CHP Genel Başkanı Deniz Baykal AB ilerleme(?) Raporunun "ilerleme değil, gerileme raporu" olduğunu ifade etti ve raporu eleştirerek değerlendirmeler yaptı.
Günaydın sayın Baykal, günaydın.
Rapor açıklanalı 6 Ekim'den bu yana tam bir hafta oldu ve sizler bu hezimet raporu hakkındaki rahatsızlıklarınızı yeni ortaya koyuyorsunuz.
AB Komisyonunun İlerleme(?) Raporu açıklandıktan sonra, siyasilerimiz ve mütareke basını olayı tam bir bayram ve zafer olarak nitelerken, bir tek lider, Prof. Dr. Haydar Baş Bey net ve açık olarak raporun birçok mayınlar içerdiğini ve asıl istenilenin Türkiye'nin tasfiyesi olduğunu vurgulamıştı.
Hatta o akşam yaptığı konuşmada "Yarın birçok medya kuruluşu bu olayı zafer olarak ifade edebilir. Bunlara inanmayın. Tam bir tiyatro oynanıyor" beyanatını yapmıştı.
7 Ekim gazetelerine bakıyoruz, aynen Haydar Bey'in ifade ettiği gibi bir zafer ve bayram havası hakimdi.
Çok kısa zaman sonra bu hava fos çıktı. Gerek mütareke basını ve gerekse siyasilerimiz ülkemizin temeline konulan bu mayınları sonradan farkedebilmişlerdi. Ama malayani tabirle karizma da çizilmiş oldu.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın uyarıları ülkenin her tarafına bir çığ gibi yayılmış ve milletimiz Haydar Bey sayesinde bu oynanan oyunun farkına varabilmişti.
Olayın aslını öğrenen milletimizden tepki sesleri yükselince, gerek bazı siyasilerimiz gerekse mütareke basını raporu eleştirmeye başladılar.
Sayın Baykal da böyle bir yaklaşımda bulundu.
Milletimizdeki yükselen tepkiyi görünce sessiz durmanın racona ters düşeceğini bildiğinden vaziyeti idare edebilmek için AB raporuna veryansın etmeye başladı.
Bir tarafta Brüksel fotoğrafında Sayın Başbakanla beraber olma arzusu, diğer tarafta ise milletin ve medyanın AB hususunda yükselen rahatsızlık ifadeleri.
İki arada bir derede.
Hem orası, hem de burası, ama gerçekte ne orası ne de burası. Tamamen net olmayan bir siyaset.
Artık siyasette net olmama, durumu idare etme dönemi gerilerde kaldı. Oldukça yıpranan ve ekonomik krizlerin içinde cebelleşen milletimiz artık netlik istiyor.
Hangi saftasınız, AB mi, yoksa Kuvayı Milliye mi?
Kuvayı Milliye'nin hamurkarı olan ve aynı zamanda CHP'nin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk'ün 6 Mart 1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmayı size hatırlatayım:
"Hangi İstiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih, böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir"
Genel olarak, ülkemiz üzerindeki Batılıların ve onlara hizmet eden kurumlarının menfur emellerine bakıldığında,
Hem Kuvayı Milliye'ci, hem de AB'ci olunmaz
Hem Kuvayı Milliye'ci, hem de IMF'ci olunmaz
Hem Kuvayı Milliye'ci, hem de ABD'ci olunmaz
Hem Kuvayı Milliye'ci, hem de Moon'cu olunmaz
Hem Kuvayı Milliye'ci, hem de Batı hayranı olunmaz
Hem Kuvayı Milliye'ci, hem de mandacı bir zihniyete sahip olunmaz.
Şunu unutmayalım ki, Atatürk'ün başlattığı İstiklal mücadelesi sadece Batılılara karşı değil, hem Batılı işgal güçlerine, hem de içimizdeki mandacılara karşı verilmiştir.
Stratejik bir noktada olan Türkiye'nin problemlerini çözecek lider net ve kararlı olmalıdır, ülkemizin egemenliğini tehdit eden düşmanlarımızın oyunları konusunda oldukça duyarlı ve bu oyunlara karşı tutumlarda kıvrak bir zekaya sahip olmalıdır.
Tepki koyacaksa bir hafta beklememelidir. 1 haftada kim öle, kim kala. 6 Ekim İlerleme(?) raporu ülkemiz için tam bir turnusol olmuştur. Kimin ve hangi liderin bu özelliklere sahip olduğunu ispatlamıştır.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın net ve doğru olarak ortaya koyduğu tavrı, eski ya da yeni hiçbir lider koyamamıştır. Böyle kabiliyetli ve proje sahibi lidere sahip olduğumuz için millet olarak gurur duymalıyız ve ona hakkettiği emaneti teslim etmeliyiz.
Elimizdeki değerlerin kıymetini bilmezsek, sonradan başımızı duvarlara vurmanın pek faydası
olmaz.
Günaydın sayın Baykal, günaydın.
Rapor açıklanalı 6 Ekim'den bu yana tam bir hafta oldu ve sizler bu hezimet raporu hakkındaki rahatsızlıklarınızı yeni ortaya koyuyorsunuz.
AB Komisyonunun İlerleme(?) Raporu açıklandıktan sonra, siyasilerimiz ve mütareke basını olayı tam bir bayram ve zafer olarak nitelerken, bir tek lider, Prof. Dr. Haydar Baş Bey net ve açık olarak raporun birçok mayınlar içerdiğini ve asıl istenilenin Türkiye'nin tasfiyesi olduğunu vurgulamıştı.
Hatta o akşam yaptığı konuşmada "Yarın birçok medya kuruluşu bu olayı zafer olarak ifade edebilir. Bunlara inanmayın. Tam bir tiyatro oynanıyor" beyanatını yapmıştı.
