logo
25 EYLÜL 2026

Doğum sonrası depresyona dikkat!

Bebeğinizin her ihtiyacına koştururken, anne ve babanın ruh sağlığı nasıl göz ardı ediliyor? Postpartum depresyonun ve tükenmişliğin sadece üzüntüden ibaret olmadığını gösteren görünmez yükü keşfedin

18.11.2025 17:54:00
Eyüp Kabil
 
Doğum sonrası depresyona dikkat!
Doğum sonrası depresyona dikkat!
Yeni bir bebeğin gelişi, hayatın en büyük mucizelerinden biri olsa da, beraberinde ebeveynler için fiziksel, duygusal ve psikolojik bir fırtına getirir. Toplumsal söylem genellikle sadece bebeğin ihtiyaçlarına odaklanırken, doğum sonrası (postpartum) dönemde anne ve babanın ruh sağlığı çoğu zaman göz ardı edilen, görünmez bir yük haline gelir. Oysa ki, sağlıklı bir bebek gelişimi için en temel koşul, sağlıklı ve dinlenmiş ebeveynlerdir.

DOĞUM SONRASI DEPRESYON VE ANNELİK TÜKENMİŞLİĞİ

Doğum sonrası yaşanan duygusal değişimler üç ana yelpazede incelenebilir. İlki, annelerin büyük çoğunluğunda görülen Baby Blues (Hüzün Dönemi)'dur. Doğumdan sonraki ilk birkaç gün veya hafta içinde ortaya çıkan bu durum; duygusal iniş çıkışlar, kolay ağlama, kaygı ve uyku sorunları gibi hafif belirtilerle seyreder. Genellikle 10-14 gün içinde kendiliğinden geçer.

Ancak, bu durum daha şiddetli, kalıcı ve işlevselliği bozan bir hal aldığında Postpartum Depresyon (PPD) adını alır. PPD, sadece üzgün olmak demek değildir; belirtileri çok daha karmaşıktır. Bu belirtiler arasında günün büyük bir kısmında devam eden sürekli hüzün, bebekle ilgili takıntılı endişelerle seyreden aşırı kaygı, kontrol edilemeyen öfke, sinirlilik ve tahammülsüzlük sayılabilir. Ayrıca, iyi bir ebeveyn olamayacağına dair yoğun bir yetersizlik hissi, suçluluk ve eskiden keyif alınan aktivitelere karşı ilgi kaybı da PPD'nin yaygın belirtilerindendir.

Son olarak, kronik stres, uyku eksikliği ve sürekli talepkâr bir rolün yarattığı duygusal, fiziksel ve zihinsel yorgunluk hali olan Ebeveynlik Tükenmişliği (Burnout) de bu dönemin ciddi sorunlarından biridir. Tükenmişliğin ana belirtisi, ebeveynlik görevlerine karşı duyarsızlaşma ve duygusal olarak uzaklaşma hissidir.

BABALARIN GÖRÜNMEZ MÜCADELESİ

Toplumsal beklentiler babaların 'güçlü' ve 'destekleyici' olması yönünde olduğu için, babaların yaşadığı duygusal zorluklar daha az konuşulur. Ancak, babaların da PPD yaşama riski vardır. Partnerlerinin hormonal değişimleri, uykusuzluk, finansal baskı ve kendilerine ait olanın kaybı hissi, babalarda depresyonu tetikleyebilir. Babalarda PPD, annelerden farklı olarak öfke, sinirlilik, riskli davranışlara yönelim (alkol, kumar), çalışma saatlerini aşırı uzatma ve sosyal geri çekilme şeklinde kendini daha çok gösterebilir.

KENDİNE BAKIM STRATEJİLERİ VE BAKIM KALİTESİ

Ebeveynlerin kendilerine ayırdıkları zaman, bencillik değil, bebek bakımının kalitesini artıran bir yatırımdır. Bu dönemde 'Dolu bir bardaktan vermek' felsefesi esastır. Ebeveynler, mümkün olduğunca bebek uyurken kendileri de uyumalı veya dinlenmelidir. Beş dakikalık basit bir esneme, nefes egzersizi veya sıcak bir duş bile büyük fark yaratır. Eş, aile veya arkadaşlardan destek istemekten çekinmemek de hayati önem taşır.

Ebeveynliğin bir deneme-yanılma süreci olduğunu kabul ederek gerçekçi beklentilere sahip olmak önemlidir. Mükemmel ebeveyn diye bir şey yoktur. Evin dağınık olması veya bebeğin bazen ağlaması dünyanın sonu değildir. Ayrıca dengeli beslenme ve kısa yürüyüşler gibi hafif egzersizler, ruh halini düzenlemeye yardımcı olur.

DESTEK ALMA YOLLARI VE PROFESYONEL YARDIM

PPD, güçlü bir iradeyle aşılabilecek basit bir "üzüntü" hali değildir; bu tıbbi bir durumdur ve tedavi gerektirir. Eğer PPD belirtileri iki haftadan uzun sürer ve günlük işlevselliği etkilemeye başlarsa, mutlaka profesyonel yardım gereklidir.

Öncelikle, eşinizle, yakınlarınızla veya bir arkadaşınızla nasıl hissettiğiniz hakkında dürüstçe konuşmak büyük bir adımdır. Belirtiler fark edildiğinde, aile hekimine, jinekoloğa veya bir psikiyatriste başvurulmalıdır. Tedavi genellikle konuşma terapisi ve/veya ilaç tedavisi ile yapılır. Ayrıca, aynı sorunları yaşayan diğer ebeveynlerle bir araya gelmeyi sağlayan destek grupları da yalnızlık hissini azaltmaya yardımcı olur.

Ebeveyn olarak kendinize ve duygusal sağlığınıza öncelik vermek, bebeğinize vereceğiniz en önemli ve en değerli hediyedir.

MASAK’ta deprem: Cumhurbaşkanı'nı adım adım takip etmişler

Adalet Bakanı Akın Gürlek, MASAK'ın Entegre Mali İstihbarat Sistemi'ne (EMİS) yönelik yürütülen casusluk soruşturmasında 22 şüpheli hakkında işlem başlatıldığını duyurdu. Koruma sistemini devre dışı bırakarak Cumhurbaşkanı ve bakanları sorgulayan FETÖ bağlantılı şebekeye ait iki şirkete el konulurken, 3 eski MASAK başkanı da ifadeye çağrıldı

25.09.2026 16:30:00
Haber Merkezi
 
MASAK’ta deprem: Cumhurbaşkanı'nı adım adım takip etmişler
MASAK’ta deprem: Cumhurbaşkanı'nı adım adım takip etmişler
Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) altyapısına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, aralarında eski Başkan Yardımcısı Faruk Eliyeyioğlu'nun da olduğu 22 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı.

