Orta Doğu, tarihin en karmaşık ve dinamik diplomatik hareketliliklerinden birine sahne olurken, eş zamanlı olarak sahada sömürgeci ve yayılmacı politikaların hız kesmeden sürdüğüne tanıklık ediyor.
ABD ile İran arasında Pakistan'ın arabuluculuğunda yürütülen müzakereler sonucunda Hürmüz Boğazı'nın trafiğe açılmasını ve çatışmaları sonlandırmayı hedefleyen bir mutabakat zaptı gündeme gelse de, bölgedeki kalıcı barış umutları yapısal bir engelle karşı karşıya kalıyor: İsrail'in saldırgan ve yayılmacı tutumu.
Tarihsel süreç ve güncel gelişmeler, masada atılan imzaların ya da varılan mutabakatların, Tel Aviv yönetiminin ideolojik ve teolojik sınır genişletme hedeflerini durdurmaya yetmediğini defalarca kanıtlamıştır.
İsrail hükümetindeki aşırı sağcı aktörlerin son çıkışları, Batı Şeria'daki hukuki gasplar ve Gazze'deki süregelen katliam ve işgal, diplomatik çabaların kalıcı bir barıştan ziyade sadece geçici birer nefes alma koridoru yaratabileceğini net bir şekilde gözler önüne sermektedir.
İsrail'in Litani'den El-Halil'e ilhak söylemleri
İsrail'in mevcut yönetimi, diplomatik taahhütleri ve uluslararası hukuku birer bağlayıcı kural değil, aşılması gereken geçici pürüzler olarak gördüğünü açıkça ilan etmektedir.
Bunun en somut örneği, yürürlükteki ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyine yönelik askeri operasyonları sürdüren İsrail ordusunun, siyasi irade tarafından daha da radikal adımlara teşvik edilmesidir.
İsrail'in aşırı sağcı Miras Bakanı Amichai Eliyahu'nun, "Lübnan'daki Litani Nehri'ne ulaşmalı ve oradaki her şeyi yerle bir etmeliyiz" şeklindeki çıkışı, devlet mekanizmasının arka planındaki gerçek niyetleri ifşa etmektedir.
"Oyunun kuralları kalmadı" ifadesiyle somutlaşan bu yaklaşım, sadece savunma refleksiyle açıklanamayacak, tamamen yerle bir etmeye ve işgale dayalı bir vizyonun dışavurumudur.
Benzer bir genişlemeci refleks, işgal altındaki Batı Şeria topraklarında da koordineli bir şekilde yürütülmektedir.
Aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in, 1997 tarihli "El-Halil Anlaşması'nı" tek taraflı olarak feshettiklerine dair açıklaması her ne kadar Dışişleri Bakanlığı tarafından diplomatik bir kriz yönetim hamlesiyle yalanlansa da, sahadaki gerçeklik Smotrich'i doğrular niteliktedir.
Güvenlik kabinesinin Batı Şeria ve El-Halil'deki statükoyu tamamen Yahudi yerleşimciler lehine değiştiren kararları, tek taraflı "arazi kayıt süreçleri" ve Filistin mülkiyet haklarının gasp edilmesi, uluslararası hukukun açık bir ihlalidir.
1967 sınırlarına göre işgalci güç statüsünde olan İsrail, hem Lübnan sınırında hem de Batı Şeria'da nüfus nakli ve idari yapılandırma yoluyla ilhak politikasını kurumsallaştırmaktadır.
Washington-Tel Aviv hattı ve Abraham Anlaşmaları: Hamiliğin itirafı
Orta Doğu'daki bu sistematik yıkım ve işgal politikasının arkasındaki en büyük lojistik, askeri ve siyasi kalkan kuşkusuz Amerika Birleşik Devletleri'dir.
ABD Başkanı Trump'ın, İran ile varılan son mutabakata ve Abraham Anlaşmaları'nın genişleme potansiyeline dair yaptığı açıklamalar, bu ilişkinin asimetrik doğasını ve Washington'un Tel Aviv üzerindeki mutlak hamiliğini tescil etmektedir.
Trump'ın kameralar karşısında dile getirdiği, "Eğer ben olmasaydım, çok uzun zaman önce İsrail diye bir yer kalmazdı" şeklindeki sert ve iddialı sözler, aslında diplomatik bir kibirden öte, tarihsel bir itiraf niteliği taşımaktadır.
