Bir konu hakkında bir iddiada bulunurken ya da birilerini suçlarken ya elinde somut bir takım deliller olması lazım ya da yaşanan diğer gelişmelerin bu iddiayı doğrular mahiyette olması lazım.
Eğer somut bir delil yok ve de yaşanan gelişmeler iddianın aksine ise o zaman bu iddia iftiradan öteye geçmez.
Şimdi bu tespitlerle ne demek istiyoruz izah edelim.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, konuşmasında İran’ı suçlayarak “Şimdi de Şemdinli’deki olayların Kuzey Irak’tan değil İran tarafından sızan teröristlerin gerçekleştirdiği görülüyor” ifadesini kullanmıştı.
İran Dışişleri Bakanlığı’ndan bu açıklamaya tepki gecikmedi, yapılan açıklamada bu ifadelerin geçekleri yansıtmadığı belirtildi.
İranlı Sözcü, “Sayın Bülent Arınç’ın sözleri, İslam Dünyası’nın menfaatine olmayan, istenilmeyen bir sürece yardımcı olabilir ve bölgeyi mezhepsel ve etnik çatışmalara sürükleyebilir” dedi.
Türkiye’yi Suriye’ye musallat eden ve kendi yapmak istemediğini Türkiye’ye ihale eden ABD ve İsrail’in Suriye politikaları üzerinden Türkiye ile İran’ı da karşı karşıya getirmek istedikleri hepinizin malumu.
Sayın Arınç’ın ifadeleri bilinçli ya da bilinçsiz işte bu amaca hizmet ediyor.
Bu ifadelerden sonra, Suriye üzerinden İran’la gerilim yaşatma ihalesi Sayın Arınç’a mı verildi sorusu akla gelmiyor değil.
Sayın Arınç’ın farklı konularda da benzer ilginç çıkışlar ortaya koyması oldukça dikkat çekiyor.
Gelelim işin aslına… İran’ın PKK’nın İran versiyonu ile verdiği sert mücadele ortada; yakaladığını meydanda idam ediyor.
Türkiye’de ise ABD ile istihbarat paylaşımı, yakalanan PKK’lılara gösterilen siyasi tolerans, hatta siyasi arenada yaşanan daha büyük gelişmeler… bütün bunlar PKK’lıları İran’dan uzaklaştırıyor, Türkiye’yi ise cazibe merkezi yapıyor.
Bu gerçekleri yakalanan PKK’lı itirafçılar bile dile getiriyor ve PKK’lıların İran’a girmek istemediklerini açıkça belirtiyorlar.
Durum bu kadar netken, kalkıp da PKK’lıların İran üzerinden Türkiye’ye giriş yaptığını söyleyip, İran’ı Türk kamuoyu nezdinde suçlu ilan etmek, ABD’nin ve İsrail’in çıkarlarına hizmet etmekten ve gerginliği artırmaktan öteye geçmiyor.
Benzer suçlamalar Suriye yönetimine de yapıldı ve yapılmaya devam ediyor.
Suriye’de konuşlanan, arkasında dış destek olan Özgür Suriye Ordusu adındaki terör oluşumu ile beraber önce Suriye yönetiminin Suriye’nin kuzeyindeki bazı yerlerdeki etkinliği azaltıldı; buraya PKK’lı bazı unsurlar yerleştirildi ve ardından da Suriye bunları yerleştirdi diye iftira atıldı. Ve aynı yalanlar üzerinden suçlamalar hala devam ediyor.
AKP hükümetinin dünkü kankalarına bugün bu kadar düşmanca tavır sergilemesini mantık dairesi içerisinde anlamak mümkün değil.
Bu gelişmeler ancak gözü kör bir batı teslimiyetçiliği ile izah edilebilir, bunda da mantık aranmaz.
Şu bir gerçek ki, bugün ne İran’la ne de Suriye ile kapışmanın Türkiye’ye faydası vardır. Türkiye bu tür adımlarla kendi ayağına kurşun sıkmaktadır, kendi köklerini kazımaktadır. Kökü olmayan ağacın da ayak da kalabilmesi mümkün değildir.
Eğer somut bir delil yok ve de yaşanan gelişmeler iddianın aksine ise o zaman bu iddia iftiradan öteye geçmez.
Şimdi bu tespitlerle ne demek istiyoruz izah edelim.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, konuşmasında İran’ı suçlayarak “Şimdi de Şemdinli’deki olayların Kuzey Irak’tan değil İran tarafından sızan teröristlerin gerçekleştirdiği görülüyor” ifadesini kullanmıştı.
İran Dışişleri Bakanlığı’ndan bu açıklamaya tepki gecikmedi, yapılan açıklamada bu ifadelerin geçekleri yansıtmadığı belirtildi.
İranlı Sözcü, “Sayın Bülent Arınç’ın sözleri, İslam Dünyası’nın menfaatine olmayan, istenilmeyen bir sürece yardımcı olabilir ve bölgeyi mezhepsel ve etnik çatışmalara sürükleyebilir” dedi.
