Milletlerin tarihinde unutulmaz anlar vardır... Milletlerin tarihinde her defasında hatırlanan görkemli anları vardır... Milletleri sevinç gözyaşlarına boğan, onların sıkıntılarını bir süreliğini de olsa alıp götüren günler vardır... İşte böylesi zaman dilimlerinden birini Türk Milleti olarak dünden itibaren yaşamaya başladık. Büyük ümit ve beklentilerle Uzakdoğu'ya uğurladığımız 23 ALTIN ADAMIMIZ ve onlarla birlikte bu yola baş koymuş TEKNİK ve İDARE HEYETİMİZ, görevlerini layıkıyla yerine getirerek, bizlere müthiş bir coşku yaşatıyorlar, yaşatmaya da devam edecekler. Buna yürekten inanıyoruz.
İçinde bulunduğumuz günlerde dünya insanı tek bir organizasyona kilitlenmiş durumda: Kore ve Japonya'daki Dünya Kupası Şampiyonası'na... Genelde bir spor olarak futbolla fazla ilgisi olmayan Uzakdoğu insanı da buna dahil. Geçtiğimiz hafta çıktığımız Uzakdoğu gezisinde de buna şahit olmuştuk...
İşte Ay-Yıldızlı onbirimiz tüm dünyanın pür dikkat izlediği böylesine bir organizasyonda, ev sahibi ekip Japonya'yı müthiş bir taktik eşliğinde kupanın dışına iterek, dünyanın en iyi 8 takımından biri olduğunu kanıtladı. 1.5 yıldır ekonomik krizin pençesinde bulunan Türk Milletine moral oldu.
Dünya Kupası'na ikinci kez katılıyoruz. 1954'deki Kupa'ya Güney Kore'yi 7-0 yenerek başlamıştık. Ancak ardını getirememiş, Kupa'yı müzesine götüren Almanya ile yaptığımız iki maçı da kaybetmiştik. Ancak bu kez farklı... 1996 yılından itibaren çok iyi bir çıkış yakalayan A-Milli ekibimiz sürekli bir yükseliş içinde. Hem teknik, hem kondisyon hem de moral açısından... 48 sonra yakaladığımız Dünya Kupası şansını bu kez çok iyi değerlendiriyoruz. Fransa ve Arjantin gibi futbol otoritelerinin tamamına yakınının favori gösterdikleri ekiplerin saf dışı bırakıldıkları bu organizasyonda, Millilerimiz olağanüstü bir başarıya imza atıyorlar. Artık bundan sonra her şey bizden yana!
Muhteşem mücadele
Japonya maçı sıradan bir karşılaşma olmayacaktı. Milyarlarca dolar harcayarak büyük ümitlerle Dünya Kupası'nı organize eden, üstelik iyi de futbol oynayan, bir çok otoritenin favori olarak gösterdiği Japonları, evlerinde Kupa'nın dışında bırakmak kolay olmayacaktı. Ay-Yıldızlı formalarını terleten oyuncularımız, kupanın en gerilimli maçlarından birine, 50 bin seyircinin karşısına çıkacaklardı. Allah'a şükürler olsun, maç öncesinde hakemden yana şüphemiz yoktu. Hakemin kendilerine yontmayacağını farkeden Japonlar, bu açıdan endişeliydi. Japon medyası, dünyanın en iyi hakemini eleştiri yağmuruna tutmuştu. İtalyan hakem Collina takdir haklarını da "ortada" kullandı. Ev sahibi ekibe en küçük bir iltimas geçmedi. Tabii bize de. Biz de zaten adalet istiyorduk. Ne başkasının hakkının yenmesini istiyorduk, ne de hakkımızın gasbedilmesini. Bu Türk Milletinin en temel hasletidir. Collina, zorluk derecesi böylesine yüksek olan bir karşılaşmayı "sıfır hata gibi futbolda zor ulaşılan bir başarı oranıyla" tamamladı. Onunla hiç kaybetmemiştik, yine de kaybetmedik!
