Geçmişten bugüne bir muhasebe -13- Aile: İmanın, sevginin ve ahlakın yaşandığı gönül mektebi
09.11.2026 00:00:00
Değerli dostlar,
Bir toplumun geleceğini merak ediyorsak önce çocuklarının yetiştiği evlere bakmalıyız. Çünkü insanın hayata dair ilk hükümleri, ilk değer yargıları ve ilk davranış biçimleri çoğu zaman ailesinde şekillenir. Henüz hayatı tanımadan önce adaletin, merhametin, paylaşmanın ve sorumluluğun ne demek olduğunu aile ortamında öğrenir.
Aile, insanın yalnızca dünyaya geldiği yer değil, insan olmayı öğrendiği ilk mekteptir.
Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur:
"Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için kendi türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O'nun ayetlerindendir." (Rûm Suresi, 30/21)
Bu ayet, aile hayatının temelinde sevgi ve merhametin bulunduğunu göstermektedir. Ancak sevgi yalnızca güzel söz söylemek, merhamet de yalnızca acımak değildir. Sevgi, sorumluluk üstlenmeyi; merhamet, karşısındakinin hakkını gözetmeyi gerektirir.
Bir çocuğun yetiştiği evde anne ve babasının birbirine nasıl davrandığı, sorunları nasıl çözdüğü, insanlara karşı nasıl bir tutum sergilediği onun karakterinde derin izler bırakır. Çocuklar çoğu zaman kendilerine söylenenlerden çok, evlerinde gördüklerini öğrenirler.
Bu nedenle çocuk yetiştirmek, yalnızca yedirmek, giydirmek ve okula göndermek değildir. Onlara doğruyu yanlıştan ayırabilecek bir vicdan, başkasının hakkına saygı gösterecek bir ahlak ve hayatın zorlukları karşısında ayakta durabilecek bir karakter kazandırmaktır.
Peygamber Efendimiz (s.a.a.) şöyle buyurmuştur:
"Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır." (Tirmizî, Menâkıb, 63)
Bu hadis, güzel ahlakın önce en yakınlarımızla kurduğumuz ilişkilerde kendisini göstermesi gerektiğini hatırlatır.
Ne var ki günümüz aile hayatını yalnızca ahlaki öğütlerle açıklamak mümkün değildir. İçinde bulunduğumuz ekonomik ve sosyal şartlar da aile yapısını doğrudan etkilemektedir.
Geçim sıkıntısı, işsizlik, barınma sorunu, eğitim giderleri ve gelecek kaygısı ailelerin omuzlarındaki yükü ağırlaştırmaktadır. Anne ve babaların çalışma hayatında geçirdiği uzun saatler, çocuklarıyla kurmaları gereken iletişimi zayıflatabilmektedir.
Bunun yanında dijital dünyanın kontrolsüz etkisi, çocukların ve gençlerin ailelerinden, hatta zaman zaman gerçek hayattan uzaklaşmasına neden olmaktadır. Aynı evde yaşayan fakat birbirinin dünyasından habersiz kalan insanların çoğalması, üzerinde ciddiyetle durmamız gereken bir meseledir.
Burada kendimize şu soruyu sormalıyız: Çocuklarımızı geleceğe hazırlarken onların yalnızca meslek sahibi olmalarını mı istiyoruz, yoksa vicdan sahibi, adaletli ve sorumluluklarının bilincinde insanlar olarak yetişmelerini de önemsiyor muyuz?
Elbette ailelerin bütün bu sorunlarla tek başına mücadele etmesini bekleyemeyiz. Aileyi korumak, bireylerin olduğu kadar devletin ve toplumun da sorumluluğudur.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın Millî Ekonomi Modeli'nde ortaya koyduğu Sosyal Devlet anlayışı, bu bakımdan değerlendirilmesi gereken önemli bir yaklaşım sunmaktadır. Vatandaşlık Maaşı, Ev Hanımı Maaşı ve Çocuk Maaşı gibi projelerle ailelerin ekonomik bakımdan desteklenmesi hedeflenmektedir.
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın bu anlayışı geleceğe taşıma gayreti de sosyal devlet politikaları ve aile yapısının korunması açısından üzerinde durulması gereken bir konudur.
Çünkü ekonomik güvence, ailelerin çocuklarına daha fazla zaman ayırabilmelerinin ve geleceklerini daha güvenle planlayabilmelerinin önemli şartlarından biridir. Devletin başarısı yalnızca ekonomik büyüklüklerle değil, vatandaşlarının insanca yaşayabileceği şartları oluşturabilmesiyle de ölçülmelidir.