Türkiye’yi Suriye’ye musallat eden ve kendi yapmak istemediğini Türkiye’ye ihale eden ABD ve İsrail’in Suriye politikaları üzerinden Türkiye ile İran’ı da karşı karşıya getirmek istedikleri hepinizin malumu.
Sayın Arınç’ın ifadeleri bilinçli ya da bilinçsiz işte bu amaca hizmet ediyor.
Bu ifadelerden sonra, Suriye üzerinden İran’la gerilim yaşatma ihalesi Sayın Arınç’a mı verildi sorusu akla gelmiyor değil.
Sayın Arınç’ın farklı konularda da benzer ilginç çıkışlar ortaya koyması oldukça dikkat çekiyor.
Gelelim işin aslına… İran’ın PKK’nın İran versiyonu ile verdiği sert mücadele ortada; yakaladığını meydanda idam ediyor.
Türkiye’de ise ABD ile istihbarat paylaşımı, yakalanan PKK’lılara gösterilen siyasi tolerans, hatta siyasi arenada yaşanan daha büyük gelişmeler… bütün bunlar PKK’lıları İran’dan uzaklaştırıyor, Türkiye’yi ise cazibe merkezi yapıyor.
Bu gerçekleri yakalanan PKK’lı itirafçılar bile dile getiriyor ve PKK’lıların İran’a girmek istemediklerini açıkça belirtiyorlar.
Durum bu kadar netken, kalkıp da PKK’lıların İran üzerinden Türkiye’ye giriş yaptığını söyleyip, İran’ı Türk kamuoyu nezdinde suçlu ilan etmek, ABD’nin ve İsrail’in çıkarlarına hizmet etmekten ve gerginliği artırmaktan öteye geçmiyor.
Benzer suçlamalar Suriye yönetimine de yapıldı ve yapılmaya devam ediyor.
Suriye’de konuşlanan, arkasında dış destek olan Özgür Suriye Ordusu adındaki terör oluşumu ile beraber önce Suriye yönetiminin Suriye’nin kuzeyindeki bazı yerlerdeki etkinliği azaltıldı; buraya PKK’lı bazı unsurlar yerleştirildi ve ardından da Suriye bunları yerleştirdi diye iftira atıldı. Ve aynı yalanlar üzerinden suçlamalar hala devam ediyor.
AKP hükümetinin dünkü kankalarına bugün bu kadar düşmanca tavır sergilemesini mantık dairesi içerisinde anlamak mümkün değil.
Bu gelişmeler ancak gözü kör bir batı teslimiyetçiliği ile izah edilebilir, bunda da mantık aranmaz.
Şu bir gerçek ki, bugün ne İran’la ne de Suriye ile kapışmanın Türkiye’ye faydası vardır. Türkiye bu tür adımlarla kendi ayağına kurşun sıkmaktadır, kendi köklerini kazımaktadır. Kökü olmayan ağacın da ayak da kalabilmesi mümkün değildir.
Murat Çabas / diğer yazıları
- “MEM, ulusal egemenliğin iktisadi karşılığını ortaya koyar” / 27.02.2026
- “Sorun kaynak yokluğu değil, talebi hesaba katmayan verimsiz sistemdir” / 26.02.2026
- MEM, ülkeler için ekonomik bağımsızlığın yol haritasıdır / 25.02.2026
- 'MEM, tüm ülkelere ilham kaynağı olmalıdır' / 24.02.2026
- 'Milli Ekonomi Modeli refah artışını toplumsal tabana yayar' / 21.02.2026
- 12. MEM Kongresi için Buhara’dan davet / 20.02.2026
- Dünyada barış ve huzur MEM ile sağlanır / 19.02.2026
- Bilim insanları Viyana’da ‘MEM’ dedi / 18.02.2026
- ‘Talep olmazsa arzın hiçbir anlamı yoktur’ / 17.02.2026
- "Milli Ekonomi Modeli bir zorunluluktur" / 14.02.2026
- “Sorun kaynak yokluğu değil, talebi hesaba katmayan verimsiz sistemdir” / 26.02.2026
- MEM, ülkeler için ekonomik bağımsızlığın yol haritasıdır / 25.02.2026
- 'MEM, tüm ülkelere ilham kaynağı olmalıdır' / 24.02.2026
- 'Milli Ekonomi Modeli refah artışını toplumsal tabana yayar' / 21.02.2026
- 12. MEM Kongresi için Buhara’dan davet / 20.02.2026
- Dünyada barış ve huzur MEM ile sağlanır / 19.02.2026
- Bilim insanları Viyana’da ‘MEM’ dedi / 18.02.2026
- ‘Talep olmazsa arzın hiçbir anlamı yoktur’ / 17.02.2026
- "Milli Ekonomi Modeli bir zorunluluktur" / 14.02.2026





























































