logo
24 EYLÜL 2026

Çocukları ekran süresi ve siber zorbalıktan koruma yolları

Ekranların büyülü dünyası, çocuklarımızın zihinsel ve fiziksel sağlığını tehdit ederken, siber zorbalığın gölgesi ebeveynleri dijital bir çıkmaza sürüklüyor. Bu karmaşık labirentte, sağlıklı alışkanlıklarla yolumuzu bulmak ve çocuklarımızı korumak artık her zamankinden daha kritik

29.07.2025 15:40:00
Eyüp Kabil
 
Çocukları ekran süresi ve siber zorbalıktan koruma yolları
Çocukları ekran süresi ve siber zorbalıktan koruma yolları
Günümüz dünyasında dijital teknoloji, hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. Bu durum, çocukların gelişiminde hem büyük fırsatlar sunuyor hem de ebeveynler için dijital ebeveynlik adı verilen karmaşık bir alanı beraberinde getiriyor.

Çocukların artan ekran süreleri, siber zorbalık ve çevrimiçi tehditler, ebeveynleri endişelendiren başlıca konular arasında yer alıyor. Peki, bu dijital çağda çocuklarımızı nasıl koruyabiliriz ve onlara sağlıklı dijital alışkanlıklar nasıl kazandırabiliriz?

EKRAN SÜRESİNİN FİZİKSEL VE ZİHİNSEL SAĞLIK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Çocukların kontrolsüz ekran süreleri, beraberinde çeşitli fiziksel ve zihinsel sağlık sorunlarını getirebiliyor:

• Fiziksel Etkiler: Uzun süreli ekran kullanımı, göz yorgunluğu, uyku düzensizlikleri, hareketsizliğe bağlı kilo alımı ve duruş bozuklukları gibi sorunlara yol açabilir. Özellikle gece geç saatlere kadar ekran başında kalmak, çocukların büyüme hormonu salgısını ve uyku kalitesini olumsuz etkileyebilir.

• Zihinsel ve Duygusal Etkiler: Aşırı ekran maruziyeti, çocuklarda dikkat eksikliği, odaklanma sorunları, sosyal becerilerde gerileme ve duygu durum bozukluklarına neden olabilir. Sosyal medyada görülen "mükemmel" hayatlar, çocuklarda özgüven eksikliği ve depresyon riskini artırabilir. Gerçek dünya etkileşimlerinden uzaklaşmak, empati kurma ve problem çözme becerilerinin gelişimini de sekteye uğratabilir.

SİBER ZORBALIĞIN YÜKSELİŞİ VE TEHLİKELERİ

İnternet ve sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasıyla birlikte, siber zorbalık da ne yazık ki ciddi bir tehdit haline geldi. Siber zorbalık, çocukların ve gençlerin dijital ortamlarda taciz edilmesi, aşağılanması veya dışlanması anlamına geliyor. Bu durum, mağdur çocuklar üzerinde derin psikolojik yaralar bırakabilir:

• Psikolojik Etkiler: Siber zorbalığa maruz kalan çocuklar, endişe, korku, depresyon, özgüven kaybı ve hatta intihar düşünceleri yaşayabilirler. Anonimlik, siber zorbaların daha cesur davranmasına yol açarken, mağdurlar için kaçış alanı olmaması durumu daha da zorlaştırır.

• Akademik Başarıda Düşüş: Stres ve kaygı, çocukların okul performansını olumsuz etkileyebilir, okula gitme isteksizliğine neden olabilir.

EBEVEYNLERİN ALABİLECEĞİ ÖNLEMLER VE ÇÖZÜM YOLLARI

Dijital çağın getirdiği bu zorluklarla başa çıkmak için ebeveynlerin aktif rol alması ve çeşitli önlemler uygulaması büyük önem taşıyor:

1. Ekran Süresi Yönetimi:

Yaşa Uygun Sınırlar Belirleyin: Amerikan Pediatri Akademisi gibi kuruluşlar, farklı yaş grupları için önerilen ekran süreleri sunar. Örneğin, 2 yaş altı çocuklar için ekran süresi önerilmezken, okul öncesi çocuklar için günde 1 saate kadar kaliteli içerik önerilir.

Akıllı Telefon Uygulamaları Kullanın: Birçok işletim sistemi ve üçüncü taraf uygulama (örneğin Google Family Link, Apple Ekran Süresi) çocukların cihaz kullanımını, uygulama indirmelerini ve içerik erişimini yönetmek için ebeveyn kontrolleri sunar. Bu uygulamalar, belirli saatlerde ekranı kilitleme veya belirli uygulamalara erişimi kısıtlama imkanı tanır.

"Ekran Yok" Alanları ve Zamanları Oluşturun: Yemek masası gibi ailece bir araya gelinen yerleri ve yatmadan önceki saatleri ekran kullanımına kapalı ilan edin.

2. Dijital Okuryazarlık Eğitimi:

Güvenli İnternet Kullanımını Öğretin: Çocuklarınıza çevrimiçi ortamda tanımadıkları kişilerle konuşmamaları, kişisel bilgilerini paylaşmamaları ve şüpheli linklere tıklamamaları gerektiğini öğretin.

Siber Zorbalık Farkındalığı Yaratın: Siber zorbalığın ne olduğunu, nasıl belirtiler gösterdiğini ve maruz kaldıklarında veya şahit olduklarında neler yapmaları gerektiğini anlatın. Onları, bu tür durumları size veya güvendikleri bir yetişkine bildirmeleri konusunda cesaretlendirin.

Gizlilik Ayarlarını Öğretin: Çocuklarınıza kullandıkları uygulamaların ve sosyal medya hesaplarının gizlilik ayarlarını nasıl yöneteceklerini öğretin.

3. Açık Aile İçi İletişim:

Diyalog Kurun: Çocuklarınızla dijital dünya hakkında açık ve dürüst bir diyalog kurun. Ne tür içerikler tükettiklerini, kimlerle etkileşimde bulunduklarını sorun. Yargılamadan dinlemeye özen gösterin.

Rol Model Olun: Ebeveynler olarak kendi dijital alışkanlıklarınızla çocuklarınıza iyi bir örnek olun. Kendi ekran sürenizi yönetin ve onlarla gerçek dünya etkileşimlerine öncelik verin.

Alternatif Aktiviteler Sunun: Çocuklarınızı spor, sanat, kitap okuma veya doğa yürüyüşleri gibi ekran dışı aktivitelere yönlendirin. Bu, onların hem fiziksel hem de sosyal gelişimini destekleyecektir.

Empati ve Destek: Siber zorbalığa veya çevrimiçi olumsuzluklara maruz kalan çocuğunuza empatiyle yaklaşın ve tam destek verin. Onları yalnız bırakmayın ve gerekirse profesyonel yardım almaktan çekinmeyin.

Dijital ebeveynlik, sürekli öğrenmeyi ve uyum sağlamayı gerektiren dinamik bir süreçtir. Unutmayın, amacımız çocukları dijital dünyadan tamamen izole etmek değil, onları bu dünyanın potansiyel tehlikelerinden korurken, aynı zamanda sunduğu fırsatlardan güvenli ve bilinçli bir şekilde yararlanmalarını sağlamaktır.

