Bir atasözümüz der ki, çok okuyan değil çok gezen bilir. Aslında yaşayarak öğrenmenin daha makbul olduğunu belirten veciz bir sözdür bu. Öğrenilecek konuların kısıtlı olduğu durumlarda da tutarlı bir sözdür aslında.
Günümüz eğitim sisteminde ise çok okuyanın çok daha fazla bilgi sahibi olduğu genel kabul görür bir gerçektir ya da tersten söylenecek olursa daha çok bilgi sahibi olmanın yolu daha çok okumaktan geçer.
Hayır, hiç de öyle değil!
Ne çok gezen daha çok bilir ne de çok okuyan…
Az okuyan, okuması gerekenleri okuyan daha çok bilir.
Günümüzde insanoğlu hayatın her alanında bilgi bombardımanına tabi tutulur iken aynı zamanda daha çok okuyarak daha çok bilgi sahibi olacağı yanılgısına özellikle sürüklenmektedir. Küresel çapta hemen hemen tüm eğitim/öğretim sistemleri dahilinde ergenlikten üretkenliğe geçen beyinlere bu özellikle aşılanmakta ve üniversite düzeyinde de daha da pekiştirilmektedir.
Aslında bunun 'Matrix' filmindeki pil haline dönüştürülmüş insanların zihinsel olarak kendini var hissedebilmesi ve düşündüğü sanabilmesi için sanal bir evren kurulması fikrinden çok da farkı yoktur. Ya da 'düşünüyorum o halde varım' yanılgısından da farklı değildir ki biz de bunu 'okudum, okuduğumu anladım, öğrendim ve demek ki varım' şeklinde de ifade edebiliriz. Farklı bir ifade ile var olduğunu hissetmenin yolunun 'öğrenmek, yeni şeyler öğrenmek' olduğu gizliden beynimize yerleştirilmektedir zaman içinde.
Uzun yıllar boyunca sömürdükleri bugünkü Hindistan'da ortaöğretim/lise seviyesindeki okullarda logaritmik cetvelin genç beyinler tarafından ezberlenmesinin Birleşik Krallık tarafından zorunlu tutulduğunu muhtemelen biliyorsunuzdur. Sebebini de biliyorsunuz; bir şekilde zihinleri oyalamak! Apaçık belli zaten.
Peki bu küçük Hint küresini büyük küreye uygulamaya ne dersiniz? İnsan sayısı arttı, konu sayısı arttı hatta daha da kötüsü doğru ve yanlış bilgi birbirine karıştırıldı ve bilgi kirliliğinden dolayı da bir doğru bilginin yanına yirmi, elli hatta yüz yanlış bilgi daha geldi.
Çok okuduk da neyi okuduk? Bize gerekli olup olmadığını dahi bilmediğimiz on konu ve bu on konunun etrafında bir yüz konu da yanıltıcı ve kirli bilgi okuduk.
Aslında okumadık, sadece oyalandık; küresel çarkın içinde okuduğunu ve öğrendiğini hisseden dolayısı ile var olduğunu sanan ve bu sanrı içinde para kazanıp harcayan bireyler olduk! Şimdi bugüne dek okuduklarınızı biraz hatırlamaya çalışın ve neleri aslında hiç okumasaydınız daha iyi olurdu diye kendinize sorun ve bunu da yeni bir başlangıç kabul edin.
Okuduğunuz her 'şey' ve edindiğiniz her bilgi size doğru yönde olumlu katkılar sağlamalı.
Peki okumadan olumlu bir katkısı olup olmadığını nereden bileceğiz?
Yazarına bakmaya ne dersiniz?
Örneğin, siz hiç Prof. Dr. Haydar Baş'ın bir kitabını rastgele dahi okuduğunuzda 'vay be!' demediğiniz oldu mu?
İşte bu kadar!
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Cem Kayalı / diğer yazıları
- Borsa İstanbul’da yeni düzenleme şart / 11.02.2021
- Borsa İstanbul’un küçük yatırımcıları / 06.01.2021
- Atı alan İngiltere sadece Üsküdar’ı geçmedi! / 05.01.2021
- Hemen barış, şimdi barış; savaşma barış! / 22.10.2020
- Buğdayda beklenmeyen düşüş / 31.08.2020
- Diyanet İşleri Başkanlığı çalışanlarına çağrı-III / 05.08.2020
- Türkiye, KKTC ve Doğu Akdeniz / 23.07.2020
- Tartus’u anlamadan Akdeniz’i anlamak / 12.07.2020
- Sadece ‘O’ bıkmadı! / 24.04.2020
- Kimdir Sayın Prof. Dr. Haydar Baş? / 17.04.2020
- Borsa İstanbul’un küçük yatırımcıları / 06.01.2021
- Atı alan İngiltere sadece Üsküdar’ı geçmedi! / 05.01.2021
- Hemen barış, şimdi barış; savaşma barış! / 22.10.2020
- Buğdayda beklenmeyen düşüş / 31.08.2020
- Diyanet İşleri Başkanlığı çalışanlarına çağrı-III / 05.08.2020
- Türkiye, KKTC ve Doğu Akdeniz / 23.07.2020
- Tartus’u anlamadan Akdeniz’i anlamak / 12.07.2020
- Sadece ‘O’ bıkmadı! / 24.04.2020
- Kimdir Sayın Prof. Dr. Haydar Baş? / 17.04.2020


























































































