logo
09 KASIM 2026

Sivil cesaret ve vatandaşlık görevi

09.11.2026 00:00:00
 

Vatandaşlık bilinci ve nezaket, aslında günlük hayatımızın her alanında kendini göstermelidir. Sokakta yürürken, otobüse veya taksiye binerken, birine yol sorarken, alışveriş yaparken ya da kasada çalışan bir insanla iletişim kurarken kendimize şu soruyu sormalıyız: Ne kadar kibarız, ne kadar nazikiz?

Mobil internetin ve konum paylaşma alışkanlığının hayatımıza girmesiyle birlikte insanlara ulaşmak ve adres bulmak hiç olmadığı kadar kolaylaştı. Eskiden birine yol sormak, adres tarifini dinlemek veya birinden yardım istemek günlük hayatın doğal bir parçasıydı. Bugün ise teknoloji sayesinde bu ihtiyaçların çoğunu ortadan kaldırdık. Ancak kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: İletişimimiz kolaylaştı ama birbirimizle olan insani iletişimimiz de aynı ölçüde gelişti mi? Yoksa teknolojik olarak birbirimize yaklaşırken insani olarak birbirimizden uzaklaştık mı?

Bence nezaket, en sıradan alışverişte bile kendini göstermelidir. Alışverişin tutarı ister 30 lira ister 3.000 lira olsun, karşımızdaki insana nasıl davranacağımızı belirleyen şey para değil, kişiliğimiz ve insanlara duyduğumuz saygıdır. Bana nasıl konuşulmasını istiyorsam ben de karşımdakine öyle hitap etmeliyim. Örneğin, hiç tanımadığımız bir insana durup dururken "Bir bakar mısın?" demek yerine, "Affedersiniz, size bir şey sorabilir miyim?" demek çok daha nazik bir yaklaşımdır.

Bugün ne yazık ki insanlar birbirlerinin yaşam alanlarına giderek daha fazla müdahale edebiliyor. Toplu taşımada yüksek sesle telefonla konuşmak, çevresindekileri rahatsız edecek şekilde video izlemek veya sesli Reels videolarını herkesin içinde yüksek sesle dinlemek artık sıradanlaşmaya başladı.

Biraz 30-40 yıl geriye gidelim. Otobüslerde klima yoktu, camlar açılırdı. İmkânlar bugünkü kadar gelişmiş değildi ama insanlar birbirlerine karşı daha nazik ve düşünceli davranmaya meyilliydi. Yaşlıların veya kadınların ayakta kalması pek kabul edilebilir bir durum değildi. İnsanlar, imkânları ölçüsünde birbirlerine yer verir, yardımcı olur ve çevrelerindekileri gözetirdi.

Bugün ise umursamazlık, adeta bir alışkanlık, hatta insanların üzerine yapışmış bir huy hâline gelmeye başladı. Oysa nezaket, yalnızca kişisel bir tercih değil, birlikte yaşamanın temel kurallarından biridir.

Elbette gençleri bu konuda tek bir kalıba sokmak doğru değil. Herkesi aynı şekilde değerlendiremeyiz. Ancak yaşlı insanlarla bir araya geldiğimizde gençler üzerine konuşmalar açılıyor ve çoğu zaman "Bizim zamanımızda şöyleydi, böyleydi; şimdiki gençler..." diye başlayan cümleler duyuyoruz.

Ben gençlerin yaşadığı koşulları da göz ardı etmememiz gerektiğini düşünüyorum. Bugün bir genç okula gidiyor, üniversiteyi bitiriyor ama iş bulamama endişesi yaşıyor. İş bulduğunda ise yeterince kazanıp kazanamayacağından kaygı duyuyor. Hayallerini gerçekleştirmek, kendi ayakları üzerinde durmak ve geleceğini kurmak istiyor ama önünde ciddi ekonomik engeller bulunuyor.

Çocukken hepimizin hayalleri vardı: "Ben büyüyünce itfaiyeci olacağım, polis olacağım, doktor olacağım." Bugünün gençleri de benzer hayaller kuruyor. Ancak bu hayallerin gerçeğe dönüşmesi için yalnızca istemek yetmiyor; ekonomik ve toplumsal şartların da buna imkân sağlaması gerekiyor. Gençlerde gördüğümüz bıkkınlığı ve zaman zaman ortaya çıkan umursamazlığı değerlendirirken bu koşulları da düşünmeliyiz.

Bir başka mesele de cep telefonlarının günlük iletişim dilimizi değiştirmesi. Kısa mesajlaşmalar, birkaç harfle veya iki üç kelimeyle düşünceyi tamamlamaya çalışmak, zamanla dilimizin inceliklerini ve nezaket ifadelerini de geri plana itti. Bana göre bu durum, insanların birbirlerine ayırdığı dikkati ve empatiyi de olumsuz etkiliyor.

Bugün 50 yaş ve üzerindeki insanların, kendi kuşakları arasında bu konuda daha az sorun yaşadığını düşünüyorum. Toplu taşımada, sokakta, alışverişte veya kasada çalışan bir insanla iletişim kurarken nezakete ve karşılıklı saygıya daha fazla önem verildiğini gözlemliyorum. Elbette bu, yaşa göre kesin bir ayrım yapmak anlamına gelmiyor.