İşte Hoca, İşte taktik
Milli Takımımızın Teknik Patronu Şenol Güneş, maça olağanüstü mükemmellikte bir taktik anlayışla başladı. Tıpkı Prof. Dr. Haydar Baş hocamızın geçtiğimiz Pazartesi akşamı Meltem TV'deki Haftanın Sohbeti'nde işaret ettikleri gibi, takımımız öncelikle rakibin hızını kesti. Oyuncularımız katı bir savunma uygulayarak, hızlı oyunculardan kurulu Japon ekibine yine Üstad Haydar Baş hocamızın dikkatleri çektiği gibi "boş alan" bırakmadılar. Rakibin hızını kesen A-Milli ekibimiz, erken gelen golle skor avantajını ele geçirdiler. Artık Şenol Hoca'nın mükemmel taktiği tutmuştu. Skor dezavantajını çevirmekte güçlük çeken Japonlar, üstümüze gelmeye başladılarsa da, "kaya gibi defans bloğumuzu" aşamadılar.
Şenol Hoca, kendisini eleştiren sözde futbol yazarlarına en güzel cevabı Japonya maçında verdi. Ne denli karizmatik olduğunu, futboldan nasıl anladığını hem de tam gösterdi. Onu hayasızca eleştirenler makinenin dişli çarkları gibi etraflarında 180 derecelik dönüş yaptılar ve Şenol Hoca'nın hakkını teslim etmek zorunda kaldılar. Bir Karadeniz evladının başarılı olmasını çekemeyecek kadar "bölgeselci" olan bu zihniyet gerekli dersi almıştı. Daha doğrusu akılları varsa, azıcık damarlarında bayrağımızı çağrıştıran "kırmızı kan" varsa, almaları gerekir...
Şenol Güneş, Japonları öylesine güzel analiz etmişti ki, rakibin dakika dakika nasıl etkisiz hale getirileceğini milimetrik hesaplarla planlamıştı. Futbolcular da Hoca'nın taktik düşüncesini sahaya bire bir yansıtınca, ortaya görkemli bir futbol düşüncesi çıktı. Kimi sözde yazarlar, göze hoş gelen bir futbol oynamadığımızdan dem vuracaklar, vurmaya da başladılar bile. Vursunlar... Türk milletinin "şov"a ihtiyacı yok. Bizim zafere, zaferlere ihtiyacımız var. Şimdi şov zamanı değil, başarı zamanıdır. Futbolda puan ve puanlar zarif oynayana değil, gol atana veriliyor. Biz çok güzel oynadık. Futbolcularımız 'artistik hareketlerden' kaçınarak, futbolu oynanması gerektiği gibi oynadılar.
Defans bloğumuzda görev alan futbolcular kusursuz bir oyun sergiledi: Alpay Özalan, Bülent Korkmaz, Hakan Ünsal... Pres kapasitesi yüksek olan Japonlar, orta alan ve ileri uçtaki oyuncularımıza yoğun baskı uyguladılar. Özellikle hedefleri Hakan Şükür, kupanın yıldızlarından Hasan Şaş ve takımın bu maçtaki "maestrosu-orta alan ustası" Ergün Pembe idi. Hasan Şaş'a uygulanan pres etkili oldu. Ancak 60. dakikadan itibaren Japonların çözülmesiyle birlikte Hasan klasını konuşturmaya başladı ve etkili şutlarla rakip kaleyi yokladı. Geniş alanlarda hızlı oynamayı sevenlerin Japonların hareket mekanı bulamamaları, büyük zaferi bizlere armağan etti.
İlk kez bir İslam ülkesi yarı finale çıkacak
Millilerimizin başarısı Prof. Dr. Haydar Baş hocamızın Meltem TV'de dün maç sonrası yapılan programa katılarak ifade ettikleri gibi, aynı zamanda "bir MANEVİYAT" olayıdır. Futbolcularımız
70 milyonun duaları eşliğinde sahaya çıkıyorlar. Allah'a şükür ki, Ay-Yıldızlı ekibimiz bu duaların farkında.
