logo
08 AĞUSTOS 2026

Duaya açılan eller

Ben Allah’a dua etmem, deme. Sonra, ‘Nasıl olsa gelecek gelir, gelmeyecek olan da gelmez’ gibi sözleri de bir mazeret olarak gösterme

08.06.2026 00:07:00
Haber Merkezi
 
Duaya açılan eller
Duaya açılan eller
'Ben Allah'a dua etmem, deme. Sonra, 'Nasıl olsa gelecek gelir, gelmeyecek olan da gelmez' gibi sözleri de bir mazeret olarak gösterme. Bunlar boş sözdür. Daima dua et. Dua etmek bir vazifedir, görevdir; kulluk icabı yapılır.

Dünya ve ahirete ait işlerin için Allah'a yalvar, dua et ve iste. Haram olmayan, ahlakına bir zarar vermeyecek olan her şeyi ondan talep et. Çünkü Cenab-ı Hak, bizi dua etmeye teşvik ediyor, emir veriyor: "Bana dua edin; icabet ederim."   

Allah'ın güzel nimetlerini isteyin; ama o nimetleri birbiriniz için böbürlenme vesilesi yapmayın.

Dua üzerine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz hayli emirler vermiştir. Ümmetini dua etmeye teşvik etmiştir.     

"Kabul olacağına inanarak dua edin. Allah'a yalvaracağınız zaman ellerinizi açın. İşbu hadis-i şerifler senin, "Dua etmeye lüzum yok. Etsem de gelir etmesem de" şeklinde söylediğin sözlerinin yersiz olduğunu gösteriyor." 







Muhakkak ki, ilahi saltanat hükmünü sürer

Senin dua etmen veya etmemen, ona bir şey arttırmaz ve eksiltmez, ama senin için çok önemi vardır. Yapacağın bir dua ile zararlı şey zararsız bir hale gelebilir; az şeyle çok iş görebilirsin. İşte bu sebeple her zaman dua et ve Allah'a her zaman yalvar.

Bu dua işi yalnız aile hayatını korumakta değil, dünyada bütün nimetlerde aynıdır. Elbette ki hak ölçülere bağlı olarak tabii ihtiyaçlarının hepsini tatmin edeceksin. Bunları yaparken ilahi emri takip ettiğin için, maddi ve manevi mükâfat alırsın …
   
Ebu Said Abdullah bin Ahmed b. Ali el-Bağdadi el-Ezci başından geçen bir hadiseyi şöyle anlatmıştır:







"537'de, 16 yaşında Fatıma ismindeki kızım evin damına çıkmıştı. Baktım aşağı inmedi. Neden sonra öğrendim ki, kızımı kaçırmışlar. Büyük bir korku ve heyecan içerisinde hemen Şeyh Abdülkadir'e koştum, durumu kendisine anlattım. Bana şu tavsiyede bulundu:

"Bu gece hiç vakit kaybetmeden Kerh'in harabelerine git. Beşinci tepede oturup, yerde, "Bismillah, Şeyh Abdülkadir'in niyetine" diyerek bir daire çiz. İyice karanlık basınca oradan çeşitli kılıktaki cinler sana görünüp geçecekler. Seher vakti olunca büyük bir debdebe ve tantana içinde onların kralları beraberinde birçok cin olduğu halde gelecek. Sana ne istediğini soracak. Ona, "Beni Abdülkadir gönderdi" diyerek kızının durumunu anlatırsın.

Bu tavsiye üzerine dediği yere gittim, bana tembih ettiklerini bir bir yaptım. İyice karanlık basınca korkunç manzaralı cinler, bölük bölük gelmeye başladılar. Fakat çizmiş olduğum daireden içeri giremedikleri için bana yaklaşamadılar.

Neden sonra kralları büyük bir tantana içinde geldi ve "Ne istiyorsun? Söyle bakalım" dedi.

"Beni sana Şeyh Abdülkadir gönderdi" dedim. Şeyh Abdülkadir'in ismini duyunca hemen attan indi, yeri öptü. Yanındakilerle birlikte dairenin dışında oturdu. Ve sonra:







"Söyle bakalım, benimle ne işin var?" dedi. Kendisine başımdan geçenleri anlatınca hemen yanındakilere: "Bunu hanginiz yaptı? Bunu kim yaptı?" diye çıkıştı.