İstanbul merkezli operasyonlarda 5 şüpheli gözaltına alınırken, yurt dışındaki 16 kişi için yakalama kararı çıkarıldı.

Koruma sistemi kapatıldı ve veriler sorgulandı

2012-2018 yıllarında Entegre Mali İstihbarat Sistemi'nde (EMİS) usulsüzlükler tespit edildi. FETÖ'nün bilişim yapılanmasının, üst düzey siyasilerin verilerini koruyan "Siyasi Nüfuz Sahibi Kişiler Listesi"ni (PEP) devre dışı bıraktığı belirlendi.

Bu sayede Cumhurbaşkanı Erdoğan ve bazı bakanların mali verilerinin illegal olarak sorgulandığı saptandı. İz bırakmamak için sistem log kayıtlarının silindiği veya tutulmadığı anlaşıldı.

Konunun hassasiyetine dikkat çeken Adalet Bakanı Gürlek, bu durumun kritik mali altyapılara sızıldığını gösteren ciddi bir tablo olduğunu vurguladı

Şirketlere kayyum atandı ve eski başkanlar çağrıldı

Yazılımı geliştiren AGMLAB A.Ş. ve MRD A.Ş.'nin mahrem yapılanmalarla bağı belirlenerek bu şirketlere TMSF kayyum olarak atandı. Ayrıca 2012-2018 döneminde görev yapan eski MASAK başkanları Mürsel Ali Kaplan, İbrahim Hakkı Polat ve Osman Dereli ifadeye çağrıldı.

Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş gündeme ilişkin değerlendirmeler yaptı. Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu

25.09.2026 12:19:00 / Güncelleme: 25.09.2026 12:29:15
Haber Merkezi
 
Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu
Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş gündeme ilişkin değerlendirmeler yaptı. Meltem TV'de Özel Gündem programına konuk olan BTP lideri Hüseyin Baş, fon krizinden yargı sistemi tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede açıklamalarda bulundu.
BTP liderinin açıklamaları şöyle;

"Kötü günler geride kaldı daha kötü günler geliyor"

Eski siyasetçilerimizin bir sözü var ya, tek kelimeyle Türkiye'nin gidişatını değerlendirecek olursak iyi, iki kelimeyle değerlendirecek olursak iyi değil. Ama burada sevindirici haber şu: Kötü günler geride kaldı. Şimdi önümüzde muhtemelen daha kötü günler var. Türkiye'nin gidişatı iyi değil. Baktığımız zaman, ekonomik olarak hiç kimse mutlu değil. Türkiye'de sosyal adaletsizlik her geçen gün artıyor. Okullar yeni açıldı. Hiç hazırlıklı olmadığımız bir eğitim dönemine hazırlıksız bir şekilde başlamış olduk ve okullardaki problemler ortada, eğitimdeki problemler ortada, müfredattaki problemler ortada. Türkiye her açıdan şu anda tarihi krizlerle karşı karşıya, sorunlarla karşı karşıya. Sorunlar birike birike bugüne gelmiş vaziyette ve bugün patlamış vaziyette.

"Fon krizi mağdurları kim?"

Son bir haftadır bir fon krizi sürekli konuşuluyor. 500 bin mağdurdan bahsediliyor. Kim bu insanlar? Geçinemeyen, geçinemediği için borç harç, belki kredi kartını takla attırıp oradan nakit avans çekip bir şekilde, 'Buradan para kazanırım da geçinebilmeye başlarım' diyen insanların yüzde 90'ını oluşturduğu bir fondan bahsediyoruz. Türkiye'deki fon krizinde yüz binlerce dolar veya Türk lirası birikimi olan ve bu birikimi 'Ya, nerede değerlendirsem biraz daha buradan kâr edeyim? Zaten bir geçim derdim yok. Evim de var, arabam da var. Kiramı ödüyorum, mutfak masrafımı karşılıyorum. Çocuğumun okuluyla ilgili, eğitimiyle ilgili bir problemim yok. Artık bu fazla birikimi nerede değerlendireyim?' diyen insanların mağdur olduğundan ziyade, 'Biz geçinemiyoruz. Bir şekilde para kazanmamız lazım. Borsadan da şöyle bir şey duydum. Şöyle bir fon varmış. Bu fon çok kâr ettiriyormuş, eşimden dostumdan borç alayım, annemin bileziklerini bozayım, hanımın küpesini bozdurayım kuyumcuda.... Bu parayı gideyim oraya yatırayım da buradan para kazanayım. Para kazanayım da geçineyim' diyen insanların mağdur olduğu bir ortam var. Tamamı bu şekilde midir? Hayır. Ama yüzde 90'ı, emin olun, yarın isim isim çıksa bir bakarsınız ki bu insanlar kirasını ödeyemeyen, faturasını ödeyemeyen, geçim derdi yaşayan, asgari ücretle geçinmeye çalışan, emekli maaşıyla, memur maaşıyla geçinmeye çalışan insanlar olduğunu gözlemlersiniz.


"Türkiye'de bir fon krizi değil, bir sistem krizi vardır"

Dolayısıyla Türkiye'de bir fon krizi değil, bir sistem krizi vardır ve bu sistem krizinin patladığına biz şahit oluyoruz. Dolayısıyla Türkiye'nin gidişatı ekonomik açıdan sadece bu perspektiften baksak bile çok kötü bir vaziyette. Bir ülkede 7 yıl kriz olmaz. Bakın, 7 gün olur, 7 hafta olur, 7 ay da olur ama bir ülkede 7 yıl ekonomik kriz olmaz. Bu ülke 7 yıldır ekonomik krizde ve insanlar umutsuzlaşmış. İnsanların yarına dair ümitleri yok olmuş. Bu sefer insanlar ne yapıyor? Umudu da yok, beklentisi de yok. Kısa yoldan para kazanmam lazım. Psikoloji buna dönüşüyor. Kısa yoldan nasıl kazanırım? Türkiye'de sanal bahisin patlaması, o kadar çok yatırım alması, insanların, gençlerin özellikle buralara yönlenmesinin temelinde ne vardı? Çok affedersiniz, gençlerin ahlaksızlığı mı? Gençlerin eğitimsizliği mi? Gençlerin iş bilmezliği mi? Gençlerin ellerinden iş gelmemesi mi? Hayır. 'Benim parayı kazanmam lazım. Gidip bir yerde çalışırsam para kazanamayacağım. Evi geçindiremeyeceğim.' demeleri vardı. Bugün de aynısı. Fon krizinin aslında neden oldu, nasıl oldu? 500 bin mağdur niye oluştu? Niye bu kadar insanlar yüklendi, para verdiler? Kısa yoldan para kazanacağım umuduyla. İnsanlar artık siyasete olan güvenini yitirmiş vaziyette. Bu güven yitirildikçe umutsuzluk var gibi görünüyor. Yoksa Türkiye'de toplum bir şeyleri çok hızlı değiştirebilecek kabiliyete sahip.