7 Ekim gazetelerine bakıyoruz, aynen Haydar Bey'in ifade ettiği gibi bir zafer ve bayram havası hakimdi.
Çok kısa zaman sonra bu hava fos çıktı. Gerek mütareke basını ve gerekse siyasilerimiz ülkemizin temeline konulan bu mayınları sonradan farkedebilmişlerdi. Ama malayani tabirle karizma da çizilmiş oldu.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın uyarıları ülkenin her tarafına bir çığ gibi yayılmış ve milletimiz Haydar Bey sayesinde bu oynanan oyunun farkına varabilmişti.
Olayın aslını öğrenen milletimizden tepki sesleri yükselince, gerek bazı siyasilerimiz gerekse mütareke basını raporu eleştirmeye başladılar.
Sayın Baykal da böyle bir yaklaşımda bulundu.
Milletimizdeki yükselen tepkiyi görünce sessiz durmanın racona ters düşeceğini bildiğinden vaziyeti idare edebilmek için AB raporuna veryansın etmeye başladı.
Bir tarafta Brüksel fotoğrafında Sayın Başbakanla beraber olma arzusu, diğer tarafta ise milletin ve medyanın AB hususunda yükselen rahatsızlık ifadeleri.
İki arada bir derede.
Hem orası, hem de burası, ama gerçekte ne orası ne de burası. Tamamen net olmayan bir siyaset.
Artık siyasette net olmama, durumu idare etme dönemi gerilerde kaldı. Oldukça yıpranan ve ekonomik krizlerin içinde cebelleşen milletimiz artık netlik istiyor.
Hangi saftasınız, AB mi, yoksa Kuvayı Milliye mi?
Kuvayı Milliye'nin hamurkarı olan ve aynı zamanda CHP'nin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk'ün 6 Mart 1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmayı size hatırlatayım:
"Hangi İstiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih, böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir"
Genel olarak, ülkemiz üzerindeki Batılıların ve onlara hizmet eden kurumlarının menfur emellerine bakıldığında,
Hem Kuvayı Milliye'ci, hem de AB'ci olunmaz
Hem Kuvayı Milliye'ci, hem de IMF'ci olunmaz
Hem Kuvayı Milliye'ci, hem de ABD'ci olunmaz
Hem Kuvayı Milliye'ci, hem de Moon'cu olunmaz
Hem Kuvayı Milliye'ci, hem de Batı hayranı olunmaz
Hem Kuvayı Milliye'ci, hem de mandacı bir zihniyete sahip olunmaz.
Şunu unutmayalım ki, Atatürk'ün başlattığı İstiklal mücadelesi sadece Batılılara karşı değil, hem Batılı işgal güçlerine, hem de içimizdeki mandacılara karşı verilmiştir.
Stratejik bir noktada olan Türkiye'nin problemlerini çözecek lider net ve kararlı olmalıdır, ülkemizin egemenliğini tehdit eden düşmanlarımızın oyunları konusunda oldukça duyarlı ve bu oyunlara karşı tutumlarda kıvrak bir zekaya sahip olmalıdır.
Tepki koyacaksa bir hafta beklememelidir. 1 haftada kim öle, kim kala. 6 Ekim İlerleme(?) raporu ülkemiz için tam bir turnusol olmuştur. Kimin ve hangi liderin bu özelliklere sahip olduğunu ispatlamıştır.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın net ve doğru olarak ortaya koyduğu tavrı, eski ya da yeni hiçbir lider koyamamıştır. Böyle kabiliyetli ve proje sahibi lidere sahip olduğumuz için millet olarak gurur duymalıyız ve ona hakkettiği emaneti teslim etmeliyiz.
Elimizdeki değerlerin kıymetini bilmezsek, sonradan başımızı duvarlara vurmanın pek faydası
olmaz.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Küresel hegemonyanın kanlı bilançosu / 27.04.2026
- ABD’den diplomasi maskeli kuşatma / 26.04.2026
- Monarşiden milli iradeye, geçmişten geleceğe / 25.04.2026
- Muhalefet için stratejik çıkış yolu / 24.04.2026
- Tom Barrack ve "sömürge valisi" diplomasisi / 23.04.2026
- Trump’ın İran kararı müttefiklerini vurdu / 22.04.2026
- ABD’nin 100 yıllık deniz hegemonyasının sonu mu? / 21.04.2026
- Trump’ın abluka ısrarı küresel enerji koridorunu yeniden kararttı / 20.04.2026
- Petro-Dolar sisteminin çöküşü ve kağıttan imparatorluğun son çırpınışları / 19.04.2026
- Sınıflarda yankılanan kurşun sesleri / 18.04.2026
- ABD’den diplomasi maskeli kuşatma / 26.04.2026
- Monarşiden milli iradeye, geçmişten geleceğe / 25.04.2026
- Muhalefet için stratejik çıkış yolu / 24.04.2026
- Tom Barrack ve "sömürge valisi" diplomasisi / 23.04.2026
- Trump’ın İran kararı müttefiklerini vurdu / 22.04.2026
- ABD’nin 100 yıllık deniz hegemonyasının sonu mu? / 21.04.2026
- Trump’ın abluka ısrarı küresel enerji koridorunu yeniden kararttı / 20.04.2026
- Petro-Dolar sisteminin çöküşü ve kağıttan imparatorluğun son çırpınışları / 19.04.2026
- Sınıflarda yankılanan kurşun sesleri / 18.04.2026




























































