Birkaç günden beri Ankara'dayız. Siyasetin nabzını yokluyoruz. Politikanın nabzı düzensiz atıyor. Ne iktidarın ne de muhalefetin bir programı, çaresi, ufku kalmış. Derviş'e endeksli bir yönetim, yasama ve yürütme düzeneği oluşturulmuş. Gerisi?
Gerisi, yok.
Ülkenin geleceğine dönük, kalkınmasına yönelik sadece Bağımsız Türkiye Partisi'nin program ve söylemleri açık, net, somut. Ankara'ya konuşlanmış iktidarı-muhalefeti işin kolayını bulmuş: BTP'den kopya kırıntılarıyla beyanat. Ekonomi, Kıbrıs, AB, bağımsızlık vs. gibi temel konularda BTP kadrosundan duyduklarını konjonktüre göre yuvarlayan bir politik mekanizmaya dönüştü Ankara.
Programsızlığın açtığı boşluğu "ilkesiz kopyacılık"la dolduran partilerin hali tam bir keşmekeş. Kim kimden şikayetçi, iktidar kim, muhalefet kim?... Şikayet mercii neresi, icraat makamı neresi? Bir ay önceki partinin bir ay sonraki hali, ilkesi, söylemi birbirini tutmuyor.
Ankara suyunu çekti. Kış mevsimine girdik. Yağmur sağanak, kar lapa lapa... Ama musluklar tısss... Ve Türkiye 21. yüzyıla adım atmış. Ankara'da bir gün su akıyor, bir gün akmıyor. Başkent, daha su sorununu halledememiş. Yerel yöneticiler ise Ankara'nın problemlerini halletmek yerine, Türkiye'nin sorunlarını çözmek için kollarını sıvamakla meşgul. Sular biraz da bu sebepten kesik herhalde...
Ankara'nın bu tablosunu seyreden yabancılar bıyık altında gülüyor. Bir AB kucağına, bir IMF kucağına atlıyoruz. Bir de bakıyorsunuz, kendimizi ABD'nin kucağında buluyoruz. Anlaşılan politikacılarımız sayesinde Türkiye, global kucağa el bebek-gül bebek dolanıp duruyor.
AB, Kıbrıs'ta dişini gösterdi. Kıbrıs'ı istiyorlar. MHP lideri Devlet Bahçeli dahi anladı. Hatta içerideki bazı piyonları da sezer gibi oldu. Diyor ki sayın Bahçeli "Uluslararası ilişkilerde dikkate alınmayacak olanlar; başta milli çıkar ve değerler üzerine, kendi milleti ve devletiyle pazarlık yapma misyonuna soyunanlardır. Ülkemizin AB'ye üyeliğini bila kaydü şart teslimiyet derecesinde savunanlar, Kıbrıs'ı da kayıtsız ve şartsız teslim etmemizi istemektedirler. " Bahçeli, başkasının kaleme aldığı bir metni andıran bu beyanatı, keşke aynanın karşısına geçerek ve 8-9 ay öncesinde AB'ye üyelik konusunda yaptığı açıklamaları da hatırlayarak verseydi.
O zaman zannederim milli çıkar ve değerler üzerine kendi milleti ve devletiyle pazarlığa soyunanların kimler olduğunu, hangi koalisyonun ortakları olduklarını çok iyi görürdü. Aksi halde beyanatı konjonktürel olmaktan öteye geçmez.
AB, Kıbrıs'ta bizi köşeye sıkıştırıyor. Ama IMF oldukça cömert... Milyarlarca dolar gönderiyor. AB, Gümrük Birliği'nden doğan zararlarımıza mahsuben taahhüt ettiği 2 milyar Euro'yu vermiyor. Üstüne yatmış. Hatta 4. Mali Protokol çerçevesinde almamız gereken 600 milyon Euro'yu bile göndermiyor. Fakat IMF, para yağdırıyor. IMF, ABD'nin para musluğu.
1974'de ABD ambargo uygulamıştı. Kimi AB üyesi devletler sırtımızı sıvazlamıştı. Şimdi AB kucağından atıyor; ABD kucaklıyor. Biz ise hazır yiyici gibi bir o yandan, bir bu yandan uzatılan yardımlarla geçinip gidiyoruz. Bu el bebek-gül bebek yöntemi değil mi?
İsmail Cem'e bakılırsa Kıbrıs işini de ABD halledecek. Deyişine göre; Afganistan'a boş yere mi asker göndereceğiz? Bu hizmetimizin karşılığını, bizi sıkıştıran AB karşısında ABD'den elbette göreceğiz... Ankara'nın konjonktürel dış siyaseti de bu. Bu siyaset, Türkiye'ye hep kaybettirir.
Bu kayıp, bazen üç kuruş olur, bazen beş... Bazen Kıbrıs olur, bazen jeoplotik kredi. Bazen ekonomik olur, bazen siyasal... Her neyse.
Ama kendi milli duruşunu oluşturmamış, kökleştirmemiş bir Ankara, bu kabil günübirlik siyaset ve konjonktürel yalpalarla hep zararı çeken, faturayı ödeyen, çöküşü devam eden bir ülke olmaya mahkum eder Türkiye'yi. Nereye kadar mı?
BTP'nin tek başına iktidarına kadar.
Toplum bunu konuşuyor. Bu sevdayı konuşuyor.
İşin hayırlı tarafı "milli duruş"u sindirme ve hazmetme zorluğu çekenler bile bu gerçeği itiraf etmekten kendilerini alamıyor.
