‘İllüzyon ekonomisi’ ile nereye kadar?
Merkez Bankası ve uluslararası finans kuruluşlarının peş peşe yayımladığı raporlar, sıkılaşma politikalarının faturasını üreticiye keserken tüketim çılgınlığını durduramadığını tescilledi
Eyüp Kabil





Büyüme illüzyonu
Türkiye ekonomisinin yılın ilk çeyreğinde %2,5 büyüdüğü açıklanmış ve bu durum "kesintisiz büyüme serisi" olarak parlatılmıştı. Ancak madalyonun arkası oldukça karanlık. Gerek öncü sanayi göstergeleri gerekse BBVA'nın büyüme tahminini %4'ten %3'e düşürmesi, üretimin büyük bir darbe aldığını kanıtlıyor.
Uygulanan yüksek faiz politikası, üretici ve sanayicinin kredi musluklarını tamamen kurutarak üretim bacağını felç etti. Buna karşın, iç talep ve perakende satışlar tuhaf bir direnç göstererek canlı kalmaya devam ediyor. Vatandaş, "yarın daha da pahalanacak" korkusuyla gelecekteki gelirini bugünden harcamaya, yani tüketmeye zorlanıyor. Üretilmeyen ama tüketilen bir ekonominin gün sonunda varacağı yer, daha fazla ithalat ve daha kronik bir enflasyondur.
Enflasyon ve kur tahminleri ekonomi yönetimini yalanlıyor
Merkez Bankası'nın en prestijli veri setlerinden biri olan Piyasa Katılımcıları Anketi, ekonomi yönetiminin yıl sonu hedeflerine piyasanın zerre inanmadığını gösterdi. Piyasanın yıl sonu enflasyon beklentisi yükseliş trendini sürdürerek %29,14'e fırlarken, 12 ay sonrası dolar kuru beklentisi ise 55,72 TL seviyesine ulaştı.
Piyasanın bu güvensizliği haksız değil. Orta Doğu'da bir türlü durulmayan jeopolitik riskler ve küresel enerji fiyatlarındaki katılık, enflasyon üzerindeki maliyet baskısını diri tutuyor. Kağıt üzerinde faiz artırımlarının sonuna gelindiği, hatta "gevşeme" yapılacağı algısı yaratılsa da, rasyonel analistler Merkez Bankası'nın hareket alanının kalmadığını görüyor. Finans devleri, TL'yi yapay şekilde güçlü tutmak için çok daha sert makro ihtiyati tedbirlerin ve baskılayıcı önlemlerin yolda olduğu konusunda hemfikir.
İhracatçıya teşvik, vatandaşa sefalet
Ekonomi yönetiminin politika faizini %37'de tutarak "sıkı duruş" mesajı verirken, diğer yandan ekonominin tamamen durmasını engellemek için arka kapıdan ihracatçılara seçici kredi paketleri ve teşvikler dağıtması kendi içinde büyük bir çelişki barındırıyor. Bir taraftan muslukları sıkıp talebi kısarak enflasyonu düşüreceğinizi iddia ediyorsunuz, diğer taraftan batma noktasına gelen sektörleri kurtarmak için piyasaya örtülü likidite enjekte ediyorsunuz.
Bu plansız ve günübirlik hamlelerin faturası ise doğrudan geniş halk kitlelerine çıkıyor. Sabit gelirli vatandaş yüksek borçlanma maliyetleri, reel olarak eriyen maaşlar ve çarşı-pazardaki kesintisiz fiyat artışları arasında sıkışmış durumda. Mevcut politikalar, yapısal bir çözüm üretmek yerine sadece krizin maliyetini toplumun alt kesimlerine devrediyor.
Gerçek yapısal reformlar nerede?
Bugün gelinen noktada Türkiye ekonomisi, sadece para politikasıyla (faiz indir-bindir oyunlarıyla) çözülemeyecek bir yapısal kriz içerisindedir. Kamuda tasarrufa dair göstermelik genelgeler dışında dişe dokunur hiçbir adım atılmıyor. Vergi adaleti sağlanamıyor, tarımsal üretim desteklenmiyor ve ithalata bağımlılık azaltılamıyor.
Merkez Bankası'nın faizi sabit tutarak zaman kazanmaya çalışması, yapısal reformlarla desteklenmediği sürece sadece kaçınılmaz sonu geciktirmektedir. Türkiye, üretmeden tüketen ve yüksek faiz kalkanıyla sıcak para çekmeye çalışan "illüzyon ekonomisi" modelinden vazgeçmediği müddetçe, ne kurlar stabil kalacaktır ne de vatandaşın mutfağındaki yangın sönecektir.











































