"Her sabah bir operasyonla uyanmamızın sebebi ne?"

Hukuk, adalet diyoruz. Türkiye'nin gidişatı nasıl? Yani Türkiye'de her gün hukuk operasyonları oluyor. Her sabah uyanıyorsunuz, bir operasyon. Yarın uyanıyorsunuz, bir operasyon daha. Akşam uyanıyorsunuz, bir operasyon daha. Bu ne demek? Çok fazla hukuk dışı iş var demek. Şimdi bir ülkede her gün operasyonla uyanıyorsanız, o ülkede hukuken işler bugüne kadar iyi gitmiş demek midir? Yoksa bugüne kadar kötü gitmiş de bugün bir şey yapılmaya çalışılıyor demek midir? Dolayısıyla Türkiye'de 20 küsur yıldır işlemeyen veya aksak işleyen bir hukukun bugün düzgün işlediği iddia ediliyor. Ayrı bir konu. Niye ayrı bir konu söylüyorum? Çünkü hukuk fakültesinde okudum. Ben böyle bir hukuk okumadım. Ama bunların iyi işlediğini bile düşünecek olursak, her sabah bir operasyona uyanıyorsunuz. Demek ki Türkiye'de evet, hukuki bir problem vardı. Çok fazla suçlular türedi ve bunun sonunda bu kadar operasyona ihtiyaç oldu.

"Türkiye bir hukuk devleti ama nasıl bir hukukun devleti?"

Ben çok örneğini verdim. Hatırlarsanız, daha önceki bakanımız çok söylerdi. "Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devletidir." Her fırsatta bunu dile getirirdi. Ve ben hep şunu söylemiştim, 'Kuzey Kore de bir hukuk devleti. Rusya da bir hukuk devleti. Gambiya'da, Gana'da, Zambiya'da, adını bilmediğimiz ülkeler de bir hukuk devleti. Yani her yerde bir şekilde bir hukuk var.' Hukuk devleti olmakla 'hukuk devleti' olmak arasında çok ciddi bir fark vardır. Dolayısıyla Türkiye bir hukuk devleti ama nasıl bir hukukun devleti? Hukukun üstünlüğünün devleti mi, üstünlerin hukukunun devleti mi? Dolayısıyla hukuk dediğiniz zaman da baktığınız takdirde şunu görmeniz gerekiyor: Evrensel hukukun işlediği, insan haklarının işlediği, mağduriyetlerin oluşmadığı bir hukuk sistemi.

"Suçsuz olduğum ortaya çıktı. Niye o zaman adli kontrol uygulandı?"

Bana bir dava açıldı. 11 ay adli kontrol uygulandı. 11 ayın sonunda ben yargılamada beraat ettim. Suçsuz olduğum ortaya çıktı. Niye o zaman adli kontrol uygulandı? Adli kontrol ne demekti? Kuvvetli suç şüphesi var. Yani bu suç büyük ihtimalle yüzde 99,9 işlenmiş dediğiniz bir şeyde beraat ediliyor. Bunun gibi Türkiye'de nice örnekler var. Ben sadece kendi üzerimden örnek veriyorum. Dolayısıyla hukuk normlarının, mağdurların oluşmadığı, evrensel hukuk ilkelerinin hayata geçtiği bir düzen olursa hukuk oluşur.

"Devletin gelir kapıları satılınca tek çare vergi ve cezalar kaldı"

Türkiye'nin genel olarak baktığınızda bütçesinde gelir kalemlerinin yüzde 90'ının vergi ve cezalardan oluştuğunu görürsünüz. Bir ülke düşünün ki bir şeyler yapabilmesi için vergi alması ve ceza kesmesi gerekiyor. Bunun dışında neredeyse doğru düzgün bir gelir kalemi kalmamış. Neden kalmadı Türkiye'de? Normalde bu ülke, mesela Cumhuriyet'in kuruluş ilkelerine, felsefelerine baktığınız zaman, bir ilkesi devletçilik ilkesiydi. Devletçilik ilkesi dediğimizde devletin piyasada aktör olduğu, devletin yatırımlar yapabildiği, devletin istihdamlar oluşturabildiği bir ilkeden bahsediyoruz. Bu ülke, kurulduğu günün zor koşullarında dahi yüzlerce fabrika, istihdamlar, üretimler, müthiş sanayi kuruluşları ortaya koymuş bir ülke. Aradan yıllar geçiyor ve Türkiye'de 80'li yıllardan itibaren başlayan bir furya ile birlikte bütün her şey elden çıkarılmaya başlanıyor. Mevcut iktidar iktidara geldikten sonra da buna ciddi anlamda hız veriliyor, tabiri caizse gaza basılıyor. Bu sürecin sonunda Türkiye'nin ülke olarak gelir elde edebileceği, istihdam yaratabileceği, vatandaşına doğrudan yardımlarda bulunabileceği veya para verebileceği, maaş ödeyebileceği kapılar, alanlar kapanmaya başlıyor. Kapanınca buralardan gelir de oluşmayınca ne oluyor? Bütün geliri vergi ve cezaya yüklemek durumunda kalıyorsunuz. Bahsettiğim olay özelleştirmeler. Bugünkü ekonomik krizin çıkışı olarak da daha geçenlerde yine hepimiz haberlerde gördük. Köprülerin özelleştirilmesi söz konusu. Yani hiçbir şeyin kalmadığı bir ortamda köprüleri özelleştirerek işte işi birkaç yıl daha erteleyebilir miyiz? Yarın belki de hiç aklımıza gelmeyecek veya kabullenemeyeceğimiz, duygusal olarak da kabullenemeyeceğimiz çok müstesna kurumların özelleştirmeleri gündeme getirilecektir. Bilmiyoruz ama bunlar da mümkündür. Neden bir 5 yıl daha atabilir miyiz? Bir 10 yıl daha günü kurtarabilir miyiz? şeklinde bir ekonomi yürütme ve yönetme mantığı var.