Erdoğan fon skandalı ile ilgili konuştu

Cumhurbaşkanı Erdoğan, fon soruşturmalarına ilişkin, "Yargımız aynı şekilde kapsamlı bir soruşturma başlattı, bazı gözaltılar ve tutuklamalar oldu. Şunun bilinmesini isterim. Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır" dedi

24.09.2026 21:00:00
AA
 
Erdoğan fon skandalı ile ilgili konuştu
Erdoğan fon skandalı ile ilgili konuştu
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu dolayısıyla bulunduğu New York'taki Türkevi'nde değerlendirmelerde bulundu ve gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu'na katılmak üzere New York'a yaptığı ziyaretin sonuna geldiğini belirten Erdoğan, 130'dan fazla ülkenin devlet ve hükümet başkanı düzeyinde temsil edildiği Genel Kurul etkinliklerinin, bu yıl "Güveni Yeniden İnşa Etmek, Dönüşümü Yönetmek" temasıyla gerçekleştiğini hatırlattı.

Görüşmelerin ikinci gününde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na hitap ettiğini anımsatan Erdoğan, "Hitabımızda ülkemizin çok taraflılığa olan desteğini vurgularken, coğrafyamızda yaşanan gelişmelerle ilgili görüşlerimizi paylaştık. Beş maddede daha kapsayıcı, daha adil ve etkili bir küresel sisteme duyulan ihtiyacın altını çizdik. Gazzeli kardeşlerimize yönelik zulmü bir kez daha insanlığın gündemine taşıdık. Maruz kaldığımız tehditlerle mücadelede bölgesel sahiplenmeyi esas alan yaklaşımımızı anlattım." diye konuştu.

Aynı gün Amerika ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerini bir araya getiren toplantıya, ABD Başkanı Donald Trump'ın daveti üzerine katıldığını anlatan Erdoğan, burada da Orta Doğu'ya güvenlik ve istikrarın getirilmesi noktasında görüş ve önerileri ifade ettiklerini söyledi.

Bu yılki Genel Kurul görüşmelerinde iklim eylemi ve adil geçiş konusunun da öne çıktığını dile getiren Erdoğan, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin (BMİDÇS) 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) 9-20 Kasım'da Antalya'nın ev sahipliği yapacağını hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyanın dört bir yanından 100 bin katılımcıyı Antalya'da misafir edeceklerini belirterek, Genel Kurul konuşmasında, eşi Emine Erdoğan'ın girişimleriyle başlatılan Sıfır Atık Hareketi ile özellikle gıda israfının önlenmesi alanlarında Türkiye'nin yürüttüğü kapsamlı projeleri de paylaştığını aktardı.


Yoğun toplantı ve temas trafiği


New York ziyaretinde yine yoğun bir toplantı ve temas trafiği olduğuna dikkati çeken Erdoğan şunları kaydetti:

"Bu yıl görevi sona erecek olan Genel Sekreter (Antonio) Guterres'e ilave olarak sırasıyla Vietnam, Libya, Kuveyt, Kosova, Lübnan, Gürcistan, Katar, Senegal, Birleşik Krallık, Japonya, Polonya, Bangladeş, Ermenistan, Irak ve Ukrayna'dan muhataplarımla bir araya geldim. Görüşmelerimizde ikili konuların yanı sıra yakın çevremizde süren istikrarsızlık ve çatışmaların önlenmesi için atacağımız adımları ele aldık. New York ziyaretimizde Amerika'nın önde gelen iş çevreleri ve düşünce kuruluşlarıyla da bir araya geldim. Bu toplantılarda ülkemizdeki yatırım ve ticaret fırsatlarını anlattım. Bugün ayrıca Türk-Amerikan Müslüman toplumunun katılımıyla düzenlenen programa iştirak ederek, dost ve kardeşlerimizle kucaklaştık. Biliyorsunuz, gelecek sene Amerika ile diplomatik ilişkilerimizin tesisinin 100. yıl dönümü. İki dost ülke arasındaki bu önemli tarihi, hakkını vererek değerlendirmeyi hedefliyoruz. Sayın Trump'ın da bizimle benzer görüşlere sahip olduğunu biliyor, 2027 yılını Türk-Amerikan münasebetleri açısından bir referans haline getirelim istiyoruz. Bu düşüncelerle ziyaretimizin hayırlara vesile olmasını diliyor, şimdi sözü sizlere veriyorum."


"Bu adaletsiz yapının, küresel istikrar ve huzuru koruyabilmesi mümkün değildir"


Bloomberg için kaleme aldığı makalede BM'nin reforma ihtiyaç duyduğunu, bu reformunda Türkiye'nin de göreve hazır olduğunu vurguladığı anımsatarak, "Nasıl bir BM tasavvur ediyorsunuz?" sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bugün 190'dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin veto yetkisiyle sınırlandırıldığı bir Birleşmiş Milletler'den söz ediyoruz. Bu adaletsiz yapının, küresel istikrar ve huzuru koruyabilmesi, ortaya koyduğu temel ilkelere bağlı kalabilmesi, insanlığa vaadini yerine getirebilmesi mümkün değildir. Mesele sadece Türkiye'nin daha fazla söz sahibi olması değil, mesele Afrika'nın, Asya'nın, Latin Amerika'nın, İslam dünyasının, Avrupa'nın ve diğer bütün bölgelerin kendi tecrübeleriyle, kendi iradeleriyle bu küresel sistemde hakkaniyetli biçimde temsil edilme meselesidir." yanıtını verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bunun için diyoruz ki veto mekanizması kaldırılsın. Sadece 5 üyeyi koruyan Birleşmiş Milletler modelinden, bütün üyeleri kuşatan bir mekanizmaya geçiş yapalım. Genel Kurul'u güçlü, kuvvetli ve etkin kılalım. Kurulacak yeni yapıda, seçilmiş üyelerin belirli sürelerle görev yaptığı, yeniden görev almak isteyenlerin uluslararası toplumun güvenini yeniden kazanmak zorunda olduğu, daha adil bir sistem olmalıdır. Dünyanın sorunlarına 5 üye değil, bütün üyeler çözüm sunsun ve kararlar alsın. Çünkü dünyanın artık yeni duvarlara değil, yeni köprülere ihtiyacı var."


"Bugün dünya, bizim ilk gün söylediğimiz yere gelme eğilimindedir"


BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmadaki "Ömrüm yettiği sürece bu gerçekleri bu kürsüden konuşmaya devam edeceğim" sözü hatırlatılarak, Genel Kurul'daki ilk konuşmasından bugünkü konuşmasına kadar olan uzun yolculuğu değerlendirmesi istenen Erdoğan, "Bu yolculuk dimdik bir duruştan ibarettir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsüne ilk çıktığımızda ne söylüyor, nerede duruyorsak, bugün de hamdolsun aynı yerdeyiz." ifadelerini kullandı.

