İhtiyaçlar meselesi insanlık tarihi kadar eski bir meseledir. İlk insandan günümüze yapılan tüm icatlar, keşifler hep bir ihtiyaç neticesinde hâsıl olmuştur. İşin ilginç yönü insanlık tarihine yön veren pek çok icat ve keşif asırlarca doğu medeniyetlerinden zuhur etmiş yine bunların büyük bir kısmı peygamberler, Ehl-i Beyt imamları ve Allah dostlarının insanlığa birer armağanı olmuştur. Buna birkaç örnek verecek olursak; terzilik, demircilik, gemicilik, saatçilik ve hekimlik gibi meslekler hep birer peygamberle insanlığın hizmetine sunulmuştur.
Ancak özellikle 16. yy. itibariyle çeşitli nedenlerden ötürü Batı toplumları bu sahada bayrağı ele almış yeni keşif ve icatlara hep bu dünya imza atmıştır. Hemen bu noktada şunu ifade etmekte fayda var, Batı dünyasındaki keşiflerin tamamı ya rastlantısal ya da önceden bilinen ancak Batı dünyası için ilk olan türden keşiflerdir. Bu sayede Batı dünyanın ilim ve ticaret merkezi olmuştur. Bu sürecin neticesinde de dünyanın tüm kaynaklarının sömürülmesi yine Batı kültürünün bir neticesidir.
Gelelim para meselesine, paranın tarihsel seyrine baktığımızda devletleşme süreci ticarette bir aracın devreye girme zorunluluğunu doğurmuştur. Bilinen resmi kayıtlara göre yine Anadolu topraklarında Lidyalılar tarafından ilk madeni paralar kullanılmaya başlandı. Para basımında altın, gümüş, bakır gibi değerli madenler kullanılması paraya bir karşılık aramanın ilk adımlarıydı. Bu süreç asırlarca bu şekilde basılan her paraya ister kâğıt ister madeni bir karşılık göstermek ve bu karşılığı uluslar arası geçerlilik kılmak yani paranın konvertibl olması tarih boyunca değerli madenler üzerinden gerçekleşti. Bunun neticesinde devletler değerli madenler için savaşmaya başka devletlerin değerlerini sömürmeye başladı. Hatta 1929 ABD buhranı sonrası koca bir devletin birkaç ailenin eline nasıl geçtiğini de bu sayede gördük.
Özetle uluslar arası ticarette paranın konvertibl olma zorunluluğu Batı tipi sömürünün döviz üzerinden yapılmasına kadar gitti ki işte bu durum karşısında ülkelerin tüm kaynaklarının yanı sıra tüm emeği de sömürülmeye başlanmış oldu. Al paramı ver madenini, emeğini hatta toprağını. Hemen şunu da diyelim, bu sömürü sadece başka ülkelerin halkları üzerinde olmadı. Para sahipleri kendi insanını bile acımasızca sömürdü.
Sömürülenin bile aksi bir seda çıkarmadığı hatta destelediği bu düzene Milli Ekonomi Modeli'nde önce paranın tanımını tamamen değiştirerek ardından "Milli Paralarla Ticaret" kavramını ve yöntemini insanlığın hizmetine sunan Prof. Dr. Haydar Baş 21.yüzyıla imzasını atarak "dur" dedi.
Paranın icadından beri ilk kez para emeğin karşılığıydı.
Paranın icadından itibaren para tüketicinin eliyle piyasalara sürülerek üretimi tahrik eden bir unsurdu.
Paranın icadından itibaren para bir yatırım aracı değildi.
Para ilk kez bir devletin bağımsızlığının, milli bütünlüğünün, kalkınmasının bir argümanı olmuştu.
Para ilk kez "Milli Paralarla Ticaret" yöntemi ile tüm dünya insanlığının emekte eşitliğinin adıydı.
Sonuç olarak "Milli Paralarla Ticaret" pek çok özelliğinin yanı sıra sömürü düzenine son vermesi, tüm insanlığın hizmetine açık bir yöntem olması ayrıca bir Türk'ün gönlünde keşfedip aklıyla olgunlaştırdığı bir icat olması özelliğiyle tarihin akışını değiştirmiş 21.yüzyılın en büyük keşfi ve icadıdır.
- Tavuk döner ekonomisi / 08.01.2022
- Göremediğiniz aslandan korkun / 15.05.2020
- Bir ömre sığmayan hayat / 24.04.2020
- Amerika Korona’nın ilacını buldu / 28.03.2020
- TRT’den skandal dizi / 18.03.2020
- Sen nasıl bir senesin 2020 / 17.03.2020
- Kapitalizmin elindeki kırbaç, teknoloji / 27.02.2020
- Farkında olmadan halk Budist oluyor! / 20.02.2020
- Kore’nin ‘parazit’ başarısı / 11.02.2020


























































