Çözüm; ağzı bağlı bir çuval, kapalı bir kutu, kesilmemiş bir karpuz... Zuhur eden her meselede, insanlar derhal ikiye ayrılıyor. Çözümden yana olanlar, çözümün karşısında olanlar, çözüm isteyenler, istemeyenler...
Çözümü bir çözebilseydik, bugün arapsaçına dönmüş bir çok meseleyi de çözmüş olacaktık.
Bilindiği gibi bugünlerde çözümün en çok kullanıldığı mesele Kıbrıs meselesi. Kıbrıs'ta çözüm isteyenler-istemeyenler, çözümden yana olanlar-karşısında yer alanar şeklinde tasnifler yapılıyor ve tabii küresel oburların borazanlığını yapan medyaya göre, yeniyetme, tıfıl politikacılar çözümden yana, yaşı yetmişe yanaşmış Denktaş ise çözümün karşısında yer alıyor.
Elli-altmış senedir problemler yumağı ile uğraşan, gecesi-gündüzü, uykusu-rüyası Kıbrıs ve Kıbrıslı olmuş bir ihtiyar adam, tecrübeli bir politikacı niye çözümden yana olmasın, çözüm isteyenlere inat düğüm üstüne düğüm atsın diye merak ediyorsunuz, dikkat kesiliyorsunuz, yakından bakıyorsunuz ki; ne kadar bohçacı varsa bir bir bohçalarını çözmüşler...
"Bohçacı geldi hanım!" diye mahalleyi velveleye veren ve üç-beş kadını başına toplayınca da rengarenk, fason mallarının bohçasını çözenler gibi, Kıbrıs'ta rengarenk çeşit çeşit bohçacılar, çözümcüler cirit atıyor.
"74 Barış Harekatı ucuz bir kahramanlıktı!" diyenler bir tarafta, hadi geldiniz geldiniz, ne diye otuz yıldır başımızı bekliyorsunuz, diyen bohçacılar bir tarafta, Türk ordusu Kıbrıs'ta işgalcidir diyen çözümcüler bir tarafta, çekin gidin, 74 öncesindeki cinayetlere, katliamlara kaldığımız yerden devam edeceğiz diye homurdanan ama mutlaka çözümden yana olanlar diğer tarafta. Rengarenk, çeşit çeşit çözümden yana, hatta çözülmüş bohçalar.
Anlıyor ve görüyorsunuz ki; bugün Kıbrıs'ta çözümden yana olanların çözümden anladıkları, Kıbrıs'ın Anadolu ile olan irtibatını, Türk Devleti ile olan bağını çözmektir. Bu çözümü gerçekleştirdikten sonra, tavada tereyağını eritir gibi Türk nüfusunu eritmek, ürkütmek, göçe zorlamak, asimile etmek ve Kıbrıs'ı bir Rum adası haline getirmek.
BM'nin, AB'nin, ABD'nin ve bilcümle yandaşlarının Kıbrıs'ta çözümden anladıkları kesinlikle budur, görünen köy için kılavuza da gerek yoktur zaten. Meseleye yakından bakınca, ihtiyarlamış haliyle sayın Denktaş'ın tek başına; yedi düvele karşı değil, yetmiş düvele karşı Kuzey Kıbrıs'ı savunduğunu görmemek ve takdir etmemek mümkün değil. Hatta son bir yıldır bu yetmiş düvele bir de Türkiye eklendi, yetmişbir düvel oldu.
AKP hükümeti şimdiye kadar dolaylı dokundurmalar yapıyordu, yavaş yavaş tavrını netleştiriyor ve çözümden yana tavır alanların safında olduğunu belirtiyor. Kıbrıs'ta beş bin şehidin üzerine kalem çekme anlamındaki çözümün havarilerinden, hem de hararetli havarilerinden Nazlı Hanım, hükümetimizin bu utangaç tavrına, kaçak güreşir haline açıklık getiriyor, diyor ki:
"Başbakan, Kıbrıs'ta Mehmed Ali Talat'ın kazanmasını istiyor. Ancak Denktaş'ın kişiliği ve halk nezdinde prestij kaybetmemek için bunu ifade edemiyor".
Sayın Başbakan'ın artık prestij kaybı kaygısı da kalmamış olacak ki; "Denktaş danışmanlarını değiştirsin" ültimatomu ile onu hedef tahtasına yerleştiriyor ve yardımcısı Şahin de baklanın tamamını ağzından çıkarıyor: "AB karşıtları KKTC'de işbaşında olamazlar".
Masum Anadolu'nun saf çocukları da; "biraz daha zaman tanıyalım, bunlar bir şeyler yapacaklar" umudu ile bekliyorlar. Adamlar daha ne yapsın? IMF'den on puan aldılar, Kıbrıs da bildiğiniz gibi çözülmek üzere, dolayısıyla AB'den, ABD'den gelecek on puanlar da yolda... Kıbrıs yolcu imiş ne gam!..
Çözümü bir çözebilseydik, bugün arapsaçına dönmüş bir çok meseleyi de çözmüş olacaktık.
Bilindiği gibi bugünlerde çözümün en çok kullanıldığı mesele Kıbrıs meselesi. Kıbrıs'ta çözüm isteyenler-istemeyenler, çözümden yana olanlar-karşısında yer alanar şeklinde tasnifler yapılıyor ve tabii küresel oburların borazanlığını yapan medyaya göre, yeniyetme, tıfıl politikacılar çözümden yana, yaşı yetmişe yanaşmış Denktaş ise çözümün karşısında yer alıyor.
