Çanakkale zaferlerini kazandıran güç
Çanakkale savaşında yaşanan olağanüstü haller, tüm güçlüklere karşın kazanılan zafer dikkate alındığında; Ehl-i Beyt soyundan gelen bir liderin iman gücüyle verdiği mücadele fark edilir
05.01.2026 00:10:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Çanakkale savaşında yaşanan olağanüstü haller, tüm güçlüklere karşın kazanılan zafer dikkate alındığında; Ehl-i Beyt soyundan gelen bir liderin iman gücüyle verdiği mücadele fark edilir. Denilebilir ki bu savaş, O'nu Allah'a daha da yakınlaştırmıştır.
Yarbay Mustafa Kemal, bu savaşta 3. Kolordu Komutanı Mehmet Esad Paşa'nın emrinde savaşmıştır.
Onu meşhur eden, Arıburnu'nda Anzak (Avustralya ve Yeni Zellanda Kolordusu) birliklerini Conk Bayırı'nda durdurmasıdır.
Bu başarısı ile 5. Ordu Komutanı Mareşal Otto Liman von Sanders tarafından takdir edilmiş, 1 Haziran 1915'te albaylığa yükselmiştir.
19. Fırka'ya Gelibolu'ya tayin edilmiş, Albay rütbesindeki Mustafa Kemal, generalleri dize getirmiştir.
Bazıları, O'nun bu savaşlardaki sadece askerî dehasını öne çıkarmak isterler. Oysa, Çanakkale'de karşımıza çıkan, "Allah Allah" nidalarıyla şehit olmak için en ön safa koşan bir ordunun, Allah için savaşan bir askeridir.
Başka türlü yedi düvele karşı zafer söz konusu olabilir miydi?
Yaklaşık bir yıl süren savaşlarda, İtilaf Devletleri 252 bin kayıp verirken, Osmanlı Devleti 251 bin şehit vermiştir.
19 Mayıs 1915'te cepheye katılan 100 kadar İstanbul Tıp Fakültesi öğrencisi 3 saat içinde şehit düşmüştür. Fakülte 1921 yılına kadar mezun verememiştir.
Savaşta 57. Alay'ın tüm askerleri şehit düşmüştür.
En fazla şehit veren iller: Bursa 3274; Balıkesir 3003; Konya 2683; Kastamonu 2527; Denizli 2258 şehit vermiştir.
Mustafa Kemal, 28 Eylül 1915'te Çanakkale'ye gittikten sonra Salih Bozok'a şu mektubu gönderir:
"… Bilirsin ki bizim maksudumuz vatana büyük bir mikyasta arz-ı hizmet eylemektir.
Bir aralık canım sıkıldı. Emekli olup bir kenara çekilmeyi de düşündüm, olmadı. Şimdilik Cenab-ı Hakk'ın azametine sığınarak çalışıyorum."
Anılarda, "havadaki ölüm kokusu, cesetlerin çürümeye başlayan kokularıyla karışır, kan kokusu tahammülü imkansız bir kesiflikte her yeri sarmıştır" diye anlatılır.
Bu şartlarda bizim askerimizin psikolojisini, 10 Ağustos 1915'te gerçekleşen Conk Bayırı taaruzunu anlatışında verelim: "… Bütün askerler, subaylar her şeyi unutmuşlar, bakışlarını, kalplerini verilecek işarete yöneltmiş bulunuyorlardı.
Süngüleri ve bir ayakları ileri uzatılmış olan askerlerimiz ve onların önünde tabancaları kılıçları ellerinde subaylarımız kırbacımın aşağı inmesiyle demirden bir kitle halinde aslanca bir saldırıyla ileri atıldılar.
Bir saniye sonra düşman siperleri içinde gökyüzüne yükselen bir sesten başka bir ses işitilmiyordu: Allah, Allah, Allah..."