Suriye'de, Irak'ta, Ukrayna-Rusya Savaşı'nda, Afrika'da, Myanmar'da ve son olarak Gazze'de yaşananların kendisinin dile getirdiği gerçeği tekrar tekrar gösterdiğini belirten Erdoğan, Ukrayna-Rusya Savaşı'nın temellerinin o yıllarda atıldığını söyledi.

Bölgedeki birçok meselenin o günlerde atılan yanlış adımlarla büyüdüğünü, kıvılcımların adeta yangına döndüğünü dile getiren Erdoğan, "O günlerde söylediklerimize dünya kulak kabartsa ve tedbir alınsaydı, bunca can kaybedilmeyecekti. Birleşmiş Milletler reformu o yıllarda yapılmış olsaydı, bugün bölgemizde ve dünyadaki çatışmaların ve savaşların önlenmesi işten bile değildi." değerlendirmesinde bulundu.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın üst üste 2 yıl Birleşmiş Milletler'de bulunamaması bile başlı başına uluslararası sistemdeki adaletsizliğin ne kadar derinleştiğini gösteren bir tablo olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Bizim meselemiz hiçbir ülkeye karşı olmak değildir. Bizim meselemiz adaletsizliğe karşı olmaktır. Kendi adımıza mutluyuz ki o günlerden bu günlere hep tarihin doğru tarafında durduk, milletimizi utandıracak bir tek adım bile atmadık. Bugün dünya, bizim ilk gün söylediğimiz yere gelme eğilimindedir." dedi.


"Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin korunması şarttır"


Bir gazetecinin "Hürmüz'de gemi trafiği keskin biçimde azalıyor. Bölgeden geçen gemi sayısındaki sert düşüş, krizin artık yalnızca İran meselesi değil, küresel enerji ve ticaret meselesi olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin ABD ve İran'ı ateşkese götürecek somut bir planı var mı, taraflara ne öneriyorsunuz?" sorusuna ilişkin Erdoğan, Hürmüz'deki tablonun bu meselenin artık sadece İran ile Amerika arasındaki bir mesele olmadığını gösterdiğini belirtti.

Türkiye'nin bu konudaki tavrını en net şekilde ortaya koyduğunu vurgulayan Erdoğan, "Hürmüz Boğazı'nın gemi trafiğine kapatılmasına karşıyız. Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin korunması şarttır. Çünkü Hürmüz Boğazı'ndaki her gerilim, sadece bölge ülkelerini değil, Avrupa'yı, Asya'yı, enerji piyasalarını, taşımacılığı ve milyonlarca insanın günlük hayatını doğrudan etkiliyor." diye konuştu.

Son dönemde ticari gemi trafiğinin dramatik biçimde azalmasının, meselenin boyutunu açıkça ortaya koyduğuna dikkati çeken Erdoğan, Hürmüz Boğazı'nın küresel enerji güvenliği ve uluslararası ticaret için hayati önemde olduğunu söyledi.

Sorunların diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesinin anahtarı olarak Hürmüz'ün açılması gerektiğinin altını çizen Erdoğan, "Biz bir an evvel müzakere zeminine dönülmesinin gerektiğini bütün muhataplarımıza anlatıyoruz. Yapılması gereken yeni cephelerin değil, yeni diplomasi kanallarının açılmasıdır." dedi.

Karadeniz Tahıl Girişimi benzeri yeni bir güvenlik mekanizmasının kurulması ve koridorun yeniden hayata geçirilmesinin gündeme gelip gelmeyeceğine ilişkin bir soru üzerine Erdoğan, Karadeniz'de güvenlik meselesinin hem Türkiye hem de bölge için çok önemli olduğunu belirtti.

Erdoğan, Karadeniz'in bu savaşın bir cephesi olmadığının, asla da olmaması gerektiğinin altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biz taraflarla yaptığımız görüşmelerde seyrüsefer emniyetinin yeniden sağlanmasının gereğini ayrıntılı bir şekilde anlatıyoruz. Bunun iki faydası olacak, gıda güvenliğinin sağlanması ve savaşın yayılmasının önlenmesi. Karadeniz'de ticari gemilere saldırıyı kim yaparsa yapsın kabul etmediğimizi, tarafların sorumlu davranmasını beklediğimizi net bir şekilde ilan ettik. Artık yeniden tahıl koridorunu tesis etmek için gayretlerimizi artırdık. Bunun için diplomatik adımlarımızı da hızlandırıyoruz. Konuyu Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ile bir kez daha ele aldım ve kendisinden aldığım cevap da olumlu."


"Tuzağa düşmeyecek kadar tecrübeli bir devletiz"


Mekke Savunma İttifakı'nın geleceğine ilişkin soru üzerine Erdoğan, Mekke Savunma Anlaşması'nın doğru yolda atılmış güçlü bir adım olduğunu belirtti.

Erdoğan, "Bu kadar zorlu bir coğrafyada böylesine önemli bir girişim yapıyorsanız bazı sınamalarla karşılaşmanız sürpriz değildir. Yeni bir şey söylerseniz, yeni bir irade ortaya koyarsanız, elbette bundan rahatsız olanlar çıkacaktır. Biz, dün kurulmuş bir devlet değiliz, tahriklere gelmeyecek, tuzağa düşmeyecek kadar tecrübeli bir devletiz. Kurumsallaşma çalışmalarının tamamlanmasıyla yolumuzda daha güçlü ilerleyeceğimizden şüphem yok." şeklinde konuştu.

Bölgenin sorunlarına bölge kaynaklı çözümler üretecek bir zeminin temellerinin atıldığını aktaran Erdoğan, "Dışarıdan gelip bölgemize güvenlik reçetesi yazanların çoğu zaman geride daha fazla istikrarsızlık bıraktığını hep birlikte gördük. Diktiğimiz bu fidan, kısa sürede boy verecek ve bir çınara dönüşecektir. Biz ülkemize ve milletimize güveniyoruz, kardeşlerimize güveniyoruz." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir gazetecinin, "Geçen yıl burada BM marjında Körfez ülkeleriyle ABD Başkanı Donald Trump'ın ve sizin katıldığınız bir toplantı olmuştu. Onun çıktısı olarak Şarm El-Şeyh'te Trump, Gazze planını devreye soktu. Bu yıl da aynı toplantının bir benzeri oldu. Aslında giriş konuşmanızda bir kısmına değindiniz ama bu ikinci toplantının Şarm El-Şeyh'teki gibi yakında bir çıktısı olacak mı?" sorusuna şu yanıtı verdi:

"Gazze'de akan kanı durdurmadan, ateşkesi kalıcı hale getirmeden ve Filistinlilerin kendi topraklarında onurlu bir geleceğe sahip olmasını sağlamadan Orta Doğu'ya kalıcı barış gelmeyecektir. Barış planı çerçevesinde oluşan irade önemlidir ve kıymetlidir. Gazze'de kalıcı barış, huzur ve istikrar için Hamas dahil neredeyse herkes, olumlu adımlar atmış ve çözüm isteklerini ortaya koymuştur. Fakat İsrail, saldırganlığını sürdürmekte, barışı baltalamaktadır. İsrail'e, başta Amerika olmak üzere uluslararası toplum, bu plana uymak zorunda olduğunu öğretmelidir. Sadece 'Gazze'de savaş dursun' demek yetmiyor. Savaşın yeniden başlamasını engelleyecek mekanizmaları kurmamız, Gazze'nin imarını hızlandırmamız ve Filistinlilerin siyasi geleceğini güvence altına almamız gerekiyor. Gazze'deki insani felaket, dünya gözlerini kaçırsa da orada duruyor. Yıkıntılar arasında hayatta kalma mücadelesi veren insanlardan söz ediyorum. Üstelik bir gün, bir hafta, bir ay, bir yıl değil, yıllardır böyle bir durum var. Bu insanlığın ortak vicdanını ilgilendiren bir meseledir."