"Türkiye'nin bütün problemleri Bağımsız Türkiye Partisi çözer"

Bu mantık olduğu sürece Türkiye'nin ekonomik olarak düzlüğe çıkması, bir şeyleri düzeltmesi mümkün görünmüyor. O yüzden işler kötü, gidişat kötü. Bu ülkenin kaynağına güvenilir ve bu ülkenin mutlak surette bağımsızlığı hedeflenirse ki Bağımsız Türkiye Partisi'nin yola çıktığı mantık budur. O takdirde çözülemeyecek sorunumuz yoktur. Bunlar öncelenirse Türkiye bu karamsar olunan tablodan çok hızlı bir şekilde çıkar, ayağa kalkar ve yarınlarını inşa eder. Türkiye'de çözülmeyecek hiçbir mesele yok. Türkiye'deki meseleleri çözemeyecek siyasi anlayışlar var. Meselenin çözümsüzlüğü değil problem. Bunu çözme iradesine sahip olmayan iradelerin, siyasetin bunu çözmeye çalışıyor olması. Bağımsız Türkiye Partisi, Türkiye'deki bütün meseleleri çok hızlı bir şekilde çözebileceğine inanan bir kadrodur. Türkiye'nin bütün problemleri Bağımsız Türkiye Partisi çözer.

Fon soruşturmasında 2 özel jet ve 1 lüks yata el konuldu

Yürütülen fon soruşturması kapsamında tutuklanan Muhammed Yarız ve Emre Tezmen'e ait olduğu belirlenen 2 özel jet ile tutuklu Pusula Portföy Yönetimi patronu Serdar Turhan'a ait lüks yata el konuldu

24.09.2026 20:35:00 / Güncelleme: 24.09.2026 20:38:38
İhlas Haber Ajansı
 
Fon soruşturmasında 2 özel jet ve 1 lüks yata el konuldu
Fon soruşturmasında 2 özel jet ve 1 lüks yata el konuldu
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen fon soruşturması kapsamında tutuklanan Muhammed Yarız ve Emre Tezmen'e ait olduğu belirlenen 2 özel jet ile tutuklu Pusula Portföy Yönetimi patronu Serdar Turhan'a ait olduğu belirlenen lüks yata el konuldu.

Soruşturma kapsamında Muhammed Yarız ve Emre Tezmen'e ait olduğu belirlenen 2 özel jete el konuldu. Ayrıca Pusula patronu Serdar Turhan'a ait olduğu belirlenen "LORETA" isimli 2026 model lüks yata da el konuldu. El konulan 2 özel jet ile lüks yatın toplam piyasa değerinin yaklaşık 1 milyar 800 milyon TL olduğu değerlendiriliyor.



Bodrum Liman Başkanı tutuklandı

Muğla'nın Bodrum ilçesinde düzenlenen rüşvet operasyonunda gözaltına alınan Liman Başkanı tutuklandı, diğer zanlı adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı

24.09.2026 20:05:00
Anadolu Ajansı
 
Bodrum Liman Başkanı tutuklandı
Bodrum Liman Başkanı tutuklandı

Bodrum Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Büro Amirliğine başvuran acente sahibi T.Ş, Rus bir iş insanına ait lüks yatın ilçeye her girişinde Liman Başkanı T.A'nın kendisinden 2 bin avro talep ettiğini öne sürdü.

T.Ş. müracaatında, yatın 2026 yılı yaz sezonunda ülkeye 6 kez giriş yapması nedeniyle T.A'nın toplam 12 bin avro istediğini, işlemlerin aksamaması için ödemeyi kabul ettiğini belirtti.

Şüpheli T.A'nın geçmişte çocuğunun sünnet masraflarını da kendisine karşılattığını ileri süren T.Ş, 2025'te ise yönlendirildiği bir tekneden aldığı 500 bin lirayı Liman Başkanlığı personeli Ö.Ç'nin evine götürerek T.A'ya ilettiğini iddia etti.

Şikayet üzerine nöbetçi cumhuriyet savcısının talimatıyla sulh ceza hakimliğinden alınan teknik ve fiziki takip kararı doğrultusunda ekipler harekete geçti.

Müşteki T.Ş'nin seri numaraları tespit edilen paralarla T.A'nın makam odasına girerek teslimat yapmasının ardından düzenlenen operasyonda, Liman Başkanı T.A. yakalandı. Olayla iltisaklı olduğu değerlendirilen Bodrum Liman Başkanlığı çalışanı Ö.Ç. de ekiplerce gözaltına alındı.

Şüphelilerin iş yerleri, ikametleri ve araçlarında yapılan aramalarda 66 bin 280 avro, 440 pound, 660 dolar, 52 bin 200 lira ele geçirildi.

Aramalarda 9 mm çapında 1 ruhsatsız tabanca, 138 tabanca fişeği, 4 kesici alet ile 8 dijital materyale el konuldu.

Gözaltındaki şüpheliler emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Zanlılardan Liman Başkanı T.A, çıkarıldığı nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı, Ö.Ç. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Olay

Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Bodrum Büro Amirliği ekipleri, dün akşam saatlerinde Bodrum Liman Başkanlığında rüşvet iddiaları üzerine bir süre teknik ve fiziki takip yürütmüş, şüpheliler T.A. ve Ö.Ç. ekiplerce yakalanmıştı. 

Adli Tıp Kurumu'nda hırsızlık yapan şüphelinin ifadesi alındı

Eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun cezaevinde ölümünden 9 gün sonra Adli Tıp Kurumu'na girerek hırsızlık yapan hükümlü G.E'nin, "şüpheli" sıfatıyla ifadesi alındı

24.09.2026 20:03:00
Anadolu Ajansı
 
Adli Tıp Kurumu'nda hırsızlık yapan şüphelinin ifadesi alındı
Adli Tıp Kurumu'nda hırsızlık yapan şüphelinin ifadesi alındı

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca, Silivri Cezaevi'nde 2011'de yaşamını yitiren eski MİT görevlisi Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin "kasten öldürme", "suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve üye olma" ile "2937 sayılı yasaya muhalefet" suçlarından başlatılan soruşturma sürüyor.

