logo
04 KASIM 2026

Bedensel göçten beyin göçüne (Altmış yılda değişen göçün hikâyesi)

04.11.2026 00:00:00
 
Sayın okurum,
 
Ülkemizin bugün karşı karşıya olduğu sorunlardan birini daha iyi anlayabilmek için yaklaşık altmış yıl öncesine uzanalım. Ancak bu kez yalnızca geçmişe değil, geçmişle bugün arasında kurulan bağa bakalım.
 
Çünkü bir ülkenin hikâyesi yalnızca ekonomisinden, fabrikalarından ve siyasi tarihinden ibaret değildir. İnsanları, umutları ve gelecek arayışları da bu hikâyenin bir parçasıdır.
 
Altmış yıl önce Türkiye'den Almanya'ya insanlar beden güçleriyle çalışmak için gidiyordu. Bugün ise ülkemizde yetişen, eğitim alan ve geleceği şekillendirmesi beklenen gençler başka ülkelerde gelecek arıyor.
 
Peki, altmış yılda neler değişti?
 

Dün: Beden gücüyle başlayan göç

 
1960'lı yıllarda Almanya, savaşın ardından sanayisini yeniden ayağa kaldırmış ve büyüyen ekonomisi için iş gücüne ihtiyaç duymaya başlamıştı. Türkiye'de ise işsizlik ve ekonomik sıkıntılar yaşanıyordu.
 
30 Ekim 1961 tarihinde iki ülke arasında imzalanan İşgücü Anlaşması'yla Türkiye'den Almanya'ya işçi göçü resmî bir çerçeveye kavuştu.
 
Binlerce insan, ailesine daha iyi bir gelecek hazırlamak için Almanya'ya gitti. Fabrikalarda, madenlerde ve inşaatlarda çalıştı. Bilmedikleri bir ülkeye, yabancı bir dile ve farklı bir yaşam biçimine alışmaya çalıştılar.
 
Çoğunun amacı birkaç yıl çalışıp para biriktirmek ve Türkiye'ye dönmekti. Ancak zamanla eşler ve çocuklar da Almanya'ya geldi. Geçici olarak düşünülen göç, kalıcı bir yaşam hikâyesine dönüştü.
 

Aradaki kuşak: İki dil, iki kültür arasında

 
İşte bu hikâyenin benim de yakından tanıdığım, içinde yaşadığım en önemli bölümlerinden biri burada başlıyor.
 
Almanya'ya gelen anne babalarımızın önemli bir bölümü Almanca bilmiyordu. Bir gün Türkiye'ye döneceklerine inandıkları için yeni bir dil öğrenmek başlangıçta herkesin önceliği değildi.
 
Fakat günlük hayatın gerçekleri kısa sürede kendini gösterdi.
 
Doktora gittiğimizde anne babamızın şikâyetlerini anlatan bizdik. Doktorun söylediklerini onlara açıklayan yine bizdik. Okulda öğretmenlerle konuşuyor, resmî kurumlarda işlemlere yardımcı oluyor, eve gelen mektupları tercüme ediyorduk.
 
Daha çocuk yaşlarda anne babalarımızın anlayamadığı bir dünyanın kapılarını onlara açmaya çalışıyorduk.
 
Bir tarafta Türkiye'den taşıdığımız aile kültürü ve gelenekler, diğer tarafta içinde büyüdüğümüz Almanya'nın dili ve yaşam biçimi vardı.
 
Bizler iki dil, iki kültür ve iki farklı yaşam anlayışı arasında kendimize bir gelecek kurmaya çalıştık.
 
Anne babalarımız beden güçleriyle yeni bir hayat kurarken bizler dilimizle ve eğitimimizle onların hayata tutunmalarına yardımcı olduk.
 
Göç yalnızca insanların yaşadığı yeri değiştirmedi; çocukların çocukluğunu, ailelerin yaşam biçimini ve kuşaklar arasındaki ilişkileri de değiştirdi.
 