"KAAN başta olmak üzere kendi savaş uçağımızı üretmek istiyoruz"


Erdoğan, Türkiye'nin F-35 programındaki son duruma ilişkin soru üzerine, ABD Başkanı Donald Trump ile bu konuyu NATO'da da görüştüklerini anımsattı.

"Kendisi Türkiye'nin F-35 programına dönüşü konusunda olumlu bir irade ortaya koydu. Biz de bu iradenin artık somut adımlara dönüşmesini bekliyoruz." diyen Erdoğan, bu konuda temasları sürdürdüklerini ve netice alacaklarına inandıklarını söyledi.

Trump ile ikili ilişkilerinin, Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerine de ivme kazandırdığını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

"İki ülke arasındaki işbirliği, bir önceki yönetim dönemine nazaran bir hayli mesafe almış durumda. İnanıyorum ki, burada da durmayacak ve daha ileri hedeflere ulaşacağız. Tabii bizim için önemli olan yerli savunma sanayimiz. Bu bizim için çok çok önemli. KAAN başta olmak üzere kendi savaş uçağımızı, hava savunma sistemlerimizi ve savunma sanayi kabiliyetlerimizi üretmek istiyoruz. Bu arada işte İngiltere Başbakanı ile de görüşmemizi yaptık. Onlarla da Eurofighter konusundaki adımlarımız, çalışmamız devam ediyor. Türkiye'nin güvenliği, savunma ihtiyaçları ve stratejik hedefleri var. Hedeflerimiz için çalışacak, geri adım inşallah atmayacağız."

Terörsüz Türkiye sürecinde gelinen aşamaya ilişkin soru üzerine Erdoğan, Terörsüz Türkiye'nin kendileri için günübirlik bir mesele olmadığını, bunun Türkiye'nin yaklaşık yarım asırlık bir sorundan kurtulması meselesi olduğunu vurguladı.

Bu konudaki yasal çerçeveyi Türkiye Büyük Millet Meclisinin ortaya koyduğunu anımsatan Erdoğan, ilgili mekanizmaların kurulduğunu, ilgili kurumların sahada gerekli takipleri yaptığınu söyledi.

Çerçeve yasanın uygulanabilmesi için örgütün fiilen silah bırakması ve tasfiye sürecinin tamamlanması gerektiğini aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bunun nasıl tespit ve teyit edileceği de bellidir. Süreç ilgili birimlerimizin kontrolünde adım adım ilerliyor. Meclis'imiz de yasada tanımlanmış çerçevede sürece katkı verecek ve Türkiye, inşallah, birlik ve beraberlik içinde terör defterini kapatacaktır. Buna takoz koymaya çalışanlar kuşkusuz vardır. Terör endüstrisinin paydaşları bu defterlerin kapanmasını tabii ki istemiyor. Ama biz bunlara bekledikleri fırsatı vermeyeceğiz. Cumhur İttifakı olarak, devlet olarak bu konuda kararlıyız. Hasılıkelam, bize yansıyan bir sorun yok. Süreç ilerliyor ve inşallah neticeye de uzak olmayan bir zamanda ulaşacağız."


"Irak ile yeni döneme iyi başladık"


Bir gazetecinin, Irak'taki yeni hükümetin başbakanı Ali Ez-Zeydi'nin bir süre önce Türkiye'ye ziyaret yaptığı hatırlatılarak, "Ankara-Bağdat arasındaki ilişkilerin seyrindeki bu olumlu hava Türkiye'nin bölgesel istikrar ve belki Türkiye içerisindeki istikrar için de tezahürünü nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna Erdoğan, "Yeni döneme iyi başladık diyebilirim. İki ülke ilişkilerini geliştireceğimize ve birlikte kazanacağımıza inanıyorum." şeklinde cevapladı.

Erdoğan, Türkevi'nde Zeydi ve arkadaşlarıyla bir görüşme gerçekleştirdiklerini bildirerek, şöyle konuştu:

"Bildiğiniz gibi PKK'nın uzun süredir Irak'ta yerleştiği Sincar bölgesinde artık Irak hükümetinin otoritesi hakim olacak. Bugün Irak makamlarıyla bölge terörden arındırıldıktan sonra kontrolünün nasıl olacağını istişare ettik. Ayrıca Başika'nın devri konusunu ele aldık. Komşumuz Irak ile artık terör konularını değil, Kalkınma Yolu'nu, karşılıklı ticaret hacmimizi artırmayı, istikrarı, huzuru ve refahı daha fazla konuşmak istiyoruz. Süreç olumlu ilerliyor. İyi bir ivme yakaladık. İnşallah neticesi de güzel olacak."


"Bizim meselemiz Türkiye'nin hakları, güvenliği, Ege ve Doğu Akdeniz'de sulhu sükunun korunmasıdır"


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan'da seçimler yaklaşırken Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in F-35 satışına ilişkin açıklamalarda bulunduğuna işaret edilerek, "Bu mevcut gidişat, bu yumuşama ortamını, müzakere ortamını riske atar mı?" sorusunu şöyle yanıtladı:

"Yunanistan'ın ya da başka komşularımızın iç siyasetiyle bizim zaten ilgilenmek gibi bir derdimiz yok. Yunanistan'da seçim olur, hükümet değişir, muhalefet değişir, bunlar bizim meselemiz değil. Bizim meselemiz Türkiye'nin hakları, güvenliği, Ege ve Doğu Akdeniz'de sulhu sükunun korunmasıdır. Şunu bir defa çok net söylemek isterim, Türkiye Yunanistan'ın düşmanı değildir, komşusudur, NATO şemsiyesi altında müttefikidir. İki ülke ilişkileri seçim malzemesi yapılmayacak kadar nazik ve mühimdir. Söz konusu tartışmalara bu zaviyeden bakıyoruz. Biz kendi gündemimize odaklandık, şimdi de kendi işimizle ilgileniyoruz."


"Dünya bizim evimiz ve onu kirlenmekten korumak da görevimiz"


Kasım ayında Antalya'da gerçekleşecek COP31'de Türkiye'nin ana önceliklerinin ne olacağına ilişkin soru üzerine Erdoğan, iklim değişikliğinin oluşturduğu sorunları görmezden gelemeyeceklerini vurgulayarak, bunun kendileri için çok önemli olduğunu söyledi.