Kozinoğlu'nun 13 Kasım 2011'deki ölümünden 9 gün sonra 22 Kasım 2011'de Adli Tıp Kurumu'nda hırsızlık yaptığı belirlenen, dolandırıcılık ve hırsızlık suçlarından kesinleşmiş cezası bulunan hükümlü G.E'nin, soruşturma kapsamında "şüpheli" sıfatıyla ifadesi alındı.

Dosya kapsamında bir kısım delillerin henüz toplanmadığı ve G.E'nin 2040 yılına kadar infaz edilecek kesinleşmiş cezalarının bulunduğu değerlendirilerek, ifadesinin ardından ceza infaz kurumuna geri gönderildiği öğrenildi.

Ne olmuştu?

Adalet Bakanı Akın Gürlek, NSosyal hesabından Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturmaya yönelik açıklama yapmıştı.

Bakan Gürlek, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığınca dosyanın yeniden incelendiğini belirterek yeni soruşturma kapsamında gizlilik kararı alındığını, özel bir soruşturma ekibi oluşturularak olayın tüm yönleriyle yeniden aydınlatılmasına yönelik kapsamlı çalışmalara başlandığını ifade etmişti.

Soruşturmadaki ilk operasyonda olay tarihinde ceza infaz kurumunda görev yapan 10 şüpheli gözaltına alınmış, 1 şüphelinin ise Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) kapsamında firari olarak yurt dışında bulunduğu tespit edilmişti. Gözaltına alınan 10 zanlıdan 1'i tutuklanmış, 7'si adli kontrol şartıyla olmak üzere 9'u serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında yürütülen çalışmalarda, muhabir, kameraman ve 7 sağlık çalışanı olmak üzere 9 şüpheli daha gözaltına alınmıştı. Hakimlik, muhabirin de aralarında olduğu 3 şüphelinin tutuklanmasına, kameramanın da aralarında bulunduğu 6 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermişti.

Başsavcılığın talebi üzerine, Kozinoğlu'nun fethi kabir işlemi yapılmıştı.

Soruşturma kapsamında, Kurtlar Vadisi dizisinin senaristleri Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan "bilgi sahibi" sıfatıyla savcılığa ifade vermiş ve Kurtlar Vadisi Pusu dizisi hakkında inceleme başlatılmıştı.

Tutuklu sayısı 9'a yükseldi

Soruşturmada, olay tarihinde görev yapan Silivri Cumhuriyet Başsavcısı Ali İşgören ile cezaevi savcısı Necip Doğan tutuklanmış, Kozinoğlu'nun koğuş arkadaşları emekli deniz yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım ve jandarma albay Hasan Atilla Uğur hakkında da adli kontrol tedbiri uygulanmıştı.

Eski gazeteci Osman Arslan tutuklanmış, dönemin cezaevi müdürü Ömer Vatan ve dönemin vardiya amiri Kazım Beyke hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmış, ambulans şoförü Süleyman Kaba ise jandarmadaki ifade işlemlerinin ardından serbest bırakılmıştı.

Soruşturmada, Kurtlar Vadisi dizisinde "Ömer Baba" karakterini canlandıran oyuncu Emin Olcay ve "Kazım Kaşifoğlu" karakterini canlandıran oyuncu Sedat Savtak'ın "tanık" sıfatıyla ifadesi alınmıştı.

Soruşturma kapsamında, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in "bilgi sahibi" sıfatıyla ifadesi alınmıştı.

FETÖ kapsamında yargılandığı davada hükümlü olan Enver Altaylı da tutuklanmıştı.

Ayrıca, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı, Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin yeniden başlatılan soruşturma kapsamında, "Kurtlar Vadisi" senaryosuna dahli olduğu tespit edilen eski emniyet müdürü Bayram Özbek'in tutuklandığını bildirmişti. 

Alihan Kuriş suç örgütü soruşturmasında gözaltına alınan 25 şüpheliden 20’si tutuklandı. 5 şüpheli hakkında adli kontrol kararı verildi

Alihan Kuriş suç örgütü soruşturmasında gözaltına alınan 25 şüpheliden 20’si tutuklandı. 5 şüpheli hakkında adli kontrol kararı verildi

24.09.2026 15:00:00
Haber Merkezi
 
 Alihan Kuriş suç örgütü soruşturmasında gözaltına alınan 25 şüpheliden 20’si tutuklandı. 5 şüpheli hakkında adli kontrol kararı verildi
 Alihan Kuriş suç örgütü soruşturmasında gözaltına alınan 25 şüpheliden 20’si tutuklandı. 5 şüpheli hakkında adli kontrol kararı verildi
Alihan Kuriş suç örgütü soruşturmasında gözaltına alınan 25 şüpheliden 20'si tutuklandı. 5 şüpheli hakkında adli kontrol kararı verildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Alihan Kuriş çıkar amaçlı suç örgütü soruşturmasında yeni bir gelişme yaşandı.

20 Eylül'de düzenlenen dördüncü dalga operasyonda gözaltına alınan 25 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. 

Savcılık sorguları ardından 22 şüpheli tutuklama, 3 şüpheli adli kontrol tedbiri uygulanması talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi.

20 şüpheli tutuklanırken, 5 şüpheli hakkında adli kontrol tedbiri uygulandı.

Örgüte yönelik soruşturma; yolsuzluk, kara para aklama, yüksek sermayeli şirketler üzerinden olağan dışı nakit hareketi oluşturma suçlamalarıyla yürütülüyor.

SORUŞTURMA HAKKINDA BİLİNENLER

Adalet Bakanı Akın Gürlek ve İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, soruşturmanın dini faaliyetlerle ilişkisinin bulunmadığının altını çizmişti.

Başsavcılığın açıklamasında da soruşturmanın şüpheli mali işlemler üzerinden yürütüldüğü belirtilmişti. Suç örgütü adı verilen yapıyla mali ve ticari bağlantıları bulunduğu değerlendirilen 32 şirket tespit edilmişti.

Bunlar arasında Armine Giyim, Ayakkabı Dünyası ve Verona Ev Tekstil gibi inşaattan gıdaya, kuyumculuktan, denizcilik ve eğitime farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketler yer aldı.