Bugün: Bedensel göçten beyin göçüne

 
Aradan yaklaşık altmış yıl geçti.
 
O günlerde Türkiye'den Almanya'ya beden gücüyle çalışmak için giden insanların hikâyesi vardı. Bugün ise karşımızda farklı bir göç gerçeği bulunuyor: Beyin göçü.
 
Artık yalnızca fabrikalarda çalışmak için yurt dışına giden insanlardan söz etmiyoruz. Doktorlarımızdan, mühendislerimizden, bilim insanlarımızdan, yazılımcılarımızdan ve üniversitelerde yetişen gençlerimizden söz ediyoruz.
 
Bugün pek çok gencimiz daha iyi eğitim, çalışma koşulları, ekonomik imkânlar ve mesleki gelişim fırsatları için başka ülkelerde gelecek arıyor.
 
Elbette yurt dışında eğitim almak ve çalışmak tek başına olumsuz bir durum değildir. Asıl üzerinde düşünmemiz gereken, gençlerimizin kendi ülkelerinde gelecek göremedikleri için gitmeyi tercih etmeleridir.
 
Bir ülke düşünün: Gençlerini yetiştirmek için yıllarca emek veriyor, eğitimlerine kaynak ayırıyor. Ancak yetiştirdiği insanlar bilgi ve birikimlerini başka ülkelerde değerlendirmeyi tercih ediyor.
 
O zaman kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
 
Yetiştirdiğimiz insanlara kendi ülkemizde neden yeterince gelecek sunamıyoruz?
 

Yarın: Kendi insanımıza nasıl bir gelecek hazırlıyoruz?

 
Bir ülkenin en büyük zenginliği yalnızca fabrikaları, doğal kaynakları veya teknolojisi değildir. Asıl zenginliği yetiştirdiği insanlardır.
 
Bilim insanları, mühendisler, doktorlar, öğretmenler ve üretken gençler bir ülkenin geleceğini oluşturur.
 
Gençlerin yalnızca eğitim alması yeterli değildir. Aldıkları eğitimi değerlendirebilecekleri, emeklerinin karşılığını görebilecekleri ve kendilerini geliştirebilecekleri bir ortam da oluşturulmalıdır.
 
Çünkü gençler yalnızca daha iyi maaş için gitmiyor. Bazen mesleklerinde ilerlemek, araştırma yapmak, fikirlerini özgürce ortaya koymak ve geleceklerinden emin olmak istiyorlar.
 
Bir ülkenin gençlerine verebileceği en büyük güvence, kendi ülkelerinde de başarılı olabilecekleri bir gelecek sunabilmesidir.
 

Son söz: Dün bedenimizi, bugün beynimizi konuşuyoruz

 
Sayın okurum,
 
Altmış yıl önce anne babalarımız başka ülkelerin fabrikalarında çalışmak için yola çıktı. Beden güçleriyle, alın terleriyle gittikleri ülkelerin üretimine katkı sundular.
 
Bizler onların çocukları olarak iki dil ve iki kültür arasında büyüdük. Ailelerimizin geçmişiyle yaşadığımız ülkenin geleceği arasında köprü olduk.
 
Bugün ise Türkiye'de yetişen yeni kuşaklar, eğitimli gençlerimiz ve uzmanlarımız başka ülkelerde kendilerine bir gelecek kurmaya çalışıyor.
 
Dün beden gücümüzle başka ülkelerin kalkınmasına katkı sunduk. Bugün ise yetişmiş insanlarımız başka ülkelerin geleceğini şekillendiriyor.
 
Peki, kendi geleceğimizi kim şekillendirecek?
 
Zira bir ülkenin gerçek kalkınması, yalnızca ne kadar ürettiğiyle değil, yetiştirdiği insanlara nasıl bir gelecek sunduğuyla da ölçülür.
 
Ercan Özyer / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.