Aileyi güçlü kılmak, çocuğu korumakla başlar. Çocuğu korumak ise ona yalnızca güvenli bir gelecek hazırlamak değil, o geleceği doğru kullanabilecek bir ahlak ve bilinç kazandırmaktır.
Benim gönül dünyamda aile, insanın hayat yolculuğuna çıktığı ilk limandır. O limanda öğrenilen bir dua, görülen bir fedakârlık, duyulan bir güzel söz bazen insanın bütün ömrüne yön verir.
Bir annenin evladına öğrettiği merhamet, bir babanın davranışlarıyla gösterdiği dürüstlük, kardeşler arasında yaşatılan paylaşma kültürü; hiçbir maddi imkânla satın alınamayacak kadar kıymetlidir.
Fakat bu değerlerin yaşatılması için aileyi yalnızca geçmişten gelen bir gelenek olarak görmemeli, geleceği kuran canlı bir kurum olarak değerlendirmeliyiz.
Çünkü bir evin içinde yetişen çocuk, yarının öğretmeni, yöneticisi, esnafı, sanatçısı, bilim insanı ve belki de bir toplumun kaderini değiştirecek şahsiyetidir.
Öyleyse aileye verdiğimiz değer, aslında geleceğe verdiğimiz değerdir. Bu değeri koruyabilmek için hem gönüllerimizi hem de ailelerin yaşama şartlarını iyileştirmek zorundayız.
(Devam edecek…)
Bir toplumun geleceğini merak ediyorsak önce çocuklarının yetiştiği evlere bakmalıyız. Çünkü insanın hayata dair ilk hükümleri, ilk değer yargıları ve ilk davranış biçimleri çoğu zaman ailesinde şekillenir. Henüz hayatı tanımadan önce adaletin, merhametin, paylaşmanın ve sorumluluğun ne demek olduğunu aile ortamında öğrenir.
Aile, insanın yalnızca dünyaya geldiği yer değil, insan olmayı öğrendiği ilk mekteptir.
Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur:
"Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için kendi türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O'nun ayetlerindendir." (Rûm Suresi, 30/21)
Bu ayet, aile hayatının temelinde sevgi ve merhametin bulunduğunu göstermektedir. Ancak sevgi yalnızca güzel söz söylemek, merhamet de yalnızca acımak değildir. Sevgi, sorumluluk üstlenmeyi; merhamet, karşısındakinin hakkını gözetmeyi gerektirir.
Bir çocuğun yetiştiği evde anne ve babasının birbirine nasıl davrandığı, sorunları nasıl çözdüğü, insanlara karşı nasıl bir tutum sergilediği onun karakterinde derin izler bırakır. Çocuklar çoğu zaman kendilerine söylenenlerden çok, evlerinde gördüklerini öğrenirler.
Bu nedenle çocuk yetiştirmek, yalnızca yedirmek, giydirmek ve okula göndermek değildir. Onlara doğruyu yanlıştan ayırabilecek bir vicdan, başkasının hakkına saygı gösterecek bir ahlak ve hayatın zorlukları karşısında ayakta durabilecek bir karakter kazandırmaktır.
Peygamber Efendimiz (s.a.a.) şöyle buyurmuştur:
"Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır." (Tirmizî, Menâkıb, 63)
Bu hadis, güzel ahlakın önce en yakınlarımızla kurduğumuz ilişkilerde kendisini göstermesi gerektiğini hatırlatır.
Ne var ki günümüz aile hayatını yalnızca ahlaki öğütlerle açıklamak mümkün değildir. İçinde bulunduğumuz ekonomik ve sosyal şartlar da aile yapısını doğrudan etkilemektedir.
Geçim sıkıntısı, işsizlik, barınma sorunu, eğitim giderleri ve gelecek kaygısı ailelerin omuzlarındaki yükü ağırlaştırmaktadır. Anne ve babaların çalışma hayatında geçirdiği uzun saatler, çocuklarıyla kurmaları gereken iletişimi zayıflatabilmektedir.
Bunun yanında dijital dünyanın kontrolsüz etkisi, çocukların ve gençlerin ailelerinden, hatta zaman zaman gerçek hayattan uzaklaşmasına neden olmaktadır. Aynı evde yaşayan fakat birbirinin dünyasından habersiz kalan insanların çoğalması, üzerinde ciddiyetle durmamız gereken bir meseledir.