Yurt dışına büyük miktarlarda para transferi yapıldığı da iddia edilirken MASAK incelemelerinde, 100 milyar TL'yi aşan tutarın çeşitli yöntemlerle yurt dışına çıkarıldığı tespit edildi.

İLK DALGA OPERASYON

Alihan Kuriş çıkar amaçlı suç örgütüne yönelik soruşturmada gözaltına alınan Alihan Kuriş ve beraberindeki 32 şüpheli hakkında tutuklama kararı verilmişti. Kuriş soruşturmasında gözaltına alınan şüpheliler, 16 Ağustos sabahı adliyeye sevk edilmişti. Mahkeme aralarında Alihan Kuriş'in de bulunduğu 38 şüpheliden 32'sini tutuklamıştı.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Manisa'daki silahlı saldırının yalnızca okul güvenliği üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti, "Çocukların kiminle yazıştığı takip edilmeli" dedi

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Manisa'daki silahlı saldırının yalnızca okul güvenliği üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti, "Çocukların kiminle yazıştığı takip edilmeli" dedi

24.09.2026 14:00:00
Haber Merkezi
 
 Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Manisa'daki silahlı saldırının yalnızca okul güvenliği üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti, "Çocukların kiminle yazıştığı takip edilmeli" dedi
 Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Manisa'daki silahlı saldırının yalnızca okul güvenliği üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti, "Çocukların kiminle yazıştığı takip edilmeli" dedi
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Manisa'daki silahlı saldırının yalnızca okul güvenliği üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti, "Çocukların kiminle yazıştığı takip edilmeli" dedi.

Bakan Tekin, Manisa'nın Turgutlu ilçesindeki silahlı saldırının İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde değil, lisenin yakınında gerçekleştiğini söyledi.

"Okullarda çok kapsamlı tedbirler alındı." diyen Tekin, saldırıyı gerçekleştiren H.O. isimli saldırganın evden aldığı silahla olayı gerçekleştirdiğini anımsatıp, "İlaçları nasıl çocukların erişemeyeceği yerlerde saklayın türünden uyarı varsa, bu silahların çocukların ulaşamayacağı yerlerde olması gerekiyor." diye konuştu.

Bakan Tekin, "Bu saldırıyı sadece ve sadece okul güvenliği, emniyet vb. üzerinden okumamak gerekiyor." ifadelerini kullandı.

Saldırgan H.O.'nun ilk ifadesinde akran zorbalığından bahsettiğini anlatan Tekin, "Çocuk henüz akran zorbalığı dediğimiz şeyi görebilecek kadar okula gitmemiş. Dokuzuncu sınıfa yeni kayıt olmuş. Devamsızlığından dolayı iki ya da üç gün gitmiş." bilgisini verdi.

Sosyal medyanın çocuklar üzerindeki etkisine dikkat çeken Tekin velilere çağrıda bulunup, "Çocuklarımızın oyun sitelerinin arka planındaki mesajlaşma ortamlarında, sosyal medya platformlarında kiminle yazıştığı takip edilmeli." dedi.

"BİR ANNE BABANIN BUNU TAKİP ETMESİ GEREKİR"

Turgutlu'daki saldırıyı gerçekleştiren şüphelinin sosyal medya platformu yazışmalarında çeşitli ipuçları olduğunu kaydeden Tekin, "Bir çocuk neden kendi profilinde ABD'deki bir okul saldırısındaki bir saldırganın profil resmini kendi resmi yapar? Bir anne babanın bunu takip etmesi ve görmesi gerekir." dedi.

"REHBER ÖĞRETMENLERİMİZ GEREKLİ ŞEYLERİ YAPACAK"

15 Nisan'dan bu yana rehber öğretmenlerle bu konuda çalışmalar yaptıklarını anlatan Tekin, "Velilerden istirhamım, bu türden bir sıkıntılı durum gördüklerinde bunları rehber öğretmenlerimizle paylaşsınlar. Öğretmenlerimiz bu çocuklarla ilgili gerekli şeyleri yapacaklar." ifadelerini kullandı.

OKULLARDA ALINAN FİZİKİ TEDBİRLER NELER?

Türkiye'deki okulların tamamında, okulun bulunduğu sosyo ekonomik koşullar, fiziki pozisyonları değerlendirilerek bir parametre listesi oluşturduklarını anlatan Tekin, "Okullarımızın durumlarına göre her bir okulumuzu kategorileştirdik." dedi. Tekin çalışma hakkında şu bilgileri verdi:

"- Her bir okulumuzda bina içi kamera sisteminden, bina çevresi kameralara kadar bağlantıları yapıldı. Turnikeler, bazı okullarımızda yüz tanıma sistemleri, görevliler için el dedektörleri, acil durum butonları gibi her okulun durumuna tedbirler silsilesini başlattık.

- Binamızın durumuna göre bahçe duvarlarının yükseltilmesinden, kapısına turnike koymamız gereken okullara kadar. Hepsi güvenlik güçlerinin tespitleri doğrultusunda aldığımız tedbirler."

12 YILLIK EĞİTİM KISALACAK MI?

Bakan Tekin, 12 yıllık eğitimin kısalmasına ilişkin çalışmanın tartışmaya açıldığını belirterek şunları kaydetti:
"Bu konuda yazılmış raporlara bakıyoruz. Buradaki derdimiz çocuklarımızın okuldan uzak kalması değil, daha etkili eğitim alması. 12 yıllık periyot içerisinde çocuklarımıza verdiğimiz şeyleri artık çocuklarımızın çok daha hızlı erişebilecekleri bir ortam mümkün."

ÖZEL OKUL ÜCRETLERİ

Bakan Tekin, özel okul ücretlerine ilişkin ise şunları kaydetti:

"- 12 bin 500 tane özel okulumuz var. Bu özel okulların içerisinde ücreti 1,5 milyon liranın üzerinde olan 84 adet okul var. Bunlardan 14 tanesi anaokulu. Biz bütün öğrencileri bir okulla ilişkilendiriyoruz. Vatandaşın çocuğunu özel okula göndermesi bir zorunluluk değil. Biz her çocuğu evine en yakın devlet okuluyla ilişkilendiriyoruz.

- Biz özel okul temsilcilerinin fiyatlarını takip ediyoruz. Ve fahiş ücrete kesinlikle müsaade etmiyoruz. Özel okul temsilcileri de bu konuda çok hassaslar." Kıyafet, yemek ve kırtasiye ile ilgili fahiş fiyat denetimimizi yapıyoruz.