Gerisi, yok.
Ülkenin geleceğine dönük, kalkınmasına yönelik sadece Bağımsız Türkiye Partisi'nin program ve söylemleri açık, net, somut. Ankara'ya konuşlanmış iktidarı-muhalefeti işin kolayını bulmuş: BTP'den kopya kırıntılarıyla beyanat. Ekonomi, Kıbrıs, AB, bağımsızlık vs. gibi temel konularda BTP kadrosundan duyduklarını konjonktüre göre yuvarlayan bir politik mekanizmaya dönüştü Ankara.
Programsızlığın açtığı boşluğu "ilkesiz kopyacılık"la dolduran partilerin hali tam bir keşmekeş. Kim kimden şikayetçi, iktidar kim, muhalefet kim?... Şikayet mercii neresi, icraat makamı neresi? Bir ay önceki partinin bir ay sonraki hali, ilkesi, söylemi birbirini tutmuyor.
Ankara suyunu çekti. Kış mevsimine girdik. Yağmur sağanak, kar lapa lapa... Ama musluklar tısss... Ve Türkiye 21. yüzyıla adım atmış. Ankara'da bir gün su akıyor, bir gün akmıyor. Başkent, daha su sorununu halledememiş. Yerel yöneticiler ise Ankara'nın problemlerini halletmek yerine, Türkiye'nin sorunlarını çözmek için kollarını sıvamakla meşgul. Sular biraz da bu sebepten kesik herhalde...
Ankara'nın bu tablosunu seyreden yabancılar bıyık altında gülüyor. Bir AB kucağına, bir IMF kucağına atlıyoruz. Bir de bakıyorsunuz, kendimizi ABD'nin kucağında buluyoruz. Anlaşılan politikacılarımız sayesinde Türkiye, global kucağa el bebek-gül bebek dolanıp duruyor.
AB, Kıbrıs'ta dişini gösterdi. Kıbrıs'ı istiyorlar. MHP lideri Devlet Bahçeli dahi anladı. Hatta içerideki bazı piyonları da sezer gibi oldu. Diyor ki sayın Bahçeli "Uluslararası ilişkilerde dikkate alınmayacak olanlar; başta milli çıkar ve değerler üzerine, kendi milleti ve devletiyle pazarlık yapma misyonuna soyunanlardır. Ülkemizin AB'ye üyeliğini bila kaydü şart teslimiyet derecesinde savunanlar, Kıbrıs'ı da kayıtsız ve şartsız teslim etmemizi istemektedirler. " Bahçeli, başkasının kaleme aldığı bir metni andıran bu beyanatı, keşke aynanın karşısına geçerek ve 8-9 ay öncesinde AB'ye üyelik konusunda yaptığı açıklamaları da hatırlayarak verseydi.
O zaman zannederim milli çıkar ve değerler üzerine kendi milleti ve devletiyle pazarlığa soyunanların kimler olduğunu, hangi koalisyonun ortakları olduklarını çok iyi görürdü. Aksi halde beyanatı konjonktürel olmaktan öteye geçmez.
AB, Kıbrıs'ta bizi köşeye sıkıştırıyor. Ama IMF oldukça cömert... Milyarlarca dolar gönderiyor. AB, Gümrük Birliği'nden doğan zararlarımıza mahsuben taahhüt ettiği 2 milyar Euro'yu vermiyor. Üstüne yatmış. Hatta 4. Mali Protokol çerçevesinde almamız gereken 600 milyon Euro'yu bile göndermiyor. Fakat IMF, para yağdırıyor. IMF, ABD'nin para musluğu.
1974'de ABD ambargo uygulamıştı. Kimi AB üyesi devletler sırtımızı sıvazlamıştı. Şimdi AB kucağından atıyor; ABD kucaklıyor. Biz ise hazır yiyici gibi bir o yandan, bir bu yandan uzatılan yardımlarla geçinip gidiyoruz. Bu el bebek-gül bebek yöntemi değil mi?
İsmail Cem'e bakılırsa Kıbrıs işini de ABD halledecek. Deyişine göre; Afganistan'a boş yere mi asker göndereceğiz? Bu hizmetimizin karşılığını, bizi sıkıştıran AB karşısında ABD'den elbette göreceğiz... Ankara'nın konjonktürel dış siyaseti de bu. Bu siyaset, Türkiye'ye hep kaybettirir.
Bu kayıp, bazen üç kuruş olur, bazen beş... Bazen Kıbrıs olur, bazen jeoplotik kredi. Bazen ekonomik olur, bazen siyasal... Her neyse.
Ama kendi milli duruşunu oluşturmamış, kökleştirmemiş bir Ankara, bu kabil günübirlik siyaset ve konjonktürel yalpalarla hep zararı çeken, faturayı ödeyen, çöküşü devam eden bir ülke olmaya mahkum eder Türkiye'yi. Nereye kadar mı?
BTP'nin tek başına iktidarına kadar.
Toplum bunu konuşuyor. Bu sevdayı konuşuyor.
İşin hayırlı tarafı "milli duruş"u sindirme ve hazmetme zorluğu çekenler bile bu gerçeği itiraf etmekten kendilerini alamıyor.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019






























































































