logo
20 EYLÜL 2026

Dünyanın gündemi fokur fokur!

20.09.2026 00:00:00
 

Bugün insan, biraz olsun rahatlamak için bir köşeye oturup gördüklerini ve düşündüklerini kâğıda dökmek istese, ister istemez nereden başlayacağını şaşırabilir.

Çünkü sorunlarımız gerçekten çok fazla.

Başta işsizlik geliyor. Bir tarafta iş arayan, geleceği konusunda kaygı duyan insanlar var; diğer tarafta ise "İşsizlik yok" diyenler… Hatta "İnsanlar iş beğenmiyor" şeklinde değerlendirmeler yapan geniş bir kesim de bulunuyor.

Peki ya dünyanın gündemi?

Dünya adeta fokur fokur kaynayan ve her an taşabilecek bir tencereyi andırıyor. Gelişmeleri takip etmek artık 24 saate bile sığmıyor. Her saat, hatta neredeyse her dakika yeni bir gelişme yaşanıyor.

Ekonomiden siyasete, savaşlardan göç hareketlerine, enerjiden teknolojiye kadar birbirinden farklı pek çok başlık aynı anda gündemimize giriyor.

Elbette toplumun farklı kesimlerinin farklı sorunları var. Ancak bütün meseleleri aynı anda çözmeye çalışırken, asıl önceliklerimizi gözden kaçırmamak gerekiyor.

İnsan, yaşadığı topraklarla, çevresiyle ve geçmişiyle barışık değilse huzurlu olması kolay değildir.

Bu nedenle bazı durumlarda yapılması gereken, sorunlardan kaçmak değil; problemi anlamak, kaynağını görmek ve çözüm yolları aramaktır.

Aynı yaklaşım ülkeler için de geçerli olabilir.

Bir ülkenin sorunlarını başka ülkelerle kıyaslayarak küçümsemek ya da başka ülkelerin sorunlarını örnek göstererek kendi sorunlarımızı görmezden gelmek çözüm değildir.

Önemli olan, sorunun kaynağını doğru tespit etmek ve çözüm için gerçekçi adımlar atmaktır.

Türkiye'nin ciddi sorunları olduğunu görmezden gelmek mümkün değil. Ancak dünyanın geri kalanına baktığımızda, başka ülkelerin de ağır ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlarla karşı karşıya olduğunu görüyoruz.

Özellikle Avrupa söz konusu olduğunda meseleyi yalnızca "Onlar çok iyi, biz çok kötüyüz" anlayışıyla değerlendirmek sağlıklı bir yaklaşım değildir.

Avrupa ülkelerinin ekonomik ve sosyal açıdan elde ettiği önemli kazanımların yanında; savaş, enerji, güvenlik, göç ve ekonomik belirsizlikler gibi ciddi başlıklarla da mücadele ettiği görülüyor.

Dolayısıyla başka ülkeleri bütünüyle idealize etmek ya da küçümsemek yerine, hangi uygulamanın hangi sonuçları doğurduğuna bakmak gerekiyor.

Dünyaya bakarken ne kendi ülkemizi küçümsemeli ne de eksiklerimizi görmezden gelmeliyiz.

Asıl ihtiyacımız olan; karşılaştırmaktan çok düşünmek, sorgulamak ve ders çıkarmaktır.

Türkiye'de ekonomi alanındaki farklı düşünceler ve modeller uzun yıllardır tartışılıyor.

Prof. Dr. Haydar Baş tarafından ortaya konulan Milli Ekonomi Modeli, ekonomik sistemin merkezine insanı alan ve ekonomik kaynakların insan ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde olduğu düşüncesini temel alan bir yaklaşım olarak öne çıkıyor.

Türkiye'nin ve dünyanın geleceği açısından Milli Ekonomi Modeli'nin okunması, anlaşılması ve ortaya koyduğu görüşlerin sonuçlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Çünkü ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir.

Ekonomi; insanın geleceğine, yaşamına ve umuduna doğrudan dokunur.