O'na dinsiz iddiasında bulunanlar, her taarruzdan önce askerlerine bizzat kendisinin, "Allah bizimle beraberdir ve bizi görmektedir. Haydi hücum Allah Allah!" emrini neyle izah ederler. Ya da 1915 yılında yaptığı Mevlid Kandili hutbesini:
"İdrak şerefi ile övündüğümüz Mevlid-i Nebevî'yi, Hz. Risaletpenahinin vatan ve millet hakkında mütemeyyin ve mübarek olmasını Cenab-ı Hakk'tan tazarru eyler, yüce heyete tebrikler arzederim."
Çanakkale zaferleri, büyük bir manevî gücün eseridir. Askerin bu zaferi dillerinde "Allah Allah" lafzı ile kazandığı ortadadır.
"Saldırının sürdürülmesini emrettim. Düşmanla aradaki mesafe 700-800 metre idi. Bu sırada birinci taburdan Allah Allah nidaları işitildi…
… Hemen şiddetle ilerlemeyi emrettim. Birinci taburdan yine bu sırada Allah Allah sesleri yükseliyordu."
Mustafa Kemal'e ve askerlerine inanılması güç bir korkusuzluk veren de bu yüce maneviyattır.
Kendisi ise, Çanakkale'yi kazandıran yüksek ruh olarak tarif ettiği ve kendisi dahil tüm askerlere yansıyan bu manevî atmosferi şöyle ifade etmektedir:
"… Biz ferdî kahramanlık sahneleriyle meşgul olmuyoruz. Yalnız size Bombasırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim. Mütekabil siperler arasındaki mesafemiz 8 metre. Yani ölüm muhakkak, muhakkak…
Birinci siperdekilerin hiçbiri kurtulamamacasına kamilen düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar şayanı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir futur bile göstermiyor; sarsılmak yok. Okuma bilenler ellerinde Kur'an-ı Kerim cennete girmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler kelime-i şehadet çekerek yürüyorlar.
Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şayan-ı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur."
Üstelik askerler, içinde bulundukları zor durumda cesareti, Mustafa Kemal'in maneviyatından almaktadır.
Bir kumandanın askerlerine manevî güç vermesi; bu hakikaten büyük bir hadisedir." (Prof. Dr. Haydar Baş Hoş Geldin Atatürk eserinden)
Yarbay Mustafa Kemal, bu savaşta 3. Kolordu Komutanı Mehmet Esad Paşa'nın emrinde savaşmıştır.
Onu meşhur eden, Arıburnu'nda Anzak (Avustralya ve Yeni Zellanda Kolordusu) birliklerini Conk Bayırı'nda durdurmasıdır.
Bu başarısı ile 5. Ordu Komutanı Mareşal Otto Liman von Sanders tarafından takdir edilmiş, 1 Haziran 1915'te albaylığa yükselmiştir.
19. Fırka'ya Gelibolu'ya tayin edilmiş, Albay rütbesindeki Mustafa Kemal, generalleri dize getirmiştir.
Bazıları, O'nun bu savaşlardaki sadece askerî dehasını öne çıkarmak isterler. Oysa, Çanakkale'de karşımıza çıkan, "Allah Allah" nidalarıyla şehit olmak için en ön safa koşan bir ordunun, Allah için savaşan bir askeridir.
Başka türlü yedi düvele karşı zafer söz konusu olabilir miydi?
Yaklaşık bir yıl süren savaşlarda, İtilaf Devletleri 252 bin kayıp verirken, Osmanlı Devleti 251 bin şehit vermiştir.
19 Mayıs 1915'te cepheye katılan 100 kadar İstanbul Tıp Fakültesi öğrencisi 3 saat içinde şehit düşmüştür. Fakülte 1921 yılına kadar mezun verememiştir.
Savaşta 57. Alay'ın tüm askerleri şehit düşmüştür.
En fazla şehit veren iller: Bursa 3274; Balıkesir 3003; Konya 2683; Kastamonu 2527; Denizli 2258 şehit vermiştir.