Erdoğan, COP31'de, bu tedbirleri, yol haritalarını ve iklim değişikliğinin farklı coğrafyalar üzerindeki olumsuz etkileriyle mücadelede neler yapmayı planladıklarını ortaya koyacaklarının altını çizdi.

Birleşmiş Milletler'de ayrıca iklim değişikliğiyle ilgili bir konuşma yaptığını da anımsatan Erdoğan, "Oradaki konuşmamda da bunların üzerinde durdum. Dünya bizim evimiz ve onu kirlenmekten korumak da görevimiz. COP31 sadece bir iklim konferansı değil, gelişmekte olan ülkelerin seslerini duyurabilecekleri, beklentilerini ortaya koyabilecekleri ve somut sonuçların konuşulabileceği bir platformdur." diye konuştu.

Finansman güçlüğü çeken ülkelerin yanında durmanın ve onları desteklemenin de gelişmiş ülkelerin sorumluluğu olduğuna işaret eden Erdoğan, iklim değişikliğiyle mücadelenin artık söz değil, icraat gerektirdiğini kaydetti.

Erdoğan, felaketlerin sınır tanımadığını, yangın, sel ve kuraklığın ülke ayrımı yapmadığına dikkati çekerek, "Biz de bu sorunların çözümü için sınırları kaldırmalıyız. İnanıyorum ki Antalya'da düzenleyeceğimiz COP31 zirvesi bu uzun yolda önemli bir kavşak olacak." dedi.


"Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır"


Bir gazetecinin, sermaye piyasası soruşturmalarına işaret ederek, "Hem yatırımcılara mesajınız ne olur hem de bundan sonraki yol haritasına ilişkin bize bir perspektif verebilir misiniz?" sorusunu Erdoğan şöyle yanıtladı:

"Sermaye piyasalarının sınırlı bir alanında, belli sayıda fonda ortaya çıkan bir sorundan söz ediyoruz. Yani ne finansal sistemimize ne Türkiye ekonomisine yönelik bir risk söz konusu değil. Bunu, piyasanın tamamına dair bir problem olarak resmetmek, Türk borsasına yapılmış bir haksızlık olur. Sermaye piyasası ilkeleri ve hukuk çerçevesinde gerekli her türlü adım atılıyor ve atılacak. İlgili kurumlarımız meselenin üzerine kararlılıkla gidiyor.

Yargımız aynı şekilde kapsamlı bir soruşturma başlattı, bazı gözaltılar ve tutuklamalar oldu. Şunun bilinmesini isterim. Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır. Bu konuda en küçük bir tereddüt olmamalıdır. Ne uğruna olursa olsun kimsenin selden kütük kapma yarışına girmeye, insanımızı tedirgin etmeye hakkı yoktur. Tabii, sürecin, sermaye piyasalarının yapısı gereği hem şeffaf hem de son derece hassas yürütülmesi önemlidir. Bizim de talimatımız bu yöndedir. Ayrıca benzer bir problemin tekrar yaşanmaması için hukuki ve idari düzenlemeler dahil, hangi tedbirlere ihtiyaç duyuluyorsa, bunların da hayata geçirilmesini sağlayacağız."

Adli Tıp Kurumu'nda hırsızlık yapan şüphelinin ifadesi alındı

Eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun cezaevinde ölümünden 9 gün sonra Adli Tıp Kurumu'na girerek hırsızlık yapan hükümlü G.E'nin, "şüpheli" sıfatıyla ifadesi alındı

24.09.2026 20:03:00
Anadolu Ajansı
 
Adli Tıp Kurumu'nda hırsızlık yapan şüphelinin ifadesi alındı
Adli Tıp Kurumu'nda hırsızlık yapan şüphelinin ifadesi alındı

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca, Silivri Cezaevi'nde 2011'de yaşamını yitiren eski MİT görevlisi Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin "kasten öldürme", "suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve üye olma" ile "2937 sayılı yasaya muhalefet" suçlarından başlatılan soruşturma sürüyor.

Kozinoğlu'nun 13 Kasım 2011'deki ölümünden 9 gün sonra 22 Kasım 2011'de Adli Tıp Kurumu'nda hırsızlık yaptığı belirlenen, dolandırıcılık ve hırsızlık suçlarından kesinleşmiş cezası bulunan hükümlü G.E'nin, soruşturma kapsamında "şüpheli" sıfatıyla ifadesi alındı.

Dosya kapsamında bir kısım delillerin henüz toplanmadığı ve G.E'nin 2040 yılına kadar infaz edilecek kesinleşmiş cezalarının bulunduğu değerlendirilerek, ifadesinin ardından ceza infaz kurumuna geri gönderildiği öğrenildi.

Ne olmuştu?

Adalet Bakanı Akın Gürlek, NSosyal hesabından Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturmaya yönelik açıklama yapmıştı.

Bakan Gürlek, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığınca dosyanın yeniden incelendiğini belirterek yeni soruşturma kapsamında gizlilik kararı alındığını, özel bir soruşturma ekibi oluşturularak olayın tüm yönleriyle yeniden aydınlatılmasına yönelik kapsamlı çalışmalara başlandığını ifade etmişti.

Soruşturmadaki ilk operasyonda olay tarihinde ceza infaz kurumunda görev yapan 10 şüpheli gözaltına alınmış, 1 şüphelinin ise Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) kapsamında firari olarak yurt dışında bulunduğu tespit edilmişti. Gözaltına alınan 10 zanlıdan 1'i tutuklanmış, 7'si adli kontrol şartıyla olmak üzere 9'u serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında yürütülen çalışmalarda, muhabir, kameraman ve 7 sağlık çalışanı olmak üzere 9 şüpheli daha gözaltına alınmıştı. Hakimlik, muhabirin de aralarında olduğu 3 şüphelinin tutuklanmasına, kameramanın da aralarında bulunduğu 6 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermişti.

Başsavcılığın talebi üzerine, Kozinoğlu'nun fethi kabir işlemi yapılmıştı.

Soruşturma kapsamında, Kurtlar Vadisi dizisinin senaristleri Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan "bilgi sahibi" sıfatıyla savcılığa ifade vermiş ve Kurtlar Vadisi Pusu dizisi hakkında inceleme başlatılmıştı.

Tutuklu sayısı 9'a yükseldi

Soruşturmada, olay tarihinde görev yapan Silivri Cumhuriyet Başsavcısı Ali İşgören ile cezaevi savcısı Necip Doğan tutuklanmış, Kozinoğlu'nun koğuş arkadaşları emekli deniz yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım ve jandarma albay Hasan Atilla Uğur hakkında da adli kontrol tedbiri uygulanmıştı.

Eski gazeteci Osman Arslan tutuklanmış, dönemin cezaevi müdürü Ömer Vatan ve dönemin vardiya amiri Kazım Beyke hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmış, ambulans şoförü Süleyman Kaba ise jandarmadaki ifade işlemlerinin ardından serbest bırakılmıştı.

Soruşturmada, Kurtlar Vadisi dizisinde "Ömer Baba" karakterini canlandıran oyuncu Emin Olcay ve "Kazım Kaşifoğlu" karakterini canlandıran oyuncu Sedat Savtak'ın "tanık" sıfatıyla ifadesi alınmıştı.

