Hafta başı yayınlanan haberleri mutlaka takip etmişsinizdir. Bir İngiliz gazetesi olan Financial Times gazetesi AB'deki Türkiye karşıtlığıyla ilgili bir haber yapmıştı.Önemine binaen tekrar etmek gerekirse, 31 Mayıs ile 12 Haziran tarihleri arasında AB'nin 5 meşhur ülkesi Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve İspanya'da toplam 6 bin 169 kişi ile bir anket yapılmış ve bu anketin neticesinde Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkanların oranı, Fransa'da yüzde 71, Almanya'da yüzde 66'yı? bulmuştu.Dikkat ederseniz, anket Türkiye'nin üyeliğine yüzde 80'lerin üzerinde karşıt olduğu bilinen Avusturya, Yunanistan, Hollanda, Rum Kesimi gibi üyelerde yapılmamış, ama buna rağmen Türkiye AB'de istenmiyor. Şu ilginçliğe bakın, AB halklarının çoğunlukla istemediği Türkiye'yi, bütün şartlar yerine gelse bile AB yönetimi alabilir mi? Hayır.Hatırlarsanız, AB müzakere şartlarında "AB'nin hazmetme kapasitesi" denilen bir bölüm vardı. Yani son söz AB halklarına ait. AB'nin en yetkili ağızları Türkiye'nin AB'ye alınmayacağını defalarca ifade ettiler ve yine dikkat edin başta Almanya, Fransa olmak üzere hemen hemen bütün AB ülkelerinde Türkiye karşıtlığı ön plana çıkmış olan siyasiler iktidar koltuğuna oturuyor. Bu da AB halklarının tercihini göstermesi açısından önemli ve AB liderleri de gittikçe şahinleşiyor. Peki, AB Türkiye'yi kesinlikle içine almayacağı halde niçin kapısında bekletiyor?Bu soruya geçtiğimiz aylarda Financial Times gazetesinde çıkan bir makale cevap vermişti. Bu makalede "Türkiye ile müzakerelerin devam etmesi AB'nin çıkarınadır" deniliyordu.AB'den umudunu yitiren bir Türkiye, AB'nin dışında çözümlere meyledebilir ve bu AB'nin zararına olabilirdi. Türkiye AB limanında bulunmalıydı, ne içeri alınmalıydı ne de uzaklaştırılmalıydı. Açıkçası Türkiye oyalanmalıydı, kontrol altında tutulmalıydı. Tabii AB'nin menfaatleri sadece bunlar değildi. AB, üyelik vaatleriyle Türkiye'den birçok taviz koparmaktaydı. Özelleştirme adı altında Türkiye'nin kamu şirketleri yok pahasına ele geçirilebiliyordu. Madenleri, toprakları, gayrimenkulları, stratejik kurumları bir mermi bile atmadan alınabiliyordu. Irak'ın işgalle geldiği noktaya, Türkiye AB ile getiriliyordu.Demokratikleşme adı altında Türkiye bölünmeye götürülebiliyordu. Kıbrıs işgal edilmeden Rumlaştırılabiliyordu. Türkler yapmadıkları bir soykırım hususunda katil ilan edilebiliyordu.Bütün bunlar AB projesiyle yapılabiliyordu. AB bu manada, Prof. Dr. Haydar Baş'ın ifadesiyle "Sevr'den de öte"ydi.Çünkü Sevr, sadece vatanımızı, toprağımızı hedef alıyordu, AB projesi ise sadece toprağımızı değil, kültürümüzü, medeniyetimizi, inancımızı, ahlakımızı, birlik ve beraberliğimizi, hukukumuzu, maddi ve manevi her şeyimizi hedef alıyor. Durum AB cephesinden böyle, peki ya Türkiye'den bakıldığında nasıl?Milletimiz özellikle son 4,5 yıllık AB'ye maksimum taviz sürecinde gördü ki, AB bizim yok olmamızı istiyor, bölünmemizi, parçalanmamızı hedefliyor. Türk insanı AB'nin çözüm olmadığını artık biliyor ve "AB'ye hayır" diyor.AB halkı Türkiye'yi istemiyor, Türk halkı da AB'yi. Gerekçeler ortada?Peki, milletimizi temsil etme iddiasında olan siyasi partiler yaklaşan seçimler öncesi bu manzaraya rağmen nasıl bir program düşünüyorlar?Dikkatimizi çeken şu: AB ve ABD taşeronu medya ve basın Türk milletini sindirebilmek için özellikle birbirinden farkı olmayan siyasi partileri boy boy gösteriyorlar, ön plana çıkarıyorlar, çözümü olanlara ise karartma uyguluyorlar.Mevcut iktidar partisi AKP'nin AB hakkındaki görüşlerini 4,5 yıldır pratik olarak bildiğinizden dolayı anlatmamıza gerek yok. Zaten "AB'ye taviz politikaları"na devam edeceklerini her yerde