Burada kendimize şu soruyu sormalıyız: Çocuklarımızı geleceğe hazırlarken onların yalnızca meslek sahibi olmalarını mı istiyoruz, yoksa vicdan sahibi, adaletli ve sorumluluklarının bilincinde insanlar olarak yetişmelerini de önemsiyor muyuz?
Elbette ailelerin bütün bu sorunlarla tek başına mücadele etmesini bekleyemeyiz. Aileyi korumak, bireylerin olduğu kadar devletin ve toplumun da sorumluluğudur.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın Millî Ekonomi Modeli'nde ortaya koyduğu Sosyal Devlet anlayışı, bu bakımdan değerlendirilmesi gereken önemli bir yaklaşım sunmaktadır. Vatandaşlık Maaşı, Ev Hanımı Maaşı ve Çocuk Maaşı gibi projelerle ailelerin ekonomik bakımdan desteklenmesi hedeflenmektedir.
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın bu anlayışı geleceğe taşıma gayreti de sosyal devlet politikaları ve aile yapısının korunması açısından üzerinde durulması gereken bir konudur.
Çünkü ekonomik güvence, ailelerin çocuklarına daha fazla zaman ayırabilmelerinin ve geleceklerini daha güvenle planlayabilmelerinin önemli şartlarından biridir. Devletin başarısı yalnızca ekonomik büyüklüklerle değil, vatandaşlarının insanca yaşayabileceği şartları oluşturabilmesiyle de ölçülmelidir.
Aileyi güçlü kılmak, çocuğu korumakla başlar. Çocuğu korumak ise ona yalnızca güvenli bir gelecek hazırlamak değil, o geleceği doğru kullanabilecek bir ahlak ve bilinç kazandırmaktır.
Benim gönül dünyamda aile, insanın hayat yolculuğuna çıktığı ilk limandır. O limanda öğrenilen bir dua, görülen bir fedakârlık, duyulan bir güzel söz bazen insanın bütün ömrüne yön verir.
Bir annenin evladına öğrettiği merhamet, bir babanın davranışlarıyla gösterdiği dürüstlük, kardeşler arasında yaşatılan paylaşma kültürü; hiçbir maddi imkânla satın alınamayacak kadar kıymetlidir.
Fakat bu değerlerin yaşatılması için aileyi yalnızca geçmişten gelen bir gelenek olarak görmemeli, geleceği kuran canlı bir kurum olarak değerlendirmeliyiz.
Çünkü bir evin içinde yetişen çocuk, yarının öğretmeni, yöneticisi, esnafı, sanatçısı, bilim insanı ve belki de bir toplumun kaderini değiştirecek şahsiyetidir.
Öyleyse aileye verdiğimiz değer, aslında geleceğe verdiğimiz değerdir. Bu değeri koruyabilmek için hem gönüllerimizi hem de ailelerin yaşama şartlarını iyileştirmek zorundayız.
(Devam edecek…)
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -13- Aile: İmanın, sevginin ve ahlakın yaşandığı gönül mektebi / 09.11.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -12- Kuşaktan kuşağa aktarılan manevi miras / 08.11.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -11- Kaybolan değerleri yeniden kazanmak / 07.11.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -10- Aileyi korumak toplumu korumaktır / 06.11.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -9- Gençler neden evlenmekten uzaklaşıyor? / 05.11.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -8- Aileyi korumak ekonomik güvenceyle mümkündür / 04.11.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -7- Evlilikte sorumluluk ve sadakat / 03.11.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -6- Ailede başlayan ahlak / 02.11.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -5- Aileyi ayakta tutan değerler / 01.11.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -4- Nikâhın kıymetini hatırlamak / 31.10.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -12- Kuşaktan kuşağa aktarılan manevi miras / 08.11.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -11- Kaybolan değerleri yeniden kazanmak / 07.11.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -10- Aileyi korumak toplumu korumaktır / 06.11.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -9- Gençler neden evlenmekten uzaklaşıyor? / 05.11.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -8- Aileyi korumak ekonomik güvenceyle mümkündür / 04.11.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -7- Evlilikte sorumluluk ve sadakat / 03.11.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -6- Ailede başlayan ahlak / 02.11.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -5- Aileyi ayakta tutan değerler / 01.11.2026
- Geçmişten bugüne bir muhasebe -4- Nikâhın kıymetini hatırlamak / 31.10.2026

























