Soruşturma kapsamında, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in "bilgi sahibi" sıfatıyla ifadesi alınmıştı.

FETÖ kapsamında yargılandığı davada hükümlü olan Enver Altaylı da tutuklanmıştı.

Ayrıca, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı, Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin yeniden başlatılan soruşturma kapsamında, "Kurtlar Vadisi" senaryosuna dahli olduğu tespit edilen eski emniyet müdürü Bayram Özbek'in tutuklandığını bildirmişti. 

Eski Merkez Bankası yöneticisine tutuklama talebi

Milyarlarca liralık fon skandalına ilişkin yürütülen soruşturmada dalga genişliyor. Son olarak, aralarında eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Erkan Kilimci'nin de bulunduğu 3 yeni isim tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi

24.09.2026 18:10:00
Haber Merkezi
 
Eski Merkez Bankası yöneticisine tutuklama talebi
Eski Merkez Bankası yöneticisine tutuklama talebi
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından sermaye piyasalarındaki usulsüz işlemler ve milyarlarca liralık fon vurgununa yönelik yürütülen dev soruşturmada sıcak bir gelişme yaşandı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan eski Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkan Yardımcısı Erkan Kilimci, Ali Rıza İncekaya ve Haldun Saffet İnal, savcılık sorgularının ardından tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Soruşturma derinleşiyor, tutuklu sayısı artıyor

Piyasalarda yaşanan likidite ve temerrüt krizinin ardından Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından 131 fonun tasfiyesine karar verilmesiyle başlayan süreç, adli makamların operasyonlarıyla derinleşiyor.

Dün adliyeye sevk edilen ve aralarında holding yöneticilerinin de bulunduğu 20 şüpheliden 17'si çıkarıldıkları mahkemece tutuklanmıştı. Son operasyonlar ve alınan kararlarla birlikte dosyadaki toplam tutuklu sayısı 26'ya yükselirken, gözaltına alınan yeni isimlerin de eklenmesiyle adli süreç hız kazandı.

Kritik isimler kıskaçta

Yürütülen soruşturmada daha önce finans ve sigorta dünyasından tanınan Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, akademisyen yazarlar Emre Alkin ve Kerem Alkin ile Doğa Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kırmızı gibi profili yüksek çok sayıda isim tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.

Eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Erkan Kilimci ve beraberindeki iş insanlarının da dosyaya şüpheli olarak dahil edilmesi, soruşturmanın bürokrasi ve finans ayağında çok daha geniş bir etki yaratacağını gösteriyor. Savcılık, şüphelilerin yurt dışı para transferleri, kripto varlık hareketleri ve piyasa dolandırıcılığı iddiaları üzerindeki incelemelerini titizlikle sürdürüyor.

Jeoloji mühendisi Çelik: "Depreme karşı çözüm yüksek katlardan vazgeçmek"

Jeoloji mühendisi Fahri Çelik, depreme karşı en etkili önlemin yüksek katlı yapılardan vazgeçerek düşük katlı ahşap ve çelik yapılara dönmek olduğunu söyledi

24.09.2026 13:32:00 / Güncelleme: 24.09.2026 13:34:45
İHA
 
Jeoloji mühendisi Çelik: "Depreme karşı çözüm yüksek katlardan vazgeçmek"
Jeoloji mühendisi Çelik: "Depreme karşı çözüm yüksek katlardan vazgeçmek"
Jeoloji mühendisi Fahri Çelik, bugün meydana gelen depremin ardından açıklamada bulundu. Çelik, tüm vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini ileterek, bir daha böyle bir afetin yaşanmamasını temenni etti. Depremin ne zaman olacağının kimse tarafından bilinemeyeceğini belirten Çelik, bu nedenle vatandaşların korkuya kapılmaması gerektiğini söyledi. Çelik, depreme karşı alınabilecek önlemlere ilişkin şunları kaydetti:

"İnsanoğlu ölüm dışında her şeye çözüm üretmiştir. Devletimiz ve mühendislerimiz elektriğe çözüm buldu, bugün elektrik kimseyi çarpmıyor. Biz jeoloji mühendisleri ve bilim adamları olarak depreme de çözüm bulmak zorundayız."



Çelik, çözümün düşük katlı ve dayanıklı yapılara geçişten geçtiğini vurgulayarak, "Kesinlikle yüksek katlı yapılardan vazgeçmemiz gerekiyor. İki, üç katlı ahşap ve çelik evlere dönmemiz lazım. Türkiye'de ortalama 20 yılda bir büyük deprem yaşıyoruz. Bu süreyi dikkate alarak yapılaşmamızı buna göre planlarsak, Allah'ın izniyle depremlerde can kaybı yaşanmaz" ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin farklı sismik bölgeleri olduğunu dile getiren Çelik, Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu, İç Anadolu ve Marmara bölgelerinde meydana gelebilecek bir depremin geniş bir alanı etkileyebileceğini belirtti.

Çelik, yüksek katlı yapılara karşı mücadelesini sürdüreceğini sözlerine ekledi.

Zonguldak Vali Yardımcısı Muammer Balcı kalp krizinden vefat etti

Zonguldak Vali Yardımcısı Muammer Balcı, 57 yaşında kalp krizi geçirerek vefat etti. Emeklilik dilekçesi veren Balcı'nın izne ayrıldığı öğrenildi

24.09.2026 12:24:00 / Güncelleme: 24.09.2026 12:26:17
İHA
 
Zonguldak Vali Yardımcısı Muammer Balcı kalp krizinden vefat etti
Zonguldak Vali Yardımcısı Muammer Balcı kalp krizinden vefat etti
Zonguldak Vali Yardımcılığı görevini sürdüren Muammer Balcı, İstanbul'da sabaha karşı kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti.

Bir süre önce emeklilik dilekçesi vererek izne ayrıldığı öğrenilen Balcı, otopsi işlemleri için morga kaldırıldı. Zonguldak Valisi Osman Hacıbektaşoğlu, sosyal medya hesabından paylaştığı taziye mesajında şu ifadelere yer verdi:

"Zonguldak Vali Yardımcımız, kıymetli mesai arkadaşımız Muammer Balcı geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmiştir. Görev süresi boyunca ilimize ve hemşehrilerimize özveriyle hizmet eden merhum Vali Yardımcımız Muammer Balcı'ya Allah'tan rahmet, ailesine, yakınlarına, çalışma arkadaşlarımıza ve mülki idare camiamıza sabır ve başsağlığı diliyorum. Mekanı cennet, makamı ali olsun."

Rize'de şiddetli yağış ve heyelanın bilançosu netleşiyor

Rize Valisi İhsan Selim Baydaş, meydana gelen heyelan ve su baskınlarında şu ana kadar tespit edilen zararın yaklaşık 1 milyar 42 milyon lira olduğunu belirterek, "Çalışmalar devam ediyor" dedi

24.09.2026 12:18:00 / Güncelleme: 24.09.2026 12:20:53
İHA
 
Rize'de şiddetli yağış ve heyelanın bilançosu netleşiyor
Rize'de şiddetli yağış ve heyelanın bilançosu netleşiyor
Rize'de 19 Eylül Cumartesi akşamı başlayan ve metrekareye yer yer 200 kilograma kadar düşen şiddetli sağanak, cadde ve sokaklarda su baskınlarına, kırsal ve eğimli kesimlerde ise zemin kaymaları ile heyelanlara yol açtı. İlçe merkezleri ile köy yollarında çökmeler meydana gelirken, birçok konut, iş yeri ve tarım arazisinde hasar oluştu.