Mustafa Kemal, 28 Eylül 1915'te Çanakkale'ye gittikten sonra Salih Bozok'a şu mektubu gönderir:
"… Bilirsin ki bizim maksudumuz vatana büyük bir mikyasta arz-ı hizmet eylemektir.
Bir aralık canım sıkıldı. Emekli olup bir kenara çekilmeyi de düşündüm, olmadı. Şimdilik Cenab-ı Hakk'ın azametine sığınarak çalışıyorum."
Anılarda, "havadaki ölüm kokusu, cesetlerin çürümeye başlayan kokularıyla karışır, kan kokusu tahammülü imkansız bir kesiflikte her yeri sarmıştır" diye anlatılır.
Bu şartlarda bizim askerimizin psikolojisini, 10 Ağustos 1915'te gerçekleşen Conk Bayırı taaruzunu anlatışında verelim: "… Bütün askerler, subaylar her şeyi unutmuşlar, bakışlarını, kalplerini verilecek işarete yöneltmiş bulunuyorlardı.
Süngüleri ve bir ayakları ileri uzatılmış olan askerlerimiz ve onların önünde tabancaları kılıçları ellerinde subaylarımız kırbacımın aşağı inmesiyle demirden bir kitle halinde aslanca bir saldırıyla ileri atıldılar.
Bir saniye sonra düşman siperleri içinde gökyüzüne yükselen bir sesten başka bir ses işitilmiyordu: Allah, Allah, Allah..."
O'na dinsiz iddiasında bulunanlar, her taarruzdan önce askerlerine bizzat kendisinin, "Allah bizimle beraberdir ve bizi görmektedir. Haydi hücum Allah Allah!" emrini neyle izah ederler. Ya da 1915 yılında yaptığı Mevlid Kandili hutbesini:
"İdrak şerefi ile övündüğümüz Mevlid-i Nebevî'yi, Hz. Risaletpenahinin vatan ve millet hakkında mütemeyyin ve mübarek olmasını Cenab-ı Hakk'tan tazarru eyler, yüce heyete tebrikler arzederim."
Çanakkale zaferleri, büyük bir manevî gücün eseridir. Askerin bu zaferi dillerinde "Allah Allah" lafzı ile kazandığı ortadadır.
"Saldırının sürdürülmesini emrettim. Düşmanla aradaki mesafe 700-800 metre idi. Bu sırada birinci taburdan Allah Allah nidaları işitildi…
… Hemen şiddetle ilerlemeyi emrettim. Birinci taburdan yine bu sırada Allah Allah sesleri yükseliyordu."
Mustafa Kemal'e ve askerlerine inanılması güç bir korkusuzluk veren de bu yüce maneviyattır.
Kendisi ise, Çanakkale'yi kazandıran yüksek ruh olarak tarif ettiği ve kendisi dahil tüm askerlere yansıyan bu manevî atmosferi şöyle ifade etmektedir:
"… Biz ferdî kahramanlık sahneleriyle meşgul olmuyoruz. Yalnız size Bombasırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim. Mütekabil siperler arasındaki mesafemiz 8 metre. Yani ölüm muhakkak, muhakkak…
Birinci siperdekilerin hiçbiri kurtulamamacasına kamilen düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar şayanı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir futur bile göstermiyor; sarsılmak yok. Okuma bilenler ellerinde Kur'an-ı Kerim cennete girmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler kelime-i şehadet çekerek yürüyorlar.
Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şayan-ı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur."
Üstelik askerler, içinde bulundukları zor durumda cesareti, Mustafa Kemal'in maneviyatından almaktadır.
Bir kumandanın askerlerine manevî güç vermesi; bu hakikaten büyük bir hadisedir." (Prof. Dr. Haydar Baş Hoş Geldin Atatürk eserinden)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.































































































