Dünyadaki gelir dağılımı 20 yıl öncesine göre çok daha bozulmuştur. Gelir dağılımının bozulması, beraberinde yoksulluğu ve işsizliği getirmiştir. Bu durum üreticiler için de büyük sorunlar doğurmuştur. Mesela, üreticiler için en büyük sorun, eksik tüketim ve bunun sonucu meydana gelen talep kısılması olmuştur. Başka bir deyişle, işsizlikle yoksulluk atbaşı yürümüşlerdir.
Ülkemizde de durum farklı değildir. DİE'nin araştırmaları bunu ortaya koyuyor. Söz konusu araştırmalara göre Türkiye'nin durumu şöyle:
Hane halklarının yüzde 11'i oldukça yoksul, bunu izleyen yüzde 20 alt düzey yoksul, yüzde 12 ise üst düzey yoksul sınıfındadır.
Halkımızın yüzde 15'i açlık sınırının altında ama bizde açlıktan ölen insanların olduğunu söylemek zor. Bizim açlık sınırının altındaki insanlarımız, sosyal ve aile yapımız nedeniyle karşılıklı yardımlaşmayla, güç şartlarda olsa bile yaşayabiliyor, açlıktan ölmüyorlar. Halbuki başka ülkelerde insanlar sokaklarda, tarlalarda açlıktan ölüyorlar. Ekmek ve su bulamadığı için bir deri bir kemik kalan insanlar var. Zaman zaman bu manzaralar ekranlara yansıyor.
Dünyanın içine düştüğü bu durum bir anlayışın eseridir. Daha doğrusu kapitalist düşüncenin bir sonucudur. Zira kapitalist düşünceye göre, zengin olmak için başkalarını yoksullaştırmak şarttır. Bu düşünce Adam Smith'e kadar uzanır. Adam Smith der ki: "Tek kişinin zenginleşmesi 500 yoksul doğurur." Aslında bu söz, zenginleşmek için sömürmenin esas olduğunu ifade etmektedir. Nitekim, öyle de olmuştur. Kapitalistler dünyayı sömürdüler. Kapitalizmin tarihini yazan Sombart şöyle der: "Zengin olduk, zira insanlar bizim için öldü, kıtalar bizim için ıssızlaştı." Kapitalistler, sömürülecek birşey kalmayınca, ne yapacağız, sorusunu kendilerine sormadılar. Bunu hiç düşünmediler, düşünmüyorlar. Yine gözleri yoksullaştırdıkları insanların ellerinde.
Bu anlayış ve bu sistem devam ederse, dünya ekonomisi daha büyük bir kaosa girecektir. Kaosa girmemek için yoksulları tüketici konuma yükseltmek gerekmektedir. BTP Genel Başkanı Prof.Dr. Haydar Baş'ın deyimiyle, "Tükitici sınıfı güçlendirmek, tüketicilik görevini yapacak düzeye getirmek gerekmektedir." Aksi halde talep kısılmasına ve üretimin artırılmasına çare bulmak mümkün değildir.
Peki, üretici firmalar ve üretici firmaların yol gösterici ekonomistleri, böyle mi yapmaya çalışıyorlar? Hani nerede? Keşke bunu yapsalar. Onların yapmak istedikleri şu: Gelir pramidinin en altındaki yoksul kesimi de müşteri yapmak. Bunun peşinde koşuyorlar, bu konuda araştırmalar yapıyorlar.
Michigan Üniversitesi'nin Hintli öğretim üyesi C.K Prahalad'ın anlattığına göre, Batılı büyük bir firma Hintlilerin şampuan kullanmayı arzu ettikleri halde, pahalı olduğu için bu ürünü tükedemediklerini tespit etmiş. Bunun üzerine tek kullanımlık düşük maliyetli şampuanlar üretmiş. Bu şampunların kapış kapış gittiklerini gören Batılı firma, şimdi Hindistan'da çok daha düşük maliyetli bir tesis kurmuş. Batılı bu firma, yaptığını büyük bir marifetmiş gibi anlatıyor, diğer üreticilerin de aynı yolu denemelerini salık veriyor.
Görüldüğü gibi amaç, yine yoksulu sömürmektir. İşte bu anlayış değişmedikçe yoksul insanların yoksulluğu daha da artacaktır. Bir kere şu gerçeği ürteciler de kabul etmelidir. Bu dünyada ya birlikte var olacağız, ya da birlikte yok olacağız. Başka bir deyişle, Adam Smith'in dediği gibi , "zenginleşmek için başkalarını yoksullaştırmak şart değildir." Tam tersine daha zok zenginleşmek istiyorsak, başkalarını da zenginleştirmemiz gerekir.