açıklıyorlar.Ana Muhalefet partisi CHP ise farklı düşünmüyor. Parti programlarında, ''Türkiye'yi?hızla Avrupa Birliği'ne taşıyacağız", "Avrupa Birliği öncelikli hedefimizdir... Avrupa Birliği içinde yer almanın gerektirdiği gayreti kararlılıkla sürdüreceğiz", "Ülkemizi en kısa sürede AB'ye tam üyeliğe taşıyacağız.", "AB Uyum yasalarının uygulanmasını sağlayacağız'' diyorlar.Yine son zamanlarda şişirilmeye çalışılan MHP ise farklı düşünmüyor. AKP'den önce koalisyonun bir parçası olan MHP, her ne kadar milliyetçi bir söyleme sahip olsa da, Kemal Derviş'in transfer olmasında, APO'nun idamının iptalinde imzası vardır ve AB adına çıkarılan tahdit kanunlarında, şeker ve tütün yasalarında, Kıbrıs kararnamesinde katkıları bilinmektedir. Parti programında ise, ''Milliyetçi Hareket Partisi, devlet politikası mahiyeti kazanmış olan Avrupa Birliğine tam üyeliği ilke olarak benimsemektedir'' denmektedir.Liste depremlerini atlatamayan Demokrat Parti ve Genç Parti de AB konusunda farklı görüşlere sahip değil.Bize hiçbir faydası olmayan, zararını ise iliklerimizde hissettiğimiz AB süreci konusunda en net duruşu ortaya koyan parti Prof. Dr. Haydar Baş'ın lideri olduğu Bağımsız Türkiye Partisi(BTP)'dir ve kurulduğundan bu yana "Ne AB, ne ABD, tek çözüm Bağımsız Türkiye" demektedir. Bazıları gibi olayı sadece slogan boyutunda bırakmayıp, sunduğu Milli Ekonomi Modeli ile de AB'nin dışında çözüme sahip olan tek siyasi harekettir.BTP, bağımsızlıktan yanadır, mandacılığa tamamen karşıdır. Kurumların, madenlerin, toprakların millileştirilmesi gerektiğini savunur. BTP'ye göre madenler devlet-millet ortaklığında işletilmelidir. Hukukta, ekonomide, kültürde? her şeyde millilik esastır. BTP, kendi paramızla ve kendi emeğimiz ve üretimimizle kalkınmayı hedeflemektedir. Bu sebeple senyoraj(para basma) hakkımız, -Milli Ekonomi Modeli'nde formülüne varıncaya kadar ifade edildiği gibi- kullanılacaktır. BTP, sunduğu milli çözümlerle artık her sahada sömürülmeye son vermektedir.BTP ile Türkiye, üzerinde hesabı olanların prangalarını kıracak, esaret zincirlerinde kurtulacak, kendi gücünün farkına varacak ve kainatın doruk noktasına oturacaktır.BTP iktidarının oluşturduğu güçlü Türkiye ile doğudan batıya dost-düşman bütün ülkeler dost olmak zorunda kalacaklardır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Zorbalıkla payidar olunsaydı, Roma İmparatorluğu ayakta kalırdı / 06.01.2026
- ABD, İran'da bir "Acem Baharı" mı planlıyor? / 03.01.2026
- Bizi ‘demokratik siyaset’ diyerek mi bölecekler? / 02.01.2026
- Vatandaşlar 2026'ya sancılı giriyor / 01.01.2026
- Daha yeni yıl başlamadan asgari ücret açlık sınırı altında / 31.12.2025
- İsrail'in hedefi sadece Filistin toprakları değil! / 30.12.2025
- Dar gelirlinin talebini baskılamak, gelir adaletsizliğini körüklüyor / 27.12.2025
- Asgari ücret kimseyi memnun etmedi / 26.12.2025
- Libya uçağı düştü mü, düşürüldü mü? Zamanlama manidar / 25.12.2025
- Terörsüz Türkiye sürecinde raporlar sadece formalite mi? / 24.12.2025
- ABD, İran'da bir "Acem Baharı" mı planlıyor? / 03.01.2026
- Bizi ‘demokratik siyaset’ diyerek mi bölecekler? / 02.01.2026
- Vatandaşlar 2026'ya sancılı giriyor / 01.01.2026
- Daha yeni yıl başlamadan asgari ücret açlık sınırı altında / 31.12.2025
- İsrail'in hedefi sadece Filistin toprakları değil! / 30.12.2025
- Dar gelirlinin talebini baskılamak, gelir adaletsizliğini körüklüyor / 27.12.2025
- Asgari ücret kimseyi memnun etmedi / 26.12.2025
- Libya uçağı düştü mü, düşürüldü mü? Zamanlama manidar / 25.12.2025
- Terörsüz Türkiye sürecinde raporlar sadece formalite mi? / 24.12.2025




























































































