logo
21 MART 2026


İmralı’ya ziyaret meşruiyet üretmez

23.11.2025 00:00:00

Türkiye bugün çok kritik ve çok tehlikeli bir eşiğin üzerinden geçiyor. Meclis'te kurulan "Terörsüz Türkiye Komisyonu"nun İmralı'ya milletvekili gönderme kararı, artık gizlisi saklısı kalmamış bir siyasî dizayn sürecinin açık göstergesi. CHP, "temsilci göndermeyeceğiz" diyerek bir tavır alıyormuş gibi görünse de komisyondan çekilmeyerek aslında göstermelik bir muhalefetin resmini veriyor. Komisyonun amacı belli, yetkisi belli, nereye bağlandığı belli… Böyle bir tabloda "temsilci göndermemek" hiçbir şeyi değiştirmiyor; aksine, meşruiyet kazandıran çemberin bir parçası hâline geliyorlar.

Tam da burada Türkiye'nin son yıllardaki en kritik kavramı karşımıza çıkıyor: meşruiyet.

Bazı iktidar yanlısı kalemlerin meşruiyet kavramıyla dalga geçip "yenilir mi, içilir mi" demesi aslında bir acziyet itirafıdır. Kavramı küçülterek meseleyi saptırabileceklerini sanıyorlar, ancak millet neyin ne olduğunu çok iyi biliyor. Devletin bekasını ilgilendiren bir konuda bu hafiflik, ciddiyetsizlik ve umursamazlık vatandaşın gözünden kaçmıyor.

Bugün yaşadığımız tartışmalar ne dün çıktı ne bugün oluştu. Bu topraklara 20–25 yıldır ince ince örülen bir projenin adımlarıdır bunlar. Bir zamanlar "demokratik açılım", "çözüm süreci", "barış masası" gibi isimlerle süslenen bu hat, bugün "komisyon", "ziyaret", "irade", "yeni süreç" gibi kelimelerle parlatılmaya çalışılıyor. Ama isimler değişse de hedef aynıdır: Devletin üniter yapısını gevşetmek, milleti etnik temeller üzerinden ayrıştırmak ve Türkiye'nin yönünü dış projelere uygun hâle getirmek.

Meclis'te kurulan komisyonun İmralı'ya gitme kararı da bu uzun çizginin yeni halkasıdır. Buna karşı çıkanlar varmış gibi görünse de masadan kalkan yok. Daha doğrusu, kimse masayı devirmeye niyetli değil. Muhalefet dâhil hiçbir yapı gerçek anlamda bir karşı duruş ortaya koymuyor. Bir yandan "biz göndermiyoruz" diyorlar, diğer yandan komisyonda oturmaya devam ederek sürece dolaylı meşruiyet sağlıyorlar.

Oysa mesele çok nettir:

Bu süreç milletin gündemi değildir.

Vatandaşın derdi Apo değildir, İmralı değildir, kapalı kapılar ardında yürütülen pazarlıklar hiç değildir. Halkın gündemi geçim derdidir, güvenliktir, birliktir, devlettir. Kendisine rağmen yürütülmeye çalışılan hiçbir siyasal mühendislik başarılı olamaz. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Eğer milletin iradesi hiçe sayılabilseydi, Vahdettin başarırdı, Damat Ferit başarırdı. Ama başaramadılar. Çünkü bu millet, kendisini yok sayan hiçbir tasarrufu kabul etmez.

İşin bir başka boyutu daha var: Bazı milletvekillerinin İrlanda'ya gidip IRA–İngiltere sürecini incelemesi… Orada gördükleri gerçek aslında bu sürecin nereye bağlanmak istendiğini ele veriyor. Devlet ile terör örgütünü aynı masaya oturtan hükümetin kısa sürede yüzde 20'ye yakın oy kaybettiğini öğrenmeleri, belli çevrelerde ciddi bir panik oluşturmuş durumda. Çünkü Türkiye'de de benzer bir oy kaybı yaşanmasından korkuluyor. Süreci savunanların "millete rağmen" iş yapmaya cesaret edememesinin nedeni budur. Oy kaygısı olmasa süreci çok daha hızlı ilerletmek isteyeceklerinden kimsenin şüphesi yok.

Bir diğer tuhaflık da siyasî liderlerin bireysel çıkışlarıdır. "Ben giderim, üç arkadaşımı alır giderim" türü açıklamaların devlet ciddiyetiyle hiçbir ilgisi yoktur. Hele Cumhurbaşkanı'nın bu çıkışları alkışlaması, süreci kurumsal akılla değil, kişisel duygularla ele aldıklarını gösteriyor. Devlet böyle yönetilmez. Devlet; kişinin, partinin, grubun, anlık duyguların üstün olduğu bir yapı değildir. Devlet, bin yıllık birikimin üzerine kurulan Cumhuriyet aklıdır.

Bugün yaşananlar, devlet aklının değil, parti akıllarının belirlediği bir tablo ortaya koyuyor. Tehlikeli olan budur. Ağır olan budur.

Ama Türkiye'nin bir başka gerçeği daha var:

Bu millet asla teslim olmaz.

Türk'üyle, Kürt'üyle, Arab'ıyla, Azerisiyle… Bu millet, dizayn edilen hiçbir planın önünde "bitti" demez. Tam tersine, baskı arttıkça direnci artar.

Ve özellikle bugün, yıllar önce yaptığı nokta atışı uyarılar, devlet aklına dair derin analizleri yeniden gündeme gelen bir isim var:

Prof. Dr. Haydar Baş hocamız.

Bugün sosyal medyada milyonlarca kez paylaşılan videolar, hocamızın yıllar önce söylediği her şeyin tek tek gerçekleştiğini gören bu milletin vicdan sesidir. Halk, "Hocamızın uyarılarını zamanında neden anlamadık?" diye soruyor çünkü bugün yaşananların tamamı, hocanın yıllar önce yaptığı o büyük fotoğrafın içindedir.

Sonuç çok nettir:

İmralı'ya ziyaret, meşruiyet üretmez.

Komisyon üzerinden kurulan masa, millete rağmen ayakta kalamaz.

Bu ülkenin istikametini belirleyecek olan, kapalı kapılar ardındaki pazarlıklar değil, milletin iradesidir.

Bu millet "razı" olmadıkça hiçbir süreç meşrulaşamaz.

Türkiye bu tehlikeli oyunu da bozar, daha önce bozduğu gibi.

 
 
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.