logo
24 HAZİRAN 2026

Trump’ın Çin ziyareti ve küresel güç savaşının perde arkası

18.05.2026 00:00:00

Dünya, jeopolitik fay hatlarının derinden sarsıldığı, ittifakların yeniden tanımlandığı tarihi bir kırılma döneminden geçiyor. 

Uzun süredir "petro-dolar" sistemi üzerinden küresel finansı ve dolayısıyla devletlerin egemenlik alanlarını kontrol eden ABD, bugün kendi kurduğu oyunun sınırlarına dayanmış durumda. 

Trump'ın büyük iddialarla planlanan ancak değişen savaş dengeleri sebebiyle ertelenerek nihayetinde gerçekleşen Çin ziyareti, sadece diplomatik bir temas değil; Washington'ın küresel hegemonyasını kurtarma çabasının ve Asya'nın yükselen gücü karşısındaki sıkışmışlığının somut bir göstergesidir.

Bu ziyaretin ve arkasındaki askeri-ekonomik hamlelerin doğru okunması, dünyanın nereye evrildiğini anlamak adına hayati bir önem taşıyor. 

Çünkü sahnelenen oyun, iddia edildiği gibi sadece sınır çatışmalarından ya da enerji kaynaklarına ulaşma arzusundan ibaret değil; doğrudan küresel finansal düzenin liderliği mücadelesidir.

Mesele petrol değil dolar

Yıllardır süregelen ana akım liberal tezler, ABD'nin Orta Doğu ve Güney Amerika'daki operasyonlarını hep "petrol ihtiyacı" ve "enerji kaynaklarını ele geçirme" motivasyonuyla açıkladı. 

Oysa bu argüman günümüz gerçekliği karşısında tamamen havada kalmaktadır. Bugün ABD, dünya petrol üretiminin yaklaşık yüzde 20'sini tek başına gerçekleştiren, kendi ihtiyacını fazlasıyla karşılayan ve hatta net ihracatçı konumunda olan bir enerji devidir. 

Dolayısıyla Washington'ın Venezuela'yı hedef alması ya da İran'a yönelik amansız yaptırımları ve askeri operasyonları bir "kaynak kıtlığı" refleksi değildir.

Asıl mesele, 1944 Bretton Woods Anlaşması ve ardından 1970'lerde petrol ticaretinin tamamen dolara endekslenmesiyle kurulan petro-dolar sisteminin korunmasıdır. 

Dünyadaki küresel hegemonya, tanklardan ve tüfeklerden önce basılan yeşil banknotların diğer ülkeler tarafından bir zorunluluk olarak kabul edilmesine dayanıyordu. Ancak bu sistem ağır bir darbe aldı. 

Venezuela ve İran gibi devasa enerji üreticileri, Çin ile yaptıkları ticarette petrolü dolar yerine milli paralar (özellikle Yuan) cinsinden satmaya başladılar. 

Doların devre dışı bırakılması, ABD'nin dünya üzerindeki haraç sistemine vurulmuş en büyük darbeydi.

Bu noktada vizyoner bir parantez açmak gerekir: Dünyada dolar hegemonyasına karşı milli paralarla ticaret fikrini ilk kez 2005 yılında kaleme aldığı Milli Ekonomi Modeli ile ortaya koyan Prof. Dr. Haydar Baş olmuştur. 

Onun Rusya Meclisi (Duma) dahil tüm dünyaya deklare ettiği bu tez, 2010'lu yıllardan itibaren Rusya, Çin ve Venezuela gibi ülkelerin küresel finansal boyunduruktan kurtulmak için sarıldığı bir rehbere dönüştü. 

Bugün Çin'in öncülük ettiği çok kutuplu dünya düzeni, aslında bu ekonomik modelin pratik yansımasından başka bir şey değildir.

Venezuela operasyonundan İran duvarına, Washington'ın stratejik çöküşü

ABD, petrolün milli paralarla ticaretini bastırmak amacıyla ilk hamlesini Güney Amerika'da gerçekleştirdi. 

Venezuela'da Maduro yönetimine karşı yürütülen istikrarsızlaştırma operasyonları, liderlerin adeta yataklarından alınma aşamasına geldiği sert bir süreçle neticelendi ve Washington buradaki petrol akışını kendi kontrol mekanizmalarına bağlamaya çalıştı. 

