logo
23 HAZİRAN 2026

Bir yemek ve konuşulanlar

17.06.2005 00:00:00
Ucu açık, bir hayalden öteye geçmeyen, hatta İngiltere'nin önde gelen gazetelerinden olan The Observer gazetesine göre, "katılma şansımızın sıfıra yakın" olduğu AB sürecinde hala ısrar etmekte devam ediyoruz.AB'li yetkililer, siyasilerimizden aldıkları cesaretle her türlü iç meselemize müdahale etmekten geri durmuyorlar, olur olmaz her şeyi talep ediyorlar.Yetkililerimiz ise sadece boyun büküyor, hakkımızda hayırlı olmayan bu taleplere gereken cevapları vermiyor, olması gereken duruşu sergileyemiyor.Hal böyle olunca, Sayın Unakıtan'ın benzetmesiyle, hazır ortada mama bulanlar gagalama konusunda daha da cesaretleniyorlar. Taleplerin ardı arkası böylece kesilmiyor ve kesilmeyecek.Bu son gagalama faaliyeti hafta başında Başbakanlık konutunda yapılan AB büyükelçileri yemeğinde yaşandı.Talepler ve memnuniyetsizler arka arkaya sıralandı.Güneydoğu, PKK, Patrikhane, Ermeni meselesi, reformlar ve türban gibi konular yemek masasına yatırıldı.Büyükelçiler, Güneydoğunun büyük askeri operasyonların sahnesi olduğunu belirterek "Kötü günler geri geldi gibi gözüküyor. Bölge halkı, geleceğe ilişkin umudunu kaybediyor" ifadesini kullandılar ve "Askeri seçenek, düzenin yeniden kurulması için vazgeçilmez ancak nihai çözüm olamaz" diye konuştular.Bu ifade oldukça tanıdık.Hatırlarsanız geçen haftalarda ABD Genelkurmay Başkan yardımcısı Orgeneral Peter Pace, PKK'lı teröristleri kastederek, Teröristleri öldürmenin tek başına çözüm olmadığını iddia etmişti.Sırf bu olay bile AB ve ABD'nin Türkiye ile ilgili konularda ortak bir tavra ve söyleme sahip olduğunun göstergesidir.Esasen büyükelçilerin bu ifadesine karşılık Sayın Başbakanımızın şöyle demesi gerekiyordu: "Bizim askeri operasyonlarımız orada masum bulunan Güneydoğu insanımıza yönelik değil, dışarıdan destekli ve on binlerce şehidimize mal olan PKK terörünü bitirme, ülkenin bölünmesini engelleme hedeflidir. Bu manada askerimiz bir taraftan halka sahip çıkıp, eğitiminden sağlığına, güvenliğinden erzakına kadar her türlü yardımı yaparken, diğer taraftan o bölgenin huzurunu kaçıran teröristleri ayıklamaktadır. Biz AB ülkelerinden PKK'ya verdiği parasal desteği kesmesini talep ediyoruz. Bundan sonra hiçbir AB lideri Güneydoğu bölgesine gidemeyecek. Çünkü AB parlamentosu Başkanı Joseph Borrel örneğinde olduğu gibi kullnılan ifadelerde "Kürdistan" vurgusu yapılarak etnik ayırımcılığı teşvik etmektedirler bu da bizim üniter yapımızı tehdit etmektedir. AB üyesi ülkeler nasıl ETA, İRA gibi örgütlerle mücadeleyi kendilerine hak olarak görüyorlarsa, müsaade edin de ülkemizi bölmeye çalışan teröristlerle mücadele etme de hakkımız olsun, bu konuda ne yapacağımıza biz karar verelim..."Bunlar benim aklıma gelenler siz devamını ilave edin. Güneydoğu konusunda, bunlar denmesi gerekirken, bu konuda hiçbir yorum yapmamak, tepki ortaya koymamak oldukça manidar.Patrikhane konusunda da benzer bir tabloyla karşılaştık. Büyükelçiler, "Türkiye, Fener Rum Patrikhanesi'nin ekümenikliğine karşı çıkmak yerine bunu avantaja döndürebilir" talimatında bulundular.Burada da şu denilebilirdi: "Patrikhane'nin ekümenikliğini kabul etmek, bileğimizin hakkıyla elde ettiğimiz Lozan'ın delinmesidir. Patrikhane'nin ekümenik olma durumunda neler yapabileceğini, Cumhuriyet öncesi yaptıkları göstermektedir. Zaten bu sebeple Mustafa Kemal Atatürk "Patrikhane fesat ocağı" demiştir. Patrikhane'nin statüsü Fatih kaymakamlığına bağlı, Rum azınlığın dini ihtiyaçlarını karşılayan ve siyasete asla bulaşmayan bir dini müessese olarak belirlenmiştir. Bu asla değişemez. Biz ekümenikliği kabul edersek, arkasından mutlaka başka tavizler de istenecektir ve bu durum ülkemizin üniter yapısını tehdit etmektedir. AB ülkelerinden bir daha bu konuda teklif istemiyoruz, bu bizim kırmızı çizgimizdir".Yemekte, Patrikhane konusunda bir diğer dikkat çeken mevzu, önce ifade ve din özgürlüğünden bahsedildi, hemen arkasından da ekümenikliği tanıma talebi geldi. Böylece İfade ve din özgürlüğünden Türkiye'deki Müslüman vatandaşların özgürlüğü değil, patrikhanenin ve azınlıkların özgürlüğü kastedildiği açık.Konu türban olunca, büyükelçiler, Patrikhane ve misyonerler için ortaya koydukları tavrın aksine, sadece  "çok suni bir gündem", "bizi bağlamaz" deyip geçiştirdiler.Burada yanlış olan, Leyla Şahin olayıyla başörtüsü konusunda tavrını ortaya net koyan AB yetkililerine yine Türkiye'deki başörtüsü yasağını şikayet etme hadisesiydi.Bu yemekte konuşulanlarla ilgili daha birçok değerlendirme yapılabilir. Genel olarak bir değerlendirme yapmak gerekirse, bahsedilen mevzuların hemen hemen hepsi kırmızı çizgilerimiz ve tamamen içişlerimizi ilgilendiriyor. Batılı yetkililere ve yorumculara göre girme ihtimalimizin olmadığı bir AB'nin içişlerimize bu denli karışmasına niçin müdahale ediyoruz? Peki, mümkün değil ama üye olmamız kesin dahi olsa, içişlerimize müdahale etmelerine müsaade etmek ne kadar doğru?Terörle mücadele etmezsek, kaynağını kurutmazsak sonucu daha da vahim olacak. Ekümenikliği kabul, Cumhuriyetimizin temeli olan Lozan'ı reddetme anlamına geliyor. Reform adı altında milli değerlerimizden açı yapmak birliğimizi zedeliyor, dolayısıyla, milli ve manevi değerlerimizi korumadan, ulusal çıkarlarımıza göre hareket etmeden Türkiye'nin varlığından söz etmekten mümkün olabilir mi?Artık tavizkar ve dış kaynaklı politikalardan kurtulmalı, aynen Mustafa Kemal Atatürk'ün yaptığı gibi milli politikalara geçmeliyiz, onurlu bir duruş sergilemeliyiz.Ülkemizde milli projeler ve çözümler ortaya koyan, onurlu bir duruşu bize kazandıracak Prof. Dr. Haydar Baş gibi örnekler var. Kıymetini bilmeliyiz.
 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.