Duaya açılan eller
Ben Allah’a dua etmem, deme. Sonra, ‘Nasıl olsa gelecek gelir, gelmeyecek olan da gelmez’ gibi sözleri de bir mazeret olarak gösterme
Haber Merkezi





Dünya ve ahirete ait işlerin için Allah'a yalvar, dua et ve iste. Haram olmayan, ahlakına bir zarar vermeyecek olan her şeyi ondan talep et. Çünkü Cenab-ı Hak, bizi dua etmeye teşvik ediyor, emir veriyor: "Bana dua edin; icabet ederim."
Allah'ın güzel nimetlerini isteyin; ama o nimetleri birbiriniz için böbürlenme vesilesi yapmayın.
Dua üzerine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz hayli emirler vermiştir. Ümmetini dua etmeye teşvik etmiştir.
"Kabul olacağına inanarak dua edin. Allah'a yalvaracağınız zaman ellerinizi açın. İşbu hadis-i şerifler senin, "Dua etmeye lüzum yok. Etsem de gelir etmesem de" şeklinde söylediğin sözlerinin yersiz olduğunu gösteriyor."

Muhakkak ki, ilahi saltanat hükmünü sürer
Senin dua etmen veya etmemen, ona bir şey arttırmaz ve eksiltmez, ama senin için çok önemi vardır. Yapacağın bir dua ile zararlı şey zararsız bir hale gelebilir; az şeyle çok iş görebilirsin. İşte bu sebeple her zaman dua et ve Allah'a her zaman yalvar.
Bu dua işi yalnız aile hayatını korumakta değil, dünyada bütün nimetlerde aynıdır. Elbette ki hak ölçülere bağlı olarak tabii ihtiyaçlarının hepsini tatmin edeceksin. Bunları yaparken ilahi emri takip ettiğin için, maddi ve manevi mükâfat alırsın …
Ebu Said Abdullah bin Ahmed b. Ali el-Bağdadi el-Ezci başından geçen bir hadiseyi şöyle anlatmıştır:

"537'de, 16 yaşında Fatıma ismindeki kızım evin damına çıkmıştı. Baktım aşağı inmedi. Neden sonra öğrendim ki, kızımı kaçırmışlar. Büyük bir korku ve heyecan içerisinde hemen Şeyh Abdülkadir'e koştum, durumu kendisine anlattım. Bana şu tavsiyede bulundu:
"Bu gece hiç vakit kaybetmeden Kerh'in harabelerine git. Beşinci tepede oturup, yerde, "Bismillah, Şeyh Abdülkadir'in niyetine" diyerek bir daire çiz. İyice karanlık basınca oradan çeşitli kılıktaki cinler sana görünüp geçecekler. Seher vakti olunca büyük bir debdebe ve tantana içinde onların kralları beraberinde birçok cin olduğu halde gelecek. Sana ne istediğini soracak. Ona, "Beni Abdülkadir gönderdi" diyerek kızının durumunu anlatırsın.
Bu tavsiye üzerine dediği yere gittim, bana tembih ettiklerini bir bir yaptım. İyice karanlık basınca korkunç manzaralı cinler, bölük bölük gelmeye başladılar. Fakat çizmiş olduğum daireden içeri giremedikleri için bana yaklaşamadılar.
Neden sonra kralları büyük bir tantana içinde geldi ve "Ne istiyorsun? Söyle bakalım" dedi.
"Beni sana Şeyh Abdülkadir gönderdi" dedim. Şeyh Abdülkadir'in ismini duyunca hemen attan indi, yeri öptü. Yanındakilerle birlikte dairenin dışında oturdu. Ve sonra:

"Söyle bakalım, benimle ne işin var?" dedi. Kendisine başımdan geçenleri anlatınca hemen yanındakilere: "Bunu hanginiz yaptı? Bunu kim yaptı?" diye çıkıştı.
"Bilmiyoruz kimin yaptığını" dediler. "Mutlaka biriniz yapmıştır bu işi!" diye bağırınca "Marid" adında bir cin, kızı yanına alarak meydana çıktı; "İşte ben kaçırdım kızı" dedi.
"Neden yaptın ey Marid, bu işi?" diye sorunca: "Kız gayet güzeldi. Güzelliğine dayanamayarak ona âşık oldum da onun için kaçırdım" dedi. Bunun üzerine hemen: "Vurun şunun boynunu" dedi. Ve bana kızımı teslim etti.
Kendisine, "Bugüne kadar, senin kadar Abdülkadir'in emrine candan imtisal eden birini görmedim" deyince:
"Bu nasıl olmasın ki, o, her gece evinden bakar cinleri seyreder, cinler onu görünce korkudan sağa sola kaçışırlar. Allah sevdiği bir kulun emrine insanlardan ve cinlerden birçoklarını verir" diye mukabele etti."

Şeyh Arif ibn-i Muhammed Abdullahü'l-Herevi'den mervidir ki:
"Huzur-u Seyyid Abdülkadir'de otururken balgam zuhur edip onu yere döktüm ise de utancımdan ve huzur-u Şeyh'te bu edeb dışı hareketimden müteessirliğimi izhar edince, Hazret bana:
"Korkma ya Ebâ Muhammed, şimdiden sonra bu hal senden asla zuhur etmeyecektir" dedi. O zamandan beri hiç o arıza benden zuhur etmedi. Hazreti Pir'in himmeti ile."
"Benim bedenim kısadır. Halk istihza yoluyla bana uzun boylu diye çağırıyor. Yine Hazret: "Ziyanı yok, zira sen uzun ömürlü olacaksın ve uzun yolculuklar yapacaksın. Ondan sonra o zat, uzun seferler yaptı ve çok da yaşadı, Hazret'in duası ile…" (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)





















































