Afetin hemen ardından AFAD koordinasyonunda Karayolları, Devlet Su İşleri (DSİ), Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü, Defterdarlık, Tarım ve Orman Müdürlüğü ile İl Özel İdaresi ekipleri sahada kapsamlı inceleme başlattı. İyidere, Pazar ve Derepazarı ilçelerinde meydana gelen heyelan ve su baskınlarının ardından başlatılan hasar tespit çalışmalarında ilk etap tamamlandı. Rize Valisi İhsan Selim Baydaş, şu ana kadar tespit edilen toplam hasar ve zararın yaklaşık 1 milyar 42 milyon lira olduğunu açıkladı.

"En büyük tesellimiz can kaybı yaşanmaması"

Vali Baydaş, afetin boyutunun büyüklüğüne dikkat çekerek, en sevindirici noktanın can kaybı olmaması olduğunu vurguladı. Vali Baydaş, "Sevindiğimiz mesele burada can kaybının yaşanmamasıdır. Afetin büyüklüğüne rağmen, ki metrekareye yer yer 200 kiloya yakın yağışın düştüğü bir afetten bahsediyoruz. Herhangi bir can kaybının olmayışı bizim açımızdan sevindirici husustur. Geri kalan hasar tespitleri ve hasarlı olan yerlerin tadili, tamiri de o gün itibarıyla başlamıştı. Şimdi tespitler gerçekleştikçe devam ediyoruz" dedi.



200 noktada çalışma

Sahadaki ekiplerin şu ana kadar 200 ayrı noktada incelemelerini sürdürdüğünü belirten Vali Baydaş, "AFAD İl Müdürlüğümüz, Karayolları, Devlet Su İşleri, Defterdarlığımız, Çevre ve Şehircilik Müdürlüğümüz, Tarım Müdürlüğümüz, bu saha tespitlerini yapan ekiplerimiz ve İl Özel İdaremiz bütün tespit ve değerlendirmelerinin ilk etabını gerçekleştirdiler. 200 noktada çalışma yaptı arkadaşlarımız. Şu ana kadar tespit edilen hem hasar hem de zarar noktasında araç, iş yeri ve ev zararları gibi maddi kayıplar ile istinat duvarı, menfez, yol ve konut hasarları yer alıyor. Önümüzde şu ana kadar tespit edilen 1 milyar 42 milyon liralık bir rakam var. Çalışmalar devam ediyor; cuma gününe kadar ekiplerimiz sahada olacak ve nihai icmali çıkaracağız. Bunun ödenek boyutuyla ilgili taleplerimizi de ivedilikle gerçekleştireceğiz" ifadelerini kullandı.

Riskli bölgelere teknik rapor ve tedbir çağrısı

Heyelan riski altındaki yerleşim yerlerinde sürekli teyakkuzda olunduğunu belirten Baydaş, vatandaşların birebir telefonla dahi uyarıldığını ifade etti. Riskli sahalara ilişkin sürecin teknik heyetler tarafından titizlikle incelendiğini söyleyen Vali Baydaş, "Yaklaşık 30 hanenin bulunduğu bir bölgede alt tarafın tamamen heyelan gördüğünü tespit ettik. Vatandaşımızı yerinden etmek istemeyiz ancak orası bizim açımızdan artık bir risk bölgesidir. Bilim insanları, jeoloji ve inşaat mühendislerinden oluşan teknik heyetin raporu tamamlanıncaya kadar o bölgeyi riskli kabul ediyor ve yağışlar öncesinde gerekli tedbirlerin alınmasını sağlıyoruz" şeklinde konuştu.

Şanlıurfa'da eğitime 1 gün ara verildi

Şanlıurfa'nın Karaköprü ilçesi Pınarbaşı Mahallesi merkezli meydana gelen 5.4 büyüklüğündeki deprem dolayısıyla eğitime 1 gün ara verildi

24.09.2026 12:12:00
İHA
 
Şanlıurfa'da eğitime 1 gün ara verildi
Şanlıurfa'da eğitime 1 gün ara verildi
Şanlıurfa'da saat 10.40'ta 5.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem çevre illerden de hissedildi. Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak herhangi bir olumsuz durum olmadığını açıkladı.

Eğitime 1 gün ara

Vali Hasan Şıldak sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada tedbir amacıyla il genelinde okulların tatil edildiğini duyurdu. Şıldak şu ifadelere yer verdi:

"Deprem nedeniyle ilimizdeki bütün eğitim kurumları ile kreş ve gündüz bakımevlerinde eğitim öğretim faaliyetlerine 24.09.2026 Perşembe günü ara verilmiştir."

Şanlıurfa'da 5.4 büyüklüğünde deprem

Şanlıurfa'nın Karaköprü ilçesinde, saat 10.40'da 5,4 büyüklüğünde deprem meydana geldi

24.09.2026 11:27:00 / Güncelleme: 24.09.2026 11:36:15
AA
 
Şanlıurfa'da 5.4 büyüklüğünde deprem
Şanlıurfa'da 5.4 büyüklüğünde deprem

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) internet sitesinde yer alan bilgiye göre, merkez üssü Karaköprü olan 5,4 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildi.

Depremin, yerin 7,39 kilometre derinliğinde meydana geldiği belirlendi.

Şanlıurfa merkezli deprem, kent merkezinin yanı sıra Diyarbakır, Mardin, Siirt, Şırnak, Batman, Gaziantep, Adıyaman, Şanlıurfa ve Malatya'da da hissedildi.

Depremin ardından vatandaşlar, cadde, sokak ve parklara çıkarak beklemeye başladı.

Vali Şıldak'tan ilk açıklama

Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, herkese geçmiş olsun dileklerini ileterek, "Sahada yapılan ilk incelemede, şu an için herhangi bir can kaybı ve yıkım söz konusu değil. Herkese geçmiş olsun. Sahadaki tarama çalışmalarımız sürüyor." diye konuştu. 

‘Fonlarda hareketliliği görüyorduk’

Adalet Bakanı Akın Gürlek: “Biz takip ediyoruz ama başsavcılık resen soruşturma açamıyor”

23.09.2026 21:31:00
Haber Merkezi
 
‘Fonlarda hareketliliği görüyorduk’
‘Fonlarda hareketliliği görüyorduk’
Fon piyasasındaki soruşturmayla ilgili konuşan Adalet Bakanı Akın Gürlek'in "Hareketlilik olduğunu gözlemliyorduk" sözleri tartışma yarattı. Gürlek, savcılığın neden daha önce doğrudan soruşturma başlatamadığı konusunda ise dikkat çeken bir açıklama yaptı.