Üstad Haydar Baş, sürekli "finalden" bahsediyor. Neden olmasın? Bizim çocuklar bunu başaracak kapasitede ve yetenekte. Çeyrek finaldeki rakibimiz, kupanın sürpriz ekiplerinden Senegal. İki İslam ülkesi karşı karşıya gelecek bu karşılaşmada. Bu bir Dünya Kupası'nda böylesine ileri aşamada ilk kez yaşanıyor. Ayrıca ilk kez bir İslam ülkesi yarı finale çıkacak. Daha önce ABD 1994'de İslam Konferansı Örgütü üyelerinden Nijerya çeyrek finale uzanmayı başarmıştı. Bu maçı bizim kazanmamız lazım. Ne de olsa, ağabey biziz...
Senegal güçlü futbolculardan kurulu bir ekip. Şimdiye kadar hiç kaybetmediler. Hatta çeyrek final öncesinde "ölüm grubu olarak" nitelenen İngiltere, Nijerya ve Arjantin'in yer aldığı grubu birincilikle bitiren ve Dünya Kupası elemelerinde bizi İstanbul'da 2-1 mağlup eden İsveç'i eze eze geçtiler. Teknik becerileri var. Fiziksel güçleri var. Hızlı oynayabiliyorlar. Tek zaafları var: Defansları zayıf. Bu zafiyeti iyi değerlendirmemiz lazım. Yine Diop ve Camarra gibi etkili oyuncularını orta alanda durdurup, bu işi bitirmeliyiz.
Yarı finalde rakip ya İngiltere, ya da Brezilya. Brezilya ile görülecek bir hesabımız var. Ancak sambacıların güçlü bir defansa sahip olan ve Güney Amerika'daki elemeleri birinci bitiren Arjantin'i 1-0 yenme başarısını gösteren İngilizleri geçmesi öyle kolay değil. Yarı finale çıkalım, artık rakip farketmez...
Finale gelince, onu yine ileri bir tarihe bırakalım.
Son söz: Bravo çocuklar, sayanora nihon (Güle güle Japonya)...
İçinde bulunduğumuz günlerde dünya insanı tek bir organizasyona kilitlenmiş durumda: Kore ve Japonya'daki Dünya Kupası Şampiyonası'na... Genelde bir spor olarak futbolla fazla ilgisi olmayan Uzakdoğu insanı da buna dahil. Geçtiğimiz hafta çıktığımız Uzakdoğu gezisinde de buna şahit olmuştuk...
İşte Ay-Yıldızlı onbirimiz tüm dünyanın pür dikkat izlediği böylesine bir organizasyonda, ev sahibi ekip Japonya'yı müthiş bir taktik eşliğinde kupanın dışına iterek, dünyanın en iyi 8 takımından biri olduğunu kanıtladı. 1.5 yıldır ekonomik krizin pençesinde bulunan Türk Milletine moral oldu.
Dünya Kupası'na ikinci kez katılıyoruz. 1954'deki Kupa'ya Güney Kore'yi 7-0 yenerek başlamıştık. Ancak ardını getirememiş, Kupa'yı müzesine götüren Almanya ile yaptığımız iki maçı da kaybetmiştik. Ancak bu kez farklı... 1996 yılından itibaren çok iyi bir çıkış yakalayan A-Milli ekibimiz sürekli bir yükseliş içinde. Hem teknik, hem kondisyon hem de moral açısından... 48 sonra yakaladığımız Dünya Kupası şansını bu kez çok iyi değerlendiriyoruz. Fransa ve Arjantin gibi futbol otoritelerinin tamamına yakınının favori gösterdikleri ekiplerin saf dışı bırakıldıkları bu organizasyonda, Millilerimiz olağanüstü bir başarıya imza atıyorlar. Artık bundan sonra her şey bizden yana!
Muhteşem mücadele
Japonya maçı sıradan bir karşılaşma olmayacaktı. Milyarlarca dolar harcayarak büyük ümitlerle Dünya Kupası'nı organize eden, üstelik iyi de futbol oynayan, bir çok otoritenin favori olarak gösterdiği Japonları, evlerinde Kupa'nın dışında bırakmak kolay olmayacaktı. Ay-Yıldızlı formalarını terleten oyuncularımız, kupanın en gerilimli maçlarından birine, 50 bin seyircinin karşısına çıkacaklardı. Allah'a şükürler olsun, maç öncesinde hakemden yana şüphemiz yoktu. Hakemin kendilerine yontmayacağını farkeden Japonlar, bu açıdan endişeliydi. Japon medyası, dünyanın en iyi hakemini eleştiri yağmuruna tutmuştu. İtalyan hakem Collina takdir haklarını da "ortada" kullandı. Ev sahibi ekibe en küçük bir iltimas geçmedi. Tabii bize de. Biz de zaten adalet istiyorduk. Ne başkasının hakkının yenmesini istiyorduk, ne de hakkımızın gasbedilmesini. Bu Türk Milletinin en temel hasletidir. Collina, zorluk derecesi böylesine yüksek olan bir karşılaşmayı "sıfır hata gibi futbolda zor ulaşılan bir başarı oranıyla" tamamladı. Onunla hiç kaybetmemiştik, yine de kaybetmedik!