Burada başka bir noktaya daha değinmek istiyorum. İnsan, düşündüğünü bir gün söyler; söylediğini de bir gün davranışlarına yansıtır. Bence bizim kuşağımızın, özellikle 30-50 yaş ve üzerindeki insanların da bu konuda kendilerine dönüp bakmaları gerekiyor. Çünkü mesele yalnızca gençleri eleştirmek değil.

Bir tarafta 50, 60, hatta 70 yıllık hayat tecrübesi olan insanlar var. Diğer tarafta henüz 15, 16, 17 veya 20 yaşlarında hayatı tanımaya çalışan gençlerimiz. Elbette herkes aynı değil. Her yaş grubunda farklı karakterler ve farklı davranışlar var. Gençler de yaşlılar da birbirlerini anlamaya çalışmalı. Yaşlılarımızın da gençlerin hayatına, düşüncelerine ve yaşam biçimlerine biraz daha anlayışla yaklaşması gerekiyor. Gençlerin de büyüklerinin tecrübelerine kulak vermesi önemli.

Yine de kendi kendime şu soruyu soruyorum: Bu kadar nezaketli, bu kadar güzel ve köklü bir dile sahip, insanına değer veren bir toplumda acaba bir yerlerde bir şeyleri mi kaybettik?

Kim ne derse desin, "Ârif olana tarif gerekmez" diye güzel bir sözümüz var. Bence gençlerimize bazı gerçekleri sert sözlerle değil, tatlı dille anlatabilmeliyiz. Onları azarlamak veya küçümsemek yerine davranışlarımızla örnek olmalıyız.

Çünkü Türk milleti, diliyle, kültürüyle, gelenekleriyle ve insan ilişkilerindeki incelikleriyle gerçekten müstesna bir millettir. Günlük hayatımızda kullandığımız kelimelere bir bakalım: Bir hasta ziyaretinde "Geçmiş olsun", bir esnafın dükkânına girdiğimizde "Hayırlı işler" deriz. Dostlarımızdan ayrılırken "Hoşça kal", "Görüşmek üzere" veya "Allah'a emanet ol" diyerek vedalaşırız. "Annene, babana selam söyle" derken bile aslında yalnızca bir selam göndermeyiz; sevgi ve saygımızı da iletiriz. Bunların hepsi yalnızca birer kelime veya cümle değildir; içinde samimiyet, iyi niyet, sevgi ve gönül bağı taşır.

Bir de birbirimize hitap ederken kullandığımız "abi", "abla", "teyzeciğim", "amcacığım", "anneciğim", "babacığım", "dayıcığım" gibi ifadelerimiz var. Bunlar bazen hiç tanımadığımız insanlar arasında bile sıcak ve samimi bir bağ kurulmasını sağlar. Bir insana "Biraz dikkat eder misin, abi?" dediğinizde aslında yalnızca bir şey istemezsiniz; aynı zamanda ona saygı ve yakınlık gösterirsiniz. Bu hitapların taşıdığı incelik, her kültürde ve her toplumda aynı şekilde bulunmayabilir.

Bence bizim bu güzel dilimizi, hitaplarımızı ve nezaketimizi mutlaka korumamız gerekiyor. Çünkü tatlı dil, insanın gönlüne ulaşmanın en güzel yollarından biridir.

Peki, bütün bunları neden yazıyorum? Çünkü insan aklını ön planda tutsa da insanın özü gönüldür. Gönül!

Elbette gerektiğinde karşımızdakine haddini bildirmek, sınırlarımızı korumak da son derece önemlidir. Nezaket, her şeye sessiz kalmak veya haksızlığa boyun eğmek değildir.

Hatta gönül kazanmak bazen tek bir kelime söylemeden de mümkündür. Bazen bir tebessüm, bazen güzel bir söz, bazen de bir esnafın içtenlikle söylediği "Buyurun, size nasıl yardımcı olabilirim?" cümlesi çok şeyi değiştirebilir.

Oysa asıl mesele çok basit: Kendimize nasıl davranılmasını istiyorsak başkalarına da öyle davranmalıyız.

Ekonomik açıdan toplumun geniş bir kesimi zaten hayat mücadelesi veriyor. Maalesef insanlarımız geçim sıkıntısı ve günlük hayatın zorluklarıyla uğraşıyor. Tam da böyle bir dönemde birbirimizin hayatını daha da zorlaştırmak yerine kolaylaştırmamız gerekmez mi?

Zira bilinçli vatandaşlık görevi yalnızca kanunlara uymak veya seçimlerde oy kullanmak değildir. Aynı zamanda birlikte yaşadığımız insanlara saygı göstermek, onların haklarını gözetmek, toplumsal nezaketi yaşatmak ve gerektiğinde haksızlık karşısında ses çıkarabilmektir.

İşte "Zivilcourage", yani sivil cesaret ve vatandaşlık görevi anlayışımın temelinde de bu düşünce yatıyor.

Müsaadenizle son sözü merhum Prof. Dr. Haydar Baş Hocamıza bırakacağım:

"İnsan Gönüldür Gönül."

 
Ercan Özyer / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.