Türkiye Cumhuriyeti Devletimiz, TÜİK aracılığıyla oluşturduğu ve halkın büyük bir kısmının sepete neden dahil edildiğini tam olarak anlayamadığı ürünler üzerinden enflasyonu ölçüyor.
Bu ölçüm, aylık fiyat artış ve azalışlarını baz alıyor, ortaya çıkan veriler belirli katsayılarla birleştirilerek kamuoyuna sunuluyor. Ardından maaş zamları, sosyal yardımlar ve devlet politikaları bu verilerle şekilleniyor.
Bu sistemde enflasyon, vatandaşın günlük yaşamında doğrudan hissettiği pahalılıktan çok, matematiksel bir hesaplamanın sonucu haline geliyor.
Bu nedenle kurum, halk arasında ironik bir dille "Türk insanını üzmeme kurumu" olarak da anılıyor.
Ancak gelinen noktada bu veriler toplum tarafından giderek daha az ciddiye alınıyor.
Kağıt üzerindeki oranlarla pazarda, markette ve tezgahta karşılaşılan fiyatlar arasındaki fark büyüyor. Açıklanan %58'lik enflasyon ile mutfakta hissedilen pahalılık arasındaki uçurum, rakamların inandırıcılığını zayıflatıyor.
Her ay açıklanan oranlar yıl sonunda birikerek o yılın enflasyonu haline geliyor ve maaşlara yapılan zamların temel dayanağı oluyor.
Somut bir örnek üzerinden durumu açıklamak gerekirse, 2024 başında fiyatı 100 TL olan bir ayakkabı, yıl sonunda %58'lik enflasyonla 158 TL'ye yükseldi.
2025 yılında ise %34'lük yeni bir artış devreye girdi, 158 TL'nin %34'ü yaklaşık 53 TL ediyor ve ayakkabı 213 TL'ye ulaşıyor.
Fiyatlar her yıl bir önceki yılın zamlı hali üzerinden artarken, gelirler aynı hızda yükselmiyor.
Gelir tarafına bakıldığında tablo daha çarpıcı.
2024'te asgari ücret 17.002 TL'den 22.104 TL'ye çıkarak %48 artış aldı.
Başlangıçta 100 TL olan bir gelir 148 TL'ye yükseldi. 2025'te ise artış %27 ile sınırlı kaldı, 148 TL'nin %27'si yaklaşık 39 TL ediyor ve toplam gelir 187 TL'ye ulaşıyor.
Bu durumda fiyatı 213 TL'ye yükselen ürün için vatandaşın elinde yalnızca 187 TL var.
Ortaya çıkan 27 TL'lik fark, alım gücündeki erimeyi ve fiilen yaşanan fakirleşmeyi gösteriyor.
İşte bileşik enflasyonun özü bu.
Fiyatlar her yıl bir öncekinin zamlı değeri üzerinden artarken, gelirler daha düşük oranlarla yükseliyor.
Kağıt üzerinde düşen enflasyon, vatandaş için alım gücünün erimesi ve fakirleşme anlamına geliyor. İki yılda ortaya çıkan bu 27 TL fark, yaklaşık %27'lik gerçek bir kaybı ifade ediyor. Bu durum, sadece istatistiksel bir hesaplama değil, orta direğin giderek zayıfladığını, yoksulluk sınırında yaşayanların sayısının arttığını ve ekonomik güvensizliğin toplumun geneline yayıldığını gösteriyor.
Buna rağmen yıllardır tutturulamayan enflasyon tahminlerinin üzerine, düşüş var söylemiyle adeta bir başarı hikayesi yazılmak isteniyor.
Oysa ortada yalnızca artış hızının yavaşlaması var, fiyatlar düşmüyor, hayat pahalı, alım gücü düşüyor. İnsanlar rakamlara değil, cebindeki parayla pazardan ne alabildiğine bakıyor.
Halkın refahı, mutluluğu ve huzuru için göreve gelenler ne yazık ki asıl görevlerini yerine getirememekte. Görev, yalnızca istatistiksel enflasyonu düşürmek ya da kağıt üzerinde refahı göstermek değil, gerçek alım gücünü dikkate alarak tedbirler almak olmalı. Ancak yıllardır sürdürülen politikalar bu temel sorumluluğu yerine getiremiyor, halkın günlük yaşamındaki sıkıntılar ve yoksullaşma derinleşiyor.
Bileşik enflasyon yalnızca ekonomik bir kavram değil, toplumsal bir olgu olarak da karşımıza çıkıyor.
Her yıl artan fiyatlar ve yeterince yükselmeyen gelirler, orta sınıfın erimesine, geçim sıkıntısının yaygınlaşmasına ve sosyal huzursuzluğun artmasına neden oluyor.
İnsanlar, açıklanan rakamlardaki düşüşle kandırılmak yerine, mutfaktaki, pazardaki ve faturalarındaki gerçeklerle yüzleşiyor.
Alım gücünün erimesi, sadece ekonomik bir kayıp değil, aynı zamanda moral ve psikolojik bir yorgunluk yaratıyor.
2024 ve 2025 örnekleri, bu sistemin çarpıcı bir göstergesi.
Kağıt üzerinde enflasyon düşmüş olsa da, vatandaş daha fakirleşmiş, alım gücü azalmış ve yoksullaşma derinleşmiş durumda.
Bileşik enflasyon, rakamların ötesinde yaşam standartlarına, toplumun huzuruna ve orta direğin geleceğine doğrudan etki ediyor.
Kağıt üzerinde övünülecek bir başarı olarak sunulan bu tabloda gerçek hayatın öyküsü farklı.
Her yıl fiyatlar artıyor, maaşlar geride kalıyor ve yoksulluk giderek derinleşiyor.
Bileşik enflasyon, yalnızca rakamlarda değil, yaşam standartlarında da bir erimeye işaret ediyor, alım gücünün azalması, orta direğin zayıflaması ve toplumun geniş kesimlerinde huzursuzluğun artması ile kendini hissettiriyor.
Bu tablo, gelecekte daha büyük toplumsal ve ekonomik riskleri de beraberinde getirmektedir.
- Metrobüsten tramvaya dönüş / 17.01.2026
- Yüzde 10 / 16.01.2026
- Gebze’de Geleceği Savunmak / 15.01.2026
- Yenilenebilir enerji / 13.01.2026
- Vergi affı / 12.01.2026
- Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz / 11.01.2026
- Senyoraj hakkı / 10.01.2026
- Emekliye reva görülen / 09.01.2026
- İş yaşamında Peter İlkesi / 08.01.2026






















































