İşte Hoca, İşte taktik
Milli Takımımızın Teknik Patronu Şenol Güneş, maça olağanüstü mükemmellikte bir taktik anlayışla başladı. Tıpkı Prof. Dr. Haydar Baş hocamızın geçtiğimiz Pazartesi akşamı Meltem TV'deki Haftanın Sohbeti'nde işaret ettikleri gibi, takımımız öncelikle rakibin hızını kesti. Oyuncularımız katı bir savunma uygulayarak, hızlı oyunculardan kurulu Japon ekibine yine Üstad Haydar Baş hocamızın dikkatleri çektiği gibi "boş alan" bırakmadılar. Rakibin hızını kesen A-Milli ekibimiz, erken gelen golle skor avantajını ele geçirdiler. Artık Şenol Hoca'nın mükemmel taktiği tutmuştu. Skor dezavantajını çevirmekte güçlük çeken Japonlar, üstümüze gelmeye başladılarsa da, "kaya gibi defans bloğumuzu" aşamadılar.
Şenol Hoca, kendisini eleştiren sözde futbol yazarlarına en güzel cevabı Japonya maçında verdi. Ne denli karizmatik olduğunu, futboldan nasıl anladığını hem de tam gösterdi. Onu hayasızca eleştirenler makinenin dişli çarkları gibi etraflarında 180 derecelik dönüş yaptılar ve Şenol Hoca'nın hakkını teslim etmek zorunda kaldılar. Bir Karadeniz evladının başarılı olmasını çekemeyecek kadar "bölgeselci" olan bu zihniyet gerekli dersi almıştı. Daha doğrusu akılları varsa, azıcık damarlarında bayrağımızı çağrıştıran "kırmızı kan" varsa, almaları gerekir...
Şenol Güneş, Japonları öylesine güzel analiz etmişti ki, rakibin dakika dakika nasıl etkisiz hale getirileceğini milimetrik hesaplarla planlamıştı. Futbolcular da Hoca'nın taktik düşüncesini sahaya bire bir yansıtınca, ortaya görkemli bir futbol düşüncesi çıktı. Kimi sözde yazarlar, göze hoş gelen bir futbol oynamadığımızdan dem vuracaklar, vurmaya da başladılar bile. Vursunlar... Türk milletinin "şov"a ihtiyacı yok. Bizim zafere, zaferlere ihtiyacımız var. Şimdi şov zamanı değil, başarı zamanıdır. Futbolda puan ve puanlar zarif oynayana değil, gol atana veriliyor. Biz çok güzel oynadık. Futbolcularımız 'artistik hareketlerden' kaçınarak, futbolu oynanması gerektiği gibi oynadılar.
Defans bloğumuzda görev alan futbolcular kusursuz bir oyun sergiledi: Alpay Özalan, Bülent Korkmaz, Hakan Ünsal... Pres kapasitesi yüksek olan Japonlar, orta alan ve ileri uçtaki oyuncularımıza yoğun baskı uyguladılar. Özellikle hedefleri Hakan Şükür, kupanın yıldızlarından Hasan Şaş ve takımın bu maçtaki "maestrosu-orta alan ustası" Ergün Pembe idi. Hasan Şaş'a uygulanan pres etkili oldu. Ancak 60. dakikadan itibaren Japonların çözülmesiyle birlikte Hasan klasını konuşturmaya başladı ve etkili şutlarla rakip kaleyi yokladı. Geniş alanlarda hızlı oynamayı sevenlerin Japonların hareket mekanı bulamamaları, büyük zaferi bizlere armağan etti.
