Avrupa kupalarında dört temsilcimizin maçları vardı. Yüzümüzü güldüren tek temsilcimiz Fenerbahçe oldu.
Fenerbahçe AEK Larnaca'yı 2-0 yenerken Başakşehir Letonya'da Rigas Skola ile 0-0 berabere kaldı.
Diğer iki temsilcimizden Trabzonspor Monaco'ya 3-1 ve Sivasspor da Ballkani'ye kendi sahasında 4-3 yenildi.
Bu maçlardan önce UEFA ülke sıralamasında 25.100 puan ile 19. sıradaydık.
Bu sezon Avrupa kupası maçlarından toplamda 4.800 puan elde etmiştik.
Aldığımız 1 galibiyet ve 1 beraberlik ile bu sene topladığımız puanlar 5.400'e yükselmiş oldu. Toplamdaki puanımız ise 25.700 oldu.
Hemen önümüzde bulunan Hırvatistan'ı geçerek 18. sıraya yerleştik.
Böyle bir ilerleme sevindirici ama unutmamamız lazım ki iki sezon önce 11. sıradaydık ve şampiyonumuz direkt Şampiyonlar Ligi'ne gidiyordu.
Milli takım olarak da FİFA ülkeler sıralamasında ise yerimiz 45.'lik.
Bütün bu sonuçlar ile artık nerede hata yaptığımızı düşünmek gerekiyor.
Bu maçlarda neleri yapıp neleri yapmamız gerektiği konusunda örnekler var aslında.
Her şeyden önce mantalite olarak durumumuz hiç tatmin edici değil.
İşte dün akşamki örnek Maxi Gomez'in gördüğü kırmızı kart. İnsanın bu kartı anlaması mümkün değil.
Futbol artık bir eğlence değil. Daha ziyade bir sanayi ve bu sanayide büyük paralar dönüyor ama hâlâ takımlarımızda bunu anlamayan ufku dar futbolcular var.
Böyle bir maçta takımını 10 kişi bırakmak ne tip bir amatörlük anlamak mümkün değil.
Böyle bir yabancı futbolcuyu transfer edebilmek için iki büyük kulübümüz kıyasıya mücadele etti.
Peki ne için. Gitsin en ihtiyaç duyulacak maçta kırmızı kart görsün diye değil her halde.
Mantalite böyle de kendine güven ve itimat olarak daha farklı mıyız? Hayır değil.
İşte yine dün geceden örnek. Sivasspor ne teknik olarak ne de mücadele anlamında ligimizin kalitesinde olmadığını tahmin ettiğimiz bir takımdan 4 gol yiyor.
Üstelik maçın başında öne geçmesine rağmen geriye düşüyor ve uzatmalarda beraberlik golünün üstüne maçı kaybettiren golü yiyor.
Bakın kendimizi dev aynasında göremeyiz ama Avrupa'da önde gelen ilk 20 takımı ayrı tutun diğerleri ile aramızda öyle dağlar kadar fark yok.
Tüm takımlarımız bu dediğim üst düzey takımlar dışındaki takımlar ile rahatlıkla mücadele eder.
Fakat bu ciddiyet, kendine güven ve doğru mantalite ile olabilir.
Yoksa bizim birinci ligimizdeki takımlara rakip bile olamayacak bir takıma uzatmalarda yenilen gol ile mağlup olmak Sivasspor için futbolun mantığı ile açıklanacak bir durum değil.
Günümüz futbolunda iki unsur ön plana çıkıyor. Bunlar tempo ve pas oyunu.
Yüksek tempolarda hızlı ve organize oyun oynayabilen takımlar hem futbolu güzelleştiriyor hem de futbola heyecan katıyor.
Ne var ki bu futbolu istikrarlı olarak oynamak pek mümkün değil.
Belki 30 ve hatta 40 maçta bir olabilecek bir durum. O da denk gelen maçın tamamında olan bir şey değil.
Hadi diyelim bir yarım saat böyle oynayabiliyor bazı üst düzey takımlar. Teknik anlamda biz bu tempolu paslaşma olayında maalesef sınıfta kalıyoruz.
Eğer modern futbol oynayacaksak bunu beceren oyunculara yatırım yaparken aynı zamanda bu niteliklere sahip kendi evlatlarımızı yetiştirmemiz lazım.
Ben her şeye rağmen biraz tempo olayına mesafeli yaklaşıyorum. Pas oyunu futbolun temeli.
Yani dengeli tempo ve organize oyun benim için daha anlamlı.
Böyle bir oyunu oynayabiliyor muyuz? Elbette oynuyoruz.
İşte Trabzonspor'un attığı golü seyrederseniz ne demek istediğimi anlarsınız. 3 pasta 1 gol.
Tempo var mı yok. Fakat 3 pas ile birkaç saniye içinde gol geliverdi.
Avrupa gecesini pek de istediğimiz şekilde geçiremedik. Fakat bütün eleştirilere rağmen umutlu olmak için nedenler var.
Trabzonspor'un golü gibi örnekleri iyi çalışıp geliştirmeli ve bir an önce hak ettiğimiz yerlere gelmemiz lazım.
Fenerbahçe AEK Larnaca'yı 2-0 yenerken Başakşehir Letonya'da Rigas Skola ile 0-0 berabere kaldı.
Diğer iki temsilcimizden Trabzonspor Monaco'ya 3-1 ve Sivasspor da Ballkani'ye kendi sahasında 4-3 yenildi.
Bu maçlardan önce UEFA ülke sıralamasında 25.100 puan ile 19. sıradaydık.
Bu sezon Avrupa kupası maçlarından toplamda 4.800 puan elde etmiştik.
Aldığımız 1 galibiyet ve 1 beraberlik ile bu sene topladığımız puanlar 5.400'e yükselmiş oldu. Toplamdaki puanımız ise 25.700 oldu.
