İmam Rıza: ‘Resulullah’ın şu hadisini duymadın mı?’
Bir adam İmam Rıza’nın yanına gelip selam verdi ve dedi ki: “Ben seni, babalarını ve dedelerini seven biriyim. Hac için evimden ayrıldım. Param bitti...
Haber Merkezi





İmam ona buyurdu ki: "Otur! Allah sana rahmet etsin."
Sonra oradaki insanlara dönüp konuşmasına devam etti. Derken insanlar dağılıp gittiler. O, Süleyman el-Câferî ve Heysem ile kaldı.
Sonra İmam onlardan müsaade istedi. Eve girdi, çıktıktan sonra kapıyı kapattı. Ve kapının üstündeki bir yerden bir kese çıkardı. "Nerede Horasanlı adam?" dedi.
Adam yerinden kalkıp İmam'ın yanına gitti. İmam ona şöyle dedi: "Şu iki yüz dinarı al. İhtiyaçların ve yiyeceklerin için kullan ve benim yerime de sadaka olarak verme."
Adam sevinerek oradan ayrıldı. İmam'ın bu iyiliğinden dolayı çok memnun olmuştu. Süleyman, İmam'a döndü ve şöyle dedi: "Sana feda olayım. Çok büyük bir cömertlik yaptın ve merhamet ettin. Peki, niçin adama karşı (kapının arkasında durarak) yüzünü örttün?"
İmam ona şöyle dedi: "Bunu yapmamın sebebi, ihtiyacını karşıladığım sırada isteyen adamın yüzündeki isteme ezikliğini, aşağılanmışlığı görmek istemememdi.
Resulullah'ın şu hadisini duymadın mı: 'İyiliği gizlice yapanın bu ameli yetmiş haccın sevabına bedeldir. Kötülüğü yayan kimse de yüzüstü yardımsız bırakılmaya mahkumdur!'
Ya şairin şu sözünü duymadın mı?
Ne zaman bir ihtiyacımı istemek üzere ona gelsem
Aileme dönerim de yüzümün suyu yerinde kalır."
Abdusselam el-Herevî onun ilmini şöyle tarif eder:
"Ali b. Musa er-Rıza'dan daha âlim ve bilgili birini görmedim. Onu gören bir âlim de mutlaka benim gördüğüm gibi görmüştür. Memun meclisinde çeşitli dinlerin adamlarını fıkıh ve şeriat âlimlerini ve kelamcıları toplardı.
İmam Rıza baştan sona kadar hepsine üstünlük sağlardı. Öyle ki, onun üstünlüğünü ve kendisinin yetersizliğini ikrar etmeyen tek bir kişi bile kalmazdı."
İmam, hemen bütün dilleri bilirdi. Ebu İsmail es-Sindî şöyle derdi: "Hindistan'da iken Araplar arasında Allah'ın bir hüccetinin olduğunu duymuştum. Onu bulmak üzere yola çıktım. Bana Rıza'yı gösterdiler. Onun yanına gittim. Arapça'yı iyi bilmiyordum. Sindçe selam verdim. O da bana Sindçe karşılık verdi.
Dedim ki: 'Araplar arasında Allah'ın bir hüccetinin olduğunu bana söylediler. Ben de onu bulmak üzere yola çıktım.'
Dedi ki: 'O, benim" Sonra bana dedi ki: 'Dilediğini sor.' Ben de ona bir takım sorular sordum, bana soruların cevaplarını benim dilimden verdi."
Ebu Salt el-Herevî anlatıyor: "İmam Rıza, insanlara onların bildikleri dille konuşurdu. Bunun sebebini ona sordum.
Bana şu cevabı verdi: Ey Ebu Salt! Ben, Allah'ın kulları içindeki hüccetiyim. Allah, bir kavme dillerinden anlamayan bir hüccet sunmaz. Yoksa sen Emirü'l-Mü'minin Ali'nin, 'Bize en açık söz verilmiştir' şeklindeki sözünü duymadın mı? Bu onun dilleri bilmesinden başka bir şey değildir."
İmam Rıza çok dua ederdi: "Ey beni kendisine kılavuzluk eden, tasdikiyle kalbime boyun eğdiren! Dünya ve ahirette Senden güven ve iman istiyorum."
Ayrıca, "Allah'ım! Bana doğru yolu göster ve beni doğru yol üzere sabit kıl. Beni doğru yol üzere emin bir halde haşret. Korkusu olmayan, güvende olan, üzüntü ve dehşetten emin olan biri gibi... Çünkü Sen, korkulmaya layıksın ve mağfiret bahşedensin" şeklinde duada bulunurdu." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Ali Rıza eserinden)



















































































