logo
08 KASIM 2026

Pardon da biz hangi savaşı kaybettik?

08.11.2026 00:00:00
 
Ne zamandır, ne oldu da bu ülkede vatandaşlarımız çöpten ekmek topluyor, yiyecek ve giyecek bulabilmek için çöp konteynerlerini karıştırıyor? İnsanlar nasıl oldu da en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hâle geldi?
 
Ne yazıktır ki sokak ortasında, okullarda, iş yerlerinde, hatta insanların kendi evlerinde öldürülmesi sanki normal bir şeymiş gibi karşılanıyor. Bu durum bizi hiç mi düşündürmüyor? Ölüm sanki her köşe başında bekliyor. Ama neden?
 
Ne oldu bize? Ne yaptılar bize? Nasıl bu hâle geldik? Hangi savaşı kaybettik de bu kadar ağır bir toplumsal bedel ödüyoruz?
 
Yoksa savaşın şekli mi değişti?
 
Suyumuza mı bir şey kattılar, yemeğimize mi bir şey kattılar? Yoksa izlediğimiz filmler mi zihnimizi bulandırıyor? Ya da geçim sıkıntısı mı, gelecek kaygısı mı, bankadaki borçların faizi mi? Bunlar yiğidin belini bükebilir, büker de. Zaten her gün görüyoruz.
 
Allah aşkına, televizyonda bir tane iyi haberden bahseder misiniz? Belki de haber spikerleri için iyi haber, "Bugün kötü haberimiz yok." demek midir?
 
Yok, yok! Bu yol çıkmaz sokak. Bunu siz de biliyorsunuz zaten.
 
Bir tarafta geçim derdiyle boğuşan, ay sonunu getiremeyen, evine ekmek götürmekte zorlanan insanlar; diğer tarafta servetine servet katan, lüks ve ihtişam içinde yaşayan bir kesim var. Aynı ülkede, aynı sokaklarda yaşıyoruz ama sanki birbirinden tamamen farklı iki dünyadayız.
 
Gençlerimizin büyük bir kesimi hayata umutla bakamıyor. Üniversiteyi daha bitirmeden bunalım üstüne bunalım yaşıyor.
 
Daha üniversite bitmeden sırtlarına çöken iş bulma meselesi gençleri tüketiyor. Bir numaralı problem şu: Okulu bitirenler iş bulamıyor, çalışanlar geçinemiyor. Evlenmek, yuva kurmak, çocuk sahibi olmak artık birçok genç için gerçekleştirilemeyecek bir hayal hâline gelmiş durumda. İnsanlar geleceğe dair plan yapmak yerine günü kurtarmanın mücadelesini veriyor.
 
Üstelik mesele yalnızca ekonomi değil. Toplumsal değerlerimiz, birbirimize olan saygımız, sevgimiz ve güvenimiz de giderek aşınıyor. İnsanlar birbirine yabancılaşıyor. Başkasının acısına duyarsızlaşan, haksızlık karşısında sessiz kalan bir toplum hâline gelme tehlikesiyle karşı karşıyayız.
 
Bu çok tehlikeli bir durum. Mesela şöyle bir örnek verelim: Bir evde arka arkaya tartışmalar çıkar, yuva bozulur! Apartmanda bir kavga çıkar, sokak karışır! Bir sokak karışır, mahalle; mahalle karışır, ilçe; ilçe karışır, il; hatta şehir karışır. Böylece düşmanlarımızın da etkisiyle ülke bile bir iç kargaşaya sürüklenebilir.
 
Çok şükür, birbirimizi yiyecek kadar aptal değiliz ama dikkatli olmak lazım!
 
Bir de şu taklitçilik meselesi var, değinmeden geçemeyeceğim. Kendi değerlerimizi, kültürümüzü ve üretim gücümüzü geliştirmek yerine başkalarının yaşam biçimlerini, alışkanlıklarını ve modellerini taklit ede ede bunları iyice benimsemedik mi?
 
Oysa bir ülkenin kalkınması yalnızca binalar yapmakla, yollar açmakla, gökdelenler yükseltmekle olmaz. Asıl kalkınma, insanının refahıyla, huzuruyla, güvenliğiyle ve geleceğe umutla bakabilmesiyle ölçülür.
 
Evet, teknoloji gelişti, şehirler büyüdü, imkânlar arttı. İstatistikler gerçeklerle mücadele ediyor. Demek ki mesele yalnızca ülkenin sahip olduğu kaynaklar değil; bu kaynakların nasıl kullanıldığı ve toplumun tamamına nasıl yansıtıldığıdır.
 
Bir ülkede insanlar çalıştığı hâlde yoksullaşıyorsa, gençler geleceğini başka ülkelerde arıyorsa, aileler temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyorsa, çocuklar güvenli bir ortamda büyüyemiyorsa oturup düşünmek zorundayız.
 
Biz nasıl bir ülke istiyoruz?
 
İnsanların korkmadan sokağa çıkabildiği, çocukların güvenle okula gidebildiği, gençlerin gelecek kaygısı taşımadan yuva kurabildiği, emek verenin karşılığını aldığı, kimsenin çöpten ekmek toplamak zorunda kalmadığı bir ülke mümkün değil mi?
 
Elbette mümkün. Bunun için önce sorunları görmezden gelmekten vazgeçmeli, birbirimizi suçlamak yerine nedenlerini sorgulamalı ve çözümün parçası olmalıyız.
 
Umutsuzluğa kapılmak, kabullenmek ve seyirci kalmak hiçbir şeyi değiştirmez. Yeter ki bir gün her şeyin değişeceğine, daha iyi ve daha güzel olacağına inanalım.
 
Son olarak:
 
1980'li yıllarda bir duvara yazılmış şu söz de hiç aklımdan çıkmaz:
 
"Çaresizseniz, çare sizsiniz!"
 
Ercan Özyer / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.