"Bilmiyoruz kimin yaptığını" dediler. "Mutlaka biriniz yapmıştır bu işi!" diye bağırınca "Marid" adında bir cin, kızı yanına alarak meydana çıktı; "İşte ben kaçırdım kızı" dedi.

"Neden yaptın ey Marid, bu işi?" diye sorunca: "Kız gayet güzeldi. Güzelliğine dayanamayarak ona âşık oldum da onun için kaçırdım" dedi. Bunun üzerine hemen: "Vurun şunun boynunu" dedi. Ve bana kızımı teslim etti.

Kendisine, "Bugüne kadar, senin kadar Abdülkadir'in emrine candan imtisal eden birini görmedim" deyince:

"Bu nasıl olmasın ki, o, her gece evinden bakar cinleri seyreder, cinler onu görünce korkudan sağa sola kaçışırlar. Allah sevdiği bir kulun emrine insanlardan ve cinlerden birçoklarını verir" diye mukabele etti."  







Şeyh Arif ibn-i Muhammed Abdullahü'l-Herevi'den mervidir ki:

"Huzur-u Seyyid Abdülkadir'de otururken balgam zuhur edip onu yere döktüm ise de utancımdan ve huzur-u Şeyh'te bu edeb dışı hareketimden müteessirliğimi izhar edince, Hazret bana:

"Korkma ya Ebâ Muhammed, şimdiden sonra bu hal senden asla zuhur etmeyecektir" dedi. O zamandan beri hiç o arıza benden zuhur etmedi. Hazreti Pir'in himmeti ile."

"Benim bedenim kısadır. Halk istihza yoluyla bana uzun boylu diye çağırıyor. Yine Hazret: "Ziyanı yok, zira sen uzun ömürlü olacaksın ve uzun yolculuklar yapacaksın. Ondan sonra o zat, uzun seferler yaptı ve çok da yaşadı, Hazret'in duası ile…"  (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)

Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti

Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor

08.08.2026 00:18:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor.

Medya sahipliğinin birkaç merkezde toplanması, halkın haber alma hakkını ve demokratik çoğulculuğu riske atıyor.

Medya, tarihsel olarak demokrasilerin "dördüncü kuvveti" ve kamuoyunun denetim mekanizması olarak konumlandırılsa da son yıllarda mülkiyet yapılarında yaşanan dönüşüm bu işlevi tartışmalı hale getirdi.

Yayın organlarının bağımsız gazeteciler veya kamu odaklı kurumlar yerine; inşaat, enerji, finans ve savunma gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren büyük sermaye gruplarının eline geçmesi, haber merkezlerindeki yayın çizgisini doğrudan etkiliyor.







Sermaye ilişkileri ve siyasal iklimin habere yansıması

Geleneksel gazetecilik ilkeleri; tarafsızlık, nesnellik ve kamu yararını her türlü çıkarın üzerinde tutmayı gerektirir. Ancak medya organlarının ticari ve siyasi ağlarla örülü mülkiyet yapıları, haberin mutfağında ciddi bir "filtreleme" sürecini beraberinde getiriyor.

Medya sahiplerinin devlet ihalelerine giriyor olması veya kamu düzenlemelerine bağımlı sektörlerde yatırım yapması, yayın organlarının siyasi iktidarlarla ve güç odaklarıyla çatışmaktan kaçınmasına yol açıyor. Bu durum, eleştirel haberciliğin yerini otosansüre ve tek sesliliğe bırakması riskini doğuruyor.







Çapraz sahiplik ve algı yönetimi

Medya sektöründe çapraz sahiplik (aynı sermaye grubunun gazete, televizyon, radyo ve dijital platformların tümüne sahip olması) yayın çeşitliliğini görünürde artırsa da, özünde aynı mesajın farklı kanallardan yinelemesine dayanıyor.

Gündem Belirleme Gücü: Farklı mecralara sahip gruplar, kamuoyunun neyi konuşup neyi konuşmayacağını tek elden yönlendirebiliyor.