Trump'ın, "Benden başka hiçbir ABD başkanı, benim İsrail için yaptıklarımı yapmaya ve bu adımları atmaya cesaret edemedi" ifadeleri, İsrail'in Gazze'de, Batı Şeria'da ve Lübnan'da yürüttüğü kanlı eylemlerin, sivil katliamların ve toprak gasplarının arkasındaki nihai güvence kaynağının neresi olduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde teyit etmektedir.
Washington yönetimi, bir yandan bölge ülkeleriyle normalleşme (Abraham Anlaşmaları) turları düzenleyip bölgesel entegrasyon maskesi takarken, diğer yandan İsrail'in militarist stratejilerine sınırsız bir kredi tanımaktadır.
Bu çift standartlı yaklaşım, bölgedeki aktörlerin, özellikle de İsrail-ABD ikilisinin müzakere masasında sergilediği tutumlara karşı haklı bir güvensizlik geliştirmesine yol açmaktadır.
Anlaşmalar imzalanırken dahi saldırıların sürmesi, diplomasiyi bir barış aracı değil, askeri hedeflere ulaşmak için bir zaman kazanma stratejisi haline getirmektedir.
Sahadaki acı gerçekler, BM raporları ve "Sarı Hat" tehlikesi
Diplomatik müzakerelerin ve jeopolitik itirafların ötesinde, sahadaki sivil trajedinin boyutları uluslararası kurumların raporlarıyla da sabitlenmiştir.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric'in, BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine dayanarak yaptığı açıklamalar, İsrail'in işgal pratiğinin insanlık dışı boyutlarını gözler önüne sermektedir.
Gazze Şeridi içinde İsrail güçleri tarafından ihdas edilen ve sürekli batıya doğru genişletilen "sözde sarı hat", sivil yaşamı tamamen felç eden, insanları sistematik olarak yerinden eden yeni bir apartheid (ırk ayrımcılığı) duvarı işlevi görmektedir.
BM raporlarına göre, Filistinliler sadece bu yapay ve keyfi olarak belirlenmiş "sarı hatta" yaklaştıkları gerekçesiyle hedef gözetilerek öldürülmektedir.
Cenevre Sözleşmesi ve uluslararası insancıl hukuk hiçe sayılarak, sığınmacıların kaldığı BM okullarının avlularına hava saldırıları düzenlenmekte, insani yardımların ve inşaat malzemelerinin girişi Kerem Abu Salem Sınır Kapısı gibi dar boğazlara sıkıştırılarak kitlesel bir cezalandırma yöntemi uygulanmaktadır.
İsrail'in kurulduğundan bu yana var olan bu işgalci devlet aklı ve yayılmacı ideolojisi varlığını koruduğu, ABD'nin bu kanlı eylemlere yönelik sınırsız askeri ve siyasi kalkanı devam ettiği müddetçe, bölgede imzalanan hiçbir mutabakat zaptı veya normalleşme hamlesi kalıcı bir barış getirmeyecektir.
Küresel ve bölgesel güçlerin –İran, Hizbullah ve Husiler hariç- bu asimetrik işgal politikasını kökten durduracak somut adımlar atmaması, Orta Doğu'yu bitmeyen bir istikrarsızlık girdabına mahkum etmeye devam edecektir.
- Kaostan beslenen düzen ve Moskova’da patlayan İHA’lar / 21.06.2026
- İslamabad Anlaşması ve İran'ın büyük zaferi / 20.06.2026
- Raflara ceza, üreticiye baskı / 19.06.2026
- İsrail’in bitmeyen yayılmacılık stratejisi / 18.06.2026
- Bütçe açıkları, faiz sarmalı ve kanıksanan yoksulluk / 17.06.2026
- Ortadoğu’da savaşa ‘reklam arası’ mı, yeni bir dönem mi? / 16.06.2026
- Gerçek enflasyonun altında ezilen emekli ve işçi / 15.06.2026
- Büyük zafer hayali kuran Trump, İran duvarına tosladı / 14.06.2026
- Doğu Akdeniz’de tehlikeli adım: Kıbrıs’ta eski hesaplar, yeni ittifaklar / 13.06.2026


























