Jeoloji mühendisi Çelik: "Depreme karşı çözüm yüksek katlardan vazgeçmek"

Jeoloji mühendisi Fahri Çelik, depreme karşı en etkili önlemin yüksek katlı yapılardan vazgeçerek düşük katlı ahşap ve çelik yapılara dönmek olduğunu söyledi

24.09.2026 13:32:00 / Güncelleme: 24.09.2026 13:34:45
İHA
 
Jeoloji mühendisi Çelik: "Depreme karşı çözüm yüksek katlardan vazgeçmek"
Jeoloji mühendisi Çelik: "Depreme karşı çözüm yüksek katlardan vazgeçmek"
Jeoloji mühendisi Fahri Çelik, bugün meydana gelen depremin ardından açıklamada bulundu. Çelik, tüm vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini ileterek, bir daha böyle bir afetin yaşanmamasını temenni etti. Depremin ne zaman olacağının kimse tarafından bilinemeyeceğini belirten Çelik, bu nedenle vatandaşların korkuya kapılmaması gerektiğini söyledi. Çelik, depreme karşı alınabilecek önlemlere ilişkin şunları kaydetti:

"İnsanoğlu ölüm dışında her şeye çözüm üretmiştir. Devletimiz ve mühendislerimiz elektriğe çözüm buldu, bugün elektrik kimseyi çarpmıyor. Biz jeoloji mühendisleri ve bilim adamları olarak depreme de çözüm bulmak zorundayız."



Çelik, çözümün düşük katlı ve dayanıklı yapılara geçişten geçtiğini vurgulayarak, "Kesinlikle yüksek katlı yapılardan vazgeçmemiz gerekiyor. İki, üç katlı ahşap ve çelik evlere dönmemiz lazım. Türkiye'de ortalama 20 yılda bir büyük deprem yaşıyoruz. Bu süreyi dikkate alarak yapılaşmamızı buna göre planlarsak, Allah'ın izniyle depremlerde can kaybı yaşanmaz" ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin farklı sismik bölgeleri olduğunu dile getiren Çelik, Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu, İç Anadolu ve Marmara bölgelerinde meydana gelebilecek bir depremin geniş bir alanı etkileyebileceğini belirtti.

Çelik, yüksek katlı yapılara karşı mücadelesini sürdüreceğini sözlerine ekledi.

Diyarbakır, Adıyaman ve Gaziantep’te de hissedilen depremin ardından Prof. Dr. Okan Tüysüz ve Prof. Dr. Osman Bektaş değerlendirmelerde bulundu

Şanlıurfa’nın Karaköprü ilçesinde AFAD’a göre 5,4 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Kandilli Rasathanesi büyüklüğü 5,8 olarak açıkladı. Diyarbakır, Adıyaman ve Gaziantep’te de hissedilen sarsıntının ardından Prof. Dr. Okan Tüysüz ve Prof. Dr. Osman Bektaş değerlendirmelerde bulundu

24.09.2026 12:40:00
Haber Merkezi
 
Diyarbakır, Adıyaman ve Gaziantep’te de hissedilen depremin ardından Prof. Dr. Okan Tüysüz ve Prof. Dr. Osman Bektaş değerlendirmelerde bulundu
Diyarbakır, Adıyaman ve Gaziantep’te de hissedilen depremin ardından Prof. Dr. Okan Tüysüz ve Prof. Dr. Osman Bektaş değerlendirmelerde bulundu
Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi'nde birçok ilde hissedilen bir deprem meydana geldi. AFAD, depremin merkez üssünü Şanlıurfa'nın Karaköprü ilçesi, büyüklüğünü ise 5,4 olarak açıkladı. Kandilli Rasathanesi ise depremin büyüklüğünü 5,8 olarak duyurdu.
Sarsıntının Diyarbakır, Şanlıurfa, Adıyaman ve Gaziantep'te hissedildiği belirtildi. Depremin ardından Prof. Dr. Okan Tüysüz ve Prof. Dr. Osman Bektaş bölgedeki sismik hareketliliğe ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Okan Tüysüz: Böyle bir fayın büyük bir deprem yaratması beklenir
Prof. Dr. Okan Tüysüz, depremin sığ olduğunu ve 6 Şubat depremlerini meydana getiren faylardan farklı bir fay üzerinde gerçekleştiğini söyledi. Tüysüz, bölgedeki Bozova Fayı'na dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
"Sığ bir deprem. Bu depremin olduğu bölge Bozova fayı olarak bilinen 6 Şubat depremini yaratan faylardan farklı. 6 Şubat'tan bağımsız onun bölgede yarattığı bir sıkışıklık var. 6 Şubat depremlerini oluşturan faylardan farklı bir fayın üzerinde. Bozova fayı en azından 60-70 kilometrelik kısmı aktif olan ve geçmişte de deprem üretmiş. Bir bütün olarak düşünüldüğünde oldukça daha uzun 100 kilometrenin üzerine çıkan bir fay sistemi. Tabii böyle bir fayın büyük bir deprem yaratması beklenir. Bunun bugün ya da yarın olacağı anlamına gelmez. Eğer hasarlı bina varsa bunlara girilmemesi gerekir"
Tüysüz, meydana gelen depremin öncü deprem olduğunu düşünmediğini ve daha büyük bir deprem beklentisi içinde olmadığını belirtti. Bölgede 4,5 büyüklüğüne varabilecek artçı depremler yaşanabileceğini söyledi.