İlk kez bir İslam ülkesi yarı finale çıkacak
Millilerimizin başarısı Prof. Dr. Haydar Baş hocamızın Meltem TV'de dün maç sonrası yapılan programa katılarak ifade ettikleri gibi, aynı zamanda "bir MANEVİYAT" olayıdır. Futbolcularımız
70 milyonun duaları eşliğinde sahaya çıkıyorlar. Allah'a şükür ki, Ay-Yıldızlı ekibimiz bu duaların farkında.
Üstad Haydar Baş, sürekli "finalden" bahsediyor. Neden olmasın? Bizim çocuklar bunu başaracak kapasitede ve yetenekte. Çeyrek finaldeki rakibimiz, kupanın sürpriz ekiplerinden Senegal. İki İslam ülkesi karşı karşıya gelecek bu karşılaşmada. Bu bir Dünya Kupası'nda böylesine ileri aşamada ilk kez yaşanıyor. Ayrıca ilk kez bir İslam ülkesi yarı finale çıkacak. Daha önce ABD 1994'de İslam Konferansı Örgütü üyelerinden Nijerya çeyrek finale uzanmayı başarmıştı. Bu maçı bizim kazanmamız lazım. Ne de olsa, ağabey biziz...
Senegal güçlü futbolculardan kurulu bir ekip. Şimdiye kadar hiç kaybetmediler. Hatta çeyrek final öncesinde "ölüm grubu olarak" nitelenen İngiltere, Nijerya ve Arjantin'in yer aldığı grubu birincilikle bitiren ve Dünya Kupası elemelerinde bizi İstanbul'da 2-1 mağlup eden İsveç'i eze eze geçtiler. Teknik becerileri var. Fiziksel güçleri var. Hızlı oynayabiliyorlar. Tek zaafları var: Defansları zayıf. Bu zafiyeti iyi değerlendirmemiz lazım. Yine Diop ve Camarra gibi etkili oyuncularını orta alanda durdurup, bu işi bitirmeliyiz.
Yarı finalde rakip ya İngiltere, ya da Brezilya. Brezilya ile görülecek bir hesabımız var. Ancak sambacıların güçlü bir defansa sahip olan ve Güney Amerika'daki elemeleri birinci bitiren Arjantin'i 1-0 yenme başarısını gösteren İngilizleri geçmesi öyle kolay değil. Yarı finale çıkalım, artık rakip farketmez...
Finale gelince, onu yine ileri bir tarihe bırakalım.
Son söz: Bravo çocuklar, sayanora nihon (Güle güle Japonya)...
Recep Bahar / diğer yazıları
- ABD harika bir ekonomiye mi sahip? / 14.08.2018
- Ne yapmalı? / 13.08.2018
- Komşunla kavga et uzaklarda pazar ara! / 02.02.2016
- Diyarbakır'da kilise-ev faktörü! / 01.02.2016
- Çin ekonomisi alarm mı veriyor? / 20.01.2016
- Büyük İsrail yolunda sıra İran'da / 19.01.2016
- Terör Sultanahmet bölgesini sıfırla çarptı / 15.01.2016
- Sultanahmet'in şifreleri / 13.01.2016
- Türkiye ile Suudi Arabistan ne zaman papaz olacak? / 09.01.2016
- Ekonomik çöküşü bir de buradan seyredin / 05.01.2016
- Ne yapmalı? / 13.08.2018
- Komşunla kavga et uzaklarda pazar ara! / 02.02.2016
- Diyarbakır'da kilise-ev faktörü! / 01.02.2016
- Çin ekonomisi alarm mı veriyor? / 20.01.2016
- Büyük İsrail yolunda sıra İran'da / 19.01.2016
- Terör Sultanahmet bölgesini sıfırla çarptı / 15.01.2016
- Sultanahmet'in şifreleri / 13.01.2016
- Türkiye ile Suudi Arabistan ne zaman papaz olacak? / 09.01.2016
- Ekonomik çöküşü bir de buradan seyredin / 05.01.2016


























