Otosansör Mekanizması: Gazeteciler, bağlı bulundukları holdingin ticari veya siyasi çıkarlarıyla çelişen haberleri yapmaktan kaçınmak zorunda kalabiliyor.

Tiraz ve Reyting Kaygısı: Reklam verenlerle ve kamusal fonlarla kurulan ilişkiler, editoryal bağımsızlığın önüne geçebiliyor.







Dijital medya çözüm mü, yeni bir bağımlılık mı?

Geleneksel medyadaki bu tarafsızlık krizine karşı dijital yayıncılık ve bağımsız haber platformları alternatif bir kanal olarak öne çıksa da, dijitalleşme kendi zorluklarını beraberinde getiriyor. Algoritma bağımlılığı, fonlama sorunları ve dev teknoloji şirketlerinin tekelci yapısı, dijital haberciliğin de sürdürülebilirliğini ve tarafsızlığını sınamaktadır.







Uzmanlar, siyasal tarafsızlığın ve haber etiğinin korunabilmesi için şu adımların kritik olduğuna dikkat çekiyor:

Şeffaf Mülkiyet Yapısı: Medya organlarının nihai sahiplerinin ve finansman kaynaklarının kamuoyuna açıkça beyan edilmesi.

Editoryal Bağımsızlık Güvencesi: Yayın sahibi ile haber merkezi arasındaki sınırları koruyan yasal ve kurumsal güvencelerin oluşturulması.

Kamu Yayıncılığının Güçlendirilmesi: Siyasi baskılardan uzak, doğrudan halka hesap veren özerk kamu yayıncılığı modellerinin teşvik edilmesi.

Medya sahipliğinin şeffaflaşmadığı ve editoryal bağımsızlığın teminat altına alınmadığı bir düzende, siyasal tarafsızlık bir ilke olmaktan çıkıp yalnızca bir temenni olarak kalma riskiyle karşı karşıya.

Büyükçekmece'de toprak kayması: Çalışmalar tamamlandı

Büyükçekmece'de meydana gelen göçükte 2 kişinin toprak altında kaldığı ihtimali üzerine başlatılan arama kurtarma çalışmaları, göçük altında kimsenin bulunmadığının tespit edilmesinin ardından sona erdi

04.08.2026 00:30:00 / Güncelleme: 04.08.2026 06:17:18
İHA
 
Büyükçekmece'de toprak kayması: Çalışmalar tamamlandı
Büyükçekmece'de toprak kayması: Çalışmalar tamamlandı
Mimar Sinan Sahili'nde meydana gelen toprak kaymasının ardından göçük altında 2 kişinin bulunduğu iddiasına ilişkin yürütülen arama kurtarma çalışmaları sona erdi. AFAD, itfaiye, sağlık ve polis ekiplerinin iş makineleri desteğiyle yürüttüğü çalışmalarda herhangi bir kişiye rastlanmadı. Çalışmaların tamamlanmasının ardından ekipler bölgeden ayrıldı.








Akşam saatlerinde olay yerinde inceleme yaparak bilgi alan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Vekili Nuri Arslan, "Saat 18.00 civarı, Büyükçekmece Mimar Sinan Mahallesi'nde bir toprak kayması oldu. Olay duyulunca itfaiye, AFAD ekiplerimiz, Büyükçekmece Belediye Başkan Vekilimiz, Kaymakamımız, Valiliğimizle berabere olay yerine geldik. Şu an itibariyle toprak kayması olduğu yerde, toprak kaldırıldı. Şu ana kadar herhangi bir olumsuzluk yok. Hiçbir can kaybı ile karşı karşıya değiliz, şu an itibariyle de olay yeri temizlenmiş durumda. Burası, kum kaya dediğimiz bir sistem üzerine oturtulmuş ama yukarıda anladığım kadarıyla, tarım yapmış veya yoğun bahçe sulama nedeniyle oluşan bir toprak kayması. İlk ihbar, bir anne ve bir çocuk kaldığı, sonra üç kişi diye bir ihbar geldi ama tüm yetkililerle birlikte bir çalışma yaptık ve olumsuz bir şeye rastlamadık" dedi.