Sermaye piyasalarındaki fon işlemlerine yönelik soruşturma genişlerken, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in "fonlarda hareketlilik olduğunu gözlemliyorduk" açıklaması yeni bir tartışmanın kapısını açtı.

Gürlek, ilgili kurumların piyasadaki hareketliliği takip ettiğini belirtirken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının tek başına resen soruşturma başlatmasının mümkün olmadığını söyledi.

"TAKİP EDİYORDUK AMA…"

Gürlek'in açıklamasındaki kritik nokta, savcılığın önündeki hukuki mekanizmaya ilişkin sözleri oldu.

Bakanın anlatımına göre süreç, savcılığın "şüpheli hareketlilik var" diyerek doğrudan soruşturma başlatmasından ziyade, SPK'nın inceleme ve suç duyurusu mekanizması üzerinden ilerledi.

Nitekim Adalet Bakanlığının 18 Eylül tarihli açıklamasında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının sermaye piyasalarındaki şüpheli işlemleri takip ettiği, SPK'ya soruşturma izni verilmesi amacıyla müzekkereler gönderildiği ve sonrasında SPK tarafından 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 107. maddesi kapsamındaki manipülasyon iddiaları hakkında suç duyurusunda bulunulduğu belirtildi.

SONUÇ: PARA NEREYE GİTTİ?

Soruşturmanın bir diğer önemli boyutu ise yurt dışına çıkarıldığı belirtilen paralar.

Gürlek, amaçlarının bu paraların Türkiye'ye getirilmesi ve mağdur olmayan, yani "iyi niyetli" yatırımcıların paralarına ulaşabilmesini sağlamak olduğunu söyledi.

18 Eylül itibarıyla açıklanan soruşturmada 4 şüpheli tutuklanırken, 51 kişi hakkında yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol uygulanmış; malvarlıklarının kaçırılmasını önlemek amacıyla hesaplar ve malvarlığı değerleri hakkında tedbir kararları alınmıştı.

Soruşturma ise devam ediyor. 22 Eylül'de Gürlek, operasyonlar kapsamında toplam 60 kişi hakkında adli işlem başlatıldığını, 4 kişinin tutuklandığını, 44 kişinin gözaltında olduğunu ve 12 kişi hakkında yakalama çalışmalarının sürdüğünü açıkladı.

ASIL SORU

Bakanın "hareketliliği gözlemliyorduk" sözleriyle birlikte şimdi kamuoyunun önündeki soru daha da belirginleşiyor:

Hareketlilik önceden görülüyorsa, savcılığın doğrudan harekete geçebilmesi için neden SPK sürecinin tamamlanması beklendi?

Bu sorunun yanıtı, soruşturmanın hukuki sürecinin nasıl işlediğinin yanı sıra, şüpheli para hareketlerinin ne zaman tespit edildiği ve hangi aşamada adli makamlara aktarıldığı açısından önem taşıyor.

Akın Gürlek: "Amacımız paraları geri getirmek"

Adalet Bakanı Akın Gürlek, kamuoyunda geniş yankı uyandıran fon dolandırıcılığı ve piyasa manipülasyonu soruşturmasına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Fon piyasalarında son iki yıldır yaşanan olağan dışı hareketlilikleri yakından takip ettiklerini belirten Gürlek, yurt dışına kaçırılmak istenen 40 milyon dolarlık transferin adli tedbirlerle bankada bloke edilerek engellendiğini açıkladı. Bakan Gürlek, yargı sürecinin öncelikli amacının iyi niyetli vatandaşların mağduriyetlerini gidermek ve kaçırılan paraları ülkeye geri getirmek olduğunu vurguladı

23.09.2026 16:10:00
Haber Merkezi
 
Akın Gürlek: "Amacımız paraları geri getirmek"
Akın Gürlek: "Amacımız paraları geri getirmek"
Birleşmiş Milletler zirvesi kapsamında gittiği New York'ta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Adalet Bakanı Akın Gürlek, borsada yaklaşık 8,5 milyon vatandaşın yatırım yaptığını hatırlatarak piyasadaki hareketliliği uzun süredir gözlemlediklerini ifade etti.

Son iki yıllık süreçte bazı yatırım fonları ve bağlı hisselerde orantısız büyümeler yaşandığına dikkat çeken Gürlek, "Bazı hisseler normal seyrinde ilerlerken, bazılarında yüzde 400, yüzde 500 hatta yüzde 5 bin seviyelerine ulaşan anormal, olağan dışı artışlar tespit ettik" dedi.

Bakan Gürlek, başsavcılıkların bu tür sermaye piyasası suçlarında Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) ihbarı veya izni olmadan resen soruşturma başlatamadığını hatırlatarak, yapılan tespitlerin ardından sürecin hızla hukuki boyuta taşınması için SPK ile gerekli koordinasyonun sağlandığını ve adli adımların atıldığını aktardı.

"40 milyon dolarlık transfer bankada engellendi"

Soruşturma kapsamında şüphelilerin mal varlıklarına ve şirketlerine yönelik gecikmeksizin el koyma ve tedbir kararları uygulandığını belirten Gürlek, operasyonun mali ayağına dair kritik bir bilgiyi paylaştı.

Fon sahiplerinin ve yöneticilerinin paraları yurt dışına kaçırma girişiminde bulunduğunu ifade eden Bakan Gürlek, "Yurt dışına para çıkarmaya çalıştılar, anlık hamlelerle bunu durdurduk. Tam 40 milyon dolarlık bir para transferi gerçekleştirilmek istenirken, aldığımız mahkeme kararı doğrultusunda banka bu transfere izin vermedi ve para bloke edildi" şeklinde konuştu.

Soruşturma dalga dalga genişliyor

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından 7 portföy yönetim şirketine bağlı 131 yatırım fonunun tasfiye edilmesinin ardından derinleştirilen soruşturmada gözaltı ve tutuklama sayıları da artıyor.

Bakan Gürlek, dosya kapsamında şu ana kadar toplam 60 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldığını açıkladı. Yürütülen operasyonlar neticesinde aralarında fon yönetim kurulu başkanları ve şirket yöneticilerinin de bulunduğu çok sayıda kişi hakkında işlem yapılırken, firari durumda olan şüphelilerin yakalanması için çalışmaların titizlikle sürdüğü belirtildi.

"Cumhurbaşkanımız süreci yakından takip ediyor"

Soruşturmanın sadece adli değil, çok boyutlu bir mali koordinasyonla yürütüldüğünü ifade eden Akın Gürlek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da gelişmeleri yakından izlediğini dile getirdi.

Konuyla ilgili olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı, BDDK ve SPK başkanlarıyla düzenli değerlendirme toplantıları yaptıklarını söyleyen Gürlek, "Vatandaşlarımızın dişinden tırnağından artırarak yaptığı birikimlerin iyi niyet suistimaliyle heba edilmesine kesinlikle izin vermeyeceğiz. Asıl amacımız, yurt dışına kaçırılan bu paraları geri getirmek ve hak sahiplerinin mağduriyetlerini tamamen gidermektir" diyerek kararlılık mesajı verdi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.