logo
15 MAYIS 2026

"Derin" Sessizlik

13.03.2002 00:00:00
Önce "derin" bir sessizlik oldu.

Anlaşılan Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz; Genelkurmay Basın Yayın Halkla İlişkiler Daire Başkanı Kurmay Albay Halil Kalkanlı'nın söylediklerini, söyleyenin rütbesi itibariyle kayda değer bulmamıştı ve döktürüyordu; bir "AB karşıtları askerin arkasına sığınmasın" diyor, hemen arkasından da "referandum isterim" diye devam ediyordu.

İşte MGK Genel Sekreteri Orgeneral Kılınç böyle bir ortamda, Harp Akademileri Komutanlığı'ndaki bir panelde oturmakta olduğu dinleyici sıralarındaki yerinden sakin bir şekilde söz istedi, kendisine uzatılan seyyar mikrofonu aldı ve çok değil, üç cümle söyledi..

Bırakın salonu, Türkiye'de derin bir sessizlik oldu.

Orgeneral Kılınç'ın söylediklerini; Türkiye'deki "bir kısım" siyaset erbabı, akademisyen, emekli veya görevdeki hariciyeciler ve bürokratlar, iş adamları, makbuz karşılığı sömürgecilerin yayın organlarına yazı yazan Kuvayi İnzibatiye eşkiyaları duydular.

Verhaugen, Karen Fogg duydu. Bölgeye geliş hazırlıkları yapmakta olan Dick Cheney duydu, Putin duydu, Hatemi duydu. Bunlar duydu ve mesajı aldılar.

AB'nin yolunu rüzgârın esiş yönüne göre kâh Diyarbakır'dan, kâh Siirt-Tillo'dan geçirenler de mutlaka duydu. Ama bu sonuncuların anladığından pek emin değilim.

Orgeneral Kılınç hiçbir tercüme hatasına yol açmayacak bir biçimde şunları söyledi:

"Türkiye'nin milli menfaati olduğu konularda, AB'den hiçbir destek görmediği artık ortadadır. Bu nedenle, Türkiye, başka ülkelerle işbirliği yapmalıdır. ABD'yi gözardı etmeden, Rusya ve mümkünse İran'ı içine alan bir politika gütmeli".

Sempozyumun adı "Türkiye'nin Etrafında Barış Kuşağı Nasıl Oluşturulur" idi, ve Orgeneral Kılınç aynı Savunma Paktı Nato'da beraber bulunduğu ABD'yi "gözardı etmeden" iki komşusu olan Rusya ve "mümkünse" İran ile ilgili düşüncelerini açıklıyordu.

Herkesin algılama zorluğu ve kabiliyetine göre değişen sürelerdeki "derin" sessizlikten sonra ortalığı toz duman kapladı, her kafadan bir ses çıkıyordu.

Daha doğrusu mesajı alan dışarıdakiler susuyor ve süratle yeni değerlendirmeler yapıyor ama aynı merkezden emir alan içerdekiler, "muhibbanı kâfirun" ile "ekalliyet mensubini" bir ağızdan konuşuyorlardı. Ve öyle gürültü yapıyorlardı ki, Kılınç'ın sözleri Türkiye'de kamuoyu tarafından duyulup iyi anlaşılmasın.

Kılınç'ın, konuşması üzerine söz alıp "aynen destekliyorum" dedikten sonra yukarıdaki üç cümleyi söylemesine neden olan takdimi yapan Profesör Erol Manisalı'nın ise olanları en fazla şaşkınlıkla izleyen kişi olduğuna eminim.

Çünkü Manisalı aynı lâfları on senedir söylüyordu, kitaplar yazıyordu, makaleler hazırlıyordu ama iktidarlar dahil dinleyen yoktu.

Konuşmasına AB'nin Türkiye'yi hiçbir zaman dışlamayacağını, ancak içine de almayacağını belirterek başlayan Manisalı, ''AB bir 'Hıristiyan Birliği'dir. AB Türkiye'yi oyalamaktadır. AB'nin siyasal, sosyal, ekonomik olarak Türkiye'yi içine alması zor. 2-3 milyon Türk'e bile duasını Almanca yaptırmayı düşünen bir Almanya var. 20-30 milyon genç nüfusu olan Türkiye'yi, Almanya içine almayacaktır. Kendimizi aldatmayalım. Gümrük Birliği anlaşması tek taraflı yapıldı. AB bundan cesaret alarak 'Askerler de AB'ye tek yanlı bağlansın' isteklerinde bulunmadı mı?'' diye sormuş ve İspanya, Yunanistan ve Portekiz gibi olsaydı, AB'ye alınmanın Türkiye'nin lehine olacağını belirttikten sonra şunları söylemişti: ''Ama beni bölerek, tek yanlı bağlayarak, oyalayarak davranırsa, ilelebet beni birliğe alacakmış gibi bir perspektifle bakamam. Bu algılama ve trend devam ettiği sürece, yarın ben ulusal çıkarlarımı koruyamaz hale geleceğim. TSK dahi 15 yıl sonra parmağını oynatamaz hale gelecektir.''

Sonra kıymetli okuyucu olanları hep beraber gördük. Mütareke basını bir ağızdan "Orgeneral Kılınç'ın aslında öyle söylemediğini", "söylediklerinden sonra kendisine balans ayarı yapıldığını", "Askerde herkesin Kılınçla aynı düşüncede olmadığını, hâttâ "askerin AB'ci olduğunu" söyleme telaşına kapıldılar.

1918-19 İstanbul'undaki mütareke basını inanın daha haysiyetliydi. İşgalciyle tenhada hemhâl olurken onların yüzleri kızarıyordu. Âr damarları henüz böyle çatlamamıştı.
 
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.