AKP iktidarı birbiriyle çelişen icraatlar ortaya koymaya devam ediyor.
Başbakan ve kadrosunun bugüne kadar “Arap Baharı” adı altında yürütülen BOP işgallerine destek vermesinin kılıfı, bu ülkelere sözde özgürlük ve demokrasi getirmek, buraların halklarını diktatörlerden sözüm ona korumaktı.
Malum, aynı Başbakan ve kadrosu Cumhuriyet kutlamalarında ortaya koyduğu tavırla bu iddialarının tam tersini ortaya koydu.
Ülkenin her karışında coşkuyla kutlanması gereken Cumhuriyetin kutlamalarını belirli mekanlara hapsetti; sınırları belli olan yerlerde değil de, Cumhuriyetin ilan edildiği Meclis’in önünde kutlanmak istenince bütün özgürlükleri rafa kaldırdı, demokrasiyi hiçe saydı ve “çift başlılık olmaz” diyerek de Cumhurbaşkanını da etkisiz eleman kılarak tabiri caizse diktatörlüğe doğru ciddi bir adım attı.
Halbuki sürekli zalimlikle suçladığı, eleştirip yerden yere vurduğu Suriye yönetimi, halkın silahsız olarak yaptığı protesto eylemlerine bu kadar tepki göstermemişti.
Cumhuriyet, cumhurun yani halkın söz sahibi olduğu ve seçtiği temsilcilerle ülkeyi yönettiği bir idari sistemdir.
Eğer bir ülkede halk en temel milli bayramı olan Cumhuriyet Bayramını bile dilediği gibi kutlayamıyorsa, o ülkede Cumhuriyetin var olduğu nasıl iddia edilebilir?
Gazetemizin yazarlarından İbrahim Berk’in de altını çizerek ifade ettiği gibi, “Dünyada bayramını bile kavgayla kutlayan başka bir ülke örneği yok.”
Siyasilerimiz, “gerçek cumhuriyeti getirdik” iddiasıyla ülkeyi adım adım cumhuriyetten uzaklaştırdılar. Cumhuriyet, siyasi iradenin halkına hizmet etmek için var olduğu bir sistemdir.
Cumhuriyet rejiminde ön planda tutulması gereken her zaman halkın menfaatleridir. Devlet yetkilileri ülke menfaatlerini gözetirken bile halka daha fazla hizmet vermek için bunu isterler.
“Gerçek Cumhuriyeti getirdik” iddiasında bulunan bugünün siyasileri, yaptıkları icraatlarla, halka ait olan madenleri, kurum ve kuruluşları, toprakları hep yabancılara peşkeş çekmişlerdir. Siyasilerimiz, halkın taleplerini değil de, ülkemiz üzerinde menfur hesapları olan batılı güçlerin taleplerini yerine getirme konusunda yarış halindeler. AB ne derse o yapılmaktadır, dış politikada ABD’nin ve İsrail’in çıkarlarına hizmet edilmektedir.
Halkını baş tacı eden, ona hizmet eden, onun çıkarlarını koruyan ülkenin rejimi Cumhuriyettir; yabancılara hizmet eden, onların taşeronluğunu yapan, halkının değerlerini yabancılara aktaran yönetim biçimine asla cumhuriyet denemez, olsa olsa “Ecnebiyet” denir.
Ecnebiyet kelimesini ilk defa duymuş olabilirsiniz çünkü ilk defa ben kullanıyorum.
Gerçek Cumhuriyette, devlet, gelirlerini, kaynaklarını, sahip olduğu her şeyi halkıyla paylaşır, kendi payını da yine halkına hizmet için kullanır.
Gerçek Cumhuriyet Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Devlet sisteminde ifade edilmektedir: “Halk kendine çalışır, devlet de halka çalışır”
Ecnebiyette ise, siyasi irade, gelirleri kaynakları yabancılara aktarır, kalan kırıntıları ise yandaşlara pay eder, yanlış politikalar sonucu oluşan bütçe açıkları, borçlar ve borçların faizleri ise vatandaşın sırtına vergi adı altında yüklenir.