Ülkemizde de durum farklı değildir. DİE'nin araştırmaları bunu ortaya koyuyor. Söz konusu araştırmalara göre Türkiye'nin durumu şöyle:
Hane halklarının yüzde 11'i oldukça yoksul, bunu izleyen yüzde 20 alt düzey yoksul, yüzde 12 ise üst düzey yoksul sınıfındadır.
Halkımızın yüzde 15'i açlık sınırının altında ama bizde açlıktan ölen insanların olduğunu söylemek zor. Bizim açlık sınırının altındaki insanlarımız, sosyal ve aile yapımız nedeniyle karşılıklı yardımlaşmayla, güç şartlarda olsa bile yaşayabiliyor, açlıktan ölmüyorlar. Halbuki başka ülkelerde insanlar sokaklarda, tarlalarda açlıktan ölüyorlar. Ekmek ve su bulamadığı için bir deri bir kemik kalan insanlar var. Zaman zaman bu manzaralar ekranlara yansıyor.
Dünyanın içine düştüğü bu durum bir anlayışın eseridir. Daha doğrusu kapitalist düşüncenin bir sonucudur. Zira kapitalist düşünceye göre, zengin olmak için başkalarını yoksullaştırmak şarttır. Bu düşünce Adam Smith'e kadar uzanır. Adam Smith der ki: "Tek kişinin zenginleşmesi 500 yoksul doğurur." Aslında bu söz, zenginleşmek için sömürmenin esas olduğunu ifade etmektedir. Nitekim, öyle de olmuştur. Kapitalistler dünyayı sömürdüler. Kapitalizmin tarihini yazan Sombart şöyle der: "Zengin olduk, zira insanlar bizim için öldü, kıtalar bizim için ıssızlaştı." Kapitalistler, sömürülecek birşey kalmayınca, ne yapacağız, sorusunu kendilerine sormadılar. Bunu hiç düşünmediler, düşünmüyorlar. Yine gözleri yoksullaştırdıkları insanların ellerinde.
Bu anlayış ve bu sistem devam ederse, dünya ekonomisi daha büyük bir kaosa girecektir. Kaosa girmemek için yoksulları tüketici konuma yükseltmek gerekmektedir. BTP Genel Başkanı Prof.Dr. Haydar Baş'ın deyimiyle, "Tükitici sınıfı güçlendirmek, tüketicilik görevini yapacak düzeye getirmek gerekmektedir." Aksi halde talep kısılmasına ve üretimin artırılmasına çare bulmak mümkün değildir.
Peki, üretici firmalar ve üretici firmaların yol gösterici ekonomistleri, böyle mi yapmaya çalışıyorlar? Hani nerede? Keşke bunu yapsalar. Onların yapmak istedikleri şu: Gelir pramidinin en altındaki yoksul kesimi de müşteri yapmak. Bunun peşinde koşuyorlar, bu konuda araştırmalar yapıyorlar.
Michigan Üniversitesi'nin Hintli öğretim üyesi C.K Prahalad'ın anlattığına göre, Batılı büyük bir firma Hintlilerin şampuan kullanmayı arzu ettikleri halde, pahalı olduğu için bu ürünü tükedemediklerini tespit etmiş. Bunun üzerine tek kullanımlık düşük maliyetli şampuanlar üretmiş. Bu şampunların kapış kapış gittiklerini gören Batılı firma, şimdi Hindistan'da çok daha düşük maliyetli bir tesis kurmuş. Batılı bu firma, yaptığını büyük bir marifetmiş gibi anlatıyor, diğer üreticilerin de aynı yolu denemelerini salık veriyor.
Görüldüğü gibi amaç, yine yoksulu sömürmektir. İşte bu anlayış değişmedikçe yoksul insanların yoksulluğu daha da artacaktır. Bir kere şu gerçeği ürteciler de kabul etmelidir. Bu dünyada ya birlikte var olacağız, ya da birlikte yok olacağız. Başka bir deyişle, Adam Smith'in dediği gibi , "zenginleşmek için başkalarını yoksullaştırmak şart değildir." Tam tersine daha zok zenginleşmek istiyorsak, başkalarını da zenginleştirmemiz gerekir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018