logo
06 EKİM 2026

Enflasyon rakamları düşerken alım gücü neden eriyor?

06.10.2026 00:00:00
 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Eylül ayı enflasyon verilerini açıkladı. 

Açıklanan verilere göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) eylülde aylık bazda yüzde 1.84, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) ise yüzde 2.07 oranında artış gösterdi. 

Yıllık enflasyon TÜFE'de yüzde 29.73'e gerileyerek Kasım 2021'den bu yana ilk kez yüzde 30 sınırının altına inmiş oldu. 

12 aylık ortalamalara göre hesaplanan ve ekim ayı kira artış oranını belirleyen tavan oran ise yüzde 31.49 olarak kayıtlara geçti. 

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yaptığı değerlendirmede dezenflasyon sürecinin genele yayıldığını, gıda ve kira enflasyonundaki düşüşün sevindirici olduğunu belirterek, dışsal şoklar ve savaş etkisi olmasaydı enflasyonun 7 puan daha düşük seyredeceğini ifade etti.

Kağıt üzerindeki bu iyileşme tablosu ilk bakışta olumlu bir hava yaratsa da, madalyonun diğer yüzündeki gerçekler çok daha farklı bir hikaye anlatıyor.

TÜİK ve ENAG arasındaki uçurum

Aynı gün bağımsız araştırma grubu olan ENAG da kendi enflasyon verilerini duyurdu. ENAG'a göre eylül ayında tüketici fiyatları yüzde 2.10 artarken, yıllık enflasyon yüzde 46.61 seviyesinde gerçekleşti.

İki kurum da aynı ülkenin marketlerinden, pazarlarından, sokaklarından veri topluyor; ancak ortaya çıkan sonuçlar arasında devasa bir uçurum bulunuyor. 

Her iki kurumun verilerinde de bir önceki aya kıyasla kademeli bir düşüş eğilimi göze çarpsa da, yıllık oranlar arasındaki yaklaşık 17 puanlık fark piyasa gerçeklerini sorgulamak için yeterlidir.

Buradaki asıl mağduriyet ise hesaplama yöntemlerindeki bu uyumsuzluktan kaynaklanmaktadır. 

Çünkü milyonlarca memurun, emeklinin, asgari ücretlinin ve işçinin maaş zamları resmi kurum olan TÜİK'in açıkladığı rakamlara göre belirleniyor. 

SSK ve BAĞ-KUR emeklilerinin Temmuz, Ağustos ve Eylül kapsayan ilk 3 aylık dönemde hak kazandığı yüzde 5.56'lık zam oranı, sokaktaki gerçek hayat pahalılığı karşısında daha cebe girmeden eriyip gitmektedir. 

Çalışanların ve dar gelirlilerin satın alma gücünün günden güne tükenmesinin temel sebebi, maaş artışlarına baz alınan istatistiklerin vatandaşın mutfağındaki yangını tam olarak yansıtamamasıdır.

Enflasyon nasıl düşürülmeli? Kemer sıkarak mı, refahı artırarak mı?

Ekonomi yönetiminin ve konjonktürün işaret ettiği tek bir gerçek var: Mesele sadece enflasyonun düşmesi değil, enflasyonun nasıl ve ne pahasına düşürüldüğüdür.

Mevcut ekonomi yaklaşımı, Türkiye'deki enflasyonu ağırlıklı olarak bir "talep enflasyonu" olarak teşhis etmekte ve çözümü vatandaşın gelirini daraltmakta, tüketim kabiliyetini kısıtlamakta aramaktadır. 

Yüksek faiz ve kemer sıkma politikalarıyla halkın alım gücü bastırılarak fiyat artışlarının önüne geçilmeye çalışılmaktadır. 

Ancak vatandaşın boğazından keserek, tüketimi durdurarak sağlanan bir fiyat istikrarı topluma refah değil; yalnızca sıkıntı, karamsarlık ve umutsuzluk getirir. 

Ekonomi yönetiminin nihai gayesi vatandaşı yoksullaştırarak rakamları düzeltmek olmamalıdır.

Enflasyon elbette düşürülmelidir, bu kaçınılmaz bir zorunluluktur. Fakat izlenen yol halkın kemerini sıkmak değil, tam aksine halkın refahını ve alım gücünü artıracak mekanizmaları kurmak olmalıdır.

Halkı ezmeden, enflasyonu düşürmek mümkün

Bu noktada Türkiye'nin önünde çok somut ve sürdürülebilir bir çözüm modeli bulunmaktadır: Prof. Dr. Haydar Baş'a ait olan Milli Ekonomi Modeli.

Milli Ekonomi Modeli, geleneksel kapitalist ezberlerin aksine, enflasyon sorununu çözerken vatandaşın gelir seviyesini ve yaşam kalitesini yükselten özgün bir formül sunar. 

Modelin temel tespitine göre Türkiye'deki temel problem talep değil, maliyet enflasyonudur. 

Ekonomi yönetimi, vatandaşı tüketmemeye zorlamak yerine, üretimin önündeki maliyet kalemlerini (enerji, hammadde, lojistik, vergi) düşürecek stratejik politikalar geliştirmelidir.

Milli Ekonomi Modeli'ne göre:

Alım gücü ve denge: Vatandaşların gelir seviyesi insanca ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilecekleri ideal seviyeye çıkarılmalıdır.

Üretimle desteklenen talep: Geliri artan halkın oluşturduğu talep, yerli üretimin teşvik edilmesiyle karşılandığı takdirde piyasada enflasyonist bir baskı oluşmaz.

Fiyat istikrarı ve sübvansiyon: Muhtemel fiyat spekülasyonları narh sistemi ve denetimlerle önlenirken; üretici, girdi maliyetleri altında ezilmemesi için devlet tarafından doğrudan sübvanse edilmelidir.

Devletin düzenleyici rolü: Devlet, ekonominin tam merkezinde yer alarak üreten ile tüketen arasındaki bu hassas dengeyi kurmakla yükümlüdür.

Vatandaşı yoksullaştırarak rakamsal başarı hikayeleri yazmak yerine; hem tüketicinin alım gücünü koruyan hem de üreticiyi destekleyen bu modeli hayata geçirmek artık bir zorunluluktur. 

Bu vizyonu ve Milli Ekonomi Modeli'ni parti programının merkezine koyan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) ve lideri Hüseyin Baş'a fırsat verilmesi, Türkiye ekonomisinin kronikleşmiş yapısal sorunlarından kurtulması adına kritik bir adım olacaktır.

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.