Toprak kayması anında bölgede olduğunu belirten Metin Küçük isimli bir vatandaş, "Buradan geçip sahile giderken bir patırtı koptu. Orada bir aile gördüm. Toprak gelince aile kalktı, oradan çıktılar" diye konuştu.

Olay hakkında konuşan görgü tanığı Çağlayan İşgören ise, "Yıkım anını görmedim ama ambulanslarla itfaiyeyi görünce yangın vardır diye tahmin ettim. Merak edip aşağı indim. Bir anne ile çocuğunun toprak altında kaldığını söylediler ama tam belli değildi. Allah'tan pazar günü olmadı. Yoksa çok insan altında kalırdı. Çünkü pazar günü iğne atsan yere düşmüyor buralarda" şeklinde konuştu.
 

Karadeniz yaylalarında trafik levhaları kevgire döndü

Karadeniz'in eşsiz doğası ve yaylalarına ulaştıran karayollarındaki yön ve işaret tabelaları son yıllarda magandaların atış poligonuna dönüştü

01.08.2026 11:56:00 / Güncelleme: 01.08.2026 12:00:52
İHA
 
Karadeniz yaylalarında trafik levhaları kevgire döndü
Karadeniz yaylalarında trafik levhaları kevgire döndü
Bölge genelinde yollara güvenliği sağlamak amacıyla yerleştirilen yüzlerce trafik işaret ve yön levhası, kimliği belirsiz şahısların ateşli silahlarla hedef tahtası haline getirilmesi sonucu kevgire döndü. Sürücülerin can güvenliğini tehlikeye atan bu durum, aynı zamanda ülke ekonomisine de milyonlarca liralık dev bir yük bindiriyor.






Özellikle Trabzon, Rize, Giresun ve Artvin'in virajlı, dik ve sık sık sis çöken yayla yollarında hayati önem taşıyan "Keskin Viraj", "Dur" ve "Heyelan Riski" gibi uyarı levhaları magandaların kurşunlarıyla parçalanmış durumda. Kurşun delikleri sebebiyle üzerindeki reflektörleri (gece parlayan kaplama) özelliğini yitiren tabelalar, gece seyahat eden sürücüleri adeta kör noktada bırakıyor. Bölgede sürekli yolculuk yapan yerel halk ve sürücüler duruma isyan ederek, "Zaten yollarımız engebeli ve sisli. Tabelalara bakarak yolumuzu bulmaya çalışıyoruz ama tabelalar delik deşik. Virajı göremiyoruz, uçurumu fark edemiyoruz. Bir tabela magandalığı yüzünden her an canımızdan olabiliriz" sözleriyle tepkilerini dile getirdi.








Milli servet çöpe gidiyor, tabela başına maliyet katlanıyor

Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) ekipleri, kurşunlanan levhaları yenilemek için yoğun mesai harcıyor ancak takılan her yeni tabela kısa süre içinde yeniden hedef tahtası haline geliyor. Yapılan son maliyet hesaplamalarına göre; yalnızca bir tek trafik levhasının sökülmesi, yeniden imal edilmesi ve sahada montajının yapılmasının maliyeti 3-5 bin TL arasında değişiyor. Yılda belki binlerce tabelanın tahrip edildiği ülkede harcanan milyonlarca liralık milli servet magandaların "zevk" uğruna yaptığı atışlar nedeniyle çöpe gidiyor.

Tabelaları kurşunlayan kişilerin tespit edilmesi durumunda ise cezai işlem uygulanıyor. Türk Ceza Kanunu (TCK) Madde 152 uyarınca "Kamu malına zarar verme" suçundan 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılıyor. TCK Madde 170 kapsamında meskun mahalde veya yolda silah ateşlemekten "Genel güvenliği kasten tehlikeye sokma" suçlamasıyla 6 aydan 3 yıla kadar ek hapis cezası uygulanabiliyor. Zarar verilen tüm tabelaların maliyetleri, faizleriyle birlikte faillerden nakit olarak tazmin ediliyor. Jandarma ve emniyet birimleri, vatandaşları da tabelalara ateş açan kişileri gördüklerinde plakalarıyla birlikte derhal 112 Acil Çağrı Merkezi'ne ihbar etmeye çağırıyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.