Ortadoğu, 28 Şubat'ta başlayan ve bölgeyi topyekûn bir felaketin eşiğine getiren "Epic Fury" kanlı operasyonunun ardından tarihi bir yol ayrımında.
ABD Başkanı Trump'ın "Anlaşma tamamlandı" sözleriyle duyurduğu ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in arabuluculuğuyla olgunlaşan 14 maddelik ABD-İran mutabakat metni, silahların şimdilik susmasını hedefliyor.
Ancak sahada akan kan ve taraflardan yükselen intikam çığlıkları, bu hamlenin kalıcı bir barıştan ziyade, tarafların cephane tazelediği kanlı bir "reklam arası" olup olmadığını sorgulatıyor.
Eğer basın kronolojisine yansıyan bu anlaşma 19 Haziran'da İsviçre'de resmiyete dökülecekse, bu durum Washington'un ilan ettiği savaş hedeflerindeki başarısızlığın net bir tescili olacak.
Washington'un stratejik çöküşü ve Tahran'ın siyasi zaferi
Savaşın başında Washington yönetimi; İran rejimini dizayn etmek, balistik füze programını budamak ve bölgedeki vekil ağlarını tamamen tasfiye etmek gibi oldukça iddialı hedeflerle yola çıkmıştı.
Ancak gelinen noktada ortaya çıkan 14 maddelik taslak metin, ABD'nin sahada kaybettiklerinin kazandıklarından katbekat fazla olduğunu gösteriyor.
Yenilmezlik vurgusuyla Körfez'e gönderilen ve adeta birer "yüzen kale" olarak pazarlanan Amerikan uçak gemileri, önce savaşmak istemeyen askerlerin isyanıyla sarsıldı, ardından aldığı ağır hasarlar nedeniyle bölgeden çekilmek zorunda kaldı.
İran füzelerinin milyarlarca dolarlık radar sistemlerini imha etmesi ve Körfez'deki altyapıyı vurması, ABD'nin müttefiklerine sunduğu "güvenlik şemsiyesi" imajını yerle bir etti. Üstelik bu savaş, NATO ve Avrupa'ya danışılmadan başlatıldığı için Batı ittifakında da derin çatlaklara yol açtı.
Taslak metne bakıldığında, İran'ın füze programı ve "direniş cephesine" verdiği desteğin müzakerelerden tamamen muaf tutulması, dondurulan 24 milyar dolarlık fonun serbest bırakılması ve ABD'nin bölgeyi yeniden inşa etmek için 300 milyar dolarlık planlar sunmayı taahhüt etmesi, İsrail basınında da itiraf edildiği üzere Tahran'ın muazzam bir siyasi zaferidir.
İran, Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney dahil çok ağır insani ve askeri kayıplar vermiş, Minab'da bir ilkokulun vurulmasıyla 165 sivilini kaybetmiş olsa da, siyasi sistemini korumayı ve Washington'a geri adım attırmayı başarmıştır.
İsrail'in "Sömürge değiliz" isyanı
Yaşanan diplomasi trafiği, Tel Aviv'de çok ciddi bir infiale ve güvenlik zafiyeti korkusuna yol açmıştır. İsrail basını ve analistleri, "Başarısızlık çok büyük, çöküş gerçek" diyerek Netanyahu yönetimini sertçe eleştirirken, hükümetin aşırı sağcı kanadı kelimenin tam anlamıyla isyan bayrağını çekmiştir.
Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, "İsrail ABD'nin sömürgesi değil, bağımsız bir devlettir" diyerek bu anlaşmanın kendilerini bağlamayacağını ilan etmiştir. Benzer şekilde Savunma Bakanı Israel Katz ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Lübnan'da işgal edilen topraklardan çekilmeyeceklerini ve İran'da rejimi devirene kadar yaratıcı yollarla savaşmaya devam edeceklerini vurgulamışlardır.
İsrail Başbakanı Netanyahu, Trump'a Hizbullah'a karşı hareket özgürlüklerinin kısıtlanmasını asla kabul etmeyeceğini net bir dille iletmiştir.
Bu durum, ABD-İran arasında bir uzlaşı sağlansa bile, İsrail'in bölgede gerilimi tırmandırmaya devam edeceğinin en açık kanıtıdır.
Sahada dinmeyen öfke: "Sıfır saati" ve patlamaya hazır barut fıçısı
Anlaşma metninde "Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonların derhal sonlandırılması" maddesi yer alsa da, sahadaki gerçekler bu diplomatik temenniyi yalanlamaktadır.
İsrail ordusu, 17 Nisan'da yürürlüğe giren ve 17 Mayıs'ta uzatılan ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki Kefertebnit, Yukarı Nebatiye ve Hiyam beldelerine yönelik hava, topçu ve bombalı araç saldırılarını kesintisiz sürdürmektedir.
Trump'ın, Netanyahu'nun Beyrut saldırılarına sinirlenerek "Bibi neden böyle kahrolası bir saldırı düzenlemek zorunda kaldı ki? Hiçbir muhakeme yeteneği yok" diyerek sitem etmesi ve anlaşmanın 2-3 saat geciktiğini itiraf etmesi, ABD'nin kendi müttefiki üzerindeki kontrolünü yitirdiğini göstermektedir.
İsrail'in durdurulamayan bu saldırganlığı karşısında Tahran'ın sabrı tükenmiş durumdadır. İran ordusunun "Parmağımız tetikte" çıkışının ardından, yeni lider Mücteba Hamaney'in Başdanışmanı Ali Ekber Velayeti'nin "Beyrut'taki hesap hatası sabrı taşırdı, emir verildi. Sıfır saati geldi, füze rampaları hazırlanıyor" açıklaması, bölgenin her an yeni bir ateş çemberine dönebileceğini göstermektedir.
Üstelik Hürmüz ve Babu'l Mendeb boğazlarının kapatılması tehdidi, savaşın sadece bölgesel değil, küresel bir ekonomik krize evrilme potansiyelini barındırmaktadır.
19 Haziran'da İsviçre'de atılması planlanan imzalar, Ortadoğu'ya kalıcı bir bahar getirmekten çok uzaktır. Washington'un askeri başarısızlığını örtbas etmeye çalıştığı, İran'ın stratejik mevzi kazandığı, İsrail'in ise tamamen devre dışı bırakılma korkusuyla tek taraflı agresif eylemlerine hız verdiği bu konjonktür, barıştan ziyade çok daha büyük bir fırtınanın öncesindeki aldatıcı sessizliğe benzemektedir.
- Cenevre’de tehditlerin gölgesinde 60 günlük yol haritası / 23.06.2026
- Dijital mutabakatın gölgesinde yeni hamle hazırlıkları / 22.06.2026
- Kaostan beslenen düzen ve Moskova’da patlayan İHA’lar / 21.06.2026
- İslamabad Anlaşması ve İran'ın büyük zaferi / 20.06.2026
- Raflara ceza, üreticiye baskı / 19.06.2026
- İsrail’in bitmeyen yayılmacılık stratejisi / 18.06.2026
- Bütçe açıkları, faiz sarmalı ve kanıksanan yoksulluk / 17.06.2026
- Ortadoğu’da savaşa ‘reklam arası’ mı, yeni bir dönem mi? / 16.06.2026
- Gerçek enflasyonun altında ezilen emekli ve işçi / 15.06.2026

























