Elli-altmış senedir problemler yumağı ile uğraşan, gecesi-gündüzü, uykusu-rüyası Kıbrıs ve Kıbrıslı olmuş bir ihtiyar adam, tecrübeli bir politikacı niye çözümden yana olmasın, çözüm isteyenlere inat düğüm üstüne düğüm atsın diye merak ediyorsunuz, dikkat kesiliyorsunuz, yakından bakıyorsunuz ki; ne kadar bohçacı varsa bir bir bohçalarını çözmüşler...
"Bohçacı geldi hanım!" diye mahalleyi velveleye veren ve üç-beş kadını başına toplayınca da rengarenk, fason mallarının bohçasını çözenler gibi, Kıbrıs'ta rengarenk çeşit çeşit bohçacılar, çözümcüler cirit atıyor.
"74 Barış Harekatı ucuz bir kahramanlıktı!" diyenler bir tarafta, hadi geldiniz geldiniz, ne diye otuz yıldır başımızı bekliyorsunuz, diyen bohçacılar bir tarafta, Türk ordusu Kıbrıs'ta işgalcidir diyen çözümcüler bir tarafta, çekin gidin, 74 öncesindeki cinayetlere, katliamlara kaldığımız yerden devam edeceğiz diye homurdanan ama mutlaka çözümden yana olanlar diğer tarafta. Rengarenk, çeşit çeşit çözümden yana, hatta çözülmüş bohçalar.
Anlıyor ve görüyorsunuz ki; bugün Kıbrıs'ta çözümden yana olanların çözümden anladıkları, Kıbrıs'ın Anadolu ile olan irtibatını, Türk Devleti ile olan bağını çözmektir. Bu çözümü gerçekleştirdikten sonra, tavada tereyağını eritir gibi Türk nüfusunu eritmek, ürkütmek, göçe zorlamak, asimile etmek ve Kıbrıs'ı bir Rum adası haline getirmek.
BM'nin, AB'nin, ABD'nin ve bilcümle yandaşlarının Kıbrıs'ta çözümden anladıkları kesinlikle budur, görünen köy için kılavuza da gerek yoktur zaten. Meseleye yakından bakınca, ihtiyarlamış haliyle sayın Denktaş'ın tek başına; yedi düvele karşı değil, yetmiş düvele karşı Kuzey Kıbrıs'ı savunduğunu görmemek ve takdir etmemek mümkün değil. Hatta son bir yıldır bu yetmiş düvele bir de Türkiye eklendi, yetmişbir düvel oldu.
AKP hükümeti şimdiye kadar dolaylı dokundurmalar yapıyordu, yavaş yavaş tavrını netleştiriyor ve çözümden yana tavır alanların safında olduğunu belirtiyor. Kıbrıs'ta beş bin şehidin üzerine kalem çekme anlamındaki çözümün havarilerinden, hem de hararetli havarilerinden Nazlı Hanım, hükümetimizin bu utangaç tavrına, kaçak güreşir haline açıklık getiriyor, diyor ki:
"Başbakan, Kıbrıs'ta Mehmed Ali Talat'ın kazanmasını istiyor. Ancak Denktaş'ın kişiliği ve halk nezdinde prestij kaybetmemek için bunu ifade edemiyor".
Sayın Başbakan'ın artık prestij kaybı kaygısı da kalmamış olacak ki; "Denktaş danışmanlarını değiştirsin" ültimatomu ile onu hedef tahtasına yerleştiriyor ve yardımcısı Şahin de baklanın tamamını ağzından çıkarıyor: "AB karşıtları KKTC'de işbaşında olamazlar".
Masum Anadolu'nun saf çocukları da; "biraz daha zaman tanıyalım, bunlar bir şeyler yapacaklar" umudu ile bekliyorlar. Adamlar daha ne yapsın? IMF'den on puan aldılar, Kıbrıs da bildiğiniz gibi çözülmek üzere, dolayısıyla AB'den, ABD'den gelecek on puanlar da yolda... Kıbrıs yolcu imiş ne gam!..
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Yalanlar yılana tebdil olurken… / 13.02.2026
- En kanlı yalan / 12.02.2026
- BTP’nin Viyana çıkarması muhteşemdi / 11.02.2026
- Saçmalamalarda çıta yükseliyor / 05.02.2026
- Basiret bağlanması bu olsa gerek / 03.02.2026
- Kur’an ayı Ramazan yaklaşırken / 02.02.2026
- Ufuklar karanlık vicdanlar kara saymakla biter mi dert sıra sıra / 01.02.2026
- Yanlışta ısrar yöneticilerin ayrılmaz sıfatı olmuş / 31.01.2026
- İniltileri ninni zanneden mutlu azınlık / 30.01.2026
- Çok mu fena duydukların? / 29.01.2026
- En kanlı yalan / 12.02.2026
- BTP’nin Viyana çıkarması muhteşemdi / 11.02.2026
- Saçmalamalarda çıta yükseliyor / 05.02.2026
- Basiret bağlanması bu olsa gerek / 03.02.2026
- Kur’an ayı Ramazan yaklaşırken / 02.02.2026
- Ufuklar karanlık vicdanlar kara saymakla biter mi dert sıra sıra / 01.02.2026
- Yanlışta ısrar yöneticilerin ayrılmaz sıfatı olmuş / 31.01.2026
- İniltileri ninni zanneden mutlu azınlık / 30.01.2026
- Çok mu fena duydukların? / 29.01.2026































