Dirençle karşılaşılmayan bu ilk aşama, Trump yönetiminde büyük bir özgüven patlamasına yol açtı. Aynı planın ikinci ayağı ise İran'dı.

28 Şubat'ta gerçekleşen ABD-İsrail merkezli saldırıların arkasında rejim değişikliği, nükleer programın durdurulması ya da Hürmüz Boğazı'nın kontrolü gibi paravan gerekçeler sunulsa da, asıl hedef İran'ın Çin ile yürüttüğü dolarsız enerji ticaretini baltalamaktı. 

Trump, Venezuela'nın ardından İran'ı da hızlıca diz çöktüreceğini, Hürmüz Boğazı'nı tamamen kontrol altına alarak Pekin'in enerji koridorunu tıkayacağını hesaplıyordu. 

Planlanan senaryoya göre; bu çifte zaferin edası ve mağrurluğuyla Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in karşısına oturacak, masaya Tayvan, Filipinler, Güney Çin Denizi ve nadir elementler gibi stratejik dosyaları koyarak şartlarını dikte edecekti.

Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı ve Washington, İran'da sert bir duvara tosladı. Ne rejim değişti, ne Hürmüz Boğazı'nın kontrolü kaybedildi, ne de İran'ın askeri kapasitesi yok edilebildi. 

Asıl hedefi olan milli paralarla ticareti engellemek ise söz konusu bile olmadı.

Amerikan istihbarat raporlarının ve uluslararası basının (New York Times vb.) itiraflarında da tescillendiği üzere, İran'ın füze kapasitesi yüzde 70'in üzerinde bir oranla korundu, hatta savaş sürecinde daha da tahkim edildi. 

Sonuç tam bir stratejik fiyasko oldu: ABD galip gelemediği gibi, Çin ziyaretini de ikinci kez ertelemeyi göze alamayarak masaya oldukça zayıflamış, askeri ve siyasi olarak yıpranmış bir aktör olarak oturmak zorunda kaldı.

Pekin masasında yalvaran ABD, güçlenen yeni dünya

Çin seyahatinden kameralara yansıyan görüntüler, küresel güç dengelerindeki değişimin en net özetidir. 

Karşımızda mağrur, şartlarını dayatan bir Amerikan başkanı değil; tam aksine, ABD'li dev sermaye gruplarının liderlerini ve bakanlarını Şi Cinping'in karşısına adeta hizaya dizmiş, mahcup ve mağlup bir Washington profili vardır. 

Trump, masaya Çin'i sıkıştıracak kozlarla gelmeyi hedeflerken, tam tersine Pekin'den yardım talep eden bir pozisyona gerilemiştir.

"Lütfen İran'ı durdurun, Hürmüz Boğazı'ndaki güvenliği sağlayın, nükleer program için garantör olun ve bu savaşı bitirmemize yardım edin" yaklaşımı, Amerikan küresel liderliğinin iflas ettiğinin açık bir beyanıdır.

Bu yeni konjonktür, Orta Doğu'daki dengeleri de doğrudan etkileyecektir. 

İran'ın gösterdiği direnç ve ABD-İsrail ekseninin bu cephede geriletilmesi, dolaylı olarak Gazze'deki insanlık dışı zulmün ve Lübnan'daki saldırganlığın da hız kesmesine, bölgesel bir barış zeminine vesile olabilir. 

Ancak emperyalist reflekslerin doğası gereği, Trump veya bir başka Amerikan liderinin taahhütlerine güvenerek hareket etmek büyük bir yanılgı olacaktır.

Türkiye için tarihi eşik

Dünya artık tek kutuplu, Washington merkezli emir-komuta zinciriyle yönetilen eski dünya değildir. 

Doların hegemonyası çatlarken, ülkelerin kendi para birimleriyle özgürce ticaret yaptığı, egemenlik haklarının finansal şantajlarla ipotek altına alınamadığı yeni bir düzen kurulmaktadır.

Bu büyük değişimin eşiğinde, jeopolitik olarak tam merkezde yer alan Türkiye'nin çok dikkatli ve hazırlıklı olması gerekmektedir. 

Batı merkezli finansal sistemlere göbekten bağlı kalmak yerine, küresel yönelimi doğru okumak, milli paralarla ticaret modelini ve bağımsız ekonomik stratejileri hayata geçirmek, bu yeni dünyada Türkiye'yi figüran değil oyun kurucu yapacak yegane anahtardır.

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.