Yüzyıllar boyunca küresel güç odaklarının satranç tahtası haline getirilen Ortadoğu, bugün tarihin en kritik eşiklerinden birinden geçiyor.
"Demokrasi", "özgürlük" ve "rejim değişikliği" gibi parlatılmış kavramların arkasına gizlenen işgal ajandaları, artık gizli birer plan olmaktan çıkıp açık birer devlet politikası haline gelmiş durumda.
ABD eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın yıllar önce telaffuz ettiği "22 İslam ülkesinin sınırlarının ve rejimlerinin değiştirilmesi" hedefi, sadece bir dış politika vizyonu değil; kadim bir coğrafyanın hafızasını, birliğini ve geleceğini parçalama operasyonudur.
İşgalin 'yumuşak' maskesi
ABD'nin ve müttefiklerinin bölgedeki varlığı, tarihsel süreçte hiçbir zaman vaat edilen huzuru getirmemiştir. Aksine, ayak bastıkları her toprak parçasında etnik ve mezhepsel çatışmaları körükleyen, ardında "fitne" ve "kan" bırakan bir mekanizma işletilmiştir.
Afganistan'dan Irak'a, Libya'dan Suriye'ye kadar uzanan bu yıkım hattı, "rejim değişikliği" ifadesinin aslında bir ülkenin kurumlarını çökertmek, halkını esaret altına almak ve doğal kaynaklarına el koymak anlamına geldiğini kanıtlamıştır.
Eski sömürgeci güçlerin giderken bıraktığı fitne tohumları, günümüzde modern yöntemlerle ve daha büyük bir şiddet sarmalıyla yeniden ekilmektedir. Bu planın nihai hedefi ise parçalanmış, birbirine düşman edilmiş küçük uydu devletçikler yaratarak küresel hegemonyanın önündeki tüm direnç kalelerini yıkmaktır.
Bu noktada Türkiye, coğrafi konumu, tarihi mirası ve askeri gücüyle bu projenin önündeki en büyük engel, yani "final aşaması" olarak görülmektedir.
Evanjelik vizyon ve 'büyük İsrail' hayali
Bugün Ortadoğu'da yaşananları sadece siyasi veya ekonomik çıkarlarla açıklamak yetersiz kalacaktır. Karşımızda, dini referanslarla beslenen ve "Armagedon" (Büyük Kıyamet Savaşı) inancıyla şekillenen bir teopolitik ittifak bulunmaktadır.
Evanjelik Hristiyan bakış açısı ile Siyonist ideallerin kesiştiği bu nokta, bölgeyi bir inanç savaşına sürüklemektedir. Mesih'in gelişi için dünyanın ateşe verilmesi gerektiğine inanan bu tehlikeli anlayış, ABD yönetim mekanizmalarında hala güçlü bir yankı bulmaktadır.
Amerika ve İsrail arasındaki ittifak, her ne kadar stratejik bir çıkar ilişkisi gibi görünse de aslında ideolojik bir paydaşlığa dayanmaktadır.
"Büyük İsrail" projesi ile küresel Hristiyan hakimiyeti hedefi, şimdilik aynı yol haritasını izlemektedir. Ancak bu planlar, bölge ülkelerinin direnciyle karşılaştıkça çatlamaya mahkumdur.
Özellikle İran'ın gösterdiği savunma refleksi ve İsrail'in "Demir Kubbe" gibi savunma sistemlerinin dahi aşılabilir olduğunun görülmesi, işgalci güçlerin "yenilmezlik" mitini sarsmıştır. İran'ın savunma başarısı, saldırgan politikaların önünde aşılmaz bir "demir bariyer" oluşturmaktadır.
Mezhep kavgası fitnesinden kurtulup stratejik birliğe
Prof. Dr. Haydar Baş'ın vefatının yıl dönümünde daha iyi anlaşılan şu büyük uyarı, bugün hayatta kalmanın tek reçetesidir: "İçeride ve dışarıda birlik."
Türkiye'nin ve komşu coğrafyaların selameti; Alevi-Sünni, Şii-Sünni, Türk-Kürt ayrımı gözetmeksizin tesis edilecek bir kardeşlik hukukuna bağlıdır.
Küresel güçler, bizi birbirimize kırdırarak zayıflatmak istemektedir. Eğer Irak, Suriye ve Libya süreçlerinde daha basiretli, "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesine sıkı sıkıya bağlı bir dış politika izlenebilseydi, bugün emperyalist güçlerin bölgede "esamesi dahi okunmayacaktı."
Ancak zararın neresinden dönülürse kardır. Türkiye, İran, Suriye ve Irak gibi bölge aktörlerinin diplomatik ve stratejik bir blok oluşturması, küresel işgal senaryolarını sonsuza dek rafa kaldırabilir.
İsrail'in ABD'yi savaşa çekme çabaları ve bölgeyi ateşe verme arzusu, ancak bu güçlü blok sayesinde dizginlenebilir.
Unutulmamalıdır ki; parçalanan her komşu ülke, sıradaki hedefin Türkiye olmasını kolaylaştırmaktadır.
Kendi iç barışımızı tahkim etmek, bunu milli ekonomi politikalarıyla desteklemek ve komşularımızla ortak bir kader birliği inşa etmek, sadece bir tercih değil, tarihsel bir zorunluluktur.
Bu direnç hattı kurulduğu takdirde, hiçbir "Büyük Proje" Anadolu'nun ve Mezopotamya'nın kadim iradesini teslim alamayacaktır.
- Fikirden aksiyona bir deha portresi: Prof. Dr. Haydar Baş / 15.04.2026
- Birlik insanı Baş Hoca / 14.04.2026
- Trump’ın gidişi hızlandı / 11.04.2026
- İran kazandı: Müzakerelerde İran’ın teklifi baz alınacak / 09.04.2026
- “Rejim değişikliği” hedefinden, “medeniyeti yok etme” tehdidine / 08.04.2026
- ABD kazansaydı, komutanları el çektirilmezdi! / 07.04.2026
- ABD basını da Trump’ı yalanlıyor! / 04.04.2026
- Trump, mağlubiyeti zafer olarak mı ilan edecek? / 02.04.2026
- ABD savaştan çekilmenin yollarını arıyor / 01.04.2026



























































