- Eshab-ı Kehf / 19.01.2026
- Miraç Kandili ve Miraçlama / 18.01.2026
- Metrobüsten tramvaya dönüş / 17.01.2026
- Yüzde 10 / 16.01.2026
- Gebze’de Geleceği Savunmak / 15.01.2026
- Yenilenebilir enerji / 13.01.2026


























































