Hemen önümüzde bulunan Hırvatistan'ı geçerek 18. sıraya yerleştik.
Böyle bir ilerleme sevindirici ama unutmamamız lazım ki iki sezon önce 11. sıradaydık ve şampiyonumuz direkt Şampiyonlar Ligi'ne gidiyordu.
Milli takım olarak da FİFA ülkeler sıralamasında ise yerimiz 45.'lik.
Bütün bu sonuçlar ile artık nerede hata yaptığımızı düşünmek gerekiyor.
Bu maçlarda neleri yapıp neleri yapmamız gerektiği konusunda örnekler var aslında.
Her şeyden önce mantalite olarak durumumuz hiç tatmin edici değil.
İşte dün akşamki örnek Maxi Gomez'in gördüğü kırmızı kart. İnsanın bu kartı anlaması mümkün değil.
Futbol artık bir eğlence değil. Daha ziyade bir sanayi ve bu sanayide büyük paralar dönüyor ama hâlâ takımlarımızda bunu anlamayan ufku dar futbolcular var.
Böyle bir maçta takımını 10 kişi bırakmak ne tip bir amatörlük anlamak mümkün değil.
Böyle bir yabancı futbolcuyu transfer edebilmek için iki büyük kulübümüz kıyasıya mücadele etti.
Peki ne için. Gitsin en ihtiyaç duyulacak maçta kırmızı kart görsün diye değil her halde.
Mantalite böyle de kendine güven ve itimat olarak daha farklı mıyız? Hayır değil.
İşte yine dün geceden örnek. Sivasspor ne teknik olarak ne de mücadele anlamında ligimizin kalitesinde olmadığını tahmin ettiğimiz bir takımdan 4 gol yiyor.
Üstelik maçın başında öne geçmesine rağmen geriye düşüyor ve uzatmalarda beraberlik golünün üstüne maçı kaybettiren golü yiyor.
Bakın kendimizi dev aynasında göremeyiz ama Avrupa'da önde gelen ilk 20 takımı ayrı tutun diğerleri ile aramızda öyle dağlar kadar fark yok.
Tüm takımlarımız bu dediğim üst düzey takımlar dışındaki takımlar ile rahatlıkla mücadele eder.
Fakat bu ciddiyet, kendine güven ve doğru mantalite ile olabilir.
Yoksa bizim birinci ligimizdeki takımlara rakip bile olamayacak bir takıma uzatmalarda yenilen gol ile mağlup olmak Sivasspor için futbolun mantığı ile açıklanacak bir durum değil.
Günümüz futbolunda iki unsur ön plana çıkıyor. Bunlar tempo ve pas oyunu.
Yüksek tempolarda hızlı ve organize oyun oynayabilen takımlar hem futbolu güzelleştiriyor hem de futbola heyecan katıyor.
Ne var ki bu futbolu istikrarlı olarak oynamak pek mümkün değil.
Belki 30 ve hatta 40 maçta bir olabilecek bir durum. O da denk gelen maçın tamamında olan bir şey değil.
Hadi diyelim bir yarım saat böyle oynayabiliyor bazı üst düzey takımlar. Teknik anlamda biz bu tempolu paslaşma olayında maalesef sınıfta kalıyoruz.
Eğer modern futbol oynayacaksak bunu beceren oyunculara yatırım yaparken aynı zamanda bu niteliklere sahip kendi evlatlarımızı yetiştirmemiz lazım.
Ben her şeye rağmen biraz tempo olayına mesafeli yaklaşıyorum. Pas oyunu futbolun temeli.
Yani dengeli tempo ve organize oyun benim için daha anlamlı.
Böyle bir oyunu oynayabiliyor muyuz? Elbette oynuyoruz.
İşte Trabzonspor'un attığı golü seyrederseniz ne demek istediğimi anlarsınız. 3 pasta 1 gol.
Tempo var mı yok. Fakat 3 pas ile birkaç saniye içinde gol geliverdi.
Avrupa gecesini pek de istediğimiz şekilde geçiremedik. Fakat bütün eleştirilere rağmen umutlu olmak için nedenler var.
Trabzonspor'un golü gibi örnekleri iyi çalışıp geliştirmeli ve bir an önce hak ettiğimiz yerlere gelmemiz lazım.
Akın Göksu / diğer yazıları
- Fenerbahçe Galatasaray'ı örnek almalı / 01.06.2025
- Ali Koç Galatasaray'ın şampiyon olacağını biliyordu / 26.05.2025
- Kolay elde edilecek bir başarı değil / 19.05.2025
- Kupada da hata yok / 14.05.2025
- Galatasaray istediğini aldı / 11.05.2025
- Kafa karışıklığı ve dağılan ümitler / 05.05.2025
- Şampiyonluk şarkıları / 04.05.2025
- Hepsi iki kişilik oynadı / 28.04.2025
- Bir ihtimal daha var / 27.04.2025
- Bir varmış bir yokmuş / 21.04.2025
- Ali Koç Galatasaray'ın şampiyon olacağını biliyordu / 26.05.2025
- Kolay elde edilecek bir başarı değil / 19.05.2025
- Kupada da hata yok / 14.05.2025
- Galatasaray istediğini aldı / 11.05.2025
- Kafa karışıklığı ve dağılan ümitler / 05.05.2025
- Şampiyonluk şarkıları / 04.05.2025
- Hepsi iki kişilik oynadı / 28.04.2025
- Bir ihtimal daha var / 27.04.2025
- Bir varmış bir yokmuş / 21.04.2025

























