Gerçek Cumhuriyette, siyasi irade halkın problemlerini çözme konusunda yarış halindedir. Halk talep eder, siyasiler onu çözer. Çözebilen siyasi kalır, çözemeyen gider.
Ecnebiyette ise, siyasi irade yabancıların talimatlarını harfiyen yerine getirir. Koltukta kalması, yabancılara iyi hizmet etmesi ve halkın rahatsızlığını demagoji, tiyatro ve gündem saptırmaları ile örtmesiyle mümkündür.
Gerçek Cumhuriyette vatanına, milletine hizmet eden, milli proje üreten baş tacı edilir, halka, ülkeye zarar verenler en ağır bir şekilde cezalandırılır.
Ecnebiyette ise, vatanı, milleti, bayrağı savunmak, Cumhuriyeti kutlamak neredeyse suçtur; vatanseverler susturulur, ecnebilerin maşası teröristbaşlarının yol haritasıyla anayasa hazırlanır.
Şimdi siz karar verin, bizimki Cumhuriyet mi Ecnebiyet mi?
Başbakan ve kadrosunun bugüne kadar “Arap Baharı” adı altında yürütülen BOP işgallerine destek vermesinin kılıfı, bu ülkelere sözde özgürlük ve demokrasi getirmek, buraların halklarını diktatörlerden sözüm ona korumaktı.
Malum, aynı Başbakan ve kadrosu Cumhuriyet kutlamalarında ortaya koyduğu tavırla bu iddialarının tam tersini ortaya koydu.
Ülkenin her karışında coşkuyla kutlanması gereken Cumhuriyetin kutlamalarını belirli mekanlara hapsetti; sınırları belli olan yerlerde değil de, Cumhuriyetin ilan edildiği Meclis’in önünde kutlanmak istenince bütün özgürlükleri rafa kaldırdı, demokrasiyi hiçe saydı ve “çift başlılık olmaz” diyerek de Cumhurbaşkanını da etkisiz eleman kılarak tabiri caizse diktatörlüğe doğru ciddi bir adım attı.
Halbuki sürekli zalimlikle suçladığı, eleştirip yerden yere vurduğu Suriye yönetimi, halkın silahsız olarak yaptığı protesto eylemlerine bu kadar tepki göstermemişti.
Cumhuriyet, cumhurun yani halkın söz sahibi olduğu ve seçtiği temsilcilerle ülkeyi yönettiği bir idari sistemdir.
Eğer bir ülkede halk en temel milli bayramı olan Cumhuriyet Bayramını bile dilediği gibi kutlayamıyorsa, o ülkede Cumhuriyetin var olduğu nasıl iddia edilebilir?
Gazetemizin yazarlarından İbrahim Berk’in de altını çizerek ifade ettiği gibi, “Dünyada bayramını bile kavgayla kutlayan başka bir ülke örneği yok.”
Siyasilerimiz, “gerçek cumhuriyeti getirdik” iddiasıyla ülkeyi adım adım cumhuriyetten uzaklaştırdılar. Cumhuriyet, siyasi iradenin halkına hizmet etmek için var olduğu bir sistemdir.
Cumhuriyet rejiminde ön planda tutulması gereken her zaman halkın menfaatleridir. Devlet yetkilileri ülke menfaatlerini gözetirken bile halka daha fazla hizmet vermek için bunu isterler.
“Gerçek Cumhuriyeti getirdik” iddiasında bulunan bugünün siyasileri, yaptıkları icraatlarla, halka ait olan madenleri, kurum ve kuruluşları, toprakları hep yabancılara peşkeş çekmişlerdir. Siyasilerimiz, halkın taleplerini değil de, ülkemiz üzerinde menfur hesapları olan batılı güçlerin taleplerini yerine getirme konusunda yarış halindeler. AB ne derse o yapılmaktadır, dış politikada ABD’nin ve İsrail’in çıkarlarına hizmet edilmektedir.