Osman Bektaş: 5'lik bir deprem arkasından büyük deprem gelecek demek değil
Prof. Dr. Osman Bektaş ise CNN Türk canlı yayınındaki ilk değerlendirmesinde, AFAD ve Kandilli verilerinde depremin konumunu henüz göremediğini belirterek bölgenin genel sismik durumuna ilişkin konuştu.
Bektaş şu ifadeleri kullandı:
"Şu an AFAD ve Kandilli'de depremi göremiyorum. Yerini göremeyince konuşulacak bir şey yok. Maraş'taki depremden sonra Doğu Anadolu'nun Güney Doğu bölgesinde deprem tehlikesi arttı. Nedeni bölgedeki stres yükleri fayları etkilemiştir. Bölgedeki faylar bu stresten etkilendi. Diyarbakır Urfa bundan etkilenecek yerler. Biz o faydan endişeliyiz. Bu Bitlis bindirmesinden kuşkuluyuz. Bu tür depremlerin olması doğal. Hem Arap levhası hareketi devam ediyor hem 2023 depremlerinin etkisi hala devam ediyor. İkisi birleşince 150 200 kilometrekarelik alandaki illerdeki risk devam ediyor.
6 Şubat'daki depremlerde yeryüzüne yansıya enerjiden daha fazlası belki yer altına indi. Bu büyük bir depremin habercisi değil. Orta büyüklükte sığ bir deprem. Olağan bir deprem. Türkiye'nin dört bir yanında deprem olursa şaşılacak bir şey değil. Bizim bilmediğimiz nerede ne zaman hangi büyüklükte deprem olacak bunu bilemiyoruz. Hakkari Urfa Diyarbakır çevresinde bu tür depremler olağan. 5'lik bir deprem arkasından büyük deprem gelecek demek değil."
Bektaş, açıklamasının devamında bölgedeki yapı stokuna da değinerek şunları söyledi:
"5 büyüklüğünde bir deprem yıkıcılığı olmayan bir deprem. O bölgenin yapı stoğu istenilen düzeyde değil ama kırsal alanda bile hasar oluşturmayacak bir deprem. Vatandaşların panik yapmasına gerek yok. Beklemek daha doğru. 2018 deprem yönetmeliğine tabi olarak yapılan binalarda korkulacak bir şey yok. Kırsaldaki yapıların dahi etkileneceğini sanmıyorum."

'Oldukça büyük deprem üretme potansiyeli olan aktif bir fay'
Prof. Dr. Süleyman Pampal da Şanlıurfa depremine ilişkin değerlendirmelerde bulundu:
Burada bu türden depremleri her zaman bekleriz. Bizim için sürpriz değil. Bundan sonra da olursa o da sürpriz sayılmamalı. Türkiye'nin tüm depremleri 7-8 km derinliğe sahip, dar alanda yıkıcılığı olabilecek depremler. Bu bölgenin yapı stokuna bakılırsa bir miktar hasara neden olabilir. Kırsal kesimde çalışmalarda yarar olabilir ama normalde hasar yapacak deprem değildir. Belli bölgelerin dışında zemin fena değildir. Şanlıurfa'nın Bozova ilçesi Atatürk Barajı'nın bulunduğu bölge. Barajın yeri tespit edildiğinde çalışmalar yapmıştık. Barajın gövdesi için baraj yeri olarak seçilen yerde aktif fay tespit edilince yeri değiştirildi. Bu fayın üzerine de baraj yapamazdınız. Bu Bozova fayı oldukça büyük deprem üretme potansiyeli olan aktif bir fay. Bu türden depremler olacak. Bu depremin başka bir depremi söz konusu olmaz. Burada 6 Şubat'taki depremlere yakın depremler beklemeyiz.

'Daha büyük deprem olma ihtimali tabii ki var'
Türkiye'nin her yerinde olduğu gibi bu çevrede de daha büyük deprem olma ihtimali tabii ki var. Ne zaman olacağını biz tabii ki söyleyemeyiz, bilemeyiz daha doğrusu. Ancak bölge sismik bakımdan aktif ve yıkıcı deprem üretme potansiyeline sahip. Deprem bu ülkenin kaderi. Nedenini hep söylüyoruz. Yani o kadar çok levhanın kesişme noktası; kocaman Avrasya, daha küçük Anadolu, işte daha büyük güneyde işte Urfa civarını içine alan güneye doğru Arap levhası, batıda Akdeniz'in içinde Anadolu'yla sınırı olan Afrika levhası ve bunların hareketlerine bağlı olarak oluşmuş, dünya ölçeğinde hatırı sayılır ana faylar... Doğu Anadolu Fayı, Kuzey Anadolu Fayı, Orta Anadolu Fayı, Bitlis-Zagros ya da işte bizim ülkemizdeki adıyla Güneydoğu Anadolu Bindirme Zonu, sütür zonu... Yani levha sınırı, çarpışma bölgesi burası. O bakımdan bu bölgenin ve bu ülkenin kaderi bu türden depremleri, hatta çok daha büyük olanlarını yaşamak. Geçmişte bunların hepsini bu topraklar yaşadı ve çok sayıda can kaybı ortaya çıktı. Biz bunlardan ders çıkarıp aslında bu tür depremlerde paniğe kapılmadan sakin sakin bekleyecek olgunluğa erişmiş olmamız gereken zamanlarda yaşıyoruz. Onu yapamadığımız için durum üzücü hale geliyor. Yani bu deprem gerçeği, ülkemizin deprem gerçeğini artık hepimiz biliyoruz, konuşuyoruz, okuyoruz, yazıyoruz.

Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan: Şaşırtıcı olur
Şanlıurfa merkezli depremle ilgili açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan da şunları dile getirdi:
"Bana göre bu deprem artçı değil ama o depremin bindirmiş olduğu bir yük vardır, o yük açığa çıkmıştır. Şanlıurfalılar ve çevredekiler "Acaba bundan daha büyük deprem gelir mi?" diye soruyorlardır. Bunun arkasından daha büyük deprem gelirse benim için şaşırtıcı olur, ben beklemiyorum. Burada deprem yaratabilecek en büyük kırık Bozova kırığıdır. Bunların en üretebileceği en büyük deprem zaten 5.4, 5,8'dir, daha büyük deprem üretemezler."

Alihan Kuriş soruşturmasında 20 şüpheli tutuklandı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen Alihan Kuriş soruşturması kapsamında gözaltına alınan 25 şüpheliden 20'si tutuklandı

24.09.2026 12:21:00
İHA
 
Alihan Kuriş soruşturmasında 20 şüpheli tutuklandı
Alihan Kuriş soruşturmasında 20 şüpheli tutuklandı
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında Alihan Kuriş'in 'çıkar amaçlı suç örgütü' faaliyetleri kapsamında 20 Eylül'de operasyon düzenlendi.

Operasyonda gözaltına alınan 25 şüpheli, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına sevk edildi. Şüphelilerden 22'si tutuklama, 3'ü ise adli kontrol tedbiri uygulanması talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi.

Hakimlik tarafından tutuklama talebiyle sevk edilen 22 şüpheliden 20'si hakkında tutuklama kararı verilirken, adli kontrol talep edilen 3 şüpheli ile birlikte toplam 5 şüpheli hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verildi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.