Hz. Eyyüb’ün (a.s) hikâyesini işitmedin mi?
Her kim ki Yaratan’ına kulluk etmez; o, hilkat sahibini bilmiyor demektir. Hak ve hakikat üzere olanlar, yaratılışlarındaki hikmetleri bilirler, ibadet için yaratılmış olduklarını anlamışlar. Onlar ölür, sonra dirilirler. Herhâlde onlar kullukta tahakkuk etmişlerdir
Haber Merkezi





Ey evlat! Sonra iç âleme ait işler başlar. İç âlem Hakk'a vasıl olmadıktan sonra açılmaz. O'nun kapısına vasıl olmayınca manevi bir hâl beklemek yersiz temenniden ibaret kalır.
Bu yolda tek olanların yani seçilmişlerin ve tevbe yolu ile Hakk'a bağlı olanların yeri O'nun kapısıdır.
Hakk'ın kapısına varır, iyi edeple orayı beklersen, boynunu eğer O'ndan gelecek emre intizar edersen, O'nun yüce kapısı kalp yüzüne açılır. Ve cezbe işlerini elinde tutan kalbine bir kıvılcım atar.
Kalpleri zatına yaklaştıran senin kalbini de yaklaştırır. O âlemlerin hoşluğunda uyutmaya güçlü olan sana da atlı uykular verir. Kalpleri süsleyen O olduğu için kalbini süsler, kalp gözüne sürmeler çeker ve tatlılık ihsan eyler ve ferah emniyetli konuşma duyguları verir. Çünkü bunları vermek O'nun elindedir.
Ey gafiller, siz neredesiniz. İşaret ettiğim şeye sizin kalbiniz ne kadar uzak duruyor? İşi kolay sanmaktasınız. Yapmacık hareket, zorlama ve nifakla elde edilir kanaatindesiniz. Hâlbuki öyle değil.
Bu anlatılan hâlin elde edilmesi için kader çekici altında sabra ve doğruluğa ihtiyaç vardır.
Kendini bir dene. Hâline bak. Hakk'a muhtaç olmadığını sanan sıhhatli ve O'na isyan eden biri olsan da sonradan tevbe edip hatalara nadim olsan istediğin hemen verilmez.
Hakk'ı aramak kastı ile sahralara düşsen yine O'nu elde edeceğini sanma. Bu hâllerinde sana tecrübeler gelir. Bela ve afetler her yanını sarar. Bunlara da dayanmak kolay değil.
Allah'ın kolay ettiğine kolaydır. Tecrübe edildiğin zaman nefsin içinde bulunduğu dünyalık şeylerin hiçbirini talep etmemelisin.
Ancak böyle olursa bir şeyler elde etmen kabil olur. İmtihan günlerinde nefsin hiçbir arzusunu kabul etme ve ona bir şey verme. Bu uğurda sabrı elden bırakma. Sabra devam eder, nefsini alıştığı kötü itiyatlardan alırsan, dünya ve âhiretin mülkü senin olur. Nefis sabrını kaybettiği an hepsini kaybeder, çektiği zahmetli işler boşa gider.
Ey tevbekâr! İbadetlerinde sebat et, ihlâslı ol ve nefsini şuna alıştır: Hâdiseler değişebilir, belalar gelebilir.
Ve nefse şunları da öğret ki; Allah, geceyi gündüz ve gündüzü de gece yapar. Evdeki çocuklara, komşulara, dostlara ve irfan sahiplerine nefis hakkında çeşitli vukuat koyar.
Dilerse hiçbirine nefsi sevdirmez. Hiç kimseyi yakın etmez. Her şey, ama her şey O'ndan kaçar. İşte, bunları nefse söyle. Olması mukadder olan bu işlere alışsın. Ve desin: "Evet, bunlar olur, kabul ediyorum."
Eyyûb (a.s) Peygamber'in hikâyesini işitmedin mi? Hak Teâlâ, onu, Zât'ına has kılmak ve sevgi yönünden hakikate erdirmek istemişti. Ve dilemişti ki, o peygamber için Zât'ından gayrisi kalmaya...
Dinle ki, onu nasıl ehlinden ayırdı, malını yok etti, çocuklarını kaçırdı. Bir mezbele köşesine bıraktı; yanında yalnız hanımı kaldı. Onun için ne mamur şehir vardı ne de başkası.
O kadıncağız gündüzleri hizmetçilik eder; kazandığı para ile kocasının gıdasını temin ederdi.
O peygamberin eti, derisi ve kuvveti yok olmuştu; yalnız gözü, kulağı ve kalbi sağdı. Hakk'ın acayip kudretini görür, dilden zikreder, kalbi ile de Hakk'a münacat ederdi.
Hak Teâlâ ona kuvvet ve kudretinin hikmetli yönlerini gösterdi.
Melekler ona salât eder, her zaman ziyaretine gelirdi. O, insanlarla ilgisini kesti; Hak'la ünsiyet etti.
Sebeplerden, güçten, kuvvetten elini çekti. Hak sevgisinin esiri oldu. O'nun kaderine uydu. O'nun iradesine tâbi oldu. Ezelde yazılan yazıya bağlandı. Hakk'ın ona emri, yalnız: "Sabret" olmuştu.
O, bunu yaptı. Sonrası açıktan belli oldu. Öncesi acı idi, sonra tatlı oldu. Çektiği bela içinde bir hoş geçim vardı. İbrahim Peygamber'e de aynısı olmuştu; ateş içinde hoş şeyler bulmuştu.
Allah yolcuları bela anında sabra sarılırlar. Sizler gibi bağırıp çağırmazlar.
Belanın çeşitleri vardır, her zaman değişik, muhtelif şekillerde gelir. Bazen insanın vücuduna gelir, bazen kalbine...
Bir kısım bela halkla olur, bir kısmı da Yaratan'la... Gelen bela bir yönden gelmediği gibi tek şekilde de görülmez.
Onun gelişinde hikmetler vardır. Sabretmek, dayanmak gerekir. Belayı görüp onun zahmetine katlanmayanda hayır yoktur.
Belalar, Hak Teâlâ'nın kapışılması gereken nimetleridir. Âbid, zâhid ve takva yolunda olan kimseler için bela dünyada en büyük keramettir; bu zâtların öbür âlemdeki nimetleri cennet olur." (Abdülkadir Geylani Hazretleri Fethu'r Rabbani eserinden)













































