Halkını baş tacı eden, ona hizmet eden, onun çıkarlarını koruyan ülkenin rejimi Cumhuriyettir; yabancılara hizmet eden, onların taşeronluğunu yapan, halkının değerlerini yabancılara aktaran yönetim biçimine asla cumhuriyet denemez, olsa olsa “Ecnebiyet” denir.
Ecnebiyet kelimesini ilk defa duymuş olabilirsiniz çünkü ilk defa ben kullanıyorum.
Gerçek Cumhuriyette, devlet, gelirlerini, kaynaklarını, sahip olduğu her şeyi halkıyla paylaşır, kendi payını da yine halkına hizmet için kullanır.
Gerçek Cumhuriyet Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Devlet sisteminde ifade edilmektedir: “Halk kendine çalışır, devlet de halka çalışır”
Ecnebiyette ise, siyasi irade, gelirleri kaynakları yabancılara aktarır, kalan kırıntıları ise yandaşlara pay eder, yanlış politikalar sonucu oluşan bütçe açıkları, borçlar ve borçların faizleri ise vatandaşın sırtına vergi adı altında yüklenir.
Gerçek Cumhuriyette, siyasi irade halkın problemlerini çözme konusunda yarış halindedir. Halk talep eder, siyasiler onu çözer. Çözebilen siyasi kalır, çözemeyen gider.
Ecnebiyette ise, siyasi irade yabancıların talimatlarını harfiyen yerine getirir. Koltukta kalması, yabancılara iyi hizmet etmesi ve halkın rahatsızlığını demagoji, tiyatro ve gündem saptırmaları ile örtmesiyle mümkündür.
Gerçek Cumhuriyette vatanına, milletine hizmet eden, milli proje üreten baş tacı edilir, halka, ülkeye zarar verenler en ağır bir şekilde cezalandırılır.
Ecnebiyette ise, vatanı, milleti, bayrağı savunmak, Cumhuriyeti kutlamak neredeyse suçtur; vatanseverler susturulur, ecnebilerin maşası teröristbaşlarının yol haritasıyla anayasa hazırlanır.
Şimdi siz karar verin, bizimki Cumhuriyet mi Ecnebiyet mi?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Bayrağımıza saygısızlık kabul edilemez / 22.01.2026
- Suriye’de ABD’nin çıkarına olan, bizim çıkarımıza mıdır? / 21.01.2026
- Suriye'de sorun gerçekten çözüldü mü? / 20.01.2026
- ‘Yargılanan, Türk siyasetinin ifade hürriyetiydi’ / 17.01.2026
- Suriye'deki çatışmalar, bütünlüğün olmayacağının bir göstergesi / 15.01.2026
- Emekli için kaynak yok diyenlere / 14.01.2026
- Trump, deliliğe vuruyor ama işin aslı öyle değil! / 13.01.2026
- Emeklinin talebi 20 bin lira mıydı? / 10.01.2026
- Vekil transferleri ve Meclis aritmetiği / 09.01.2026
- Bu süreçle iç cephe tahkim edilmez, zayıflatılır! / 08.01.2026
- Suriye’de ABD’nin çıkarına olan, bizim çıkarımıza mıdır? / 21.01.2026
- Suriye'de sorun gerçekten çözüldü mü? / 20.01.2026
- ‘Yargılanan, Türk siyasetinin ifade hürriyetiydi’ / 17.01.2026
- Suriye'deki çatışmalar, bütünlüğün olmayacağının bir göstergesi / 15.01.2026
- Emekli için kaynak yok diyenlere / 14.01.2026
- Trump, deliliğe vuruyor ama işin aslı öyle değil! / 13.01.2026
- Emeklinin talebi 20 bin lira mıydı? / 10.01.2026
- Vekil transferleri ve Meclis aritmetiği / 09.01.2026
- Bu süreçle iç cephe tahkim edilmez, zayıflatılır! / 08.01.2026




























































