Bir ekonomik sistemin başarısı yalnızca tablolar üzerindeki rakamlarla değil, insanların hayatında meydana getirdiği sonuçlarla da değerlendirilmelidir.

Burada ekonomik bağımsızlık meselesi de önem kazanıyor.

"Borç alan emir alır" sözü, ekonomik bağımlılığın siyasi ve toplumsal sonuçları üzerine düşünmemiz gerektiğini hatırlatıyor. Bir ülke ekonomik açıdan ne kadar bağımlı hâle gelirse, kendi kararlarını özgürce alma kapasitesi de o ölçüde tartışma konusu olabilir.

Üzerinde durmamız gereken bir başka konu ise tüketim kültürü.

Bir insanın giydiğini diğerinin giymesi, birinin kullandığı ürünü diğerinin hemen satın almak istemesi veya televizyonda ve sosyal medyada gördüğü bir davranışı sorgulamadan tekrarlaması, zamanla insanları kendi tercihleri üzerine düşünmekten uzaklaştırabilir.

Oysa insanın en önemli özelliklerinden biri sorgulayabilmesidir.

"Başkası yapıyor, ben de yapayım." demek yerine, "Ben bunu neden yapıyorum?" sorusunu sorabilmek gerekiyor.

Moda, reklam, sosyal medya ve tüketim kültürü tercihlerimizi ciddi biçimde etkileyebiliyor.

Buradaki mesele bir ürünü kullanmak ya da modayı takip etmek değildir. Asıl mesele, yaptığımız tercihin gerçekten bize ait olup olmadığını sorgulayabilmektir.

Çünkü özgürlük yalnızca istediğini yapabilmek değil, neden yaptığını da bilebilmektir.

Bugün başka büyük bir dönüşümün de içindeyiz: Yapay zekâ çağı.

Bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Telefonlarımız aracılığıyla dünyanın neredeyse her yerindeki bilgiye birkaç saniye içinde ulaşabiliyoruz.

Fakat bilgiye ulaşmakla onu doğru değerlendirmek aynı şey değil.

Teknoloji geliştikçe insanın düşünme, sorgulama ve karar verme yeteneğini koruması daha da önemli hâle geliyor.

Belki de geleceğin en önemli sorularından biri şu olacak:

Teknoloji insanı mı yönetecek, insan teknolojiyi mi yönlendirecek?

Bunun cevabı yalnızca teknoloji şirketlerinin kararlarıyla değil, toplumların tercihleriyle de şekillenecek.

Çünkü teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, onu hangi amaçla kullanacağımıza karar verecek olan yine insan olacaktır.

Sayın okurlar,

Bütün bu düşüncelerden çıkardığım sonuç şu:

Önümüzde çok fazla sorun var. Fakat sorunların çokluğu, hiçbirini çözemeyeceğimiz anlamına gelmez.

Türkiye açısından ekonomi, eğitim, üretim, gençlerin geleceği ve sosyal refah gibi başlıkların ciddi biçimde tartışılması gerektiğine inanıyorum.

Bu süreçte farklı siyasi partilerin ve ekonomik modellerin görüşleri vatandaşlar tarafından araştırılmalı, karşılaştırılmalı ve sorgulanmalıdır.

Ben kendi adıma, Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'ni ve bu düşüncenin Türkiye'deki siyasi temsilini savunan Bağımsız Türkiye Partisi'nin yaklaşımını önemli buluyorum.

Genel Başkan Hüseyin Baş'ın ortaya koyduğu görüşlerin de özellikle gençler tarafından araştırılması ve değerlendirilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.

Ülkenin geleceği, insanların birbirini taklit etmesiyle değil; düşünmesi, sorgulaması ve sorumluluk almasıyla şekillenir.

Belki de bugün en fazla ihtiyacımız olan şey budur:

Sorunların çokluğundan korkup hiçbirine dokunmamak değil, ilk adımı atmaktan vazgeçmemektir.

Çünkü büyük değişimler çoğu zaman bütün sorunların bir anda çözülmesiyle değil, tek bir sorunun çözümü için atılan ilk adımla başlar.

 
Ercan Özyer / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.